Tırpanladığım Ölüm Şiirleri

Şair: Ölüm Şiirleri Bercestem

İşte iki adım daha atıyorum
Artık söylenecek hiçbir sözüm kalmadı dilimde İçimde kar yüklü geçit vermez anılar Ve her şiir biraz ölüm Bir bir çekilip gidince dostlar.
Tuğrul Tanyol
Yedi adam biri bir gün bir aşk bir gün gereğini belledi ölüm girse koynuna Ayırmaz aşkı yanından Cahit Zarifoğlu
Açar solar türlü çiçek Kimler gülmüş, kim gülecek Murat yalan, ölüm gerçek, Dostlar beni hatırlasın. Aşık Veysel
Yaşam yok, ölümse bir türlü gelmiyor. Anlaşılmaz değin uzun Uzun, katlanılmazcasına kişinin alınyazısı.
Ivo Andrich
dört ayrı ölümle ölmeyi öğren demişlerdi bana dört bucakmış anlattıklarına bakılırsa dünya omzun güneş kokuyor demişti kısa eteklikli kız o da omzuma bir şey konduracak mutlaka. İsmet Özel
işte o gün ve ondan sonra çok önemli bir sözü unutmanın şaşkınlığıyla oturup bir şiir yazarsın ve ışık ölümü bekleyen bir ruh gibi titrer başucunda
Tuğrul Tanyol
kimi görsem dilim buruk, kelimeler ölümlü, sesim anadan üryan.
Ali Ayçil
bir ağıt söyledim kadına, ölüme ve tekbaşınalığa ipi, ağacı, kadını ve akşamı kendim seçtimbir kadını astım, sonra oturup ağladım altındaBaki Ayhan T.
ben cem, daha dün yarım imparatordum kestirdiğim paralarda soldu vücudum öldüm binlerce ölümle, kıyıya vuran cesedime baktım yağlı urganlar bağlayıp boynuma (iskele, günbatımı rodos’a doğru batık tekneler) yürüdüm, artık bana bu dünyada yer yok ne saray, ne köşk; ne rütbe, ne taht ağabey el ver yanına geleyim al beni, sonra istersen boğdur bir yanım zifiri karanlık, bir yanım… birden yağmur! Tuğrul Tanyol
Ürperiyorsun denizin çığlıklarını duydukça dudakların kaskatı öpüldükçe neden? Kaç ölüm tasarlıyorsun çıkmazında belli, yoruldun kendini denemekten. Ahmet Oktay
ölüm asude bahar ülkesi değildir o zaman ölüm: yiğit ve sevecen bir yaşamın mutlu günlere sunulmasıdır canlı bir gül gibi somut ayrılık yoktur artık zaman içinden yaşamın ve sevdanın, ölümün kimi kez de öpüşün kadar sıcak ve tatlı vişne rengi dudakları vardır sevgilim… A. Kadir
Kendi mezarını kazıyor insan. Tekrar tekrar. tekrar tekrar ölüyor, öldürürken. Ve her defasında ihanete bulanmış aşklara sevdalanıyor. Bir karga geceye boyuyor sabahı. Bir karga öldürdüğü kendi soyunu gömüyor toprağa. Tekrar tekrar Habili öldürüyor Kabil. Tekrar tekrar ölümü seçiyor Habil. Zeynep Didem
Beni böldün kendi acını sapladın bıçak gibi sonra yas tuttun ölümüme Neşe Yaşın inci kolyelerle süslü boynuna hiç ölüm yakışmazdı ki. Behçet Aysan
ne söylersen söyle bir gün yiteceğiz çam seli halinde kalabalık bir orman alıp götürecek bizi kuytu ölümlere yaşamanın anlamını sorsam da söyleme konuştukça bir gemi açılıyor kıyıdan. Behçet Aysan
Yıllar önce Ölümü seçen sevgilim Bunca sevgisizlik içinde İyi biliyordu Yetmeyeceğini İki kişinin birbirine. Bu yüzden döşeğinde Ölümle buluştu. Metin Altıok Ha aşkın dikeni, ha ölümün dikeni Melih Cevdet Anday
çünkü beni sevsen de bana güvenmezsin iyi bilirim apoletim sırmasız hatta hiç yok su içsem ağzımın kenarlarından dökerim neyi hatırlatır benim sana uzak bir bakışım bilirim aslında mutsuz yaşayıp gidiyoruz ölüme direnerek şimdilik şimdilik alımlı bir başka mutluluklara özenerek Turgut Uyar
Ölüm gelecek ve senin gözlerine bakacak. Bir ayıba son verir gibi olacak, belirlemesini görür gibi aynada ölü bir yüzün, dinler gibi dudakları kapalı bir ağzı O derin burgaca ineceğiz sessizce. Cesare Pavase
Neredeysen firar et, gel, hâlâ göğsümde mırıldanan çocukluğunu anlat bana Hayatın kovduğu ölümün geri çevirdiği ne varsa yüzünde usul usul uykuna karışırken birlikte ölümden döndüğüm biri gibi seyredeyim seni Bütün bunları, hazin bir kayıplar öyküsüne, kendine acımaya dönüştürmeden, ağır, başlı, yalın bir ödeşmeyle kapatalım istersen: Hiçbir yolculuk eskisi gibi değil ama, belki bu sefer sahiden gidebiliriz bir yerlere, Murathan Mungan
çünkü gözlerin yedi gezegende oturan ruhların nazarı bakışlarınla çiçeklenir arka sokaklar inanır duvarlarına sırtını yaslayarak dudaklarını öptüğün bu batık şehre ölüme ve aşka yatkın olduğuna inanır şiirlerin paslanmış teneke saksılardan fışkırırken yaz iki dudağının arasında durur gizli bir akşamüstü Betül Yazıcı
Bazı çocukların kalbinde yitirdiğim gibi Birçok kere yitirdim denizde kendimi. Gidiyorum aramaya, suyu bilmeden, Beni çürütecek, ışık yüklü ölümleri. Federico Garcia Lorca
Ve ölümler ki sevdanın ikiz doğurduğu Yetsin, taşımak istemiyorum hiçbirini yedeğimde Edip Cansever
Hedefi olmayan yolcularız bizler, Bulutlarız, rüzgârlarda dağılan, Ya da ölümün soluğunda üşüyen çiçekler, Yerimizden kopartılmayı beklemekteyiz. Georg Trakl
Sakın sesini ölüme alıştırma Refik Durbaş
bizim ilanlarımız çoktan verilmiştir gelirse de bilinir nerden ve nasıl böyle ölümün yücedir adı ha kanağacı canım, ha gelincik tarlası çünki ölümün kanıdır besleyen bir başka baharın tohumlarını şuramızda birşey var bizi onduran şey acıya saran umudu kuşatan Arkadaş Z. Özger
sen bir deniz kızısın, yaşamla ölümü iki kaşının arasında öpüşür buldum yaşamı seçtiysem sensin nedeni ölümdeki sonsuzluğa seninle erdim…
Ahmet Erhan
kalbimle it dalaşındayız, hiçbir atlas kucak açmıyor içimdeki ülkeye ölüme yıllardır küs olmasam bir akrebe sevda büyüteceğim Charles Bukowski
Ölüm erken gelir kimi zaman, bir yıldırım gibi düşer, alır götürür yaşanacak onca şey varken.
Bilgin Adalı
Aslında hayatı ölüm tadında yaşamak, Korkusuz aynı dem de korkutmadan, Saatleri ve takvimleri kaldırarak. Koşarak olmasa da yürüyerek, Bir kaç yorgan ve yastıkla yetinerek, Ölümüne anlar kalsa bile üzülmeyerek, Tebessüm ederek gitmek. Bir selâm gibi ölümünü bekleyen ahâliye. Lütfü Şener
Muhabbet kuşumuz öldü Arkasında uçuşan tüyleriyle mavi bir sonbahar bırakarak Biliyorsun ölüm, mavi boş bir kafestir kimi zaman Acıyı hangi dile tercüme etsek şimdi yalan olur Pollyanna Didem Madak
Eşini çağlayana kaptırmış balığıyım bu nehrin; aydır, geceden beri dişlenmiş kelebeğin her sabah ağzımda ölümüyle buluşan. Nihat Behram
Zaman ilerliyor, bir gün o da ölümü bekliyor artık. Aradıklarının çoğunu bulamamış, Beklediklerinin çoğu gelmemiş bir insan olarak Göçüp gidiyor bu dünyadan. Ümit Yaşar Oğuzcan
artık ölüm benim içime konmuş umut etmem artık öleceğimi kar yağar dizlerim yatağım donmuş bilmezdim ürperip güleceğimi neylersin yüreğim güle dokunmuş Sıtkı Caney
Ben unuttum her şeyi. Geldiğim yeri Annemi, babamı, Mezarlığa gitmeyi. Orada yapayalnız kaldı meşe Ölülerin arasında ölümü en iyi anlatan meşe. Bejan Matur
her şey kalbimdir diyorum ve işte o zaman ölüme eşitliyorum aklığını.. Turgut Uyar
Bize dokun Dokunmazsan uçacağız tozlar gibi uzayın derin soğukluğuna Kahire’den Bombay’a, İstanbul’dan İsfahan’a, Kudüs’ten Paris’e Sensiz neye baktıksa örgütlü bir yalnızlıktı Ne yaptıksa sensiz, bir şarkısızlıktı Hayatın bir durağından öbür durağına Bir sevgili olmadan yürümek! Bunu yapamıyoruz Kundağı çıkarıp kefeni giymeden önce Adına hayat dediğimiz o büyük sarhoşlukta Bir ölüm adımıyla geçerken dünyanın bütün içlerinden Ellerimizi açmış bekliyoruz Açmış bir çiçeğin değil miyiz senin Mevlana İdris Zengin
ölümü geciktirmek sonsuzluğu kısaltmaz diyor birisi, evet ama hayatı uzatır sanki Turgut Uyar
zamansız özledikçe seni, gönlüme nakış, sana yasin; ve yetim çocuklar için ve nunu sakin kasesinde yepyeni umutlar biriktirdim çöl yetimi bir sevdasın sen şu bükük boynumda büyüttüğüm hiç duymayacağını bilebile şiirler söylüyorum sana yetim ellerimle okşarken toprağını gurbet ellerin Hasan Tan (Pejmurde Dilim)
Bir resimde yedi kişiyiz aramızda en güzel ölüm gülümsüyor Mevlana İdris Zengin
Mahlukta devinen Gürül gürül bir ırmaktır ölüm Babalar ölür Dolaşır eli ölümün Saçlarında anaların oğulların Analar ölür Kök salar hasret yüreklere ‘Bir evlat pir olsa da’ O zaman anlar ancak neymiş öksüzlük Oğullar ölür Bir kafes olur ölüm Ana kalbi bir kuştur Azad kabul etmez Sevgililer ölür Bir hicret olur ölüm Bir sıla ... Sonra bir mezarlıkta
Bir çukurun başında Bir kapının ağzında Herkez susar Konuşur ölümVe sürer hayat. ... Ölümler vardır: Can kuş gibi uçar gider Bir martının süzülüp Kaybolması gibi maviliklerdeErdem Beyazit
Sonra vakt erişir, toprak gülümser sana; upuzun bir ömrün ortasında ne hayata ne ölüme yakışamazsın… Yılmaz Odabaşı
En son ölüm gelir Yine de erken deriz Mevlana İdris
Can bir şaraptır, insan onun destisi; Beden bir ney gibidir, kan o neyin sesi. Hayyam, bilir misin nedir bu ölümlü varlık: Hayal fenerinde bir ışık pırıltısı. Hayyam
Okunu attı mı ölüm, siperler boşuna; O şatafatlar, altınlar, gümüşler boşuna; Gördük bütün insan işlerinin iç yüzünü: Tek güzel şey iyilik, başka düşler boşuna. Hayyam
benim bildiğim,açılmaz menekşe örtüyle kapanan naaş veda,teşekkür ve gerçekleri fısıldamak için(gerçek nedir ki?). belki o bu saatlerde gölgesini sarmalıyor,bizim gibi, lakin o ağlamayan tek kişidir bu sabah ve üstümüzde kartal gibi havalanan ölümü görmeyendir (yaşayanlar ölümün amca çocuklarıdır ve ölüler uyurlar sessiz,sakin,huzurlu..) Mahmud Derviş
Ey ölüm, yaşlı kaptan artık gidelim! Ey ölüm, haydi, bizi boğdu bu memleket! Charles Baudelaire
Her şeyi tattım, acısını çektim. Ölüme rızadan başka bir şey kalmıyor bana Giuseppe Ungaretti
Kendi toprağına kök salmayan bitki gibi Solar gider ölümlü kimsenin ruhu Hölderlin
Ve ölüm gelip tüm yaptıklarımızın altına imzasını atacak
 
Cesare Pavase Ölümü düşün, ey insan! Erteleme artık; çünkü yapacağın bir o kaldı!
