Hayat hikayem mi?
Tarlaların kıyısındaki gelincikler.
–
Âmâ olsaydım
dalgınlıklarımdan anlardım güzün gelişini
–
Döküldü fesleğenin yaprakları:
Sesleri hâlâ kulağımda.
–
Birkaç meyve ağacı varmış evlerinin önünde.
Yüzü söyledi kendisinden önce.
–
Oraya da otopark yapılacakmış:
Korkudan her gün meyve veriyor ağaçlar.
–
Toz toprak içindeki çocuk erik yiyor.
Şimdi inandım baharın geldiğine.
–
Sâkin ol
ki fırtına dinsin.
–
Olur olmaz şeylerin üzerinde durmayacakmışım.
Böyle emrediyor ilerleyen yaşım.
–
Tahta masa duysaydı
dallanır, çiçeklenirdi.
–
Evlilikler de kurudu:
Çiçekleri koparılmış gül dalları.
–
Bir köşeye çekilsem
yanımda güzden başka kimse olmasa.
–
İyi bakın gönüllerinize
yara izi mi var, ayak izi mi?
–
Biraz daha uyuyacaktım ama
bırakmadı hanımeli kokusu.
–
Kent-leş-miş insanların evleri:
Eşya polikliniği.
–
Kafam yorgun.
Kalbim dinleniyor.
–
Kekeliyor geçen bulutların gölgesi.
Bu şehirde yaşanabilir mi?
–
Aşk mı?
Kim bilir nedir onun bugünkü adı.
–
Mezar taşıma rastlayanlar okusun:
Dünyadayken şiir de yazmıştır.
–
Olduğum yerden başlasam yaşamaya
olduğumu sandığım yerden.
–
Bahar gelmiş;
köy kahvesinin kapısı ardına kadar açık.
–
Canlanıverdi
yağmurun sesini duyan papatyalar.
–
Ey kimsesiz gelincik!
N’olurdu kuş olsaydın
bir defacık dinleseydim seni.
–
Uzun bir aradan sonra çiçekleri suladım.
Zamanı gelmeyenler de açtı.
–
Muhâtabı olsa da söylesem:
Seninle geliyorum.
–
Bir tek yaprak vermedi bu yıl:
Başını mı dinliyor okaliptus ağacı?
–
Anılar üşüştü başıma dün gece.
Sağolsunlar. Sabaha sağ çıktım.
–
Nereye gitti
çocuğu olduğu zaman utanan babalar?
–
Anlat, dinliyorum seni.
Dinliyorum tel örgülere takılı serçeyi.
–
Yavaş yürüyorum.
Unutmak istemiyorum.
–
Kalbim düşünmeyi bıraksa
çabuk biter gece.
–
Bıkmaya başlıdıysan
ne kaldı geriye.
–
Eskiyebilen bir evde ölmek isterim.
–
Küçük bir koy arar
yüreğe sığınır bütün acılar.
–
Kargalardan arındırılmış tarlalar, çınarlar
ve akşam kadar hazindir
tek başına yaşayanın ölümü.
–
Kalbinle bak.
Göreceksin, çiçekler bile kurumaz.
–
Vaktin geldiğini anlar çeker giderim.
İşgal etmem.
Terhis olurum.
–
Yüreğim, buğdayların arasında çırpınan
kör bir serçe.
–
Öyle bir hava ki
sen de olsaydın
taşlardaki çiçek resimleri çiçeğe dururdu.
–
Şu yeşillikte hiç çiçek yok, diyorsun,
Bütün gözlerinle bak görürsün
toprağın altına gizlendiği çiçekleri.
–
Nasıl mıyım? Ne mi yapıyorum?
Bugün akmayan hayatlar gibiyim.
Şiir yazıyorum.
–
Şiir!
Başka şaire git.
Yalnız kalmak istiyorum.
–
Kimse kimseye bir şey anlatmıyor
anlatamadan göçüp gidiyor.
–
Uzaklarda batan ay
seni öbür dünyada seyredeceğim.
Yazan: Bir idam mahkumu.
Süreyya Berfe – Ufkun Dışında – de Yayınları – 1985 (sayfa 213-256)