— 1 —
Karanlık hayatımda çok önce
Parıldayan tatlı yüz,
Yitti gitti şimdi
Dört yanım gece.
Karanlıkta çocuklar
Gönülleri daralınca,
Bastırmak için korkuyu
Türkü söyler yüksek sesle.
Ben de çılgın bir çocuğum.
Sesim neşeli değilse de
Türküler çağırdım karanlıkta,
Korkumdan kurtuldum.
— 2 —
Öylesine üzgünüm,
Bilmem ki neye yormalı;
Hiç aklımdan çıkmayan
Eski bir masaldan olmalı.
Durgun yavaş akıyor Ren,
Hava serin, kararmak üzre;
Doruğu tepenin
Parlıyor akşam güneşinde.
Oturmuş yukarda
Güzeller güzeli bir peri;
Altın saçlarını tarıyor,
Işıl ışıl süsleri.
Bir yandan şarkı söylüyor.
Elinde altın tarağı;
Sesi öylesine güzel,
Öylesine tatlı.
Küçük teknesinde kayıkçı
Büyülenmiş, çılgın;
Tepede gözleri,
Değil farkında, kayaların.
Yuttu dalgalar kayıkçıyı,
Sandal battı;
Söyledi o şarkıyı,
Bunu Lorelei yaptı.
— 3 —
Kalbim üzgün, kalbim,
Oysa pırıl pırıl mayıs;
Yukarda, eski hisarın orda
Duruyorum ıhlamura yaslanmış.
Akıyor durgun, sessiz
Mavi dere, aşağıda;
Sandalda bir oğlan.
Ağzında ıslık, elinde olta.
Karşıda cana yakın,
Küçük, renkli görüntüler:
Evler, bahçeler, insanlar
Öküzler, çayırlar ve orman.
Çamaşır yıkayan hizmetçiler
Koşuşuyor çayırda;
Değirmen çarkından uçuşuyor elmaslar,
Uzak uğultusu kulaklarımda.
Gri, eski kulenin yanında
Bir nöbetçi kulübesi;
Gidip geliyor önünde
Bir er, kırmızı ceketli.
Selâm duruyor, omuzluyor,
Oynuyor tüfeğiyle,
Parlıyor güneşin kızılında silâh —
Ah, beni öldürseydi!
— 4 —
Ormanda dolaşıyor, ağlıyorum,
Ardıç kuşu yüksekte;
Sekiyor, ötüyor inceden:
— Neyin var, neden dertlisin?
Kız kardeşlerin kırlangıçlar
Söyler bunu, yavrum;
Ne güzel yerde yuva kurmuşlar:
Penceresinde sevgilimin.
— 5 —
Gece nemli, fırtınalı,
Gökte yok yıldız;
Hışırdayan ağaçlar, ormanda
Dolaşıyorum, yalnız.
Uzakta titrek bir ışık:
Issız kolcu kulübesi.
Gitmek istemiyorum,
Kasvetli içerisi.
Kör nine oturmuştur
Meşin koltuğuna gene;
Konuşmaz hiç, korkunç,
Benzer heykele.
Gezinir homurdanarak,
Kızıl saçlı oğlu adamın;
Fırlatır tüfeğini duvara.
Güler alaycı, kızgın.
Çıkrık önünde güzel kız
Islatır ipliğini gözyaşı:
Babasının köpeği iniler, sokulur,
Dizlerine sürünür başı.
—6 —
Ailesine sevgilimin
Rasladım yolculukta;
Sevindiler beni görünce
Küçük kardeş, anne, baba.
Sordular hatırımı: Nasılsın?
Eklediler sonra:
“ Hiç değişmemişsin,
Yüzün biraz solgun ama!”
Halaları, yengeleri sordum,
Bir sürü tanıdıkları;
Sonra minik köpeği,
Ne de sevimli havlardı.
Evlenmiş sevgilimi
De sordum bir ara:
Cevap verdiler sevinçli:
— Çocuğu oldu yakında.
Candan kutladım
Sesim fısıltı halinde.
Çok selâm söyleyin,
Tebrikler benden de.