Christian Fürchtegott GellertBiliyorsun, ölüm diye bir şey yok, diyor adam kadına. Biliyorum, evet, artık öldüğüme göre, diyor kadın
Yannis Ritsos Vazgeçtim bu dünyadan tek ölüm paklar beni
Shakespeare
Ölüm büyüktür Ve biz Onunuz Gülümsemelerle dudaklarımızda Yaşamın tam ortasında sanırken kendimizi Ölüm hıçkırır birden içimizde Ta içimizde
R.M.Rilke Ne mutlu, bir an olsun ölümlü olduğunu unutmayana
Leke Matrenga
Sendendi ölümüm ama yaşamımdın sen benim
Furuğ Ferruhzad Her şeyi tattım, acısını çektim. Ölüme rızadan başka bir şey kalmıyor bana
Giuseppe Ungaretti
Ölüp gideceğiz bir gün
François Villon
Ölüm gelir bulur ansızın
François Villon
Kara kanadını açıt önümüzde ölüm
Anna Ahmatova
Bir gün gelir ölüm de işe yaramaz
Carlos D. Andrade
Uzaktadır her şey, hep… yalnız ölüm, Her yerde, her an yakınımız, ölüm
Ahmet Muhip Dranas Ölüme bakmaktır,ölmek
Emily Dickinson
Garip bir şarkı,acımasız,kan rengi Bana kendi ölümümden söz ediyordu
Endre Ady Başladığın yerdir memleketin. Yaşlandıkça Daha bir yabancılaşır dünya, daha karmaşıklaşır düzeni Ölümle ve hayatla
Maria Grech Ganado
Sordum sarı çiçeğe,niçin benzin sarıdır? Çiçek eydür derviş baba,ölüm bize yakındır
Yunus Emre Çiçeğiz,ölümün soğuk ikliminde titreyerek, Koparılmayı bekleyen
Georg Trakl
Vakit geç. Ölüm geri çeviriyor beni. Hayat istemiyor. Ben şimdi nereye gidebilirim ki?
Yannis Ritsos Ölüm işaret ederek sadece sorar: Hangisi? Ve biz şaşkınca, lal, birbirimizin yüzüne bakar dururuz Sorar: hangisi? Ve alır sizi bir küfenin içine koyar, Uzaklaşır.
Langroodi
iki hecem; aralık kapıdan belki sen gelirsin birgün, belki ölüm. Şiraze Nedir ki eninde sonunda ölüm? Ayrı düşmek değil mi aşinalardan? Kapımı çalıp durma ölüm, Açmam; Ben ölecek adam değilim. Cahit Sıtkı Tarancı
Ömür boyu aşktan mı konuşmuşlar ölüm boyu yaşamaktan Refik Durbaş
Bir dağ başına gömün beni gözlerimi kapayınca kirlenmeden içimin kar beyazı gönlümün düş martısı susmadan kırılmadan dudağımdaki mor menekşe yürek vuruşlarına yürek yanışlarına bir baba’nın, bir anne’nin gözyaşlarına bir çocuğun avuçlarına gömün beni kalbime gömün acılarımı ölüm bilmesin kirpiğime dokundukça yel iki mezar taşı narasında dinlensin başım Bahar kokulu sabahlara gömün beni kuşlar uçarken gül ve karanfil kokularına, papatya dolu kırlara, bir suyun akışında, bir gülün kokusunda yıkayın rüzgarın soluğuna gömün şiirlerimi gözlerimi yumunca özlemim gözlerimde, yüreğimde şiirler öylece bırakın toprağa serin çimenlerin üstüne gerçekleşmeyen hayallerimi durmadan şarkılar söylesin kalbim, şiirler okusun baharlara Nuri Can
Yüreği büyümüş bir çocuktum ben Gizli gizli ne kadar çok ağladım Bir gün öleceğini düşünerek onun Annem yok artık, Onun yüregindeki ben de yokum, Yani annemle tanımlanan ben de öldüm onunla Şimdi, Yeni bir tanıma alıştırmalıyım kendimi, Şimdi , Ben kendimi düşünmezken bile Kim düşünür beni… Ataol Behramoğlu
birşey söyle kırk yıl sonra seni bulmasına yüreğimin birşey söyle hayat kimin ölüm kimin aşk kimin Sıtkı Caney
Ölüm bir melek elinde gelir Ve öper usulca çocuk yüzleri. ... Bekleyin geliyor ölüm usulca Usulca girer koynunuza. Erdem Beyazit
Her zaman kısa şiiri savunmuşumdur Erken ölümü savunmuşumdur her zaman Uzadıkça çünkü şiirde hayat da Usanıyor insan İsmail Uyaroğlu
allah kimseyi ölümden korumasın Alper Gencer
bu kadar mezarın arasında ne büyür ey ölüm gel otur şuraya ve düşün
İbrahim Tenekeciama sorarım, mesela samatyada kimin bahçesi daha büyük ölümden.İbrahim Tenekeci ben bu kadar üşümezdim ölümden ve şiirden düşmeseydim hayat’a Bünyamin Durali dünyanın ölümünü gördüm, suyun toprağın en yakın dostlarımın birer birer vakitsiz açan çiçeklerin, vakitli doğan çocukların ölümünü gördüm; ama kimse inandıramaz beni öldüğüne sevgilerin yaşam ki bir kum saatidir usulca akan dolan sevgilerimizdir biz boşaldıkça Ahmet Erhan
sen ölüm! seni hiç düşünmeden yaşadık seni hiç düşünmeden yaşayacağız bundan sonra da Edip Cansever
gidince çürümeyeceğini bilsem ellerimizi değiştirelim derdim ellerimin ellerinde verdiği güzel ve uzun mola ayrılık allah’ın emri ölüm olmasa Özge Dirik
balık düşünmüyor çünkü balık biliyor her şeyi bazı mandolinler duyuyoruz uzaktan ölümün arabasında hayattayız” Lale Müldür
sözlerin ölümsüz sanılması boşadır susarsanız hepsi ölür hanımefendi oysa cümleler için yapılmalı en şaşalı ölüm törenleri ölüm törenleri için cümleler yapılmalı sözlerden zira bir cümleyi öldürmek zor meziyettir bir kere öldürdünüz mü, hep öldürürsünüz İrem Nas
yalan ölümden daha çok yitirir yaşamı saklamak düşürür ağır ağır insanın düşeceği en alçak ortamı sözden korkmak, korkup susmaktır Özdemir Asaf
Sevgilim periler ölürken özür diler Sevgilim. Küçük İskender
ölümün kenarına düşen kıvrımlardan daha güzel olamaz güzel bir öpüş ibadeti öğretir gibi başlıyor bir dua gibi sonlanıyor Ali Cengiz Akdeniz
Doğumun, hayatın bitmeye başladığı an olduğunu; Aradaki bölümün, ölümden çalınan zamanlar olduğunu Öğrendim. Mevlânâ Celâleddîn çünkü ben, bir ardıç kuşu gibi kendi ölümüyle beslenen güncesi ayrılıklarla dolu ve teni her yaz ayrı güneşlerde yanan bir çocuğum. Zerrin Taşpınar
çünkü beyaz bir gemidir ölüm Behçet Aysan
Bana ne ölümden? Şair değildim ben Haydar Ergülen
Yine sabır taşıyoruz evlere Sabır ki doruklardan yüce Her adımda Gelecek türkülenirken ince ince Apansız bir ölüm fırtınası Bir kanlı yağmur Yaşam yasımızı tutuyor sessizce Adnan Yücel
Geldi de geçiyor taşın kıvılcımı Bahçeden bahçeye Gılgamış Arıyor hâlâ ölümsüzlüğü Asma kuşunun çatallanan sesinde Susarken patika, sedir ormanı, Ölüm geçiyor yaprağın içinden Ahmet Ada
Günün bir ucundan ölüm giriyor Bedenin üşüsün de yüreğin üşümesin Haydar Ergülen
Kimse bilmesin üzgünlüğümü Taşırım ölümüm gibi bu duyguyu En gizli kuytularında ömrümün Bir yer var gizlice sevgilimin uyuduğu Ataol Behramoğlu
Herkese bir bakışı var ölümün. Ölüm gelecek ve senin gözlerinle bakacak. Bir ayıba son verir gibi olacak, belirmesini görür gibi aynada ölü bir yüzün, dinler gibi dudakları kapalı bir ağzı. O derin burgaca ineceğiz sessizce. Cesare Paveseoysa ölüm, bir uçtan bir uca bir uzun kervansaraydır ki savrulur günü saati gelince yıkılır yırtıla yırtıla Hilmi Yavuz değişen bir şey yok hiç ölüm hariç. aynı gökyüzü aynı keder. Behçet Aysan
Tüllere sarılmış çölde ölümümü bekliyorum. Sakinim. Yok bir gece bu. Sabah uyanacak aşkı konuşacağız. Ne çok sürdü diyecek bana. Ne uzun sürdü hayat. Bejan Matur
Belli bir bozgun yaşamışız Her şeye ölüm dadanmış sanki Erdem Beyazit
benim ölümüm mûnisleşirken, seninki kanlı zalim oluyor gözümde. Hüsrev Hatemi
alacaklı değilim hayattan en acısız sözcük ölüm artık Fulya Codal
ve ben geceleri fraili malum şiirler yazarım gökten müruz ve ölüm yağar şehirlere siren sesleri telsiz sesleri karışır ağıtlara ölüm hayata düşen son kırağıdır beyazmı beyaz tedirgindir anneler kaygılırdır babalar herkes kendi çemberindeki ölüme ağlar Hasan T.. (Pejmurde Dilim)
Bir kuş kalbi misin ki ürkmek için bahane Arayıp duruyorsun. Bize dönecek oysa o güzel ölüm Yatacağız beraber güzellik uykusuna İbrahim Tenekeci
ölümün yalnızlığı yoktur ama; ölüm, bir başına yalnızlıktır Hasan Ali Toptaş
Kişi de, işte, tam olarak, ölümünden sonra geride bırakabileceklerinin toplamıdır. Kişi ölümden sonra geri kalandır. Kişi, ölümün yokedemediğir. Kişi, ölümden sonra da yaşayandır. Oruç Aruoba
Ve ölümden korkmayalım, (ölüm güvercinin sonu değildir.) Bir cırcır böceğinin ters dönmesi ölüm değildir. Ölüm akasyanın aklından geçer. Ölüm düşüncenin güzel ikliminde yaşar. Ölüm köy gecesi derinliğinde sabahı anlatır. Ölüm üzüm salkımı ile gelir ağzımıza. Ölüm gırtlağın kızıl hançeresinde fısıldaşır. Ölüm kelebek kanatlarındaki güzellikten sorumludur. Ölüm bazen reyhan koparır. Ölüm bazen votka içer. Bazen gölgede oturur ve bize bakar. Ve hepimiz lezzetin ciğerinin, Ölüm oksijeni ile dolu olduğunu biliriz. Sohrab Sepehri
Ölümler ölümlere ulanmakta ustadır hayatsa bir başka hayata karşı. İsmet Özel
Oysa her âşık önce kendine sonra yanındakine cellat. Ve aşkta ölümün bir anlamı vardır, görklü kılınan
Birhan Keskin
artık anlaşılmıştır günün akşamlılığı kesin mat yok iyi oyun vardır sadece ve satranç aslında dalgınların oyunudur dalgının ölüm karşısındaki sükuneti düşmana ölümün dehşetinden korkuludur
İlhami Çiçek
kaç kez intihara teşebbüs etti içimdeki sefil çocuk
yıkık dökük im(h)a hatalarıyla avuttum hep
senin ….n bir melekti çocuk, biz bize yeteriz
hayatın rahminden ölüme kayıp düşmek an meselesiydi
ki büyümek ölmek demekti
yirmibeş defa öldüm mesela
öldüm dirildim
yaşamla ölüm arasındaki yedi fark neydi?
pardon bayım; kırk defa ölsem gerçek olur mu?
Dilek Akın
O en gergin tele şöyle bir dokun
Son tınıyla tel kopsun
Ayak sesleri duyulsun ölümün
Her yanın her yönün çıkmaz
Nereye baksan yok
Hiç bile herşey sayılır o bulunduğun yerde
Kurtarırsa kurtarır ancak
Yine şiire tutunmak.
Aziz Nesin
içimde bir merak
öyle bir merak ki
ölümümden bir ay sonra
bir güncük yaşamak
ve
dostu düşmanı
suç üstü yakalamak.
Aziz Nesin
ölümü sevdim, uzun zamandır beklenen
bir dost gibi, gelse vaktinde, kollarında
eski dostlarım, ninelerim, dedelerim…
usulca fısıldasalar kulağıma: zamanı değil daha!
Selahattin Yolgiden
Bana ölümden söz etme mektuplarında
Bir sırrı tutar gibi tut ellerimi
Bir sırrı ağzından kaçırır gibi söyle beni sevdiğini…!
küçük iskender
Kalkıp haykırdım: “Getirsin ayrılışı bu sözlerin!
Rüzgârlara dön yeniden, ölüm kıyısına uzan!
Hatıra bırakma sakın, bir tüyün bile kalmasın!
Dağıtma yalnızlığımı! Bırak beni, git kapımdan!
Yüreğimden çek gaganı, çıkar artık, git kapımdan!”
