Öncesi

Güneyin insanı olgunlaşmıyor. Zorlanıyor çocukluktan çıkmaya. Çocuk olmadığı anda birden yaşlanıyor.

Erken gelen yaşlılık utangaç kılıyor bizi. Kararları enine boyuna düşünmeye zorluyor. Tek tük soru soruyoruz çevremize; maksat, adet yerini bulsun. Yanıtları zaten biliyoruz. Bilgelik bacaklarımızı, ayaklarımızı bağlıyor, izin verdiği tek lüks birkaç küçük yanlış.

Gövdesi yaşlı, ruhları genç insanların ürkünçlüğü.

Güzel mevsim yaşamanın yararsızlığını daha ağrılı duyuruyor. Birikiyor doğa, güzelim bölgelerine çekiliyor ve yüzümüze sürgülüyor kapısını. Gökler, tüyler üzerinde sürüklenerek son ışık taneleriyle birlikte uzaklaşıyor.

Ancak hayatı reddettiğimizde tarihsiz zamanın, sonsuzluk akışının tadına varabiliriz belki. Çocukluğumda, kapalı evimin önünden geçer, onca uzak sevdiklerimin seslerini dinlemek üzere kapının arkasına sokulurdum.

Doğayı aşırı seven kişi dünyanın geri kalanını yitirme riskini taşır. Evrenin iltifatlarını elinin tersiyle itmelidir Şair. Masumlar, acizler, belki de budalalar için imâl edilmiştir doğa. Çocuk ama, yarattığı an zaten aşağılamıştır doğayı. Tıpkı şair gibi çocuk da açıklığın, görünenin düşmanıdır.

Meuse, Nil ya da Tiber’in kıyısında bir sıra eski ağaç bulup eskil duvarlara dirseklerimi dayayabileceğim bir yer çıktığında önüme, şiirsel iç çağrının yazgısallığı, gelip geçiciliği üzerine düşünürüm. Neden yazar şairler? Bu konuda bir şeyler anlayabilmek için çocukluklarının geçtiği koşulları kurcalamak gerekir. Kuşkusuz kaynakta, kendi öyküsünü biricik kılma, öyle tanımlama hülyası yatar genç şairin yüreğinde. Gizli bir törene katılmak üzere tarikata kabul edilen genç çırağın içgüdüsel kibirini andırır. Doğaldır, bu iman, tansığa açılmışlık, bu fiziksel gerilim yapma, yapıştırma unsurlarla beslenemez, hele kurala asla dönüşemez. Birkaç mevsim yaşar ve ölür Şair; ve yaşamını, alışkanlıklarını değiştirmek zorunda kalır. Tarihçi ya da hatip olabilir, kendi zavallılığından gevezelik hatta fayda üretebilir. Hakikat zararlıdır şiire. Şair için yegâne süt şiirdir. Şen zehirden, köpüklü şaraptan daha düz, daha opak, daha taşkın süttür. Şairlerin memelerine tutunur şair, şiirin iri, yapılı analarına.

Her geçen yıl bilincimizle birlikte kendimizi anlatma güçlüğümüz de büyüyor. Bunun nedeni, bizim için doğanın, hayatın ya da tarihin ritminin hiçbir sürpriz barındırmıyor olması sanıyorum. Her müdahalemiz bir sorun olup çıkıyor, yalnız cesaretten değil, keremden de yoksunuz. Bu yoksunluk içinde bilimin, hem de en derin bilimin içgüdüsel olduğunu düşünüyoruz. Neden gençler öğrenmeye bunca yetenekli de biz, yitik sesimizin ritmini bulmaktan bile aciziz?

Leonardo Sinisgalli
1908 – 1981
Çeviri: Işıl Saatçıoğlu
(Dünya Şiiri Antojisi s.678-9
X Yay. Hazırlayan Necmi Naz)

                                                   

Bir yanıt yazın

E-Posta adresiniz yayınlanmayacaktır.