Söze karıştı küçük kız:
— Ne güzeldi köpeğimiz, minik,
Büyüdü, kudurdu sonra,
Ren nehrine attık.
Hele güldüğü zaman,
Sevgilime benziyordu kardeşi;
Gözleri beni perişan eden
Tıpkı onun gözleri.
— 7 —
Balıkçı kulübesi yanında
Oturmuş, denize bakıyorduk;
Akşam sisleri
Göğe yükseliyordu.
Fener kulesinde
Yandı ışıklar;
Enginde, uzaktan
Bir gemi daha göründü.
Konuştuk fırtınadan, kazalardan,
Gemicilerin gökle su,
Sevinçle korku.
Arasında yaşadıklarından.
Konuştuk uzak kıyılardan,
Güneyden, kuzeyden.
Garip milletler,
Garip âdetlerinden.
Hoş kokular, parıltılarla Ganj,
Kocaman ağaçlar tomurcuk içinde,
Güzel sessiz insanlar diz çökmüş,
Lotüs çiçekleri önünde.
Kirli pasaklı Laponlar,
Yassı kafa, yayvan ağız, bodur;
Bir ateş çevresine çömelmiş,
Balık kızartır, bağrışıp durur.
Dinliyordu kızlar merak içinde,
Derken herkes sustu;
Gözden kayboldu gemi,
Karanlık bastı.
— 8 —
Dilber balıkçı kızı,
Çek kıyıya sandalı;
Elin elimde
Gel otur yanıma.
Koy kalbime başçağızım,
Telâşlanma, korkma;
Azgın denize her gün
Güveniyorsun ya!
Çalkanır, kabarır, yatışır,
Kalbim de denize benzer;
Onun da derinlerinde
Güzel güzel inciler.
— 9 —
Ay doğdu,
Dalgalarda ışınları;
Kollarımda sevgilim,
Kalbimizde çalkantı.
Dinleniyorum kumsalda,
Kollarında sevgilimin;
Bir şey mi duydun rüzgârda,
Ürperdi beyaz elin?
İşittiğin rüzgâr değil,
Deniz kızlarının şarkısı;
Kardeşlerimdi onlar,
Deniz çekip aldı.
— 10 —
Ayaklarında rüzgârın
Beyaz su pantolunu!
Kamçılıyor dalgaları azgın;
Kükrüyor, köpürüyor dalgalar.
Kararmış gökten boşanır
Sağnak halinde yağmur;
Sanki koca gece
Boğmak ister kocamış denizi.
Direğe tutunmuş martı,
Kısık çığlıkları;
Ürkmüş, kanat çırpıyor,
Sesinde felâket haberi.
— 11 —
Islık çalıyor, uğulduyor, gürlüyor,
Hora tepiyor fırtına;
Haydaa! Zıplıyor küçük gemi!
Katıldı gece de bu taşkınlığa.
Kuduran deniz şimdi
Sularla oluşmuş canlı bir dağ;
Burda siyah bir uçurum,
Yüksek beyaz bir kule orada.
Küfürler, kusmalar, dualar
Kamaradan taşmakta dışarı,
Sım sıkı yapıştım direğe,
Ah, evde olmak vardı!
— 12 —
Karanlık çöküyor, akşam,
Sis kaplıyor denizi;
Dalgalarda esrarlı bir hışırtı,
Bir beyaz kabarma sularda.
Çıkıyor ortaya deniz kızı,
Geliyor kumsalda yanıma;
Dolgun göğüsleri apak
Taşmış tül giysilerinden.
Kucaklıyor, sıkıyor kollarında
Acıtır gibi, beni —
Eziyorsun âdeta,
Güzel su perisi!
Sıkıyorum kollarımda
Ezer gibi seni;
Çok soğuk bu akşam,
Isınayım sana sarılayım da!
Ay bakıyor gittikçe solgun
Alaca bulutlar arasından;
Güzel su perisi
Gözlerin bulanıyor, yaşarıyor!
Bulanmıyor, yaşarmıyor gözlerim,
Zaten bulanıktı, yaşlıydı;
Çünkü denizden çıkarken
Bir damla su kaçtı.