Dedi Kuzgun: “Hiçbir zaman.”
Edgar Allan Poe
ölüm neye karşılık aşk neye
hayatın ortasında suratları kemiren
ceza neden gizlenir yazısız kitaplara
çığlıkların dibinde bu kusmuk neden
Sıtkı Caney
Bir düelloda
Daha büyük bir şey vardır
Ve daha acıdır bu
Ölümden de ölüm korkusundan da
Bakarsın dün en güvendiğin kişi
Karşı tarafın şahidi olmuş
Işte acıdır bu da
Ölümden de korkusundan da
Cemal Süreya
Ağır adımlarla yaklaşıyordum Seine nehrine.
İçimde ölmüş ormanların ateşi şarkı söylüyordu.
Garip bir şarkı, acımasız, kan rengi
Bana kendi ölümümden söz ediyordu.
Endre Ady
kim devam etmek istiyorsa yaşama-devam etsin, buyursun
ona sağlık dilerim, ölmek zamanı geldiğinde, ölümü kolay olsun
bana gelince, ben sana geliyorum, tanrım
sonunda huzuru bulmak için, buna hakkım var.
umarım, buna hakkım var, umarım
Edward Stachura
herkes içindir aşk da ayrılık da
yalnızca birkaç kişi ölür acıdan
eskiden ölümle tartılırdı ayrılık
kiminin hayatı yalnızca unutkanlıktan
Murathan Mungan
son saniyelerimi oynuyorum bu aşkın,
sen gelmezsen,
kuruyacak avuçlarımda bütün günebakanlar,
kuruyacak geceye ektiğim dut ağaçlarım…
sen gelmezsen,
sürü sürü
ılgar atlar getirecek sana ölüm haberimi…
mirasım bir kitap,
bedenim birkaç şiir olacak.
gelincikler morgundan alacaklar cesedimi…
İbrahim Halil Baran
Yar, ipek böceğini bilir misin?
Onun kozasının içinde ördüğü o ipliğe olan aşkını
Bilir o, ördüğü ipliğin kendisinin ölümü olacağını
Gassan Satar
suyu ayakları sanan nilüferin dilinden kim anlar
bir koçan makbuz bile çok görülürken ölüme
Ali Emre
zannediyorum ki böyle bir ilk bahar sabahında
bir yürekten diğerine geçerken gelecek ölüm
 
Önder Yılmaz
kör akşamların hışırtısını duyduğumda artık hakkım yoktu kimsenin otağında söz dökmeye hile ve hevestim herkesin huzurunda sim yeşili sularla örttüklerinde beni uzak, mor bir örtüydü doğu’nun rüzgârında duydum: herkes başkasının ateşiydi sonunda böylece uzadıkça uzadı ardımda tüten akşamgeceye ellerini açanların sancısı sararken beni ey hâlâ yollardan bir göz uman ey kör, dedim her nefes kafestir artık her nefes kafes beni senden soracaklar, şahit ol! inandım: biriktirdiğim nal sesleri ezel inandım: her şey ben gittikten sonra güzelKemal Varol ah beni şiirlere gark ettiren karanlığım, hücremin izbe yalnızıyım bu dünyada bedenime hapsolmuş bir ben ki; kavuşmam ancak ölümümledir ölümledir sabrımı zamanın kıskacından hidayete vardıracak olan dehliz bütün kilitleri denedim, hiçbir kilidi açmayan bir anahtar koleksiyoncusu çıktım! denedim, diploma gölgelerinde bronzlaşmıyor tenim bana gözümü gör edecek yakıcı bir güneş gerek ya rabbim! isterim ki bu şiirle sana biraz olsun yakınlaşabileyim Alper Gencer Ölümün ve göçün dokunmadığı tek nesne var mıdır ölüm yok eder göç değiştirir kendisi kalamaz kimse Gülten Akın Yolcuyuz işte yok bizde hiçbir erek, Bulutuz, rüzgârla sürüklenen, Çiçeğiz, ölümün soğuk ikliminde titreyerek, Koparılmayı bekleyen. Georg Trakl şu dostların hepsinden ölümle görüşmekten başka
kimseyle bir görüşme ümidim kalmadı.
Ali Şeriati
Ve insan ölüme ancak anılarını götürür… Şükrü Erbaş Vakit akşam. Gün ölmek üzere. Güneş ışıklarını topluyor eşyanın üzerinden. Kızılca kıyameti kopuyor dünyanın. Kara kefenini giyiniyor gün. Gülün rengi soluyor, eşyanın cezbesi yitiveriyor. Hatırla ki, senin de akşamın olacak bir gün. Ömrünün ışıkları solacak. Hayatının perdesi çekilecek. Dudaklarında donacak gülüşün güneşi. Zaman uçurumun olacak; gelen günün güneşi sana doğmayacak. Şimdi akşam. Herkesin senden uzaklaşacağı ölüm anını hatırla ki, sen de şimdi herkesten ve her şeyden uzaklaşıp Rabbine yanaşasın. Seni sen yokken de bilen Rabbin, sen öldükten sonra da bilecek elbet. Herkesin unuttuğu yerde seni bir O hatırlayacak. Hatırını yalnız O bilecek. Sen de O’nu an şimdi. Şimdi akşam namazı vakti. Mevlânâ Celâleddîn Urşanabi, böylece ölüm suyuna dek vardı. Urşanabi ona, Gılgamış’a dedi: “Sakın Gılgamış! Bir kürek al! Ölüm suyu eline değmesin. Gılgamış Destanı Alışılır ölümlere de demiştin Siyahlara bile alışılır Günün birinde demiştin Alışılmadı! İsmail Haydar Aksoy Şu Azrail’e kızmamalı valla emir kuludur nasılsa Bunca aşkın çıkarıp canını, gömebiliyorsak gönül mezarlığımıza Hiç aramamalı hatırlamak için ölümü mezarlıklarda Sen farklı mı düşünüyorsun bu konuda, unutma ki; Her kalp bir mezarlıktır sevip de bitiyorsa bir aşk orada… Sertaç Öner savunmasızım, sus ey kalbim intizarın sende kalsın gizle, vuslatı arzulayan bir kor ol yan kalbim, kimse bilmesin bütün çığlıklarını kuşansın gelsin ölüm… Nuri Can
Bize ne başkasının ölümünden demeyiz çünkü başka insanların ölümü en gizli mesleğidir hepimizin başka ölümler çeker bizi ve bazen başkaları ölümü çeker bizim için. İsmet Özel
işte öldüm, işte son kadife çiçekleri son defneler, badıranlarla kefenlediler beni bütün kaçaklar için inci bir melhem oldu benim ölümüm bütün hoşnutsuzlar yanlarında saklayacak bemin ölümümden yayınlan kırpıntıları boğaz tokluğuna çalışanlar özenle kilitleyecek göğüslerine benim ölmüş olmamı hiç bir yaprak damarından hiçbir su özünden atamayacak beni ortaya benim ölümüm sürülecek pey akçesi olarak tanrıların ölümünü bir üstlenen çıkınca ama neler olup bittiğini hiç bir ayetten hiçbir vakit anlamayacak şehrin insanıİsmet Özelinsanlar birbirlerine göre değil yaşarken ölüm gibi diyorlar aşka birbirlerini öldürüp aşk diyorlar buna da Haydar Ergülen Gündüz gece,tatlı ezgileriyle Bir ses türküsünü söylesin aşkın.. Yeşil dallarıyla ulu bir meşe Eğilsin üstüme ve hışırdasın.. Mihail Yuryevich Lermontov Varsın, üstünde ölüm döşeğimizin Uçuşsun bir karga sürüsü, bağırışlarla - Tanrım, seyretsinler âlemini senin Kimler daha lâyıksa! Alexandr Alexandrovich Blok bize hep beyaz mendil sallayan ölüm ki, iki kapısında haki bir yalnızlık dikilirdi Behçet Aysan Bu cihanda her şey kırılmış diğeri içinde Suskunluk dışında hiçbir şeyi kalmış insanın. (Bir başıma ağlayayım bu ölüm geçidinde, bırakın) F.G. Lorca burası sebepsiz hüzünler sultanlığı gözyaşlarıyla ağlanmayacak çünkü şehzademiz yok ancak gözlerimizi biriktirebiliriz içimizde kırdık kafasını zekanın ölümden öte ölüm-çok! Hüseyin Atlansoy -Sizsiz ben, canım efendim, Sükûnete, o soylu acıya müptelayım Ve varıp varacağımız ölüme Ömer Şişman yaşam ve ölüm iki hasım şimdi iki şüpheli şahıs her an biriyim, Tamara her an ikisi, Selim Temo susmuşsam bana kahretme kelimelerim ölümün ta kendisidir Müştehir Karakaya yolumu uzatmak istemem bir sevgilinin bir aşığı rededişi bir isyanı başlatabilir kimbilir bir halk ansızın bir sabah özgürlük tadabilir yaşasın derken yaşamanın ne yaman bir çelişki olduğunu ölümün bir çeşit galibiyet olduğunu ansızın bir gece iplerin koptuğunu Müştehir Karakaya Sen hangi aşkları içinde taşıdın da Şimdi ölümün Yorgun tayını gözlüyorsun Mustafa Özçelik gün geceye akıyor…gece güne… ölüm yaşama akıyor yaşam bilince… Lale Müldür Bir rüya görmek içinde ölümün, gün batışında altından yapılmış bir hüzün—işte budur şiir, alçak gönüllü ve ölümsüz, şiir, geri gelen, şafak gibi, gün batışı gibi. Jorge Luis Borges Dünya kirletilmişse, Üstünüze sıçramış Bir şey vardır mutlaka. Benimki iki soluk arasında Gelip geçen zaman. Hangisi ölüm hangisi yaşam? Ya sizinki? Tuğrul Asi Balkar Biliyorsun, ölüm diye bir şey yok, diyor adam kadına. Biliyorum, evet, artık öldüğüme göre, diyor kadın. İki gömleğin de ütülendi, çekmecede, sadece küçücük bir gül benim özlediğim. Yannis Ritsos Şiire, aşka ve ölüme inanıyorum, diyor, işte bu yüzden ölümsüzlüğe de inanıyorum. Yannis Ritsos ölüm içtim ölüm içtim ölüm içtim yarıldı dünya duymadın mı sevgilim? Kemal Varol bu yaşımda da gel gör beni. gel sen kapa gözlerimi! Kemal Varol artık buruşuk bir çarşaf gibi dağılan yüzüne bakınca duydum ancak: anneler erken ölümlerine yakın sevilir babalar. Kemal Varol
kendime kuytu bir ölüm arıyorum yalnızca kendime
