İşte iki adım daha atıyorum
İçimde kar yüklü geçit vermez anılar
Ve her şiir biraz ölüm
Bir bir çekilip gidince dostlar.
Yedi adam biri bir gün
bir aşk bir gün
gereğini belledi
ölüm girse koynuna
Ayırmaz aşkı yanından
Cahit Zarifoğlu
Açar solar türlü çiçek
Kimler gülmüş, kim gülecek
Murat yalan, ölüm gerçek,
Dostlar beni hatırlasın.
Aşık Veysel
Yaşam yok, ölümse bir türlü gelmiyor.
Anlaşılmaz değin uzun
Uzun, katlanılmazcasına
kişinin alınyazısı.
dört ayrı ölümle ölmeyi öğren
demişlerdi bana
dört bucakmış
anlattıklarına bakılırsa dünya
omzun güneş kokuyor demişti
kısa eteklikli kız
o da omzuma bir şey konduracak mutlaka.
İsmet Özel
işte o gün ve ondan sonra
çok önemli bir sözü unutmanın
şaşkınlığıyla
oturup bir şiir yazarsın ve ışık
ölümü bekleyen bir ruh gibi titrer
başucunda
Tuğrul Tanyol
ipi, ağacı, kadını ve akşamı kendim seçtimbir kadını astım, sonra oturup ağladım altındaBaki Ayhan T.
ben cem, daha dün yarım imparatordum
kestirdiğim paralarda soldu vücudum
öldüm binlerce ölümle, kıyıya vuran cesedime baktım
yağlı urganlar bağlayıp boynuma (iskele, günbatımı
rodos’a doğru batık tekneler) yürüdüm, artık
bana bu dünyada yer yok
ne saray, ne köşk; ne rütbe, ne taht
ağabey el ver yanına geleyim
al beni, sonra istersen boğdur
bir yanım zifiri karanlık, bir yanım… birden yağmur!
Tuğrul Tanyol
Ürperiyorsun denizin çığlıklarını duydukça
dudakların kaskatı öpüldükçe neden?
Kaç ölüm tasarlıyorsun çıkmazında
belli, yoruldun kendini denemekten.
Ahmet Oktay
ölüm asude bahar ülkesi değildir o zaman
ölüm:
yiğit ve sevecen bir yaşamın mutlu günlere
sunulmasıdır
canlı bir gül gibi somut
ayrılık yoktur artık zaman içinden
yaşamın ve sevdanın, ölümün kimi kez de
öpüşün kadar sıcak ve tatlı
vişne rengi dudakları vardır sevgilim…
A. Kadir
Kendi mezarını kazıyor insan.
Tekrar
tekrar.
tekrar
tekrar ölüyor, öldürürken.
Ve her defasında ihanete bulanmış aşklara
sevdalanıyor.
Bir karga geceye boyuyor sabahı.
Bir karga öldürdüğü kendi soyunu gömüyor toprağa.
Tekrar tekrar Habili öldürüyor Kabil.
Tekrar tekrar ölümü seçiyor Habil.
Zeynep Didem
Beni böldün
kendi acını sapladın bıçak gibi
sonra yas tuttun ölümüme
Neşe Yaşın
inci kolyelerle
süslü
boynuna hiç
ölüm yakışmazdı ki.
Behçet Aysan
ne söylersen söyle bir gün yiteceğiz
çam seli halinde kalabalık bir orman
alıp götürecek bizi kuytu ölümlere
yaşamanın anlamını sorsam da söyleme
konuştukça bir gemi açılıyor kıyıdan.
Behçet Aysan
Yıllar önce
Ölümü seçen sevgilim
Bunca sevgisizlik içinde
İyi biliyordu
Yetmeyeceğini
İki kişinin birbirine.
Bu yüzden döşeğinde
Ölümle buluştu.
Metin Altıok
Ha aşkın dikeni, ha ölümün dikeni
Melih Cevdet Anday
çünkü beni sevsen de bana güvenmezsin iyi bilirim
apoletim sırmasız hatta hiç yok
su içsem ağzımın kenarlarından dökerim
neyi hatırlatır benim sana uzak bir bakışım
bilirim
aslında mutsuz yaşayıp gidiyoruz
ölüme direnerek şimdilik
şimdilik alımlı bir başka mutluluklara özenerek
Turgut Uyar
Ölüm gelecek ve senin gözlerine bakacak.
Bir ayıba son verir gibi olacak,
belirlemesini görür gibi
aynada ölü bir yüzün,
dinler gibi dudakları kapalı bir ağzı
O derin burgaca ineceğiz sessizce.
Cesare Pavase
Neredeysen firar et, gel, hâlâ göğsümde mırıldanan
çocukluğunu anlat bana
Hayatın kovduğu ölümün geri çevirdiği
ne varsa yüzünde
usul usul uykuna karışırken
birlikte ölümden döndüğüm biri gibi seyredeyim seni
Bütün bunları, hazin bir kayıplar öyküsüne, kendine acımaya
dönüştürmeden, ağır, başlı, yalın bir ödeşmeyle kapatalım istersen:
Hiçbir yolculuk eskisi gibi değil ama, belki bu sefer sahiden
gidebiliriz bir yerlere,
Murathan Mungan
çünkü gözlerin
yedi gezegende oturan ruhların nazarı
bakışlarınla çiçeklenir arka sokaklar
inanır duvarlarına sırtını yaslayarak
dudaklarını öptüğün bu batık şehre
ölüme ve
aşka yatkın olduğuna inanır şiirlerin
paslanmış teneke saksılardan fışkırırken yaz
iki dudağının arasında durur gizli bir akşamüstü
Betül Yazıcı
Bazı çocukların kalbinde yitirdiğim gibi
Birçok kere yitirdim denizde kendimi.
Gidiyorum aramaya, suyu bilmeden,
Beni çürütecek, ışık yüklü ölümleri.
Federico Garcia Lorca
Ve ölümler ki sevdanın ikiz doğurduğu
Yetsin, taşımak istemiyorum hiçbirini yedeğimde
Edip Cansever
Hedefi olmayan yolcularız bizler,
Bulutlarız, rüzgârlarda dağılan,
Ya da ölümün soluğunda üşüyen çiçekler,
Yerimizden kopartılmayı beklemekteyiz.
Georg Trakl
Sakın sesini ölüme alıştırma
Refik Durbaş
bizim ilanlarımız çoktan verilmiştir
gelirse de bilinir nerden ve nasıl
böyle ölümün yücedir adı
ha kanağacı canım, ha gelincik tarlası
çünki ölümün kanıdır besleyen
bir başka baharın tohumlarını
şuramızda birşey var
bizi onduran şey
acıya saran
umudu kuşatan
Arkadaş Z. Özger
sen bir deniz kızısın, yaşamla ölümü
iki kaşının arasında öpüşür buldum
yaşamı seçtiysem sensin nedeni
ölümdeki sonsuzluğa seninle erdim…
kalbimle it dalaşındayız, hiçbir atlas kucak açmıyor içimdeki ülkeye
ölüme yıllardır küs olmasam bir akrebe sevda büyüteceğim
Charles Bukowski
Ölüm
erken gelir kimi zaman,
bir yıldırım gibi düşer,
alır götürür
yaşanacak onca şey varken.
Aslında hayatı ölüm tadında yaşamak,
Korkusuz aynı dem de korkutmadan,
Saatleri ve takvimleri kaldırarak.
Koşarak olmasa da yürüyerek,
Bir kaç yorgan ve yastıkla yetinerek,
Ölümüne anlar kalsa bile üzülmeyerek,
Tebessüm ederek gitmek.
Bir selâm gibi ölümünü bekleyen ahâliye.
Lütfü Şener
Muhabbet kuşumuz öldü
Arkasında uçuşan tüyleriyle mavi bir sonbahar bırakarak
Biliyorsun ölüm, mavi boş bir kafestir kimi zaman
Acıyı hangi dile tercüme etsek şimdi yalan olur Pollyanna
Didem Madak
Eşini çağlayana kaptırmış balığıyım bu nehrin;
aydır, geceden beri dişlenmiş kelebeğin
her sabah ağzımda ölümüyle buluşan.
Nihat Behram
Zaman ilerliyor, bir gün o da ölümü bekliyor artık.
Aradıklarının çoğunu bulamamış,
Beklediklerinin çoğu gelmemiş bir insan olarak
Göçüp gidiyor bu dünyadan.
Ümit Yaşar Oğuzcan
artık ölüm benim içime konmuş
umut etmem artık öleceğimi
kar yağar dizlerim yatağım donmuş
bilmezdim ürperip güleceğimi
neylersin yüreğim güle dokunmuş
Sıtkı Caney
Ben unuttum her şeyi.
Geldiğim yeri
Annemi, babamı,
Mezarlığa gitmeyi.
Orada yapayalnız kaldı meşe
Ölülerin arasında ölümü en iyi anlatan meşe.
Bejan Matur
her şey kalbimdir diyorum
ve işte o zaman
ölüme eşitliyorum aklığını..
Turgut Uyar
Bize dokun
Dokunmazsan uçacağız tozlar gibi uzayın derin soğukluğuna
Kahire’den Bombay’a, İstanbul’dan İsfahan’a, Kudüs’ten Paris’e
Sensiz neye baktıksa örgütlü bir yalnızlıktı
Ne yaptıksa sensiz, bir şarkısızlıktı
Hayatın bir durağından öbür durağına
Bir sevgili olmadan yürümek!