Martıların çığlığı, ve deniz
Kabarıyor, çatlıyor kayalarda —
Güzel su perisi,
Kalbin çarpıyor çılgınca.
Kalbim çılgınca çarpıyor,
Çarpıyor çılgınca;
Sevgili insanoğlu,
Candan vuruldum sana!
— 13 —
Geçtikçe sabahları
Evinin önünden yavrum,
Penceredeysen eğer
Sevinçten uçar gönlüm.
Merakla bakar bana
Koyu kahve rengi gözlerin:
Hasta, yabancı adam.
Neyin var, kimsin?
Ben bir Alman şairi,
Bütün Almanyada meşhur;
En değerli isimler söylenince
İçlerinde benimki de bulunur.
Neyim mi var, küçük kız,
Almanyada çoklarında olan şey:
En ağır acılar söylenince
İçlerinde benimki de bulunur.
— 14 —
Engine doğru parlayan deniz
Akşamın son ışınlarında;
Konuşmadan oturuyorduk ıssız
Balıkçı kulübesi yanında.
Uçuşurken martılar
Sis çıktı, sular kabardı;
Tatlı gözlerinden
Sızarken gözyaşları.
Gördüm, düştü ellerine damlalar,
Diz çöktüm önünde;
İçtim beyaz avucundan,
Silindi gözyaşları.
O gün bugün eriyor gövdem,
Ölüyor ruhum, özlemler içinde —
Mutsuz kadın beni
Gözyaşıyla zehirledi.
—15 —
Orda, o tepede
Hoş, zarif bir şato;
Üç güzel genç kız,
Aşkı onlardan tattım.
Öptü beni cumartesi Jette,
Pazar günü Julia,
Pazartesi Kunigunde
Boğuyordu az daha
Üç kızlar şatosunda
Salıya şenlik vardı;
Geldiler konu komşu
Hepsi atlı arabalı.
Ya ben, çağrılmadım ben,
Ayıp ettiler doğrusu!
Fısıldaştı hala, yeğen
Güldüler sezip durumu.
— 16 —
Enginde, ufukta
Sisli bir görüntü:
Kuleleriyle şehir
Akşam şafağına büründü.
Yaslı suda nemli rüzgâr,
Oynaşır menevişleri:
Kayıkçı kürek çekiyor
Üzgün, dertli.
Doğruluyor bir daha yerinden,
Gösteriyor sevgilimi,
Işınlar saçarak güneş,
Nerde yitirdiğimi.
— 17 —
Koca, esrarlı şehir
Selâm sana;
Sevgilimi bir zaman
Basmıştın bağrına.
Kuleler, kapılar, söyleyin
Hani nerde gülüm benim?
Göz kulak olun demiştim,
Hani nerde emanetim?
Kulelerin ne suçu var,
Kımıldayamazlardı yerlerinden;
Valizler kutularla sevgilim
Şehirden kaçarken.
Kapılar, ama onlar
Bıraktılar gitsin, sessizce;
Bir kapı her zaman boyun eğer,
Bir deli kız ona açıl deyince.
— 18 —
Gene eski yolumdayım,
Dost, âşinâ caddeler;
Derken sevgilimin evi…
Yok içinde kimseler.
Bu yollar ne darmış meğer,
Ne berbat şu kaldırım!
Çökecek başıma evler…
Kaçar gibi uzaklaştım.
— 19 —
Girdim o salonlara, bir zamanlar
Bağlılık yeminleri etmişti;
Sürünüyordu yılanlar
Gözyaşları dökülen yerlerde şimdi.
— 20 —
Sessiz gece, dinleniyor sokaklar.
Sevgilim şu evde otururdu;
Yerinde duruyor ev,
O gideli çok oldu.
Sokakta biri, gözleri göğe çevrili,
Uğuşturuyor ellerini, acısından;
Bana kendi yüzümü gösteriyor ay:
Ürperiyorum yüzüne bakarsam.
Aşkın acılarına niçin özenirsin,
Ey benim benzerim, solgun delikanlı!
Geçmişte bazı geceler
Ben burda kıvranmadım mı?