Altay ÖktemÜmit için. Sokaklarında bu şehrin, ölüm Denizi bu şehrin, ölüm Göğü ölüm. Sevgisi bu şehrin, bu şehre sevgi, bir insanına sevgi bu şehrin, ölüm. Kostantiniyye, İslâmbol olup bir vakitte, donanıp ışıklarını artık bu şehir Her şeyi ölüm, bu şehrin. Kirpikleri ölüm. Orası ölüm. Belalısıyım ben bu şehrin, ölüyüm Seyhan Erözçelikbir çocukluk kederinde uyuşurdum ölümler geçerdi iç çekişimden Neşe Yaşın hüzüne kıyısı olan her çocuğun içinde ölüme giden gizli bir gemi vardır Jan Ender Can Büyük bir şiir yazmak istiyorum Ağlayan bebek, vurulan genç kadar sahici Kelebek ve ölüm kadar güzel ve korkunç Hayat kadar, hayat kadar Büyülü, ince ve vahşi Ömrüm, bana bağışla bu şiiri İsmail Uyaroğlu ölümle, yaprakla, şiirle sınanmışım ey yaşarken kanayan acı şimşekli gök, tufan, kan fırtınası uçurum kıyısında hızla büyüyen ot yapraksız bir ölümün anısı için Arkadaş Zekai Özger seni tanımıyordum evet, tanımıyordum, fakat seni, öyle haksız, öyle mızıkçılıkla oyundan çıkarılmış bir çocuk gibi gördükten sonra, dostum, büyük kalkış gününde aynı oyuna çağınlan iki kafadar gibi kalkıp da koşabilmek için sana komşu mezardan, belki daha cesur, daha kanatlı şeyler, delice mizansenler hayal etmeli ve diyebilmeliyim ki, vursalardı beni de, senin gibi, Hrant Dink, bu yaşlı şakağımdan, Cahit Koytak Adınla yaklaşsa bana birisi Havalar değişir, yer-gök gül kokar. Bir aşk mağduruyum umut dirisi, Dilekçem cebimde elimi yakar. Kiraz devşirmeye gitmiştin hani Çilek kokuyorsun vakte yabani Unutma sana bergüzarım var İntizarım yoktur, inkisarım var. Bahaettin Karakoç Anıların bir iğne batışıdır dudaklarıma, hayatının masallarını kurdum bugün bir elmanın ince kabuğunda. Bu ara hep tedirginim, bir pencerenin açılışını bekliyorum şimdi arkandan gideyim ya da parçalanayım diye üzgün kaldırımlarda. Ama öylesine bir ses gelir ki dağlardan acıdır uyumak, anmak ölümdür seni. Efrain Huerta sen yenisin galiba; diyalektiği ve aşkı şaka sanıyorsun kış serçesi gibi pencere önlerinde telaş yapıyorsun aşk ile alışkanlığı birbirine karıştıran sayısal tarih kuşların doğu’ya ölüme gitmesi içini üşütmüyor Sezai Sarıoğlu Yürek, bir sese dolanmışsa, Bir ses dolanıp kalmışsa boynuna , kulağına,saçlarına Aklına dolanıp kalmışsa bir ses ; Bir susuş bir küçük sessizlik vurur öldürür adamı.. Sen bana susmayı değil ölmemeyi öğretsene.. Dilek Kartal
adını ağzımda köz tutar gibi tutardım, ölüm harfi harfine çınlardı akşamları alışırdım Cafer Turaç
Ey ölüm Bekliyorum seni Bir çocuk gibi bekliyorum Dayanıp alnımı Dizlerime… Gökhan Akçiçek
yağmurun değdiği her yerdi yüzün seni sordum da irkildi toprak ölümü bildim, büyüdüm Çiğdem Sezer söküp nallarını atların koşturmak gibi karanlığın evine öldün. yokluğunda varlığı bildim insan nasıl alışır içindeki cam kırıklarına baba? Çiğdem Sezer
Güzel bir günde salâ güneşli günde Okunurken dört koldan şehri basınca Canın sıkkınken yakından bir de ölüm ayyuka çıkıyorsa ölüm sesli bir salâ Herkesin bir avuntusu olmalı diyorum Herkeste bir yanılgı: yakını uzak tutan Olmalı affedecek bir düşman Hayriye Ünal
Sevmek biraz ölümdür..hele yaşlandıkça ne çok seyrederiz, mûnis ve kimsesiz odalarda kendimizi. Ali Emre Sevmek en çok ölümdür.. ve narin bir melek gelir gibi düşer göğsümüzden ömrün en güzel kelebeği Ali Emre
Şimdi çağırıyor o güzel aşka beni yalvarıyor beni Duruyorum ve çeşit çeşit ölüm omuzumun binileri Cahit Zarifoğlu Hangi nehrin akışı teselli eyler bizi şimdi kimin derdidir kim bilir yağan yağmur kim bilir bu ölümlü kalbimizin kaçıncı sevişmesi
Hıdır Toraman
Bir gün gelir ölüm de işe yaramaz. Bir gün gelir bir komut olur yaşamak. Yalnızca yaşamak, hiç kaçış olmadan.Carlos Drummond de Andrade
Ey ömr gel imdi başa sen hem Çeşmime tire oldu alem Alem hoş idi ki var idi yar Çün yar yok, olmazın ne kim var Ey can, ten-i hasteden veda’ et Bir haste ile yeter niza et Müştakınım ey ecel kerem kıl Def-i elem eyle ref-i gam kıl Kurtar beni ızdırab-ı gamdan Ver müjde vucuduma ademden Fuzûli
Geceyle ölümdür asıl sevgili Bu ikiz aynada toplanır yollar Karanlık yaratır, ölüm tamamlar. Kaçalım seninle biz de geceye Ölümün kardeşi saf düşünceye… Yeter büyüsüne aldandığımız Güneşin…biraz da yalnızlığımız Kendi aynasında gülsün, gerinsin Güvercin topuklu sükût gezinsin. Ahmet Hamdi Tanpınar hiç inanmadım alnımda dolaştığına yazgının inanmak boyun eğmektir, orada biter söz işte, sabaha ilişkin bilinen ne varsa hazırım ölüm ta kendisiyle yaşanacak da olsa Rahmi Emeç
tutup bir dağın eteğini yeryüzüne dağıtmayı, iki semender arasına uzanarak, çakıllı ırmak yatağında böğürtlen dalına sarılıp uyumayı ay altında, ölümü Ahmet Uysal
ölümünden çok sonra bile ışığı hâlâ bize ulaşan bir yıldızın Oswald Lewinter
bir yaprak kapatıyorum hayatımın nemli taraflarına ölümden anlayani ciddi bir yaprak unutulacak diyorum, iyice unutulsun neden büyük ırmaklardan bile heyecanlıydı karlı bir gece vakti bir dostu uyandırmak. İsmet Özel
Tekrar loş yalnızlıkların en dibindeyim Sararmış yaprakların usulca savrulduğu Köprüler yıkıldı artık kendimleyim Parmak uçlarımda ölümün soğukluğu… Attila İlhan
Neye baksan göçe hazır görünür; Bir mevsim ki, sırf ölüme yürünür… Fethullah Gülen
Fecre kapalı sanki gönlümdeki tepeler; Hep ümide koşsam da sarsılıyor hissiyat, Kaplıyor ufukları siyah siyah perdeler. Yok yaşamanın bu ülkede ölümden farkı, Sisli, dumanlı geçiyor inadına zaman; Hiç duyulmuyor hayattan dinlediğim şarkı, Tın tın nabızlarımızda ruhumdaki hafakan… İç murakabe deyip kendimi dinliyorum, Gördüğüm çerçevede yapayalnız efkârım; Bir mum macerası; yanıyor ve eriyorum, Olsaydı aydınlatmak bari yanarken kârım. Fethullah Gülen ben bir yasak işledim sorgum yapıldı suçsuzum dedim, ama değildim: imrenerek bakmışım uçan bir kuşa katilini emziren bir ananın acısı bendeki bir seyyahım ki ölümümü sırtımda taşıyorum sanki yaşıyorum bu minval üzre bir gün bana darağacı olacak Mustafa İslamoğlu yürüyorum; mezarım oluyorsun ansızın Nurullah Genç Bilirim fiyakalıdır bazı itiraflar, bende ne fiyakalı bir itiraf var ve ne de bir cümle acı ve trajedi, aşk ve ölüm üstüne, şöyle; Aşk tek kişilik cinayettir ve herkes kendine kıyar sevdiğini öldürmeden önce! Haydar Ergülen Ve ölüm, birinin ardın sıra seslenip durmasıdır ve sen artık dönüp bakmazsın bile seslenen kim diye. Yehuda Amihay
Mutluluğa hep geç kalırım Hep erken giderim mutsuzluğa Ya herşey bitmiştir çoktan Ya hiçbir şey başlamamıştır Öyle bir zaman geldim ki yaşama Ölüme erken sevgiye geç Sevgiye on kala ölüme beş… Aziz Nesin
ölümdür bekleriz hükmü dünya bir duruşmadır sürer ellerimizde yüreklerimiz vurulmuş kumrular gibi Attila İlhan
Ölüm bize ne uzak bize ne yakın ölüm Ölümsüzlüğü tattık bize ne yapsın ölüm Erdem Bayazıt
Yaprak nasıl düşerse akıp kaybolan suya Ruh öyle yollanır uyanılmaz bir uykuya: Duymaz bu anda taş gibi kalbinde bir sızı; Fark etmez anne – toprak ölüm maceramızı. Yahya Kemal Beyatlı İnce yazıyla yazılan bu şiir Kalın duyarlıklara seslenecektir Kimse yaşarken bir şey okumasın artık Ölümün şiir herkese yetecektir… Ahmet Erhan
İnce yazıyla yazılan bu şiir Kalın duyarlıklara seslenecektir Kimse yaşarken bir şey okumasın artık Ölümün şiir herkese yetecektir… Ahmet Erhan
Ölüm kapıma dayanıyor Adımı unutuyorum İsmini fısıldıyorum ölümün kulağına Sırata kayan bir yıldız oluyorum Ömer Ertürk
Bir ölüm düşlüyorum ey insanlar Bir ölüm… Ölümüm evlere yas. Şükrü Erbaş
ben ki yatağımdan tedirgin bir suyum besbelli ki aşka ve ölüme çalışıyorum. İlhan Berk
Hem ölüm korkusuna benziyor, Hem ölümün çaresine benziyor. Cahit Koytak
Ah bakire hüzün parmaklarımızın arasında duruyormuş ölüm taşları doldurup cebine yürür suya bedenin .. Sacide Bayraktar Sezgenç
Ürperen vücudunu yavaşça koluma ver. Gözlerinde okunan bütün hüznü eylülün, Karanlıktan, geceden, ölümden korkan gönlün. Ziya Osman Saba
Kimse bilmeyecek yerini ölüm ülkesinin Ölüm ülkesi karanlık bir gece Kimsenin tanıklığı yok sevgimize Gece kimsenin bilmediği bir ölüm ülkesidir Sevgilim bu sonbahar günlerinde Ahmet Güntan
Yaşamın, en temelde, bağımsız, kendine yeterli olmaya çalışmanın süreci olacak — doğumda, tam bağımlıydın; sonda, ölümde ise, —başarabilirsen— tam bağımsız olabileceksin. Oruç Aruoba
düşünceyi kaptan köşküne koyuyorum hayâlgücünü güverteye uykuyu yelkenlere ve ölümü dümene Cahit Koytak
Ölüm geliyor aklıma birden ölüm Bir ağacın gövdesine sarılıyorum. Cemal Süreya
ölüm dileniyorum maruf ölümler sizler asilsiniz şovalyesiniz merhamet ediniz merhamet ediniz bir yudum ölüm bir yudum ölüm veriniz Murat Kapkıner
Kuğuların ölüm öncesi ezgileri şiirlerim,
Yalpalayan hayatımın kara çarşaflı
bekçi gizleri.
Ne zamandır ertelediğim her acı,
Çıt çıkarıyor artık, başlıyor yeni bir ezgi,
-bu şiir -
Sendelerken yaşamım ve bilinmez yönlerim,
Dost kalmak zorunda bana ve
sizlere!
Nilgün Marmara
öleceği zaman hayvanlar gibi
saklanmak istiyor ya insan
saklanacak bir yeri olmalı
aşka, çocukluğa, anneye, şiire
yoksa fazla gelir ölüm
ve eksik ölür insan
Haydar Ergülen
Eşikten başımızı uzatıp:
“Nasılsın?” dedik. Sanki
bir sandalyenin yerini değiştiriyormuş gibi
“Ölüp gidiyoruz işte!” dedi,
kaldırmadan başını.
Günlük işlerdenmiş gibi ölüm.
İlhan Berk
parmak izi tutmayan tek şey insan teniymiş
yalan!