Bunu yapamıyoruz
Kundağı çıkarıp kefeni giymeden önce
Adına hayat dediğimiz o büyük sarhoşlukta
Bir ölüm adımıyla geçerken dünyanın bütün içlerinden
Ellerimizi açmış bekliyoruz
Açmış bir çiçeğin değil miyiz senin
Mevlana İdris Zengin
ölümü geciktirmek sonsuzluğu kısaltmaz
diyor birisi, evet ama
hayatı uzatır sanki
Turgut Uyar
zamansız özledikçe seni, gönlüme nakış,
sana yasin; ve yetim çocuklar için
ve nunu sakin kasesinde yepyeni umutlar biriktirdim
çöl yetimi bir sevdasın sen şu bükük boynumda büyüttüğüm
hiç duymayacağını bilebile şiirler söylüyorum sana
yetim ellerimle okşarken toprağını gurbet ellerin
Hasan Tan (Pejmurde Dilim)
Bir resimde yedi kişiyiz aramızda en güzel ölüm gülümsüyor
Mevlana İdris Zengin
Mahlukta devinen
Gürül gürül bir ırmaktır ölüm
Babalar ölür
Dolaşır eli ölümün
Saçlarında anaların oğulların
Analar ölür
Kök salar hasret yüreklere
‘Bir evlat pir olsa da’
O zaman anlar ancak neymiş öksüzlük
Oğullar ölür
Bir kafes olur ölüm
Ana kalbi bir kuştur
Azad kabul etmez
Sevgililer ölür
Bir hicret olur ölüm
Bir sıla
…
Sonra bir mezarlıkta
Bir kapının ağzında
Herkez susar
Konuşur ölümVe sürer hayat.
…
Ölümler vardır:
Can kuş gibi uçar gider
Bir martının süzülüp
Kaybolması gibi maviliklerdeErdem Beyazit
Sonra vakt erişir, toprak gülümser sana;
upuzun bir ömrün ortasında
ne hayata ne ölüme
yakışamazsın…
Yılmaz Odabaşı
En son ölüm gelir
Yine de erken deriz
Mevlana İdris
Can bir şaraptır, insan onun destisi;
Beden bir ney gibidir, kan o neyin sesi.
Hayyam, bilir misin nedir bu ölümlü varlık:
Hayal fenerinde bir ışık pırıltısı.
Hayyam
Okunu attı mı ölüm, siperler boşuna;
O şatafatlar, altınlar, gümüşler boşuna;
Gördük bütün insan işlerinin iç yüzünü:
Tek güzel şey iyilik, başka düşler boşuna.
Hayyam
benim bildiğim,açılmaz menekşe örtüyle kapanan naaş
veda,teşekkür ve gerçekleri fısıldamak için(gerçek nedir ki?).
belki o bu saatlerde gölgesini sarmalıyor,bizim gibi,
lakin o ağlamayan tek kişidir bu sabah
ve üstümüzde kartal gibi havalanan ölümü görmeyendir
(yaşayanlar ölümün amca çocuklarıdır ve ölüler
uyurlar sessiz,sakin,huzurlu..)
Mahmud Derviş
Ey ölüm, yaşlı kaptan artık gidelim!
Ey ölüm, haydi, bizi boğdu bu memleket!
Charles Baudelaire
Her şeyi tattım, acısını çektim.
Ölüme rızadan başka bir şey kalmıyor bana
Giuseppe Ungaretti
Kendi toprağına kök salmayan bitki gibi
Solar gider ölümlü kimsenin ruhu
Hölderlin
Ve ölüm gelip tüm yaptıklarımızın altına imzasını atacak
Ölümü düşün, ey insan!
Erteleme artık; çünkü yapacağın bir o kaldı!
Biliyorum, evet, artık öldüğüme göre, diyor kadın
Vazgeçtim bu dünyadan tek ölüm paklar beni
Ölüm büyüktür
Ve biz Onunuz
Gülümsemelerle dudaklarımızda
Yaşamın tam ortasında sanırken kendimizi
Ölüm hıçkırır birden içimizde
Ta içimizde
Ne mutlu, bir an olsun ölümlü olduğunu unutmayana
ama yaşamımdın sen benim
Her şeyi tattım, acısını çektim.
Ölüme rızadan başka bir şey kalmıyor bana
Anna Ahmatova
Bir gün gelir ölüm de işe yaramaz
Her yerde, her an yakınımız, ölüm
Ahmet Muhip Dranas
Ölüme bakmaktır,ölmek
Garip bir şarkı,acımasız,kan rengi
Bana kendi ölümümden söz ediyordu
Endre Ady
Başladığın yerdir memleketin. Yaşlandıkça
Daha bir yabancılaşır dünya, daha karmaşıklaşır düzeni
Ölümle ve hayatla
Çiçek eydür derviş baba,ölüm bize yakındır
Yunus Emre
Çiçeğiz,ölümün soğuk ikliminde titreyerek,
Koparılmayı bekleyen
Ölüm geri çeviriyor beni.
Hayat istemiyor.
Ben şimdi nereye gidebilirim ki?
Yannis Ritsos
Ölüm işaret ederek sadece sorar:
Hangisi?
Ve biz şaşkınca, lal, birbirimizin yüzüne bakar dururuz
Sorar: hangisi?
Ve alır sizi bir küfenin içine koyar,
Uzaklaşır.
iki hecem;
aralık kapıdan belki sen gelirsin birgün,
belki ölüm.
Şiraze
Nedir ki eninde sonunda ölüm?
Ayrı düşmek değil mi aşinalardan?
Kapımı çalıp durma ölüm,
Açmam;
Ben ölecek adam değilim.
Cahit Sıtkı Tarancı
Ömür boyu aşktan mı konuşmuşlar
ölüm boyu yaşamaktan
Refik Durbaş
Bir dağ başına gömün beni gözlerimi kapayınca
kirlenmeden içimin kar beyazı
gönlümün düş martısı susmadan
kırılmadan dudağımdaki mor menekşe
yürek vuruşlarına
yürek yanışlarına
bir baba’nın, bir anne’nin gözyaşlarına
bir çocuğun avuçlarına gömün beni
kalbime gömün acılarımı
ölüm bilmesin
kirpiğime dokundukça yel
iki mezar taşı narasında dinlensin başım
Bahar kokulu sabahlara gömün beni kuşlar uçarken
gül ve karanfil kokularına, papatya dolu kırlara,
bir suyun akışında, bir gülün kokusunda yıkayın
rüzgarın soluğuna gömün şiirlerimi gözlerimi yumunca
özlemim gözlerimde, yüreğimde şiirler öylece bırakın toprağa
serin çimenlerin üstüne gerçekleşmeyen hayallerimi
durmadan şarkılar söylesin kalbim, şiirler okusun baharlara
Nuri Can
Yüreği büyümüş bir çocuktum ben
Gizli gizli ne kadar çok ağladım
Bir gün öleceğini düşünerek onun
Annem yok artık,
Onun yüregindeki ben de yokum,
Yani annemle tanımlanan ben de öldüm onunla
Şimdi,
Yeni bir tanıma alıştırmalıyım kendimi,
Şimdi ,
Ben kendimi düşünmezken bile
Kim düşünür beni…
Ataol Behramoğlu
birşey söyle
kırk yıl sonra seni bulmasına yüreğimin
birşey söyle
hayat kimin ölüm kimin aşk kimin
Sıtkı Caney
Ölüm bir melek elinde gelir
Ve öper usulca çocuk yüzleri.
…
Bekleyin geliyor ölüm usulca
Usulca girer koynunuza.
Erdem Beyazit
Her zaman kısa şiiri savunmuşumdur
Erken ölümü savunmuşumdur her zaman
Uzadıkça çünkü şiirde hayat da
Usanıyor insan
İsmail Uyaroğlu
allah kimseyi ölümden korumasın
Alper Gencer
ey ölüm gel otur şuraya ve düşün
kimin bahçesi daha büyük
ölümden.İbrahim Tenekeci
ben bu kadar üşümezdim
ölümden ve şiirden düşmeseydim hayat’a
Bünyamin Durali
dünyanın ölümünü gördüm, suyun toprağın
en yakın dostlarımın birer birer
vakitsiz açan çiçeklerin, vakitli doğan çocukların
ölümünü gördüm; ama kimse
inandıramaz beni öldüğüne sevgilerin
yaşam ki bir kum saatidir usulca akan
dolan sevgilerimizdir biz boşaldıkça
Ahmet Erhan
sen ölüm!
seni hiç düşünmeden yaşadık
seni hiç düşünmeden yaşayacağız bundan sonra da
Edip Cansever
gidince çürümeyeceğini bilsem
ellerimizi değiştirelim derdim
ellerimin ellerinde verdiği güzel ve uzun mola
ayrılık allah’ın emri
ölüm olmasa
Özge Dirik
balık düşünmüyor çünkü balık biliyor
her şeyi
bazı mandolinler duyuyoruz uzaktan
ölümün arabasında hayattayız”
Lale Müldür
sözlerin ölümsüz sanılması boşadır
susarsanız hepsi ölür hanımefendi
oysa cümleler için yapılmalı en şaşalı ölüm törenleri
ölüm törenleri için cümleler yapılmalı sözlerden
zira bir cümleyi öldürmek zor meziyettir
bir kere öldürdünüz mü, hep öldürürsünüz
İrem Nas
yalan ölümden daha çok yitirir yaşamı
saklamak düşürür ağır ağır
insanın düşeceği en alçak ortamı
sözden korkmak, korkup susmaktır
Özdemir Asaf
Sevgilim periler ölürken özür diler
Sevgilim.