— 21 —
Biliyorsun daha sağım,
Nasıl rahat uyursun?
Tutacak gene öfkem,
Zincirimi kıracağım.
Bilir misin o eski şarkıyı:
Gelir hani ölü genç,
Alır gider mezarına
Sevgilisini, gece yarısı.
İnan bana, sevda gülüm,
Güzeller güzelim, sen:
Yaşıyorum, daha da güçlüyüm
Bütün ölülerden!
— 22 —
Uyuyor odasında genç kız,
Çekingen bakıyor ay, içeri;
Derken bir vals melodisi gibi
Şarkı, çalgı sesleri.
Pencereden bakayım,
Kimdir rahatımı bozan?
Bir iskelet, aşağıda
Şarkı söylüyor, çalıyor keman:
“Bir dans vadetmiştin bana,
Nerde verdiğin söz, tutmamak olmaz!
Mezarlıkta bir balo var bugün,
Gel gidelim, dans edelim biraz!”
Kız kaptırmış kendini.
Çekiyor onu bir kuvvet;
Şarkı söyleyip keman çalarak
Yürüyor önünde iskelet.
Çalıyor, hopluyor, zıplıyor,
Selâmlar dağıtıyor bir kuru kafa;
Takırdıyor kemikleri,
Ürpertiyor, ürkütüyor ay ışığında.
— 23 —
Karanlık rüyalar görüyordum,
Gözlerim resmine saplanmıştı;
Sevgili yüzü çok hoş
Canlanmaya başladı.
Dudakları çevresinde
Tatlı bir gülüş belirdi;
Sanki hüzün yaşlarıyla
Parlıyordu gözleri.
Aktı yanaklarıma yaş,
Gözlerimden benim de —
Ah, hiç inanamıyorum
Seni yitirdiğime.
— 24 —
Ben mutsuz Atlas! Taşımak zorundayım
Acılar dünyasını sırtımda;
Yüklenmişim katlanılmaz şeyi,
Kalbim kopacak âdeta.
Ey mağrur kalp, sen istedin!
Mutlu olmak diledin, sonsuz mutlu,
Ya da mutsuz alabildiğine, ey kalp!
İşte buldun mutsuzluğu
— 25 —
Yıllar gelip geçiyor,
Soylar mezara göçüyor;
Benim kalbimdeki sevgiyse
Duruyor olduğu gibi.
Bir daha görseydim seni,
Önünde diz çökseydim,
“ Madam, sizi seviyorum!”
Deseydim, ölseydim!
— 26 —
Bir düş gördüm: parıldayan
Ay ve yıldızlar üzgündü;
Çekti beni bir el, uzaklara
Sevgilimin şehrine götürdü.
Evinin önüne vardım,
Öptüm taş basamakları:
Değmişti etekleri kaç kez,
Değmişti minik ayakları.
Çok soğuktu taşlar,
Uzundu, soğuktu gece;
Bakıyordu ay-parlak
Solgun bir yüz pencerede.
— 27 —
Ne ister benden
Gözümde bu tek damla?
Karartıyor bakışımı,
Eski günlerden kalma.
Pırıl pırıl kardeşleri vardı,
Aktı gitti hepsi,
Acıların!, sevinçlerimle
Gecede, rüzgârda.
Acıları, sevinçleri
Kalbime gülümsemişlerdi
O mavi yıldızlar
Sis gibi onlar da eridi.
Aşkım, aşkım da boş bir soluk
Gibi dağıldı gitti;
Ey geçmişten kalan tek damla
Sen de ak git haydi!
— 28 —
Güzün solgun yanmayı
Bakıyor bulutlardan;
Kilise mezarlığında sessiz,
Rahip evi, bir başına.
Anne, İncil okumakta,
Oğul dalmış, ışıkta gözleri,
Uykulu geriniyor abla,
Konuşuyor kız kardeşi:
“Allahım, geçmiyor günler,
Burası ne de ıssız!
Birini gömmeye geliyorlar,
Bir şeyler görüyoruz.”
Anne, gözleri kitapta: “Yanılıyorsun,
Yalnız dört kişi öldü
Mezarlık kapısı yanına
Babanı gömdük gömeli.”