tenimin denizinde hâlâ yakamoz
bana balıkları sevdiren adam…
Özlem Çiçek
İki güvercin ey ömrüm
yılların omuzuna tünemiş
biri hayat, öteki ölüm
yaşadığım olsa da
Refik Durbaş
ölüm girmeden aramıza
kavuşacağız elbet
öpüşürken iki güvercin
Nuri Can
Ansı bir gün mısır serptiğin güvercinleri
Nasıl mutluydun ölümsüzdün cömerttin
Necati Cumali
Evin içinde uçsam
Kapılara duvarlara çarparım…
Ama sen yüreğime, ruhuma
Bir pencere oldun
Osman Serhat Erkekli
Say ki bu bir rüyaydı Say ki ben konuştum sen dinledin Beni merak etme Uzun ölümlerimi yarıladım bitmek üzere Yasin Erol Dinleneceksin artık ebediyen, Yorgun yüreğim benim. Öldü artık o son hayâl, Benim ölümsüz sandığım. Öldü o. Hissediyorum, Yüreğim, içimizde o tatlı hayâllerden, Arzu da söndü, yalnız umut değil. Dinlen sonsuza dek. Giacomo Leopardi sevişmek bir direnme biçimidir ölüme sevişmeler upuzun akmayı gerektirir Tozan Alkan ayet gibi, karanlıkta, sessizce, ölüm yüzüme indi ve gördüm iyilik olsun diye sustum ve öldüm. Tozan Alkan Cılız bir haziran güneşinin sevinciyle belki, unutulmuş olabilir birkaç günlüğüne ama, böyle günlerde dank eder yine insanın kafasına: tüm hayatlar eksik, tüm ölümler vakitsizdir. Roni Margulies İki güvercin ey ömrüm yılların omuzuna tünemiş biri hayat, öteki ölüm yaşadığım olsa da Refik Durbaş ağzın gül kokulu ağzın ölümler anlatıyor durgun sularda kıpırdayan İzzet Yaşar Açık kalmış atlası, deniz taşmıştır, darılmasın Fırat ama Hayatın orta öğretmeni sustu, dondu gülmeleri çocukların Bir cenaze töreninde daha ölümü karşılamaya götürüleceğiz Ece Ayhan ve ölüm yerleşti dudaklarıma ... şükür ey sonlu şölen büyük hayat aldığın verdiğinden çok örneğin bir gün alanya’da bir sevdikle karşılaşıp hemen ayrılmış gibi rasgele değil Turgut Uyar ben öldüğümde sana verdiğim kolye parlayacak bir fotoğraf alev alacak, bir kuş havalanacak yere düşürdüğün kitaptan etrafa sözcükler saçılacak bozkırda babasının sırrı bir oğul doğacak ben öldüğümde bu venedik bayramı son bulacak Alper Çeker Ölmek kaderde var, bize ürküntü vermiyor; Lakin vatandan ayrılışın ıztırabı zor. Hiç dönmemek ölüm gecesinden bu sahile, Bitmez bir özleyiştir, ölümden beter bile. Yahya Kemal Beyatlı Yok artık pek konuşmuyoruz
Benim sözlerim eskidi Onunki de eskidi Zaten kelimeler sonludur Öyledeğil mi Donuk donuk bakışıyoruz Ben ölüme iyice yakın O yaşamaktan uzak Öyle bir gök içinde durmuş gibiyiz Karanfiller ölürken Karanfillerden bir deniz. Edip Cansever
Beni yavaşlat Tanrım! Yüreğimin atışlarını düşüncemin sakinliğiyle rahatlat. Zamanın sonsuz görüntüsüyle hızımı azalt! Bana güncel kargaşanın ortasında, Tepelerin ölümsüz sakinliğini ver.Wilfred A. Peterson’Yalnız bırakıp da İkinci kez öldürmeyin beni Mezarıma sadece menekşe dikin O toprağa alışkın Bense acemi. Fatin Hazinedar Gün gelip yuvarlanırsam Tepeden aşağı Adım böyle bir şiirde anılsın Sezer Özşen Öleceğiz; müjdeler olsun , müjdeler olsun ! Ölümü de öldüren Rabbe secdeler olsun ! Necip Fazıl Ölüm güzel şey; budur perde altından haber …. Hiç güzel olmasaydı ölür müydü Peygamber?…. Necip Fazıl Sizde ölüm var mıdır? Ece Ayhan ölüme ne kadar yakın unutulmaz çocukluğumun ağır çiçekli ıhlamur ağacı Yelda Karataş Baba genişledi nalbantı bildi Toprağın içinde oğlun ölümü Artıkça ve gezdikçe denizlerin dibini Çünkü ölüm artık canlı oldu Nasıl kuduran boğa canlıysa Ve bir şeye koşarsa Cahit Zarifoğlu Uşaklar bir köşeye sinerlerdi, hiç konuşmazlardı, bir kristal sürahi rüzgardan ürperir titrerdi. İniltiye benzeyen bir ses yayılırdı. Karanlığa yapışırdım, bir kapı karanlığına, bir duvar karanlığına, bir yokoluş karanlığına. Ölüm çok uzaklardaydı, o zaman çok uzaklardaydı ölüm.) Edip Cansever bir eski zaman ölüsü resimlerden nasıl bakar? kurutulmuş çiçeklerde bebek unutkanlığı ne zaman ulaşır özlediği yıldıza gözlerinden hiç durmadan yükselen o merdiven? Hamdi Özyurt Ölüm bile geç kaldıktan sonra Bütün ilkleri sona bırakmanın belki de tam zamanı ... Aynaya baksam kalbim görünür Aklımda gitgide büyüyen yara Bir ağacın en uzak dalı gibi sessizce çürür Ölüm, evet ölüm bile geç kaldıktan sonra Ahmet Erhan Hayır hayır hayır hayır Ölüm ki ancak bir başka ölümle yıkanır Teneşirler bu yüzden hep beyaz kalır Ahmet Erhan öpüyorum öper gibi gözlerini son defa ölüm gibi bir aşkın gözyaşlarını Ayten Mutlu iki yakanın arasından aldım seni n’aparsak yapalım ikisinde de çırılçıplak kalıyor sonunda insan ve sanırım bu yüzden birbirine benziyor ölümle aşk Akgün Akova Artık ne yazarsak ölümü yazarız, ölümü ve zamanı. Neden bilmem ölümü artık dikey okuyorum. Siz de deneyin. Değer bu. Burada kesiyorum. Duydum bir ot konuşuyor kendince. Hem kuşların doğum gününde olacağım. Gece beni bekliyor. Yolu biliyoruz. İlhan Berk Yine de yetmez zaman gecenin ve kitapların söylediğini çözmeye, kaç kent, kaç aşk terk edilmiştir; sinmiştir ölümler satırlara bir koku gibi; hep bir şeyler kalmıştır geride asla unutmak istemediğimiz Ahmet Oktay ayrıkotu ipi geçiriyorsa boynuna bir gelinciğin sütten yeni kesilmiş taylar gibi koşar ölüm Mehmet Hameş bağışla, hastalıktan mı yaşlılıktan mı ölüm duygusundan mı ne insan kendini yas aşireti içinin doğusunda buluyor Hüseyin Alemdar E hiç düşündünüz mü tanrı sesse anne tanrıdaki ses midir! âh, hatıralar da ân gibi ölümlü müdür yoksa– dünya dursa, tüm gidenler dönse, hayat herkese anne olsa neden uzaklar gözanne de yakın herkeste bir kekeme Doğum şiir de ölüm ne? Hüseyin Alemdar ovdun ve okşadın beni çıktı içimdeki cin; ondan ölümümü diledin. küçük iskender O kadar çok ki ölümüz Ve o kadar çok ki kızıl güneş önünde setler Ve o kadar çok ki çarpık kabuklu başlar Ve o kadar çok ki öpücüklerimizi engelleyenler Ve o kadar çok ki unutmak istediklerim. Pablo Neruda Çünkü ölüme yakın, görmez olur ölümü artık insan. dışa diker gözünü, iri iri hayvan bakışıyla belki de. Ötekisi olmasa böyle görüşü kapayan, sevenler yakındır ona, şaşarlar … Sanki yanlışlıkla açılmıştır onlara ötekinin ardından … Ama hiç kimse onu aşamaz ve gene dünyadır önündeki. Yüzümüz hep yaratılışa dönük, bir onun üzerinde görürüz özgürün yansımasını, gölge düşürdüğümüz. Ya da bir hayvan, dilsiz, kaldırıp gözlerini öyle bakar içimizden. Alınyazısı denir buna: Karşıda olmak, başka hiçbir şey değil, hep, hep karşıda. ………………………. ………………………. ………………………. Kim bizi tersine çevirmiş böylesine, her ne yapsak, yola çıkan birine benziyoruz? Nasıl o, son tepede, vadisini görünce sonuncu bir kez döner, duraklar ,ve oyalanırsa -, biz de öyle yaşıyoruz, “hoşça kal” diyoruz hep. Rainer Maria Rilke Olaylar geçip gitti, yüreğim yerinde saydı Bir yere varamadı, ölümse arkasında, Suç onda sevgiye ne gerek vardı? Hep başka şartlar düşlerdi, bir de uzak iklimler Gidenlerden güzel miydi gelen mevsimler? Yolda düşüp kaldılar şimdi unuttum kimler, Lütfen lâkin ama tekrar söylemeliyim, Kimse sevgiye muhtaç olmasaydı. Hüsrev Hatemi Ve ölüm hayatı kuşatalı beri İki şey yan yana gelişiyor evlerde Babalar bıçak biliyor Analar yaslı İsmail Uyaroğlu Bir şey yağıyordu babaya, bir şey: kara buğday, ölmüş kelebek, bir ikindi sessizliği ya da. Baba sanki durmuş bir saat, hışıltısı dinmiş bir akasya. Olduğundan zayıf, olduğundan kara, olduğundan tenha. Ne düşünüyordu baba, üzgün uzun baba, parkede bitmiş apansız bir gülü mü seyrediyor, o güle uzanacak babaa! babaa! Birgül Oğuz Bir derin uykudaydım ölümün içinden Açtım ki gözlerimi Bir suyun gölgesi gibi Kendisi adeta bir suyun Ayakucumda sen oturuyorsun Şiir getirenlerin çok olsun çocuğum! Can Yücel ölüm bir aşirettir doğuda Hilmi Yavuz Güneşin batımını, ve uykuda görebilmek ölümü Ne altınsı bir kederdir- tıpkı şiir sanatı, Hangisi ölümsüzlük ve belki de üzücü. Şiir sanatı Sürgit yinelenen ha güneşin batımı ha şafağın sökümü. Jorge Luis Borges ölüm değil beni endişelendiren, bu hiçlik yığını ile kalacak olan karım. Charles Bukovski Düşün ki coğrafyanın en güzel yerindeyiz En güzel günlerinde gençliğimizin Ölümden ötesini aklım almıyor Beterin beteri var diyenlere inanmıyorum İstesek cenneti kurtarabiliriz Ben bir ışık için tepmişim rahatımı Bu güleç yüzlülerin, bu acı türkülerini Bu yoksul yerleri anlayarak seviyorum Delicesine anlayarak güzelim Yüreğim sızlıyor bu roman iyi bitmeyecek. Hasan Hüseyin Korkmazgil Mezar taşıma rastlayanlar okusun: Dünyadayken şiir de yazmıştır. Süreyya Berfe ölüm diye mırıldandı gün boyu sonra duru duru sustu hep yalan yok, onunla dalga geçtik nerden bilirdik ki sıcak bir kumru ölüsü gördüğünü ... bir periye aşk dokuyordu hiç usanmadan aslanağızları geçiyordu, iğneler, dervişler fırdöndüler, koyun postları, kor bir yelek simli gelin telleri, tut ki rüzgar gülleri ölüyordu yanında duruyor, garipsiyorduk bir delinin de kumru gibi ölebileceğini Akgün Akova püsküllerine uzanır mor bir aşk çanağında üşüyen ölümün ölüm, ölümle savaşıdır şairin sonuna gelmez sayfalarına sürer toprağını açılır menekşeler bahara hercai yanık bir şarkı olur sonbahara ölülerdir işte, ölüme uyananlar ötesindeyim bugün Maksut Koto Bir azarlanmayla ölümünü düşünen çocuklar gibi. Edip Cansever sarılayım diye sana geldim oysa gördüm yapraksız bir dalsın umudumun gözünde sen ölümün gülümsemesisin Furuğ Ferruhzad İşte böyle gülüm, iyice yaklaştı bana ölüm. Nazım Hikmet aşkım ölümün sınırında omayra olduğun yerde kal kımıldama ! Murathan Mungan İnsandır… Sonunda solacak, kurumuş bir yaprak gibi rüzgâra ilişerek geldiği toprağa dönecektir. Nihat Behram Bir burnumuzdu ezilmeyen, Ölüm okudu canımıza, Şimdi ne can kalır, ne ten Ölüm dayandı kapımıza, Bir kez yazılmış alnımıza, Kız da kadın da yalan bütün Ölüm almış gemiyi azıya Ölüp gideceğiz bir gün François Villon Sonunda çıkıp gittin. Gözlerim peşinden yeni bir mezar taşımı Okumaya gidiyor. Birileri soracak biliyorum Bu saralı günün sonunda Cesediniz hangi çiçek koksun-anı olmasını bekleyeceğim- Bir giz gibi tükenecek kehribar avucumda Söylemeyeceğim. Metin Fındıkçı Sana geri dönmedi kadınların “Hüznün Şehri” koydular adını Gözlerimin suyuyla kim uzaklaştı gemi gibi -kutsal kitabın zamanıyla- kim