Şiraze

Ben bu kendimden şikayetçiyim;
Rabbim, beni üzdüğün için,
Senden özür dilerim…

İbrahim Tenekeci

inanacaksın önce sen her söylediğine,
sen kendin güveneceksin önce kendine
ve sen emin olacaksın ne olduğundan tümüyle / benim inanmadığım senin varlığın Şirâze


varsa gitmek hep fikrinde sevmeyeceksin, ola ki sevdin yakıp gemileri gitmeyeceksin, her şeyden önce Şirâze kendinle halleşeceksin ve her gerçeği söylemekle bütün meseleleri hallettiğini zannetmeyeceksin.
belki bilirsin ölümcül kazalar en çok düz yolda olur, “asla” dediğin ne varsa bir şekilde ansızın gelip seni bulur ve “keşke”ler yoldaşın, vesveseler sol yanın, dimâğ da uyuyan tarafın olup kalır; hesap vermeden sıyrılacağını sandığın an yanarsın; ya burada şimdi, ya da nihâyetinde vaktin emin ol kendinle yüzleşeceksin.
hiçbir şey kolay değil, hiçbir şey yalın değil, hiçbir şey değil kusursuz; ille de O… göremiyorsan ahengi, duyamıyorsan kutsî melodiyi, hissedemiyorsan eşsizliği; yazık sana ki Şirâze, terkedilmişsin.
bütün yollar önü ummanla kesilse de hep kesişir, gök ve yer birbirinden ayrı görünse de ne yöne baksan ufukta birleşir; yalnız kaldığını düşündüğün an kalabalıkları hayatın geçmiş ve gelecekten üzerine çöreklenir; kapılar görürsün de Şirâze takdîr edilmemişse birini bile açamazsın.
susmayı bilirsen konuştuğunda dinlenirsin / sus noktam benim, sensin Şirâze

yolu yoksa sen yapacaksın bir yol, çıkışı kapalıysa sen bulacaksın bir çıkış; bilmiyorsan hedefini, şaşırmışsan kıbleni, helâk korkusu dolanmışsa boğazına, batmışsan balçığa; dur ve bak çevrene bir lâhza Şirâze, bütün kalabalığın içinde sen kimsin, kimlerlesin, neredesin, nerelerdensin; yerini açık seçik belirle ve çekinmeden ver tüm cevapları kesintisiz.
olmasaydı gücün taşıman için seçilmezdin; sana zamanı, sana seni, sana dünyayı emanet etmezlerdi; uyan Şirâze, sen sana verileni O’na karşı kullanma cür’etinden dolayı bu hâldesin.

tutamayacaksan söz vermeyeceksin / ben bakıyorum, hep yine hep yine ardım boş Şirâze

binlerce soru yığın yığın:
doğru olanı mı yapmaktır zor olan, doğruyu kısa yoldan söyleyivermek midir?
nedir insanın en çetin bulduğu yol ve neden hep sarp yamaçlara tırmanmayı tercih eder insan?
seni bulmak çözümse, kalmak da gitmek de ölmekse ve ölmek zaten hep zamansız geldiği düşünülense, üstelik ölmeden geçilemiyorsa ötelere, ille de ölümle kavuşmak şart koşulmuşsa… neden seçmek zorundadır insan kalmayı ya da gitmeyi?
çok sormamalı mı Şirâze, çok sorup boş yere yorulmamalı mı… semâya bak dilersen, dilersen arza; bakmayı bilirsen baktığına, inan bana hep aynı ışığı göreceksin.
ilk çalacağın kapı dua kapısı olsun her güne başlarken ve sabır gün boyu yoldaşın; çünkü ben sana verdiğim her “günaydın”ı bilsen de bilmesen de tek tek geri aldım.
yosun bakışlım, yokluğunla yoklandım…
velâ
tüm diyeceklerimi sıralayacak kadar görmedim seni, o kadar az kaldın bana; yazıyorsam sebebi sen; yanılmamak için direniyorsam her gün, yine sebebi sen; bütün sızlayan yanlarımı gizliyorsam Karpat’ta donarak, Pampa’da kavrularak, Obi boyunca kıvranarak… sebebi külliyen ben Şirâze.
uzaktan izledim seni; uzaktan duydum ben hep sözlerini, hangisi bana ait hiç bilemedim; budur sebep yıl 95; yola girilmişse gidilmeliydi.

illâ
dedim: anıların içinde kimseyi bulamazsın,
ve dedim: kimseyi o anıların içinden çıkarıp karşına oturtamazsın,
yine dedim: kimseye daha önce söylenmişleri yeniden söyleyemezsin ya da yeni hiçbir şey ekleyemezsin söylenmişlere,
ben dedim: anıları değiştiremezsin, birini bile yerinden oynamatamazsın, onların yerine de bir yenisini koyamazsın…
hep dedim: biten bitmiş, yazılan yazılmış, söylenen söylenmiş, yaşanan yaşanmıştır Şirâze.

yolun kenarında dur ki, ardından gelen sana takılıp düşmesin / tüm kazaların sebebi bil ki benim Şirâze

Ey sen!
Bırak beni, bırak dinleneyim…

Şiraze

Bir yanıt yazın

E-Posta adresiniz yayınlanmayacaktır.