Esniyor büyük kız:
“Yanınızda açlıktan ölmek —
Konta gideceğim yarın,
Tutkundur o, zengindir pek.”
Başlıyor oğlan gülmeye:
“ Meyhanede üç avcı zilzurna,
Altın yapıyorlar.
Öğretecekler bana da.”
Anne, oğlanın zayıf yüzüne
Doğru sallıyor İncil’i:
“Allahtan korkmaz, utan.
Gidip haydut mu olacaksın!”
Pencerede bir tıkırtı.
Bir el, bir şey hatırlatmada:
Dışarda siyah cübbesiyle
Ölü baba.
— 29 —
Hava pek berbat:
Yağmur, kar, fırtına;
Oturmuş, karanlığa bakıyorum
Pencere kenarında.
Derken belirdi bir ışık,
Yürüyor yavaş, titrek
Bir annecik, elinde fener,
Geçiyor sokağı sallanarak.
Un, yumurta, yağ
Aldı her halde,
Sevgili yavrusuna
Çörek yapacak.
Kız evde uzanmış koltuğa,
Kırpıştırır ışığa uykulu gözlerini;
Dalgalanır tatlı yüzünde
Saçları altın rengi.
— 30 —
Aşkın acılarında
Helâk oluyormuşum,
Başkaları gibi ben de
İnandım sonunda buna.
İri gözlü bebeğim
Sonsuz sevdiğimi seni,
Aşkın kalbimi kemirdiğini
Sana her zaman söyledim.
Ama yalnızken konuştum
Bunları, ıssız odamda;
Sustum ah her zaman,
Seninle olunca.
Kötü ruhlar vardı
Bağlayan ağzımı;
Benim mutsuzluğum ah,
Onlar yüzünden şimdi.
— 31 —
Beyaz zambak parmakların
Öpebilsem bir daha,
Sıksam kalbimde, sessiz ağlayışlar
İçinde erisem gitsem sonra!
Duru menekşe gözlerin
Gece gündüz karşımda.
Bu tatlı mavi bilmecenin anlamı?
İçimde bir tasa.
— 32 —
Tutkunluğuna
Hiç mi bir şey demedi?
Aşkına bakışlarıyla
Hiç mi karşılık vermedi?
Gözlerine baktın da kızın
Hiç mi ruhuna inemedin?
Aziz dost, böyle işlerde
Hani eşek de değilsin!
— 33 —
Karşılıklı sevda; ama ikisi de
Gizledi ötekinden;
Bakıştılar haince
İçin için erirlerken.
Ayrıldılar, düşte gördüler
Ara sıra birbirlerini;
Farkında değildiler,
Çoktan ölmüşlerdi.
— 34 —
Size acılarımdan dert yanınca
Esnediniz, hiçbir şey demediniz;
Onlardan zarif şiirler çıkarınca
Övdünüz, iltifatlar ettiniz.
— 35 —
Şeytanı çağırdım, geldi,
Seyrettim hayranlıkla;
Ne çirkindi, ne kötürüm,
Sevimli, hoş bir adam,
Ömrünün en parlak yıllarında,
Candan, nazik, görmüş geçirmiş.
Usta bir diplomat,
Dinden, devletten konuşması yaman.
Solgun biraz, buna da şaşılmaz:
Sanskritçeyi ve Hegel’i öğreniyordu.
En sevdiği şair Fouque imiş hâlâ.
Artık eleştirmeyle uğraşmayacakmış,
Bırakmış bu işi tamamen
Nineciği Hekate’ye
Benim hukuk çabalarımı övdü,
O da uğraşmış eskiden.
Dostluğumdan pek memnunmuş;
Başını salladı, sordu bir ara:
Biz sizinle daha önce
İspanyol elçiliğinde tanıştık galiba!
Anladım, eski ahbabım,
Yakından yüzüne bakınca.
— 36 —
İnsanoğlu, şeytanla alay etme,
Kısadır ömrün yolu,
Ebedî lânetse
Ne hayal, ne kuruntu.