girdi, Benim ve çığlığımın arasına.. Sana ölümümü sunuyorum… şiirin rengiyle… Nasıl da şarkı söylediğimi sanırsın hala? Nizar Kabbani Biliyor musun Huzûr, ölümü de güzelleştirmiş Bu eskittiğim şehirde.. İbrahimî Feyzullah Yalçın Herkes yüzümün bir parçasını dinlerken Geçmişimde yarım kalmış yüzünü buldum onun Bana baktığında gövdeme üniforma gibi yakışan Göğüslerinden mürekkep damlayan bir kadına inandım Nefesimi teninde gezdirirken Bir ölümlük hatıralar edindim Yaz gecelerinde ıssız çay saatlerinde Taşradan taşan kötü mutluluklarda Ben onun gençliğinin düşünü gördüm O orada değildi ben gördüğümde İkiye biçildikçe günahlar coğrafyası Gençliğime sunulan kefaret gibi sevdim Şehre tepeden bakmak gibiydi onu sevmek Uykulu sesinde bahçelerle tanış olmak gibiydi Süleyman Unutmaz İnsan üzülmeye görsün hayat hep tutuktur Kar, ölümün üstünü bembeyaz bir örtüyle kapar Küçük İskender Seninle içimde bir yakın ölüm sevinci; Sen vaktini şaşmazsın salgınlar gecikmeli. Metin Altıok yanılgı çiçeğiyim n’olursun hayat kopar beni, kopar a kirlendiğim şu alem benden soyunsun… Mehmet Sadık Kırımlı artık tutunacak kimsen kalmadı, nasıl biliyorsan öyle düğümle zamanı. bütün ölümleri gör, birini evlat edin kendine. oysa sen, boş bir kabın taş darası. yine de denkleştirip gidiyorsun hayatı. tuzağa yem, hançere bağ oluyorsun. zehire katıyorlar seni, şair ne duruyorsun gemilere bin, trenlere atla. kimsenin umursamadığı, hiçbir işe yaramayan kaldır şu gereksiz tanıklığı ortadan. Metin Altıok böyle parçalanarak dağılarak mı ölünür? dünyaya bir bütünlük bırakmadan oysa ölüm bile usul usul yaşama benzer yaşama benzer Sunay Akın “oysa” diyordu birisi “sabah yeniden hatırlamadır yaşamayı” bana kalırsa “oysa” diyenlerden hep korkmalı “oysa ölüm var” da diyebilir aynı kişi Turgut Uyar Hoşçakal, dostum, el sıkışmadan, suskunlukla Sakın üzülme, nedir bu gözlerindeki hüzün? Şu yaşamda yeni bir şey değil ki ölüm, Ama pek öyle yeni sayılmaz yaşamak da. Sergey Yesenin Ey aşkın kutlu kitabı Uçarı hayallere yataklık eden Peri bacalarının yasağı Gönlümün celladı acı mezmur Bana bıraktığın yazıt bu mudur Ölüm geldi bana düğün armağanın gibi Sezai Karakoç Seni alıp kaybolmuş zamanın çağıltısından Bana getiren Yasamız vardı Öfkeyle yazardın sen bir yüzüne Ölür ölür okurdum öbür yüzünde ben… Sezai Karakoç Ben geldim geleli açmadı gökler Ya ben bulutları anlamıyorum Ya bulutlar benden bir şeyler bekler Hayat bir ölümdür aşk bir uçurum Ben geldim geleli açmadı gökler… Sezai Karakoç Ben sevgilim… Bir çocuk bayramı gibi yaşamak isterdim her aşkı Cezaya kaldım. Bir mutluluk şiiri yazamamaktan dolayı İmlamı iyice bozsam da farketmez artık. Kime ne “de-da”ları ayırmasam? Noktalarda durmasam, Bir ünleme koşsam yalnızca, Sonu uçmak olan çığlığa. Kime ne anlatarak bitirsem hayatımı? Ölümüme de bir şiir yamar nasıl olsa birileri artık. Didem Madak ölüm de bir miraçtır tersinden kıyası mukassim olsa da ey uçurumlarda açıp uçurumlarda solan çiçek Arif Ay bilmediler içime dökülen bu kuyular sendendir ruhuma diktiğim bu lekeler emanetindir bilmediler dediler: kalbi susmuş bir adamdır bu! terk edin! eli düzgün yüzü güzel bir ölüm getirin ona! Veysi Erdoğan ama Tanrım nasıl korkulabilir benden ben, ben ki hiçbir zaman gökyüzünün sisli çatılarında başıboş ve hafif bir uçurtmadan başka bir şey değildim aşkımı ve hevesimi ve nefretimi ve derdimi mezarlığın geceden yalnızlığında adına ölüm denen fare kemirmektedir” dedi ... Haklısınız Hiç aynaya bakmadım ben Ölümümden sonra Öylesine ölüyüm ki artık hiç bir şey Kanıtlayamaz Benim ölümümü Furuğ Ferruhzad Güzel bir ölüm beğenerek kendime Güllere, leylaklara aldırmadan ölüyorum İlhami Atmaca yaşamayı bilmek kadar ölüme de yakındır insan susmayı sonsuza değin bir armağan gibi sunarak başkalarına ayrılmayı göze alır, aradan çekilir birgün. Mehmetakın Güre Sindi sîmâsına akşam hüznü, Böyle yastıkta görenler yüzünü, Avuturlarken uzun sözlerle, O susup baktı derin gözlerle, Evi rüzgâr gibi bir sır gezdi, Herkes endîşeli bir şey sezdi. Bir sabah söyledi son sözlerini, Yumdu dünyâya elâ gözlerini; Yahya Kemal dalgalar vuruyor gözbebeklerime ben sana mülteciyim sevgili mumları eriten ateş düşerken damarlarıma ezberlediğim yollar yakınlaştırır seni bana dağlar ağırlığında özlemler getirdim ‘sana kendimi getirdim’ kelebek ömrü kısalığında da olsa ölüm de olsa sonu inan, razıyım ben bu aşkın tekrarına Zafer Şık Minarenin kapısında bir çocuk halkası Müezzinle inecektir ölü Ölü çağırır çocukları alıştırır camiye Ve ölüyü eve ulaştıran çocuk Kutlu çocuktur Cahit Zarifoğlu mesela dost için ölüme yatıp orda teslimiyet doğuran bir uykuya dalmaktır Alper Gencer Bir köşeye mahzun çekilen için, Yemekten içmekten kesilen için, Sensiz uykuyu haram bilen için, Ayrılık ölümün diğer ismidir Cahit Sıtkı Tarancı O kadar bekledim ki, geliyorum Ölümümü bekledim, geliyorum Bir ölüyü ve ölünün bütün inceliklerini Bekledim geliyorum. Ben Ruhi Bey, mutlu olan Ruhi Bey Ölümü gömdüm, geliyorum Bir sonbahar günüydü, geliyorum Güneşler buz gibiydi, geliyorum Ve bütün kötülükler Ölümün armaları gibiydi Size anlatırım, geliyorum. Edip Cansever Dört asırdır inerek câmie nûr üstüne nûr Yerde bulmuş yaşayanlar da, ölenler de huzûr. Ona hâlâ gidilirken geçilir bir yoldan, Göze çarpar ölüm âyetleri sağdan soldan, Sarmaşıklar, yazılar, taşlar ağaçlar karışık. Hâfız Osman gibi hattatla gömülmüş bir ışık Bu mezarlıkta siyah toprağı aydınlatıyor; Belli, kabrinde, O, bir nûra sarılmış yatıyor. Yahya Kemal Beyatlı Bir mayıs çiçeği soldu mu hiçbir çiçek Başkaldırmayacak vuruşlarına yağmurun; Çılgın ve ölü olsalar da çiviler gibi, Başları çekiç gibi vuracak papatyalara, Güneş batıncaya dek güneşte kırılacaklar, Ve artık hükmü kalmayacak ölümün. Dylan Thomas
Yaşarsın karıcığım, kara bir duman gibi dağılır hatıram rüzgârda; yaşarsın, kalbimin kızıl saçlı bacısı en fazla bir yıl sürer yirminci asırlarda ölüm acısı.
Nazım Hikmet
pencerede oturmuş yaşlı adam gözleri yorgun saçları ak ağzı kötümser kimin yolunu bekler ölümünden başkaAttila İlhanzaman yanınca ölüm de bırakır arkadan vurmayı gelip evlerimize yerleşir giyer geceliklerimizi kan kabuklu bedenine yataklarımızda yatar
Adnan Özer
şairlerin ölüm çiçeğidir zambaklar (zambaklar) çocukların karbeyaz uykusudur senin -mutrıplar mutrıbı- gönlün bunları çalmazzambaklar gün gelir şairlerin başucuna sokulurAdnan Özer Meleklerini çağırıyorum tanrım, meleklerini bana sızılı bir ölüm bağışlayacak meleklerini.. Ahmet Bozkurt Yaşamak kadar ölüm de çağırıyor bizi, Geçiyorum sokağı fenerle konuşarak Hem yaşamın imidir hem ölümün her fener Ahmet Oktay Ayık kalmak gerekir ve tartmalıdır ayık kafayla İlişkinin değerini, benimsemeden önce-zincirin öğretisidir, Söz vermemektir göklere ama hiç değilse vermektir toprağa, Söz vermemektir ölüm ayırana kadar, ama hiç değilse bir yaşam vermektir. Yevgeni Yevtuşenko Babam on altı yıldır ölüme saçmalığını anlatıyor… Şükrü Erbaş Bir akşamdı, evimizde ecel kanat germişti, Anneni – bir cellad gibi – vurup yere sermişti. Ölüm ile pençeleşen bir hayatın güreşi, Sekiz yıldan sonra dinmiş; nihayete ermişti. Rıza Tevfik Bölükbaşı
Her şeyi tattım, acısını çektim. Ölüme rızadan başka bir şey kalmıyor bana. Huzur içinde çocuk yetiştireceğim demek. Yaşamı överdim, kötücül bir iştah ölümlü aşklara iten beni. Aşkı, ben de türün bir güvencesi saydığım şu an, ölümü görüyorum.
Giuseppe Ungaretti
Vazgeçtim bu dünyadan tek ölüm paklar beni, Değmez bu yangın yeri, avuç açmaya değmez.
William Shakespeare
onlara ün mü gelir bazı ses mi duyarlar yumuşak bir kedere ufalır bakışları idam mahkumlarıdır aslında ihtiyarlar ölüme koşullanmış bütün davranışları yorgun öksürükleri oturup kalkışları yaşayıp durmaktan gizlice utanırlar her gece artık gitmek vaktidir sanırlar geçmiş günlerinden bir destek aranırlar uysal bir gülümseme tek sızlanışları idam mahkumlarıdır aslında ihtiyarlar ölüme koşullanmış bütün davranışları
Attila İlhan
Toprakta o baş döndürücü koku
Ve ölüm, gece ucundaki çoban.
Gel yetiş, ey pişmanlık! İşte yaman
Bir gecedir, yaman bir gecedir bu.
O derin gözlerin ne güzel, puhu!
Ahmet Muhip Dıranas
Onu gezdiriyorum şimdi; o garip, anlaşılmaz
Ben ki ölmedim daha, ölümün yüzü bu
Bir çiçek kırılsa, bir dal eğilse
Yok diyecek doğrusu ölümün zaferine
Yani bu uzaklık zorunlu
Edip Cansever
Beni böyle kitaplar mı yaptı ne
Kağıtlarda gidenlere içlenip ağlayan ben
Hayattaki ölümlerde put gibi duruyorum.
Behçet Necatigil
hakkâri
dağların kenti
ters lâlelerin çiçeklerin şiir armonisi
çığların ve bebek ölümlerinin
ıtır ıtır esen hüzün ve ağıt senfonisi
Abdurrahman Adıyan
Büyüyor elinde bomba
bombanın gerçeği yumuk çocuk eli
ama çocuk
aykırı görülür ölüme
Nuri Pakdil
Nerde bir yalnızlık görse
konuna almaya yetinen Edip
her şeye gecikilir demişti ya
hiçbir şeye yetişilmez
kimbilir, belki de ziyade ciddiye aldım şairi
hayata geciktim, ölüme yetişemedim
istesem kusurumu sırtına yükleyebilirdim
ama ben güneşi seçtim
Adnan Satıcı
Hey Allah’ım, en güzel çağında Sait’e
Dört beş yıl ömrün kaldı denir.
Sait, Sait olurda nasıl dayanır,
Mavi gözlü çocuk boş verir ölüm haberine.
Bedri Rahmi Eyüpoğlu
uykuya baktığım yol uzamakta
uyumak, nasıl uyumak, daha bilmiyorum
iki perde arası soğuk bir limonata
belki de çıkınca evden taşıtlar beklediğimiz
ve taşıtlar beklediğimiz durakta
birini gördüğümüz ya da, geveze, kaypak, sıkıcı
bitmesi bir olayın -ölüm mü geliyor aklınıza?
kim bilir, belki de ölüm
ama korkmayın, bütün iş korkusuzlukta
öyle ya, ha dibinde ölmek gümüş şamdanların
ha bir cellat elinde, gözleriniz kapalı
belki de yürüyorken, iki taşıt arasında
belki de bir intihar; güzdü, çiçekler vardı
Edip Cansever
Ve ben bembeyaz bir atın üstünde ölüm meleğini bekliyorum Mehmet Baş
İşte ölüm güvercini yaklaşıverdi,
Ne arzularsan o verilir sana ey benliğim…
Nefsim bir isteksizlik var sende,
Savaşacaksın dilesen de dilemesen de.
Hani çoktandır yoktu sende ölüm korkusu,
Ca’fer, ne güzel geliyor Cennet kokusu…
Abdullâh Bin Revaha (Ra.)