Küçük İskender
ölümün kenarına düşen kıvrımlardan
daha güzel olamaz güzel bir öpüş
ibadeti öğretir gibi başlıyor
bir dua gibi sonlanıyor
Ali Cengiz Akdeniz
Doğumun, hayatın bitmeye başladığı an olduğunu;
Aradaki bölümün, ölümden çalınan zamanlar olduğunu
Öğrendim.
Mevlânâ Celâleddîn
çünkü ben, bir ardıç kuşu gibi
kendi ölümüyle beslenen
güncesi ayrılıklarla dolu
ve teni her yaz
ayrı güneşlerde yanan bir çocuğum.
Zerrin Taşpınar
çünkü beyaz bir gemidir ölüm
Behçet Aysan
Bana ne ölümden?
Şair değildim ben
Haydar Ergülen
Yine sabır taşıyoruz evlere
Sabır ki doruklardan yüce
Her adımda
Gelecek türkülenirken ince ince
Apansız bir ölüm fırtınası
Bir kanlı yağmur
Yaşam yasımızı tutuyor sessizce
Adnan Yücel
Geldi de geçiyor taşın kıvılcımı
Bahçeden bahçeye Gılgamış
Arıyor hâlâ ölümsüzlüğü
Asma kuşunun çatallanan sesinde
Susarken patika, sedir ormanı,
Ölüm geçiyor yaprağın içinden
Ahmet Ada
Günün bir ucundan ölüm giriyor
Bedenin üşüsün de yüreğin üşümesin
Haydar Ergülen
Kimse bilmesin üzgünlüğümü
Taşırım ölümüm gibi bu duyguyu
En gizli kuytularında ömrümün
Bir yer var gizlice sevgilimin uyuduğu
Ataol Behramoğlu
Herkese bir bakışı var ölümün.
Ölüm gelecek ve senin gözlerinle bakacak.
Bir ayıba son verir gibi olacak,
belirmesini görür gibi
aynada ölü bir yüzün,
dinler gibi dudakları kapalı bir ağzı.
O derin burgaca ineceğiz sessizce.
Cesare Paveseoysa ölüm, bir uçtan bir uca
bir uzun kervansaraydır ki
savrulur günü saati gelince
yıkılır yırtıla yırtıla
Hilmi Yavuz
değişen bir şey yok hiç
ölüm hariç.
aynı gökyüzü aynı keder.
Behçet Aysan
Tüllere sarılmış çölde ölümümü bekliyorum. Sakinim.
Yok bir gece bu.
Sabah uyanacak aşkı konuşacağız.
Ne çok sürdü diyecek bana.
Ne uzun sürdü hayat.
Bejan Matur
Belli bir bozgun yaşamışız
Her şeye ölüm dadanmış sanki
Erdem Beyazit
benim ölümüm mûnisleşirken,
seninki kanlı zalim oluyor gözümde.
Hüsrev Hatemi
alacaklı değilim hayattan
en acısız sözcük ölüm artık
Fulya Codal
ve ben geceleri fraili malum şiirler yazarım
gökten müruz ve ölüm yağar şehirlere
siren sesleri telsiz sesleri karışır ağıtlara
ölüm hayata düşen son kırağıdır beyazmı beyaz
tedirgindir anneler kaygılırdır babalar
herkes kendi çemberindeki ölüme ağlar
Hasan T.. (Pejmurde Dilim)
Bir kuş kalbi misin ki ürkmek için bahane
Arayıp duruyorsun.
Bize dönecek oysa o güzel ölüm
Yatacağız beraber güzellik uykusuna
İbrahim Tenekeci
ölümün yalnızlığı yoktur ama;
ölüm, bir başına yalnızlıktır
Hasan Ali Toptaş
Kişi de, işte, tam olarak, ölümünden sonra
geride bırakabileceklerinin toplamıdır.
Kişi ölümden sonra geri kalandır.
Kişi, ölümün yokedemediğir.
Kişi, ölümden sonra da yaşayandır.
Oruç Aruoba
Ve ölümden korkmayalım,
(ölüm güvercinin sonu değildir.)
Bir cırcır böceğinin ters dönmesi ölüm değildir.
Ölüm akasyanın aklından geçer.
Ölüm düşüncenin güzel ikliminde yaşar.
Ölüm köy gecesi derinliğinde sabahı anlatır.
Ölüm üzüm salkımı ile gelir ağzımıza.
Ölüm gırtlağın kızıl hançeresinde fısıldaşır.
Ölüm kelebek kanatlarındaki güzellikten sorumludur.
Ölüm bazen reyhan koparır.
Ölüm bazen votka içer.
Bazen gölgede oturur ve bize bakar.
Ve hepimiz lezzetin ciğerinin,
Ölüm oksijeni ile dolu olduğunu biliriz.
Sohrab Sepehri
Ölümler
ölümlere ulanmakta ustadır
hayatsa bir başka hayata karşı.
İsmet Özel
Ve aşkta ölümün bir anlamı vardır, görklü kılınan
Birhan Keskin
kesin mat yok
iyi oyun vardır sadece
ve satranç aslında dalgınların oyunudur
dalgının ölüm karşısındaki sükuneti
düşmana
ölümün dehşetinden korkuludur
Dilek Akın
Aziz Nesin
küçük iskender
Sıtkı Caney
Endre Ady
Murathan Mungan
Gassan Satar
artık hakkım yoktu
kimsenin otağında söz dökmeye
hile ve hevestim herkesin huzurunda
sim yeşili sularla örttüklerinde beni
uzak, mor bir örtüydü doğu’nun rüzgârında
duydum: herkes başkasının ateşiydi sonunda
böylece uzadıkça uzadı ardımda tüten akşamgeceye ellerini açanların sancısı sararken beni
ey hâlâ yollardan bir göz uman
ey kör, dedim
her nefes kafestir artık
her nefes kafes
beni senden soracaklar, şahit ol!
inandım: biriktirdiğim nal sesleri ezel
inandım: her şey ben gittikten sonra güzelKemal Varol
ah beni şiirlere gark ettiren karanlığım, hücremin izbe yalnızıyım
bu dünyada bedenime hapsolmuş bir ben ki; kavuşmam ancak ölümümledir
ölümledir sabrımı zamanın kıskacından hidayete vardıracak olan dehliz
bütün kilitleri denedim, hiçbir kilidi açmayan bir anahtar koleksiyoncusu çıktım!
denedim, diploma gölgelerinde bronzlaşmıyor tenim
bana gözümü gör edecek yakıcı bir güneş gerek ya rabbim!
isterim ki bu şiirle sana biraz olsun yakınlaşabileyim
Alper Gencer
Ölümün ve göçün dokunmadığı tek nesne
var mıdır
ölüm yok eder göç değiştirir
kendisi kalamaz kimse
Gülten Akın
Yolcuyuz işte yok bizde hiçbir erek,
Bulutuz, rüzgârla sürüklenen,
Çiçeğiz, ölümün soğuk ikliminde titreyerek,
Koparılmayı bekleyen.
Georg Trakl
şu dostların hepsinden ölümle görüşmekten başka
Ve insan ölüme ancak anılarını götürür…
Şükrü Erbaş
Vakit akşam.
Gün ölmek üzere.
Güneş ışıklarını topluyor eşyanın üzerinden.
Kızılca kıyameti kopuyor dünyanın.
Kara kefenini giyiniyor gün.
Gülün rengi soluyor, eşyanın cezbesi yitiveriyor.
Hatırla ki, senin de akşamın olacak bir gün.
Ömrünün ışıkları solacak.
Hayatının perdesi çekilecek.
Dudaklarında donacak gülüşün güneşi.
Zaman uçurumun olacak; gelen günün güneşi sana doğmayacak.
Şimdi akşam.
Herkesin senden uzaklaşacağı ölüm anını hatırla ki,
sen de şimdi herkesten ve her şeyden uzaklaşıp Rabbine yanaşasın.
Seni sen yokken de bilen Rabbin, sen öldükten sonra da bilecek elbet.
Herkesin unuttuğu yerde seni bir O hatırlayacak.
Hatırını yalnız O bilecek.
Sen de O’nu an şimdi.
Şimdi akşam namazı vakti.
Mevlânâ Celâleddîn
Urşanabi, böylece ölüm suyuna dek vardı.
Urşanabi ona, Gılgamış’a dedi:
“Sakın Gılgamış! Bir kürek al!
Ölüm suyu eline değmesin.
Gılgamış Destanı
Alışılır ölümlere de demiştin
Siyahlara bile alışılır
Günün birinde demiştin
Alışılmadı!
