Üşüyorum üşüyorum
ve yorgunluğun üstüme örtü olan akşama
sızılarımı, huylarımı diziyorum
tek tek tek tek
baykuş seslerini kulaklarımdan indirircesine
vurdum,
vuruyorum güzün yaralı sırtına.
Yaralı sırtıma bir entari örüyorum
bahçeme bir ip geriyorum.
Kelimenin fanilası kurumakta orada
çitlere savaşa karşın mutlu resimler çiziyorum
huzursuz, ruhsuz hayatımı geriye çekerek
sürahiyi yaşamın dinçliğine, varlığına döküyorum
acının, benimin suyunu
taze eşilmiş
gül kokan tanelerine döküyorum
döküyorum
yeşersin habersiz insanlardan,
sapkın dinlerden dilimde tomurcuklar bitti
gözlerimdeki toprakları eşeledim
parmaklarım geçmişe değdi
geceye değdi vücudum
gergin vuslatı inletti sınırsız gökyüzüne
perdeler kaldı uyanık çehreye
ulaşmam için birde akıp giden huzurum.
Akıyorum saydam aydınlığın içine
aydınlığım ben
yörüngeden taşan
sınırım, sınırsızlığı dolaşan.
Yaralarım dizginlendi belimin üstünde
yaralarım aşktandı
yaralarım doldu testide
damlaya damlaya ben aşındımbir de yitik sorularım.
Görüyorum görüyorum
inanıyorum inanıyorum
inanıyorum yarının huzur getireceğine
inanıyorum varlık evinin çetinliğine
ve taşkın kalbime secde ettim geçmişte
süzüldüm iliklerde diplerde
ve iliklerde ki anılardan yamaçtayım
Aşındım ve vurgunum yeryüzü şevkine
urganım bulutların beline
usum, ufkum uyarlanmış hayata genişledi
selam olsun yitirdiğim acılara
selam olsun yitirdiğim güneşe
Selam olsun güz yorgunu bahçeme.