“Nâz idüp şol iki hâlün birini gizleme kim
Nâzunı sen beni öldürmege nâr eylersin”
Emrî
Naz ile nazm arasında bir kuştur özlemek -ipliğini çeker sevdanın-
Kadın inci gibi dizdi gözyaşlarını zamana.
Şiirdir bu yüzden beklemek.
Bekledi, yokladı incileri. Hepsi yerli yerinde.
Yüzüne sürdü gül-i nâzı.
Yıkadı asumanın ipeğini, güneş bulmaya çalışmadı hiç.
Biliyordu, ölüdür evrenin zifiri.
Nûr’a döndükçe yüzünü kanatlanırdı karanlık sırrından.
Umut etmek kusurdu, lekeledi inci tozları elini.
Üfürdü kederini kuzeyin yağmur bulutlarına doğru.
Bu bulutlar gözlerini taşırdı, bilirdi.
Bu bulutlar ki gölge eder günlere.
Günün gri vakti kesme umudun dallarını.
Bahar geliyor. Âh gelsin lütfen! Baharla gel!
Kadın ellerini hüsnün kadehine daldırdı.
Bu hüzün, güzelliğin şarabıdır kusurun gövdesinden sıyrılan.
Cadıların kazanlarına örtülen sahte müjdeyi görmedi.
Bakışlarında eğreti çiçekler… Yandı.
Cadılar kahkahalarına boyadılar arzı.
Benim canım kuş kadar Rabbim! Nasıl da yürüdüler kalbime.
Kadının incilerini öpüp şiire saldım onu.
Odur benim gülümseyen maskemin altında ezilen.
Âh bu iğneyi kalbe geçiren el, umudun içinden de geçir yolları.
Gelmeyecek olanın ayakları yola mecbur olsun.
Geçmişin küfrü temizlensin duanın paspasında .
Ezilsin kokusu sevdanın, saçılsın geceye.
Bir salâhtır varlığına da yokluğuna da okunan.
Velhâsıl sevgili, benim şehrine yolladığım kuşlar var ya…
Âh o kuşlar… Kırılan düşlerimin elleriydiler.
Nergihan Yeşilyurt