İsmail Haydar Aksoy
Şu Azrail’e kızmamalı valla emir kuludur nasılsa
Bunca aşkın çıkarıp canını, gömebiliyorsak gönül mezarlığımıza
Hiç aramamalı hatırlamak için ölümü mezarlıklarda
Sen farklı mı düşünüyorsun bu konuda, unutma ki;
Her kalp bir mezarlıktır sevip de bitiyorsa bir aşk orada…
Sertaç Öner
savunmasızım, sus ey kalbim intizarın sende kalsın
gizle, vuslatı arzulayan bir kor ol yan kalbim, kimse bilmesin
bütün çığlıklarını kuşansın gelsin ölüm…
Nuri Can
çünkü başka insanların ölümü
en gizli mesleğidir hepimizin
başka ölümler çeker bizi
ve bazen başkaları
ölümü çeker bizim için.
İsmet Özel
son defneler, badıranlarla kefenlediler beni
bütün kaçaklar için inci bir melhem oldu benim ölümüm
bütün hoşnutsuzlar yanlarında saklayacak
bemin ölümümden yayınlan kırpıntıları
boğaz tokluğuna çalışanlar
özenle kilitleyecek göğüslerine
benim ölmüş olmamı
hiç bir yaprak damarından
hiçbir su özünden atamayacak beni
ortaya benim ölümüm sürülecek
pey akçesi olarak
tanrıların ölümünü bir üstlenen çıkınca
ama neler olup bittiğini hiç bir ayetten
hiçbir vakit anlamayacak şehrin insanıİsmet Özelinsanlar birbirlerine göre değil
yaşarken ölüm gibi diyorlar aşka
birbirlerini öldürüp aşk diyorlar buna da
Haydar Ergülen
Gündüz gece,tatlı ezgileriyle
Bir ses türküsünü söylesin aşkın..
Yeşil dallarıyla ulu bir meşe
Eğilsin üstüme ve hışırdasın..
Mihail Yuryevich Lermontov
Varsın, üstünde ölüm döşeğimizin
Uçuşsun bir karga sürüsü, bağırışlarla –
Tanrım, seyretsinler âlemini senin
Kimler daha lâyıksa!
Alexandr Alexandrovich Blok
bize hep beyaz mendil
sallayan
ölüm ki,
iki kapısında
haki bir yalnızlık
dikilirdi
Behçet Aysan
Bu cihanda her şey kırılmış diğeri içinde
Suskunluk dışında hiçbir şeyi kalmış insanın.
(Bir başıma ağlayayım bu ölüm geçidinde, bırakın)
F.G. Lorca
burası sebepsiz hüzünler sultanlığı
gözyaşlarıyla ağlanmayacak çünkü şehzademiz yok
ancak gözlerimizi biriktirebiliriz içimizde
kırdık kafasını zekanın ölümden öte ölüm-çok!
Hüseyin Atlansoy
-Sizsiz ben, canım efendim,
Sükûnete, o soylu acıya müptelayım
Ve varıp varacağımız ölüme
Ömer Şişman
yaşam ve ölüm
iki hasım şimdi
iki şüpheli şahıs
her an biriyim, Tamara
her an ikisi,
Selim Temo
susmuşsam bana kahretme
kelimelerim ölümün ta kendisidir
Müştehir Karakaya
yolumu uzatmak istemem
bir sevgilinin
bir aşığı rededişi
bir isyanı başlatabilir
kimbilir
bir halk ansızın bir sabah
özgürlük tadabilir
yaşasın derken yaşamanın
ne yaman bir çelişki olduğunu
ölümün bir çeşit galibiyet olduğunu
ansızın bir gece iplerin koptuğunu
Müştehir Karakaya
Sen hangi aşkları içinde taşıdın da
Şimdi ölümün
Yorgun tayını gözlüyorsun
Mustafa Özçelik
gün geceye akıyor…gece güne…
ölüm yaşama akıyor yaşam bilince…
Lale Müldür
Bir rüya görmek içinde ölümün, gün batışında
altından yapılmış bir hüzün—işte budur şiir,
alçak gönüllü ve ölümsüz, şiir,
geri gelen, şafak gibi, gün batışı gibi.
Jorge Luis Borges
Dünya kirletilmişse,
Üstünüze sıçramış
Bir şey vardır mutlaka.
Benimki iki soluk arasında
Gelip geçen zaman.
Hangisi ölüm hangisi yaşam?
Ya sizinki?
Tuğrul Asi Balkar
Biliyorsun, ölüm diye bir şey yok, diyor adam kadına.
Biliyorum, evet, artık öldüğüme göre, diyor kadın.
İki gömleğin de ütülendi, çekmecede,
sadece küçücük bir gül benim özlediğim.
Yannis Ritsos
Şiire, aşka ve ölüme inanıyorum, diyor,
işte bu yüzden ölümsüzlüğe de inanıyorum.
Yannis Ritsos
ölüm içtim
ölüm içtim
ölüm içtim
yarıldı dünya
duymadın mı sevgilim?
Kemal Varol
bu yaşımda da gel gör beni.
gel sen kapa gözlerimi!
Kemal Varol
artık buruşuk bir çarşaf gibi dağılan
yüzüne bakınca duydum ancak:
anneler erken
ölümlerine yakın sevilir babalar.
Kemal Varol
Sokaklarında bu şehrin, ölüm
Denizi bu şehrin, ölüm
Göğü ölüm. Sevgisi bu şehrin,
bu şehre sevgi, bir insanına
sevgi bu şehrin,
ölüm. Kostantiniyye, İslâmbol
olup bir vakitte, donanıp
ışıklarını artık bu şehir
Her şeyi ölüm, bu şehrin. Kirpikleri
ölüm. Orası ölüm.
Belalısıyım ben bu şehrin,
ölüyüm
Seyhan Erözçelikbir çocukluk kederinde uyuşurdum
ölümler geçerdi iç çekişimden
Neşe Yaşın
hüzüne kıyısı olan her çocuğun içinde
ölüme giden gizli bir gemi vardır
Jan Ender Can
Büyük bir şiir yazmak istiyorum
Ağlayan bebek, vurulan genç kadar sahici
Kelebek ve ölüm kadar güzel ve korkunç
Hayat kadar, hayat kadar
Büyülü, ince ve vahşi
Ömrüm, bana bağışla bu şiiri
İsmail Uyaroğlu
ölümle, yaprakla, şiirle sınanmışım
ey yaşarken kanayan acı
şimşekli gök, tufan, kan fırtınası
uçurum kıyısında hızla büyüyen ot
yapraksız bir ölümün anısı için
Arkadaş Zekai Özger
seni tanımıyordum evet, tanımıyordum, fakat
seni, öyle haksız, öyle mızıkçılıkla
oyundan çıkarılmış bir çocuk
gibi gördükten sonra, dostum,
büyük kalkış gününde
aynı oyuna çağınlan iki kafadar gibi
kalkıp da koşabilmek için
sana komşu mezardan,
belki daha cesur, daha kanatlı şeyler,
delice mizansenler hayal etmeli
ve diyebilmeliyim ki,
vursalardı beni de, senin gibi, Hrant Dink,
bu yaşlı şakağımdan,
Cahit Koytak
Adınla yaklaşsa bana birisi
Havalar değişir, yer-gök gül kokar.
Bir aşk mağduruyum umut dirisi,
Dilekçem cebimde elimi yakar.
Kiraz devşirmeye gitmiştin hani
Çilek kokuyorsun vakte yabani
Unutma sana bergüzarım var
İntizarım yoktur, inkisarım var.
Bahaettin Karakoç
Anıların bir iğne batışıdır dudaklarıma,
hayatının masallarını kurdum bugün
bir elmanın ince kabuğunda.
Bu ara hep tedirginim,
bir pencerenin açılışını bekliyorum şimdi
arkandan gideyim
ya da parçalanayım diye üzgün kaldırımlarda.
Ama öylesine bir ses gelir ki dağlardan
acıdır uyumak, anmak ölümdür seni.
Efrain Huerta
sen yenisin galiba; diyalektiği ve aşkı şaka sanıyorsun
kış serçesi gibi pencere önlerinde telaş yapıyorsun
aşk ile alışkanlığı birbirine karıştıran sayısal tarih
kuşların doğu’ya ölüme gitmesi içini üşütmüyor
Sezai Sarıoğlu
Yürek,
bir sese dolanmışsa,
Bir ses dolanıp kalmışsa
boynuna , kulağına,saçlarına
Aklına dolanıp kalmışsa bir ses ;
Bir susuş
bir küçük sessizlik
vurur öldürür adamı..
Sen bana susmayı değil
ölmemeyi öğretsene..
Dilek Kartal
adını ağzımda köz tutar gibi tutardım, ölüm
harfi harfine çınlardı akşamları alışırdım
Cafer Turaç
Ey ölüm
Bekliyorum seni
Bir çocuk gibi bekliyorum
Dayanıp alnımı
Dizlerime…
Gökhan Akçiçek
yağmurun değdiği her yerdi yüzün
seni sordum da irkildi toprak
ölümü bildim, büyüdüm
Çiğdem Sezer
söküp nallarını atların
koşturmak gibi karanlığın evine
öldün. yokluğunda
varlığı bildim
insan nasıl alışır içindeki cam kırıklarına
baba?
Çiğdem Sezer
Güzel bir günde salâ
güneşli günde
Okunurken dört koldan şehri basınca
Canın sıkkınken yakından bir de ölüm
ayyuka çıkıyorsa ölüm sesli bir salâ
Herkesin bir avuntusu olmalı diyorum
Herkeste bir yanılgı: yakını uzak tutan
Olmalı affedecek bir düşman
Hayriye Ünal
Sevmek biraz ölümdür..hele yaşlandıkça
ne çok seyrederiz, mûnis
ve kimsesiz odalarda kendimizi.