Şimdi düşerken kar kefenin, toprağın, kalplerin üstüne ve yaşamın boğulmuş sesi dağılırken soğuk havada, sen, güzel çocuk, göçüp gidiyorsun; Giosue Carducci
Sorduğum tek soru vardı kendime (Öbürleri herkese ilişkindi) şimdi gitsem benden ne kalır geriye? ... Ne ölümler gördüm de yaşamak hırsızlık gibi geldi bana Bulmalı derdim, bulmalı ölümün erken dilini O da oldu. Gördüm celladımın gözlerini ve gülümsedim Hepimize benziyordu, şaşırarak öldüm Bir duvar dibiydi sanırım, ıssızdım ve soğuktu gece Mahmut Temizyürek
arkasına bakmadan kaçan bir karanfil gördüm ölüm de kirlendi aşk gibi yararı olacaksa söyleyeyim, ellerim temizlik çabasından, yorgun.. Pelin Onay Sakın ha! Yine de dönüş gelsin aklına. Ben de dağ özüyle büyüdüm ya… Bu uçurum gibi yüreğimden öteye gitmeyesin. Tökezlersen ölürsün Soran… Ölürsen düşman olurum anneme, bütün tarlalara, bahara ve yaylalara. Dudağım değmez olur toprağın yüzüne, öpmem ölümünü bile. Fatma Savcı çarklara sokulan bir el gibi hatırlatır kendini ve sevda ve ölüm hala akıllardadır Sıtkı Caney Ağıtçılar da gitti sessizliği bizde unutup bir daha bakmasın ölümün güzel yüzü kış gelmesin senin uykusuz alnına kış gelmesin ölüm dönsün postacı kılığında kimse evini açmasın ölüm dönsün toprağına yaprağı çürümüş dal olsun ölüm ölüm de çürüsün burada ölümü çağıran kış da çürüsün Haydar Ergülen Sizin hiç babanız öldü mü? Benim bir kere öldü kör oldum Yıkadılar aldılar götürdüler Babamdan ummazdım bunu kör oldum Cemal Süreya yaz dedi, bütün insanların sokağında ölüm ve aşk aynı renkle dolaşır sen İstanbula aldırma!.. Arife Kalender De ki öyleyse: Ölümden başka her şey ödünçtür ödünç bir bıçak gibi elden ele gezen aşk da ve bir kadının ‘herkes bıçağını bende biledi’ demesinden daha kötüsü, bıçağını o kadında deneyen herkesten biri olmaktır, olsa olsa! Sen de denedin, ‘zor’ olduğu için aşkı yalnızca ondan istedin, oysa aşktan daha zoru, istemekti, bilmedin! Haydar Ergülen Ey nefis, vuruşup öldürülmezsen de ölüm seni bulacak. Bir değirmendir ölüm, bir gün seni de alıp öğütecek. Abdullâh Bin Revaha (Ra.) Artık güneş görünmez olur, gök bulutludur, Rahatça dal, ölüm sonu gelmez bir uykudur. Yahya Kemal Beyatlı Gördüm ölüm diyârını rü’yada bir gece Sessizlik ortasında gezindim kederlice. Yahya Kemal Beyatlı Güneş solumda ve dikenlerin yolunu aydınlatıyor. Çocukluğumla aramda ölüm var. Ölümle hayat arasına sıkışmış, uykulu, kadim bir tepedeyim. Annem yoldan gelmiş yol olmuş kardeşime, Ölümleri gösteriyor. Birlikte ağlıyorlar. Ben güneşe ağlayacağım. Issızlığına bu tepelerin. Bejan Matur Gri giysili törenler bitti Ayın ipuçlarını vereceği ânı bekliyorum. Bir ömre kaç ölüm sığdırılır Hangi korku adak testisini doldurur bilmiyorum Büyücüm gecede yıldızlarımın olması günah olur mu Üstelik birbirlerine göz kırptıkları yok Ölümlüyüm, Bundan büyük mutluluk olabilir mi büyücüm. Susuyor, kıvrılıyorum Bejan Matur haklısın ‘kan var bütün kelimelerin altında’ halâ iki güvercinin arası ters dönmüş Üvercinka gibi senden sonra kadın da, aşk da ölüm gibi bir şey Cem’âh abi! Hüseyin Alemdar O halde neredeydiniz? Tabutumu taşıyan siz olun isterim Şairler çırağı, onca sayfanın dut karası, şiirlerimin göz hakkı Ölü kâğıtları arasına şiirce not bırakalım: İstemeden öldü, kaldı mı size imgelerin mirası, şerefe dediğimiz her satır başı Şairlerin ölümünü bir kez daha bağışlayın, kalın direklere bağlayın Kalan dizelerin arasını, şiirlerin kurdelesini birlikte keselim Oyun, resim, çığlık bir arada kopsun! Ayak tırnaklarında gezdiği yerlerin küfü, patlattığı toprağa çömelen Nasırların anası siz olun; şairleri öldürmeyelim, uçuralım göğe doğru Hüseyin Peker getirir akla çocukluktan bilinmez hangi soruları kar gecesi uyandırır ölüme değgin korkuları yalnızlık bir samanyoludur genişler düşüncede Attila İlhan Sen, kurumuş çatırdayan ağacımın çiçeği, sen, ölümlü yaşamın tek ve son çiçeği, soğuk topraktasın kara toprakta; artık ne güneş seni neşelendirir ne uyandırır aşk seni Giosue Carducci
nasıl mıyım? Ölümlü, düşündükçe kanayan yerlerimi. Tuğrul Keskin
Yolların son güzelliklerini topluyorum…. Bir melek bana ölüm giysisi dikiyor- Kendimde farklı dünyalar taşıyorum. Else Lasker-Schüler Evden çıkar çıkmaz omuzdan tabut, Sen de eller gibi adımı unut. Kapımı bir kaç gün için açık tut, Eşyam bakakalsn diye arkamdan.. Ahmet Kutsi Tecer Yarattı yarası, o kayalar görünümü, Bir ölüm vadisini kımıltısız bir gök altında. Dönüp gene bütün camlara, yüzü Işıdı yıllanmış ölüm ağaçlarıyla. Yves Bonnefoy Aydınlık bir ölüm arayıp durur İçimde alevden pençeli bir pars Baki Süha Ediboğlu Burada oturuyoruz dünyanın kıyısında Portakal suyu içiyoruz “Ölüm sorununu çözmedikten sonra Neye yarar varlığımız?” diyor Celâl. Saati gösteriyor ayın direği. Pars kapıda. Ahmet Ada Ölüm tek başına gidilen Sis basmış göl İki bulut altında Ahmet Ada yağmur alınlara doğruldu secdeye durdu süslendi ölümle sözleşen ateşli hastalar gibi
Cahit Zarifoğlu
bir fotoğrafı andıran beni büyük bir hararetle ölüme ve aşka dönüştüren… ah, zaman… soğutuyorum, hiç bilinmesin kalbimdeki engereğin dili, dokundukça her yanım çürüyen zaman…Metin Kaygalak− Ölüm nedir baba? Durmuştuk bir çeşme başında inerken Mut’a doğru − Ölüm nedir baba? ölüm nedir peki? Ah! Bıyıkları yeni terlemiş bir ağbi. Ahmet Oktay Bir ağacın en uzak dalı gibi sessizce çürür Ölüm, evet ölüm bile geç kaldıktan sonra Ahmet Erhan Bir gün olur, hepsi biter Endişeler, o çocuk üzüntün Hepsi biter Behçet Necatigil Büyük randevu…
Bilsem nerede, saat kaçta? Tabutumun tahtası, bilsem hangi ağaçta?
NFK
Belli bir bozgun yaşamışız Her şeye ölüm dadanmış sanki Kadınlar ki anne olmamak için direniyorlar Erdem Beyazit
Bekleyin geliyor ölüm usulca
Usulca girer koynunuza.
Erdem Beyazit
Ölüm bir melek elinde gelir Ve öper usulca çocuk yüzleri. Belki bir gün kurtuluruz 
Erdem Beyazit
Ölümler vardır: Can kuş gibi uçar gider Bir martının süzülüp Kaybolması gibi maviliklerde
Erdem Beyazit
Bir de bir örümcek ağının ortasına düşmüş Bir sineğin titrek bacaklarında seyretmiştim ölümü 
Erdem Beyazit
Sonra bir mezarlıkta Bir çukurun başında Bir kapının ağzında Herkez susar Konuşur ölüm Ve sürer hayat.
Erdem Beyazit
Oğullar ölür
Bir kafes olur ölüm Ana kalbi bir kuştur Azad kabul etmez 
Erdem Beyazit
Analar ölür Kök salar hasret yüreklere ‘Bir evlat pir olsa da’ O zaman anlar ancak neymiş öksüzlük
Erdem Beyazit
Babalar ölür Dolaşır eli ölümün Saçlarında anaların oğulların 
Erdem Beyazit
Ya ben! her geçen gün başımı daha bir eğerek, Tatlı ışıkları altında güneşin, titrek, Şamatanın ortasında çekip gideceğim, Sonsuz yeryüzünden hiçbir şey eksilmeyecek.Victor HugoKiraz devşirmeye gitmiştin hani Çilek kokuyorsun vakte yabani Unutma sana bergüzarım var İntizarım yoktur, inkisarım var. 
Bahaettin Karakoç
Babalar ölümü dengede tutar
Erdem Beyazit
Yağmur bu kadar inceyken 
Ağır açan bir gül kadar hafifken merhamet 
Ölüm çok ağır Allah’ım, 
Ölüm çok ağır affet! 
 
Hüseyin Atlansoy
Her zaman kısa şiiri savunmuşumdur Erken ölümü savunmuşumdur her zaman Uzadıkça çünkü şiirde hayat da Usanıyor insan
İsmail Uyaroğlu
Bir müzik parçası çalıyor içerde: İçimde bir parça; ne kopuyor ne ölüyor. Gitmek ölüm bana, kalmak haram. Adını bilmiyordum sonra öğrendim: She Left Home Birhan Keskinbunların hepsi, ey Kader, gel gör ki, bunların hepsi, kıyılarımızı döven bu dağ gibi varlık dalgaları, bir damla ölümün yanında ne ki?Cahit Koytak -her zaman paylaşılan duygular vardır yeri gelince ölümler de paylaşılır bölüşmek bir ölümü dostluğu ve şiiri benzemez beyaz evlerden mavi sulara aynı pencereden iki yabancı gibi bakmaya- Haydar Ergülen Oysa hayat ve yazgıydı şiir Geniş hazırlığım gelen ölüme Tek silahım var: Sözcükler sözcükler sözcükler! Kadir Aydemir senden sonra biz, mezarlıklara yüz sürdük ve ölüm, büyükannenin çarşafının altında nefes alıp veriyordu ve ölüm, öyle güçlü bir ağaçtı ki başlangıcın bu tarafındaki diriler kederli dallarına adak çaputu bağlıyorlardı onun ve sonun öbür tarafındaki ölüler fosforlu köklerini kemiriyorlardı onun ve ölüm o türbede oturmuştu ki dört yanında ansızın dört mavi lale beliriverdi Furûğ Ferruhzâd Kem bahtını aynalara nakşetsen de ölüm senin eğninde mengü süte dönüşür. Hüseyin Ferhad yuvasını bozduğum kuşların ahı desem çocuktum hesabı olur mu, ölüm denilen uçta? Salih Mirzabeyoğlu trende öğrenilen trende kalacak indiklerinde üç türlü ölüm boşaltmış olacak kompartımanları trenli hayatların bir gereği bu trenin bütün yolcularına ölüm iltimas olsun diye bir kalkış noktası hediye ederek her birini tek tek üç tarzda uğurluyor durulan her istasyonda onları yine ölüm karşılıyordu ru be ru gizli pazarlıkların mahfillerinde ölüm onları eliyle koymuş gibi enseliyordu İsmet Özel ılık bir süzülüşle geri dön hayat bırakma yeryüzü salına tünemiş pek kara kuşlar örtsün bakışımı görmek acısı sürsün pencere tutsağının düşsün hayatı suya Nilgün Marmara Odur değil mi Kokusundan gelir kokusuna koşarken Harcar ölümsüzlüğünü Fesleğenin bir yaz akşamı dalgınlığında. Edip Cansever ve ayakta tutar hüzün imparatorluğunu, ayakta alkışlatır kendini ölülere; günü gelince de yorulur her ölümlü gibi pıhtılaşır ve donar; o zaman da buzdan bir şehir olur Cahit Koytak Kımıltılar içinde tırısa kalkmış küheylan zaman ben eksilirken kum saatinden biz alıyor yerimizi bu aşk deryasında aklımdan hiç çıkmıyor ki ölüm ömrünün son virajlarındasın ey Bülent Güldal nasıl da bırakıp gideciksin sımsıcak elleri? Bülent Güldal Bir soğuk yel eser Üşür ölüm bile Ülkü Tamer Kimse karşında belki titremez gönlüm gibi, Bense hala korkarım dizinde ağlamaktan. Teması korku veren tatlı bir ölüm gibi Daha cana yakındır görünüşün uzaktan… Faruk Nafiz Çamlıbel işte bir söyleyişin solgun yüzü: artık ne bir anıdan arta kalanlar- dan söz var! ne bir şey! -boşuna!.. ölüm, olmak’tır ve bir söz kanar; yalnız yalnızlıklardır bizden olanlar! onlardı, gittiler… daha gelmeden… Hilmi Yavuz “Ağır ağır çıkılan bir merdiven” yok… Eskittiğin yıllardan değil, Sızlayınca yüreğin, anlıyorsun: Yine gecikmişsin… Sen, yeni yeni öğreniyorsun sevmeyi, Bense çoktan düşürmüşüm aklıma ölümü. Tayfun Talipoğlu
Sevda Tepesinde geçen gün Karşıki masanın altında İki tane tavuk gördüm Toprakla yıkanıyorlardı Eşeledikleri çukurda İnsanlar için de belki ölüm Toprakla bi tür Yıkanmaktır diye düşündüm 
Can Yücel
Gördüm yaşarken vadesiz ölümümü. Ördüm de ilmek ilmek Sırtıma giyemedim ömrümü.
Metin Altıok
Sıralı ölüm, iyi ölümmüş. Neden hâlâ sızlıyor burnumun direği?
 
Süreyya Berfe
 
 
Sen de yoksun başucumda
Gözlerimi kim kapayacak?
