Öldürdüm içimde birini:
Sevmemiştim o kadını.
Dağın yamacında yanan
kaktüs çiçeğiydi;
alazlanan kuraklıktı;
serinlik nedir bilmeyendi.
Taş ve gökyüzü vardı
ayaklarında, omuzlarında,
ve asla inip aşağıya
aramadı “suyun gözü”nü.
Nerede dinlenmişse,
kavuran soluğuyla
ve yüzündeki harlı alevle
buruşur küçülürdü çimen.
Hızla sertleşen reçine misali
katıydı konuşması,
serbest bırakılmış tutsak gibi
düşmezdi sözcükleri sevgiyle.
Eğilmeyi bilmezdi
bu dağ bitkisi,
ve hemen yanı başında
bendim eğilen.
Ölsün diye bıraktım,
yüreğimin kanını söktüm aldım.
Yiyecek bulamayan bir kartal misali
düştü güçten kuvvetten.
Kanatları çırpmaz oldu,
eğilip büküldü, solup gitti,
ve düştü ellerime
usulca sönüp giden közü…
Hâlâ kızgındır bacıları bana
O’nun için bağırırlar bana,
ve kızgın balçık yaralar beni
geçip giderken oradan.
Karşılaştığımda şöyle derim onlara:
Uçurumlarda arayın
ve bulduğunuz balçığı şekillendirin
başka bir yanan kartal gibi.
Bunu yapamıyorsanız şayet,
unutun O’nu.
Öldürdüm O’nu ben. Sizler de
öldürmelisiniz O’nu.
Gabriela Mistral
Çeviren: İsmail Haydar Aksoy