Ali Emre
Sevmek en çok ölümdür.. ve narin bir melek
gelir gibi düşer göğsümüzden
ömrün en güzel kelebeği
Ali Emre
Şimdi çağırıyor o güzel aşka beni yalvarıyor beni
Duruyorum ve çeşit çeşit ölüm omuzumun binileri
Cahit Zarifoğlu
Hangi nehrin akışı teselli eyler bizi
şimdi kimin derdidir kim bilir yağan yağmur
kim bilir bu ölümlü kalbimizin kaçıncı sevişmesi
Hıdır Toraman
Bir gün gelir bir komut olur yaşamak.
Yalnızca yaşamak, hiç kaçış olmadan.Carlos Drummond de Andrade
Ey ömr gel imdi başa sen hem
Çeşmime tire oldu alem
Alem hoş idi ki var idi yar
Çün yar yok, olmazın ne kim var
Ey can, ten-i hasteden veda’ et
Bir haste ile yeter niza et
Müştakınım ey ecel kerem kıl
Def-i elem eyle ref-i gam kıl
Kurtar beni ızdırab-ı gamdan
Ver müjde vucuduma ademden
Fuzûli
Geceyle ölümdür asıl sevgili
Bu ikiz aynada toplanır yollar
Karanlık yaratır, ölüm tamamlar.
Kaçalım seninle biz de geceye
Ölümün kardeşi saf düşünceye…
Yeter büyüsüne aldandığımız
Güneşin…biraz da yalnızlığımız
Kendi aynasında gülsün, gerinsin
Güvercin topuklu sükût gezinsin.
Ahmet Hamdi Tanpınar
hiç inanmadım alnımda dolaştığına yazgının
inanmak boyun eğmektir, orada biter söz
işte, sabaha ilişkin bilinen ne varsa hazırım
ölüm ta kendisiyle yaşanacak da olsa
Rahmi Emeç
tutup bir dağın eteğini yeryüzüne
dağıtmayı, iki semender arasına uzanarak,
çakıllı ırmak yatağında böğürtlen dalına
sarılıp uyumayı ay altında, ölümü
Ahmet Uysal
ölümünden çok sonra bile ışığı hâlâ bize ulaşan bir yıldızın
Oswald Lewinter
bir yaprak kapatıyorum hayatımın nemli taraflarına
ölümden anlayani ciddi bir yaprak
unutulacak diyorum, iyice unutulsun
neden büyük ırmaklardan bile heyecanlıydı
karlı bir gece vakti bir dostu uyandırmak.
İsmet Özel
Tekrar loş yalnızlıkların en dibindeyim
Sararmış yaprakların usulca savrulduğu
Köprüler yıkıldı artık kendimleyim
Parmak uçlarımda ölümün soğukluğu…
Attila İlhan
Neye baksan göçe hazır görünür;
Bir mevsim ki, sırf ölüme yürünür…
Fethullah Gülen
Fecre kapalı sanki gönlümdeki tepeler;
Hep ümide koşsam da sarsılıyor hissiyat,
Kaplıyor ufukları siyah siyah perdeler.
Yok yaşamanın bu ülkede ölümden farkı,
Sisli, dumanlı geçiyor inadına zaman;
Hiç duyulmuyor hayattan dinlediğim şarkı,
Tın tın nabızlarımızda ruhumdaki hafakan…
İç murakabe deyip kendimi dinliyorum,
Gördüğüm çerçevede yapayalnız efkârım;
Bir mum macerası; yanıyor ve eriyorum,
Olsaydı aydınlatmak bari yanarken kârım.
Fethullah Gülen
ben bir yasak işledim sorgum yapıldı
suçsuzum dedim, ama değildim:
imrenerek bakmışım uçan bir kuşa
katilini emziren bir ananın acısı bendeki
bir seyyahım ki ölümümü sırtımda taşıyorum
sanki yaşıyorum bu minval üzre
bir gün bana darağacı olacak
Mustafa İslamoğlu
yürüyorum; mezarım oluyorsun ansızın
Nurullah Genç
Bilirim fiyakalıdır bazı itiraflar, bende
ne fiyakalı bir itiraf var ve ne de bir cümle
acı ve trajedi, aşk ve ölüm üstüne, şöyle;
Aşk tek kişilik cinayettir ve herkes
kendine kıyar sevdiğini öldürmeden önce!
Haydar Ergülen
Ve ölüm, birinin ardın sıra seslenip
durmasıdır
ve sen artık dönüp bakmazsın bile
seslenen kim diye.
Yehuda Amihay
Mutluluğa hep geç kalırım
Hep erken giderim mutsuzluğa
Ya herşey bitmiştir çoktan
Ya hiçbir şey başlamamıştır
Öyle bir zaman geldim ki yaşama
Ölüme erken sevgiye geç
Sevgiye on kala ölüme beş…
Aziz Nesin
ölümdür bekleriz hükmü dünya bir duruşmadır sürer
ellerimizde yüreklerimiz vurulmuş kumrular gibi
Attila İlhan
Ölüm bize ne uzak bize ne yakın ölüm
Ölümsüzlüğü tattık bize ne yapsın ölüm
Erdem Bayazıt
Yaprak nasıl düşerse akıp kaybolan suya
Ruh öyle yollanır uyanılmaz bir uykuya:
Duymaz bu anda taş gibi kalbinde bir sızı;
Fark etmez anne – toprak ölüm maceramızı.
Yahya Kemal Beyatlı
İnce yazıyla yazılan bu şiir
Kalın duyarlıklara seslenecektir
Kimse yaşarken bir şey okumasın artık
Ölümün şiir herkese yetecektir…
Ahmet Erhan
İnce yazıyla yazılan bu şiir
Kalın duyarlıklara seslenecektir
Kimse yaşarken bir şey okumasın artık
Ölümün şiir herkese yetecektir…
Ahmet Erhan
Ölüm kapıma dayanıyor
Adımı unutuyorum
İsmini fısıldıyorum ölümün kulağına
Sırata kayan bir yıldız oluyorum
Ömer Ertürk
Bir ölüm düşlüyorum ey insanlar
Bir ölüm…
Ölümüm evlere yas.
Şükrü Erbaş
ben ki yatağımdan tedirgin bir suyum
besbelli ki aşka ve ölüme çalışıyorum.
İlhan Berk
Hem ölüm korkusuna benziyor,
Hem ölümün çaresine benziyor.
Cahit Koytak
Ah bakire hüzün
parmaklarımızın arasında duruyormuş ölüm
taşları doldurup cebine
yürür suya bedenin ..
Sacide Bayraktar Sezgenç
Ürperen vücudunu yavaşça koluma ver.
Gözlerinde okunan bütün hüznü eylülün,
Karanlıktan, geceden, ölümden korkan gönlün.
Ziya Osman Saba
Kimse bilmeyecek yerini ölüm ülkesinin
Ölüm ülkesi karanlık bir gece
Kimsenin tanıklığı yok sevgimize
Gece kimsenin bilmediği bir ölüm ülkesidir
Sevgilim bu sonbahar günlerinde
Ahmet Güntan
Yaşamın, en temelde, bağımsız, kendine yeterli olmaya
çalışmanın süreci olacak — doğumda, tam bağımlıydın;
sonda, ölümde ise, —başarabilirsen— tam bağımsız
olabileceksin.
Oruç Aruoba
düşünceyi kaptan köşküne koyuyorum
hayâlgücünü güverteye
uykuyu yelkenlere
ve ölümü dümene
Cahit Koytak
Ölüm geliyor aklıma birden ölüm
Bir ağacın gövdesine sarılıyorum.
Cemal Süreya
ölüm dileniyorum
maruf ölümler
sizler asilsiniz şovalyesiniz
merhamet ediniz merhamet ediniz
bir yudum ölüm
bir yudum ölüm veriniz
Murat Kapkıner
Haydar Ergülen
Özlem Çiçek
Nuri Can
Osman Serhat Erkekli
Say ki bu bir rüyaydı
Say ki ben konuştum sen dinledin
Beni merak etme
Uzun ölümlerimi yarıladım bitmek üzere
Yasin Erol
Dinleneceksin artık ebediyen,
Yorgun yüreğim benim. Öldü artık o son hayâl,
Benim ölümsüz sandığım. Öldü o. Hissediyorum,
Yüreğim, içimizde o tatlı hayâllerden,
Arzu da söndü, yalnız umut değil.
Dinlen sonsuza dek.
Giacomo Leopardi
sevişmek bir direnme biçimidir ölüme
sevişmeler upuzun akmayı gerektirir
Tozan Alkan
ayet gibi, karanlıkta, sessizce,
ölüm yüzüme indi ve gördüm
iyilik olsun diye sustum ve öldüm.
Tozan Alkan
Cılız bir haziran güneşinin sevinciyle belki,
unutulmuş olabilir birkaç günlüğüne ama,
böyle günlerde dank eder yine insanın kafasına:
tüm hayatlar eksik, tüm ölümler vakitsizdir.