Şinasi Özden
aşk için karnıma ve göğsüme ölüm için yüreğime sürdüğüm eczâ uçtu birden aşk ve ölüm bana yeniden su ve ateş ve toprak yeniden yorumlandı.İsmet Özel
annem daha yeni öldü fazla uzaklaşmış olamaz! olamaz dedim annem son nefesini alıp da vermeyince verse de ben alsam onu, içim ferahlasa, siz de görseniz resulullah tutsa annemin elinden birlikte geçseler çölü nasıl olsa resulullah da ölü annem de ölü. Ah Muhsin Ünlü
Çiçekleri düşünen yok! Balıkları düşünen yok! İnanmak isteyen yok: Bahçe ölüyor! Yüreği kabarmış bahçenin güneş altında. Boşalıyor bahçenin zihni usul usul yeşil anılardan! Furuğ Ferruhzad
Acıya kurşun işlemez artık ölüm bile bu acıyı cellat bilmiştir Adnan Yücel
Söylesem inanmazsınız Kalkıp verecek oldum Düşürünce mendilini Öldüğümü unutmuşum Cahit Sıtkı Tarancı
Yalnızlık nedir göreceksin öldüğün zaman. Cahit Sıtkı Tarancı
Şayet ölürsem, Helallaşmaya vakit kalmadan, Hatırdan çıkarmayın beni; Dünyaya benden selam olsun, Her nefes alıp verişiniz. Cahit Sıtkı Tarancı Mezar taşları gibidir hayatım, Mahcup, boynu bükük, sakin. Bir ırmak gibi sessizdir adımlarım, Bir fatihaya muhtaç gibidir lakin. Yağız Gönüler Bir sürü adam çiçekler getirdi Nutuklar bile söylendi Ben hiçbir şey söylemedim Seni düşündüm. Philippe Soupault
Dün akşam gün batmadan Yaşlı ölülerin arasına Bir küçük misafir geldi. Çocuk bahçesinde kovası kalmış Kumların üstünde küçük küreği. Besbelli çok yorgun hemen uyudu. Doğruldu yerinden yaşlı bir ölü Örttü üstünü: Madem ki annesi burada yok, Bu küçük kız bize emanet, İlerde yatan bir başka ölü Yavaşça seslendi: Başındaki kurdelayı çözüp katlayın Ütüsü bozulmasın. Baki Süha Ediboğlu
Bir gün dünyaya edince veda Peşimden istemem gözyaşı ,susun Ağlayıp sızlamak yerine dostlar Herkes bildiğince şiir okusun Captain Hook
Günler geçer ıstırap içinde, Ten mahvolur ah-u zar içinde, Mes’ut görünen azap içinde, Rahat nerede, mezar içinde… Yaman Dede
Anarlar haşredek elbet şiirden zevk alan ahbâb Ölüm tarihi olmuş Nedim’i şah’ı ceys’i enbiyâ yarâb. Ahmed Nedim senden sonra biz, mezarlıklara yüz sürdük ve ölüm, büyükannenin çarşafının altında nefes alıp veriyordu ve ölüm, öyle güçlü bir ağaçtı ki başlangıcın bu tarafındaki diriler kederli dallarına adak çaputu bağlıyorlardı onun ve sonun öbür tarafındaki ölüler fosforlu köklerini kemiriyorlardı onun ve ölüm o türbede oturmuştu ki dört yanında ansızın dört mavi lale beliriverdi Furuğ Ferruhzad
Bazı ruhum kararır kefenlerden,mezardan; Yok mu,Rabb’im,ölümün bir güzel şekli,derdim. O kayalıklarda ilk seni gördüğüm zaman Hayalimde ölüme en güzel şekli verdim. Faruk Nafiz Çamlıbel
Donuk donuk bakışıyoruz Ben ölüme iyice yakın O yaşamaktan uzak Öyle bir gök içinde durmuş gibiyiz Karanfiller ölürken Karanfillerden bir deniz. Edip Cansever
Hüseyin bir cinaslı avazdır kişiye özel bir temrin, bengisuda boğmak gerekir onu öldürebilmek için Hüseyin Ferhat
Öleceğim anda üzerime gelse Azrail Aynı anda cenneti müjdelese Cebrail Ey ocağı yıkık! O ilahın kazasıdır kabul et Seni ateşe götürebilir konuşmalarından bir buket Ehmedê Xanî
Üryan geldim gene üryan giderim Ölmemeye elde fermanım mı var Azrail gelmiş de can talep eyler Benim can vermeye dermanım mı var Karacaoğlan
Hacı’m Memiş’ini dile getirdi Ecel bir gün vâdesini yitirdi Bir gün nezle geldi aldı götürdü Vay Memiş’im çeke çeke zor öldü Âşık Baba Karakılçık
Bîmaram ey ecel, bu gece bekle yânım al
Rûz-i firak-i dilberi gösterme cânım al Âl ile gönlün almağ içün cümle âlemin
Geymiş zerafet ile o gonce dehânım al Ol kaşları kemâna ilet bir nişânımıEy murg-ı kûy-i yâr ölücek üstühanım alTaşlıcalı Yahya Bey
Kendine hiç güvenmediğini ikimiz de biliyoruz.
Kapılarımdan içeri girmeye bile cesaret edemiyorsun.
Hep eşikte.. Gitmek üzere..
Tıpkı şu an bulunduğun dünya gibi belki de..
Güneş Bor meraklıdır ölülere çocuklar.
Vasfi Mahir Kocatürk
Ağlatmayacaktın, yola baktırmayacaktın Ol va’de-i tekrar be tekrarı unutmaHicrânın ile çektiğimi sen de bilirsin Her vechile dîdâra sezâvarı unutmaYok takati hicrânına, lûtfeyle efendim Dilhaste-i aşkın olan Esrar’ı unutmaEsrâr Dede
Ne zaman bir çocuk ölse gözü evlerinde annesinin kavurduğu helvada kalır Sunay Akın
Biri çıkıp öldürsün beni ve kaza süsü versin cansız bedenime nasıl da sevinirdim Sunay Akın Şiir diye bir uğuldama, ölüm diye bir ufalanma var galiba Cemal abi sen sessiz korkunç upuzun ölmüş de ölmemiş gibisin ya orda, Kulaksız’da- bağışla, ağlamam geçmiyor ne yapsam sesimi kar soğuğunda yıkasam da! Hüseyin Alemdar
İsmim gezecek pembe dudaklarda elemle, Gözler dolacak bir çocuk ölmüş gibi nemle, Bir günde doğup can veren altın kelebekler, Bizden daha genç bir şair öldü diyecekler!
Faruk Nafız Çamlıbel
yeni ölmüş birinin gözlerini örter gibi, siyah uzun saçlarından usulca geçirdim üzgün elimi.
Metin Altıok
Bir gün öldüğümde Ardımdan ağlayacak karım ve kızım Topu topu birkaç dostum üzülecek Yahu diyecekler haberiniz var mı Kadir ölmüş Başsağlığı dilemeye gelecekler kızıma ve karıma Bütün bunları merak etmiyorum Ha bir gün önce olmuş ha bir gün sonra Anacığım duyacak mı mezarında İşte onu söyleyin bana A. Kadir Paksoy
Bu hâlet ile ey dil sağ olmada âlemde Derd ü gam-ı dilberle ölmekte letâfet var Bâkî
Adam ölmüş, bak. Sakal bunu bilmiyor, uzuyor tırnak. Jorge Luis Borges
Aynı yalınlıkla ölmek isterim Kırda bir çiçek gibi, sakin, gösterişsiz Jose Marti
Firâz-ı zirve-i Sînâ-yı kahra yükselerek Oradan, Savt-ı ümmîd-i kalbi dinlemeden Cevf-i hüsrâna düşmek istiyorum. Ahmet Haşim
Beni terk etmek istiyordu, daha üstün olduğunu düşünüyordu, Ve kendisini bilgilendirmiyordum, ve kızgındı – Günlerini heba ediyordu yarı bir cesedin üstünde! Ve benim ölmüş olmamı umuyordu içten içe. O vakit ağzımı ve gözlerimi örtebilirdi, beni tümüyle örtebilirdi, Sylvia Plath
Yabancı gibisin miyop gözlerin kısık Bana ait ne varsa hepsi seni korkutuyor Sana ait ne varsa hiçbiri benim değil Belki ölmek hakkımı kullanıyorum Belki gelmem gelemem 5 dakika bekle git Attila İlhan Hem ölmüş de olabilir taşıdığım yaralı Bu bendim son konuşan, son susan da bendim Galiba ölmüştüm sırtında ve sırttaki bir ölü Bu bendim ve kendiliğimden
Hayriye Ünal
Çünkü yâr ağyâr ile dem-sâzdır Bana günde bin kez ölmek azdır
Necâtî
Dil ü cân derdine çun çâre hemân ölmek imiş Öleyin derd ile nâ-çâr elimden ne gelir
Ahmet Paşa
Eskiyebilen bir evde ölmek isterim.
Süreyya Berfe
Sen tutunca ellerimden Avlunun beyaz taşlarına dökülürdü Kızıl yaprakları bir çınarın Ve ben günlerce O yapraklara gömülüp ölmek isterdim.
Tuğrul Tanyol
Madem ki ayrılığa hüküm giymiş bu yürek artık ölmek için yaşamak gerek hayatımın gözlerinden damıttığım bu şiiri bin kez ölerek sana adamamı bekleme benden gün gelir tütmez olursa ocağım acılar var bende duvağı açılmamış bekle sana onları adayacağım…Mustafa İslamoğludoğulu belli belki bizim oralı nerde görsem tanırım ben hüznünde asi dağların şivesi bozuk dumanını taşıyan bu eşkiya duyarlığını yaşı kırk beş elli, belli uyumamış Ankaran’nın derdine ceketi küçük geliyor, elleri biraz büyük, yüreği yaralı karısı yeni ölmüş, sığınmış oğlunun evine Murathan Mungan Biz de ölmüş olabilirdik dedi Leman Bu söz nedense aklımda kaldı. Didem Madak Ben iyi ölmek istiyorum ben ölmeyi iyi istiyorum ama iyilikler üzerine… ne olur ellerini çekme başımdan olur mu? saçlarım çok acıyor, Keşke bir parça İsa olsaydım, tükrüğümü sürseydim ellerime dokunduğum her yara kapansaydı… Ölen yanlarıma sarılsaydım A.Kadir Bal
Annemi ölmüş gördüm rüyamda. Ağlayarak uyanışım Hatırlattı bana, bir bayram sabahı Gökyüzüne kaçırdığım balonuma bakıp Ağlayışımı. Orhan Veli
ne garip duygu şu ölmek öptüğüm kızlar geliyor aklıma bir açıklaması vardır elbet giderken darağacına Nevzat Çelik
Sevip ölmek istiyorum gönlünde, Ve sana son kez bakıp, ulaşmak istiyorum gözlerinde ki sonsuz derinliğe… Meclup Berker
Karın rengi erik çiçeği gibi kırılganmış Penceremde sayıklıyor bir sardunya Ölmek üzere kelimeler alıyorum Nergihan Yeşilyurt O nazlı ismini son nefesimde Anıp da bahtiyâr ölmek isterim. Rıza Tevfik Bölükbaşı
Şu yaşamda en kolay iştir ölmek Asıl güç olan yepyeni bir yaşama başlamak.
V. Mayakovski
doğduğum sokakta bir terzi vardı O’nu görmeye gittim bu gün - ölmüş- paltomun ceplerini büyütecektim ellerim, tufan ve yüzün yüzün, ellerim ve tufan bir de tufan; yüzünden ellerime bulaşan sığabilsin diye ceplerimi büyütecektim – ölmüş- iyi değilim ben İlhami Çiçek
Panter merdivende Yukarı çıkıyor. Sylvia Plath sevinçle kaçın kurtulun ölümlerinizle.Yalnızlıkla ben kaldım sevindiniz işte alın kurtulun. Aha size son atım Cahit Zarifoğlu
rüyalarıma ölü değil ölümün kendisi şiirime bana birşey vaad etmeyen deli atlar girer Murat Kapkıner
Üveyka bir bütünlüksün sen hayatla ölümün seni sevmekle başlayan ölümlere hayatla karşılık verensin sen Bilal Can
Keder bir fener gibi döner geceleri,
Ve bezgin seher gelir ardından Her tanışmayı bir ayrılma say; Her doğum bir ölüm habercisi Kavuştuğumuzda ayrılmıştık bu kesindi, Her güne ayrılığın korkusu sindi Hüsrev Hatemi
Gideceğim, ey gemi, bilinmedik ellere. Demir al, sallayarak direklerini. Sızlar Yürek ümitle, ama sonra her şeyi anlar. Belki de fırtınaları çağıran direkler, Şu anda, rüzgarla gelecek ölümü bekler, O zaman ne yelken, ne ümit…ama sen yine Kalbim, gemicilerin sarkılarını dinle. Stephane Mallarme Ölüyorum tanrım Bu da oldu işte. Her ölüm erken ölümdür Biliyorum tanrım. Ama, ayrıca, aldığın şu hayat Fena değildir… Üstü kalsın… Cemal Süreya
olum siirleri antolojim
Kategori: Bercestem Şiir
Yayınlanma: 27.02.2014