Rainer Maria Rilke

“Rilke ve Lou aşklarının en tutkulu zamanlarından bir gece, şiddetle kavga ederler. Lou öfkesini yenemez ve gecenin karanlığında atlı araba ile uzaklaşmak, kaçmak ister Rilke’den. O kadar hırsla koşturur ki atları. Zaman ve mekan mevhumunu yeniden hatırladığında, o kadar uzaklaşmıştır ki sevdiği adamdan. Sonra hiç bir şeyle bastıramadığı dayanılmaz bir özlemle kendine gelir. Ve göğsünden Rilke’nin çok önceleri ona yazdığı mektubu çıkarır, bir parçasını koparıp yutar. Sonra bir parça, bir parça daha…”

Ölümünden kısa bir zaman sonra Londra’da bir kolejde yaptığı bir konuşmada Stefan Zweig, Rilke ‘yi anlatırken şunları söylüyor :

” …Rilke, açığa vurulan hislerden korku duyar, kişiliğini ve kişisel tutkularını son derece gizli tutardı. Bir hayat boyunca tanıdığım insanları göz önünden geçirince ,dış görünüşü ile göze batmazlığı Rilke gibi uygulamış ve bunu başarmış bir başka kişi daha hatırlamıyorum .. Münih ya da Viyana’da 10- 20 ahbabın bir yerde oturup sohbet ettiğini düşününüz. Zarif ve genç görünüşlü bir adam kapıyı açar, fakat bu hiç kimsenin dikkatini çekmez, çünkü bu onun ilk ayracıdır; sessiz, yavaş ve kısa adımlarla ilerler, sanki birden ortaya çıkıvermiştir, birkaç kişinin elini de sıkar, gidip bir yere oturur ve başını hafifçe önüne eğer; sanırsınız ki olağanüstü bir aydınlık ve canlılıkta olan ve kendisini ele veren tek şeyi, gözlerini çevreden gizlemektedir.Ellerini dizlerinde bağlar ve sessizce dinler, sanırsınız ki salt kulak kesilmiştir.Sonunda iki söz edecek olsa alçak sesle konuşur, sesi ne kadar da güzel ve toktur. Hiçbir zaman kızmaz, kimsenin sözünü kesmez; söylediği sözlerin kendisini ilgi merkezi haline getirdiğini sezinlerse derhal susar ve içine çekilir. Onun gerçek ve yaşam boyu anımsanacak konuşmaları ancak baş başa bulunduğunuz alacakaranlık akşam saatlerinde, ya da yabancı bir kentin sokaklarında birlikte yürürken tanık olabilirdiniz

(Soyut dergisi, 35, mart 1971, sayfa 22 -24, çeviren: Remzi Baykan)

… 18.yüzyılın mektup kültürü çağı, 19.yüzyılda yavaş yavaş sona erer. Hele yazı makinesinin icadı, ruhsuzlaşan mekanik çağın başlangıcı oldu. Rilke’nin o çok düzgün el yazısıyla tomar tomar mektupları. makine devrinde, bile bile çağa ters düşrnek gibidir. Denebilir ki, Rilke, sanki 18.. yüzyılın o kayıplara karışmış toplumsal düzenini, mektuplarında yeniden kurmak, ve hep taahhütlü göndererek, mektuplarını iş güç telaş ve umursamazlıklarından korumak, kurtarmak istemişti.

(Hermann Pong, das kleine Lexikon der Weltliteratur, 1961,s. 255).

Bir yanıt yazın

E-Posta adresiniz yayınlanmayacaktır.