Roni Margulies
İki güvercin ey ömrüm
yılların omuzuna tünemiş
biri hayat, öteki ölüm
yaşadığım olsa da
Refik Durbaş
ağzın gül kokulu ağzın
ölümler anlatıyor
durgun sularda
kıpırdayan
İzzet Yaşar
Açık kalmış atlası, deniz taşmıştır, darılmasın Fırat ama
Hayatın orta öğretmeni sustu, dondu gülmeleri çocukların
Bir cenaze töreninde daha ölümü karşılamaya götürüleceğiz
Ece Ayhan
ve ölüm yerleşti dudaklarıma
…
şükür ey sonlu şölen
büyük hayat
aldığın verdiğinden çok
örneğin bir gün alanya’da
bir sevdikle karşılaşıp
hemen ayrılmış gibi
rasgele değil
Turgut Uyar
ben öldüğümde
sana verdiğim kolye parlayacak
bir fotoğraf alev alacak, bir kuş havalanacak
yere düşürdüğün kitaptan etrafa sözcükler saçılacak
bozkırda babasının sırrı bir oğul doğacak
ben öldüğümde
bu venedik bayramı son bulacak
Alper Çeker
Ölmek kaderde var, bize ürküntü vermiyor;
Lakin vatandan ayrılışın ıztırabı zor.
Hiç dönmemek ölüm gecesinden bu sahile,
Bitmez bir özleyiştir, ölümden beter bile.
Yahya Kemal Beyatlı
Yok artık pek konuşmuyoruz
Onunki de eskidi
Zaten kelimeler sonludur
Öyledeğil mi
Donuk donuk bakışıyoruz
Ben ölüme iyice yakın
O yaşamaktan uzak
Öyle bir gök içinde durmuş gibiyiz
Karanfiller ölürken
Karanfillerden bir deniz.
Edip Cansever
Yüreğimin atışlarını düşüncemin sakinliğiyle rahatlat.
Zamanın sonsuz görüntüsüyle hızımı azalt!
Bana güncel kargaşanın ortasında,
Tepelerin ölümsüz sakinliğini ver.Wilfred A. Peterson’Yalnız bırakıp da
İkinci kez öldürmeyin beni
Mezarıma sadece menekşe dikin
O toprağa alışkın
Bense acemi.
Fatin Hazinedar
Gün gelip yuvarlanırsam
Tepeden aşağı
Adım böyle bir şiirde anılsın
Sezer Özşen
Öleceğiz; müjdeler olsun , müjdeler olsun !
Ölümü de öldüren Rabbe secdeler olsun !
Necip Fazıl
Ölüm güzel şey; budur perde altından haber ….
Hiç güzel olmasaydı ölür müydü Peygamber?….
Necip Fazıl
Sizde ölüm var mıdır?
Ece Ayhan
ölüme ne kadar yakın
unutulmaz çocukluğumun
ağır çiçekli ıhlamur ağacı
Yelda Karataş
Baba genişledi nalbantı bildi
Toprağın içinde oğlun ölümü
Artıkça ve gezdikçe denizlerin dibini
Çünkü ölüm artık canlı oldu
Nasıl kuduran boğa canlıysa
Ve bir şeye koşarsa
Cahit Zarifoğlu
Uşaklar bir köşeye sinerlerdi, hiç konuşmazlardı, bir kristal sürahi
rüzgardan ürperir titrerdi. İniltiye benzeyen bir ses yayılırdı.
Karanlığa yapışırdım, bir kapı karanlığına, bir duvar karanlığına, bir
yokoluş karanlığına. Ölüm çok uzaklardaydı, o zaman çok uzaklardaydı
ölüm.)
Edip Cansever
bir eski zaman ölüsü resimlerden nasıl bakar?
kurutulmuş çiçeklerde bebek unutkanlığı
ne zaman ulaşır özlediği yıldıza
gözlerinden hiç durmadan
yükselen o merdiven?
Hamdi Özyurt
Ölüm bile geç kaldıktan sonra
Bütün ilkleri sona bırakmanın belki de tam zamanı
…
Aynaya baksam kalbim görünür
Aklımda gitgide büyüyen yara
Bir ağacın en uzak dalı gibi sessizce çürür
Ölüm, evet ölüm bile geç kaldıktan sonra
Ahmet Erhan
Hayır hayır hayır hayır
Ölüm ki ancak bir başka ölümle yıkanır
Teneşirler bu yüzden hep beyaz kalır
Ahmet Erhan
öpüyorum
öper gibi gözlerini son defa
ölüm gibi bir aşkın gözyaşlarını
Ayten Mutlu
iki yakanın arasından aldım seni
n’aparsak yapalım
ikisinde de
çırılçıplak kalıyor sonunda insan
ve sanırım
bu yüzden birbirine benziyor ölümle aşk
Akgün Akova
Artık ne yazarsak ölümü yazarız, ölümü ve zamanı.
Neden bilmem ölümü artık dikey okuyorum.
Siz de deneyin.
Değer bu.
Burada kesiyorum.
Duydum bir ot konuşuyor kendince.
Hem kuşların doğum gününde olacağım.
Gece beni bekliyor.
Yolu biliyoruz.
İlhan Berk
Yine de yetmez zaman
gecenin ve kitapların söylediğini çözmeye,
kaç kent, kaç aşk terk edilmiştir;
sinmiştir ölümler
satırlara bir koku gibi;
hep bir şeyler kalmıştır geride
asla unutmak istemediğimiz
Ahmet Oktay
ayrıkotu ipi geçiriyorsa boynuna bir gelinciğin
sütten yeni kesilmiş taylar gibi koşar ölüm
Mehmet Hameş
bağışla, hastalıktan mı yaşlılıktan mı ölüm duygusundan mı ne
insan kendini yas aşireti içinin doğusunda buluyor
Hüseyin Alemdar
E hiç düşündünüz mü tanrı sesse anne tanrıdaki ses midir!
âh, hatıralar da ân gibi ölümlü müdür yoksa–
dünya dursa, tüm gidenler dönse, hayat herkese anne olsa
neden uzaklar gözanne de yakın herkeste bir kekeme
Doğum şiir de ölüm ne?
Hüseyin Alemdar
ovdun ve okşadın beni
çıktı içimdeki cin;
ondan ölümümü diledin.
küçük iskender
O kadar çok ki ölümüz
Ve o kadar çok ki kızıl güneş önünde setler
Ve o kadar çok ki çarpık kabuklu başlar
Ve o kadar çok ki öpücüklerimizi engelleyenler
Ve o kadar çok ki unutmak istediklerim.
Pablo Neruda
Çünkü ölüme yakın, görmez olur ölümü artık insan.
dışa diker gözünü, iri iri hayvan bakışıyla belki de.
Ötekisi olmasa böyle görüşü kapayan,
sevenler yakındır ona, şaşarlar …
Sanki yanlışlıkla açılmıştır onlara
ötekinin ardından … Ama hiç kimse onu
aşamaz ve gene dünyadır önündeki.
Yüzümüz hep yaratılışa dönük,
bir onun üzerinde görürüz özgürün yansımasını,
gölge düşürdüğümüz. Ya da bir hayvan, dilsiz,
kaldırıp gözlerini öyle bakar içimizden. Alınyazısı denir buna: Karşıda olmak,
başka hiçbir şey değil, hep, hep karşıda.
.
.
.
Kim bizi tersine çevirmiş böylesine,
her ne yapsak, yola çıkan
birine benziyoruz? Nasıl o, son tepede,
vadisini görünce sonuncu bir kez döner, duraklar ,ve oyalanırsa -,
biz de öyle yaşıyoruz, “hoşça kal” diyoruz hep.
Rainer Maria Rilke
Olaylar geçip gitti, yüreğim yerinde saydı
Bir yere varamadı, ölümse arkasında,
Suç onda sevgiye ne gerek vardı?
Hep başka şartlar düşlerdi, bir de uzak iklimler
Gidenlerden güzel miydi gelen mevsimler?
Yolda düşüp kaldılar şimdi unuttum kimler,
Lütfen lâkin ama tekrar söylemeliyim,
Kimse sevgiye muhtaç olmasaydı.
Hüsrev Hatemi
Ve ölüm hayatı kuşatalı beri
İki şey yan yana gelişiyor evlerde
Babalar bıçak biliyor
Analar yaslı
İsmail Uyaroğlu
Bir şey yağıyordu babaya, bir şey: kara buğday, ölmüş kelebek, bir ikindi sessizliği ya da. Baba sanki durmuş bir saat, hışıltısı dinmiş bir akasya. Olduğundan zayıf, olduğundan kara, olduğundan tenha.
Ne düşünüyordu baba, üzgün uzun baba, parkede bitmiş apansız bir gülü mü seyrediyor, o güle uzanacak babaa! babaa!
Birgül Oğuz
Bir derin uykudaydım ölümün içinden
Açtım ki gözlerimi
Bir suyun gölgesi gibi
Kendisi adeta bir suyun
Ayakucumda sen oturuyorsun
Şiir getirenlerin çok olsun çocuğum!
Can Yücel
ölüm bir aşirettir doğuda
Hilmi Yavuz
Güneşin batımını, ve uykuda görebilmek ölümü
Ne altınsı bir kederdir- tıpkı şiir sanatı,
Hangisi ölümsüzlük ve belki de üzücü. Şiir sanatı
Sürgit yinelenen ha güneşin batımı ha şafağın sökümü.