İnsanoğlu, öde borçlarını,
Uzundur ömrün yolu,
Arada borç ver, ödünç ver gene,
Hep verdiğin gibi.
— 37 —
Doğudan gelen üç kutsal kıral,
Sordular köylerde, kentlerde:
“ Bethlehem’e nereden gidilir,
Ey oğullar, ey kızlar?”
Ne gençler biliyordu, ne ihtiyarlar,
Kırallar yollarına devam ettiler;
Altın bir yıldızın peşinden gittiler:
Işıl ışıl gökte parlıyordu.
Yusuf’un evinin üzerinde
Durdu yıldız, kırallar içeri daldılar;
Dana böğürüyor, bebek bağırıyordu,
İlâhiler okudu üç kutsal kıral.
— 38 —
Yavrucuğum biz çocuktuk,
Küçük, şen iki çocuk;
Girerdik tavuk kümesine,
Samanlara sokulurduk.
Öterdik horozlar gibi,
Gelip geçenler
Duyunca sesimizi
Öten horoz sanırlardı.
Avlumuzdaki sandıklara
Sererdik bir güzel yaygı,
Dayardık döşerdik,
Evimizdi orası.
Yaşlı kedisi komşunun
Misafir gelirdi sık sık;
Buyurun, oturun, hoş geldiniz!
İltifatlar ederdik.
Sorardık hatırını.
Dostça ağırlardık;
O gün bugün birçok yaşlı kediye
Aynı şeyi yaptık.
Oturur, konuşurduk
Görmüş geçirmiş ihtiyarlar gibi;
Dert yanardık: Bizim zamanımızda
Her şey ne kadar iyiydi!
Muhabbet, sadakat, din iman
Kalmadı artık dünyada;
Kahve ateş pahası,
Kimde var ki para! —
Geçti gitti çocuk oyunları,
Her şey geçti gitti —
Para, dünya, o günler,
İman, sadakat, sevgi.
— 39 —
Kalbim daralmış, özleyerek
Anıyorum geçmiş zamanı;
Ferahtı henüz dünya,
İnsanlar rahat yaşardı.
Şimdi her şey alt üst sanki,
Bir eziklik, bir çöküntü!
Tanrı öldü yukarda,
Şeytan aşağıda ölü.
Kasvetli, bulanık her şey,
Soğuk, çürük, karman çorman;
Birazcık sevgi de olmasa
Ne yapardı insan?
— 40 —
Ay karanlık bulutlardan doğru
Pırıl pırıl süzülürken,
Aydın bir görüntü karşımda
Karanlık geçmişlerden.
Herkes güvertedeydi,
Gidiyorduk Ren’de gururlu;
Yaz yeşili kıyılar
Akşam güneşinde ışıldıyordu.
Oturmuştum düşünceli, güzel-şirin
Bir hanımın ayakları dibinde;
Oynaşırken altın kızılı güneş
Solgun sevimli yüzünde.
Lavtalar çalıyor, gençler
Şarkı söylüyordu, sevinçli;
Açıldı ruhlarımız,
Gök mavileşti.
Bir masalda gibi geçiyordu
Dağlar, şatolar, orman, vadi —
Parlar gördüm o güzel kadının
Gözlerinde ben bütün bunları.
— 41 —
Sevgilimi gördüm düşümde,
Yılgın, çileli bir kadın;
Solmuş çökmüş, eskiden
Benzeriydi baharın.
Bir çocuk kucağında,
Birini elinden tutmuştu;
Üstünde başında, bakışlarında
Belliydi kederi, yoksulluğu.
Kaykıla doğrula çarşıdan geçiyordu,
Birden beni gördü, baktı yüzüme;
Ona şunları söyledim,
İçim acıyla doldu:
“Gel, evime gidelim,
Bak, solgunsun, hasta…
Çalışır ederim,
Yer, içersin yanımda.
Çocuklara da bakarım,
Ne aç korum, ne açık;
Ama önce seni düşünmeliyim,
Zavallı, talihsiz çocuk!
Seni sevmiş olduğumu
Söylemem hiç sana,
Ancak öldüğün vakit
Ağlarım mezarında.’’