Jorge Luis Borges
ölüm değil beni
endişelendiren, bu hiçlik
yığını ile kalacak olan
karım.
Charles Bukovski
Düşün ki coğrafyanın en güzel yerindeyiz
En güzel günlerinde gençliğimizin
Ölümden ötesini aklım almıyor
Beterin beteri var diyenlere inanmıyorum
İstesek cenneti kurtarabiliriz
Ben bir ışık için tepmişim rahatımı
Bu güleç yüzlülerin, bu acı türkülerini
Bu yoksul yerleri anlayarak seviyorum
Delicesine anlayarak güzelim
Yüreğim sızlıyor bu roman iyi bitmeyecek.
Hasan Hüseyin Korkmazgil
Mezar taşıma rastlayanlar okusun:
Dünyadayken şiir de yazmıştır.
Süreyya Berfe
ölüm diye mırıldandı gün boyu
sonra duru duru sustu hep
yalan yok, onunla dalga geçtik
nerden bilirdik ki
sıcak bir kumru ölüsü gördüğünü
…
bir periye aşk dokuyordu hiç usanmadan
aslanağızları geçiyordu, iğneler, dervişler
fırdöndüler, koyun postları, kor bir yelek
simli gelin telleri, tut ki rüzgar gülleri
ölüyordu
yanında duruyor, garipsiyorduk
bir delinin de kumru gibi ölebileceğini
Akgün Akova
püsküllerine uzanır mor bir aşk
çanağında üşüyen ölümün
ölüm, ölümle savaşıdır şairin
sonuna gelmez
sayfalarına sürer toprağını
açılır menekşeler bahara
hercai yanık bir şarkı olur
sonbahara
ölülerdir işte, ölüme uyananlar
ötesindeyim bugün
Maksut Koto
Bir azarlanmayla ölümünü düşünen çocuklar gibi.
Edip Cansever
sarılayım diye sana geldim
oysa gördüm yapraksız bir dalsın
umudumun gözünde sen
ölümün gülümsemesisin
Furuğ Ferruhzad
İşte böyle gülüm,
iyice yaklaştı bana ölüm.
Nazım Hikmet
aşkım ölümün sınırında omayra
olduğun yerde kal kımıldama !
Murathan Mungan
İnsandır…
Sonunda solacak,
kurumuş bir yaprak gibi rüzgâra ilişerek
geldiği toprağa dönecektir.
Nihat Behram
Bir burnumuzdu ezilmeyen,
Ölüm okudu canımıza,
Şimdi ne can kalır, ne ten
Ölüm dayandı kapımıza,
Bir kez yazılmış alnımıza,
Kız da kadın da yalan bütün
Ölüm almış gemiyi azıya
Ölüp gideceğiz bir gün
François Villon
Sonunda çıkıp gittin.
Gözlerim peşinden yeni bir mezar taşımı
Okumaya gidiyor.
Birileri soracak biliyorum
Bu saralı günün sonunda
Cesediniz hangi çiçek koksun-anı olmasını
bekleyeceğim-
Bir giz gibi tükenecek kehribar avucumda
Söylemeyeceğim.
Metin Fındıkçı
Sana geri dönmedi kadınların
“Hüznün Şehri” koydular adını
Gözlerimin suyuyla kim uzaklaştı gemi gibi -kutsal kitabın zamanıyla- kim girdi,
Benim ve çığlığımın arasına..
Sana ölümümü sunuyorum… şiirin rengiyle…
Nasıl da şarkı söylediğimi sanırsın hala?
Nizar Kabbani
Biliyor musun
Huzûr, ölümü de güzelleştirmiş
Bu eskittiğim şehirde..
İbrahimî Feyzullah Yalçın
Herkes yüzümün bir parçasını dinlerken
Geçmişimde yarım kalmış yüzünü buldum onun
Bana baktığında gövdeme üniforma gibi yakışan
Göğüslerinden mürekkep damlayan bir kadına inandım
Nefesimi teninde gezdirirken
Bir ölümlük hatıralar edindim
Yaz gecelerinde ıssız çay saatlerinde
Taşradan taşan kötü mutluluklarda
Ben onun gençliğinin düşünü gördüm
O orada değildi ben gördüğümde
İkiye biçildikçe günahlar coğrafyası
Gençliğime sunulan kefaret gibi sevdim
Şehre tepeden bakmak gibiydi onu sevmek
Uykulu sesinde bahçelerle tanış olmak gibiydi
Süleyman Unutmaz
İnsan üzülmeye görsün hayat hep tutuktur
Kar, ölümün üstünü bembeyaz bir örtüyle kapar
Küçük İskender
Seninle içimde bir yakın ölüm sevinci;
Sen vaktini şaşmazsın salgınlar gecikmeli.
Metin Altıok
yanılgı çiçeğiyim
n’olursun hayat kopar beni, kopar a kirlendiğim
şu alem benden soyunsun…
Mehmet Sadık Kırımlı
artık tutunacak kimsen kalmadı,
nasıl biliyorsan öyle düğümle zamanı.
bütün ölümleri gör,
birini evlat edin kendine.
oysa sen, boş bir kabın taş darası.
yine de denkleştirip gidiyorsun hayatı.
tuzağa yem, hançere bağ oluyorsun.
zehire katıyorlar seni, şair ne duruyorsun
gemilere bin, trenlere atla.
kimsenin umursamadığı, hiçbir işe yaramayan
kaldır şu gereksiz tanıklığı ortadan.
Metin Altıok
böyle parçalanarak dağılarak
mı ölünür?
dünyaya bir bütünlük bırakmadan
oysa ölüm bile usul usul
yaşama benzer yaşama benzer
Sunay Akın
“oysa” diyordu birisi
“sabah yeniden hatırlamadır yaşamayı”
bana kalırsa “oysa” diyenlerden hep korkmalı
“oysa ölüm var” da diyebilir aynı kişi
Turgut Uyar
Hoşçakal, dostum, el sıkışmadan, suskunlukla
Sakın üzülme, nedir bu gözlerindeki hüzün?
Şu yaşamda yeni bir şey değil ki ölüm,
Ama pek öyle yeni sayılmaz yaşamak da.
Sergey Yesenin
Ey aşkın kutlu kitabı
Uçarı hayallere yataklık eden
Peri bacalarının yasağı
Gönlümün celladı acı mezmur
Bana bıraktığın yazıt bu mudur
Ölüm geldi bana düğün armağanın gibi
Sezai Karakoç
Seni alıp kaybolmuş zamanın çağıltısından
Bana getiren
Yasamız vardı
Öfkeyle yazardın sen bir yüzüne
Ölür ölür okurdum öbür yüzünde ben…
Sezai Karakoç
Ben geldim geleli açmadı gökler
Ya ben bulutları anlamıyorum
Ya bulutlar benden bir şeyler bekler
Hayat bir ölümdür aşk bir uçurum
Ben geldim geleli açmadı gökler…
Sezai Karakoç
Ben sevgilim…
Bir çocuk bayramı gibi yaşamak isterdim her aşkı
Cezaya kaldım.
Bir mutluluk şiiri yazamamaktan dolayı
İmlamı iyice bozsam da farketmez artık.
Kime ne “de-da”ları ayırmasam?
Noktalarda durmasam,
Bir ünleme koşsam yalnızca,
Sonu uçmak olan çığlığa.
Kime ne anlatarak bitirsem hayatımı?
Ölümüme de bir şiir yamar nasıl olsa birileri artık.
Didem Madak
ölüm de bir miraçtır tersinden
kıyası mukassim olsa da
ey uçurumlarda açıp
uçurumlarda solan çiçek
Arif Ay
bilmediler içime dökülen bu kuyular sendendir
ruhuma diktiğim bu lekeler emanetindir bilmediler
dediler: kalbi susmuş bir adamdır bu! terk edin!
eli düzgün yüzü güzel bir ölüm getirin ona!
Veysi Erdoğan
ama Tanrım
nasıl korkulabilir benden
ben, ben ki hiçbir zaman
gökyüzünün sisli çatılarında
başıboş ve hafif bir uçurtmadan başka
bir şey değildim
aşkımı ve hevesimi ve nefretimi ve derdimi
mezarlığın geceden yalnızlığında
adına ölüm denen fare kemirmektedir” dedi
…
Haklısınız
Hiç aynaya bakmadım ben
Ölümümden sonra
Öylesine ölüyüm ki artık hiç bir şey
Kanıtlayamaz
Benim ölümümü
Furuğ Ferruhzad
Güzel bir ölüm beğenerek kendime
Güllere, leylaklara aldırmadan ölüyorum
İlhami Atmaca
yaşamayı bilmek kadar ölüme de yakındır insan
susmayı sonsuza değin bir armağan gibi sunarak başkalarına
ayrılmayı göze alır, aradan çekilir birgün.
Mehmetakın Güre
Sindi sîmâsına akşam hüznü,
Böyle yastıkta görenler yüzünü,
Avuturlarken uzun sözlerle,
O susup baktı derin gözlerle,
Evi rüzgâr gibi bir sır gezdi,
Herkes endîşeli bir şey sezdi.
Bir sabah söyledi son sözlerini,
Yumdu dünyâya elâ gözlerini;
Yahya Kemal
dalgalar vuruyor gözbebeklerime
ben sana mülteciyim sevgili
mumları eriten ateş düşerken damarlarıma
ezberlediğim yollar yakınlaştırır seni bana
dağlar ağırlığında özlemler getirdim
‘sana kendimi getirdim’
kelebek ömrü kısalığında da olsa
ölüm de olsa sonu
inan, razıyım ben bu aşkın tekrarına
Zafer Şık
Minarenin kapısında bir çocuk halkası
Müezzinle inecektir ölü
Ölü çağırır çocukları alıştırır camiye
Ve ölüyü eve ulaştıran çocuk
Kutlu çocuktur
Cahit Zarifoğlu
mesela dost için ölüme yatıp orda
teslimiyet doğuran bir uykuya dalmaktır
Alper Gencer
Bir köşeye mahzun çekilen için,
Yemekten içmekten kesilen için,
Sensiz uykuyu haram bilen için,
Ayrılık ölümün diğer ismidir
Cahit Sıtkı Tarancı
O kadar bekledim ki, geliyorum
Ölümümü bekledim, geliyorum
Bir ölüyü ve ölünün bütün inceliklerini
Bekledim geliyorum.
Ben Ruhi Bey, mutlu olan Ruhi Bey
Ölümü gömdüm, geliyorum
Bir sonbahar günüydü, geliyorum
Güneşler buz gibiydi, geliyorum
Ve bütün kötülükler
Ölümün armaları gibiydi
Size anlatırım, geliyorum.
Edip Cansever
Dört asırdır inerek câmie nûr üstüne nûr
Yerde bulmuş yaşayanlar da, ölenler de huzûr.
Ona hâlâ gidilirken geçilir bir yoldan,
Göze çarpar ölüm âyetleri sağdan soldan,
Sarmaşıklar, yazılar, taşlar ağaçlar karışık.
Hâfız Osman gibi hattatla gömülmüş bir ışık
Bu mezarlıkta siyah toprağı aydınlatıyor;
Belli, kabrinde, O, bir nûra sarılmış yatıyor.
Yahya Kemal Beyatlı
Bir mayıs çiçeği soldu mu hiçbir çiçek
Başkaldırmayacak vuruşlarına yağmurun;
Çılgın ve ölü olsalar da çiviler gibi,
Başları çekiç gibi vuracak papatyalara,
Güneş batıncaya dek güneşte kırılacaklar,
Ve artık hükmü kalmayacak ölümün.
Dylan Thomas
kara bir duman gibi dağılır hatıram rüzgârda;
yaşarsın, kalbimin kızıl saçlı bacısı
en fazla bir yıl sürer
yirminci asırlarda
ölüm acısı.
Nazım Hikmet
yaşlı adam
gözleri yorgun
saçları ak
ağzı kötümser
kimin yolunu bekler
ölümünden başkaAttila İlhanzaman yanınca
ölüm de bırakır arkadan vurmayı
gelip evlerimize yerleşir
giyer geceliklerimizi
kan kabuklu bedenine
yataklarımızda yatar
Adnan Özer
(zambaklar) çocukların karbeyaz uykusudur
senin -mutrıplar mutrıbı- gönlün bunları çalmazzambaklar gün gelir şairlerin başucuna sokulurAdnan Özer
Meleklerini çağırıyorum tanrım, meleklerini
bana sızılı bir ölüm bağışlayacak meleklerini..
Ahmet Bozkurt
Yaşamak kadar ölüm de çağırıyor bizi,
Geçiyorum sokağı fenerle konuşarak
Hem yaşamın imidir hem ölümün her fener
Ahmet Oktay
Ayık kalmak gerekir ve tartmalıdır ayık kafayla
İlişkinin değerini, benimsemeden önce-zincirin öğretisidir,
Söz vermemektir göklere ama hiç değilse vermektir toprağa,
Söz vermemektir ölüm ayırana kadar, ama hiç değilse bir yaşam vermektir.
Yevgeni Yevtuşenko
Babam on altı yıldır ölüme saçmalığını anlatıyor…
Şükrü Erbaş
Bir akşamdı, evimizde ecel kanat germişti,
Anneni – bir cellad gibi – vurup yere sermişti.
Ölüm ile pençeleşen bir hayatın güreşi,
Sekiz yıldan sonra dinmiş; nihayete ermişti.
Rıza Tevfik Bölükbaşı
Ölüme rızadan başka bir şey kalmıyor bana.
Huzur içinde çocuk yetiştireceğim demek.
Yaşamı överdim, kötücül bir iştah
ölümlü aşklara iten beni.
Aşkı, ben de türün bir güvencesi saydığım
şu an, ölümü görüyorum.
Değmez bu yangın yeri, avuç açmaya değmez.
William Shakespeare
yumuşak bir kedere ufalır bakışları
idam mahkumlarıdır aslında ihtiyarlar
ölüme koşullanmış bütün davranışları
yorgun öksürükleri oturup kalkışları
yaşayıp durmaktan gizlice utanırlar
her gece artık gitmek vaktidir sanırlar
geçmiş günlerinden bir destek aranırlar
uysal bir gülümseme tek sızlanışları
idam mahkumlarıdır aslında ihtiyarlar
ölüme koşullanmış bütün davranışları
O derin gözlerin ne güzel, puhu!
Ahmet Muhip Dıranas
Behçet Necatigil
Nuri Pakdil
Bedri Rahmi Eyüpoğlu
Ve ben bembeyaz bir atın üstünde ölüm meleğini bekliyorum
Mehmet Baş
Şimdi düşerken kar
kefenin, toprağın, kalplerin üstüne
ve yaşamın boğulmuş sesi
dağılırken soğuk havada,
sen, güzel çocuk, göçüp gidiyorsun;
Giosue Carducci
Sorduğum tek soru vardı kendime
(Öbürleri herkese ilişkindi)
şimdi gitsem benden ne kalır geriye?
…
Ne ölümler gördüm de yaşamak hırsızlık gibi geldi bana
Bulmalı derdim, bulmalı ölümün erken dilini
O da oldu. Gördüm celladımın gözlerini ve gülümsedim
Hepimize benziyordu, şaşırarak öldüm
Bir duvar dibiydi sanırım, ıssızdım ve soğuktu gece
Mahmut Temizyürek
arkasına bakmadan kaçan bir karanfil gördüm
ölüm de kirlendi aşk gibi
yararı olacaksa söyleyeyim,
ellerim temizlik çabasından, yorgun..
Pelin Onay
Sakın ha!
Yine de dönüş gelsin aklına. Ben de dağ özüyle büyüdüm ya…
Bu uçurum gibi yüreğimden öteye gitmeyesin.
Tökezlersen ölürsün Soran…
Ölürsen düşman olurum anneme, bütün tarlalara, bahara ve yaylalara.
Dudağım değmez olur toprağın yüzüne, öpmem ölümünü bile.
Fatma Savcı
çarklara sokulan bir el gibi hatırlatır kendini
ve sevda ve ölüm
hala akıllardadır
Sıtkı Caney
Ağıtçılar da gitti sessizliği bizde unutup
bir daha bakmasın ölümün güzel yüzü
kış gelmesin senin uykusuz alnına
kış gelmesin ölüm dönsün postacı kılığında
kimse evini açmasın
ölüm dönsün toprağına
yaprağı çürümüş dal olsun ölüm
ölüm de çürüsün burada
ölümü çağıran kış da çürüsün
Haydar Ergülen
Sizin hiç babanız öldü mü?
Benim bir kere öldü kör oldum
Yıkadılar aldılar götürdüler
Babamdan ummazdım bunu kör oldum
Cemal Süreya
yaz dedi, bütün insanların sokağında
ölüm ve aşk aynı renkle dolaşır
sen İstanbula aldırma!..
Arife Kalender
De ki öyleyse:
Ölümden başka her şey ödünçtür
ödünç bir bıçak gibi elden ele gezen aşk da
ve bir kadının ‘herkes bıçağını bende biledi’
demesinden daha kötüsü, bıçağını o kadında
deneyen herkesten biri olmaktır, olsa olsa!
Sen de denedin, ‘zor’ olduğu için aşkı
yalnızca ondan istedin,
oysa aşktan daha zoru, istemekti,
bilmedin!
Haydar Ergülen
Ey nefis, vuruşup öldürülmezsen de ölüm seni bulacak.
Bir değirmendir ölüm, bir gün seni de alıp öğütecek.
Abdullâh Bin Revaha (Ra.)
Artık güneş görünmez olur, gök bulutludur,
Rahatça dal, ölüm sonu gelmez bir uykudur.
Yahya Kemal Beyatlı
Gördüm ölüm diyârını rü’yada bir gece
Sessizlik ortasında gezindim kederlice.
Yahya Kemal Beyatlı
Güneş solumda ve dikenlerin yolunu aydınlatıyor.
Çocukluğumla aramda ölüm var.
Ölümle hayat arasına sıkışmış, uykulu, kadim bir tepedeyim.
Annem yoldan gelmiş yol olmuş kardeşime,
Ölümleri gösteriyor. Birlikte ağlıyorlar.
Ben güneşe ağlayacağım. Issızlığına bu tepelerin.
Bejan Matur
Gri giysili törenler bitti
Ayın ipuçlarını vereceği ânı bekliyorum.
Bir ömre kaç ölüm sığdırılır
Hangi korku adak testisini doldurur bilmiyorum
Büyücüm gecede yıldızlarımın olması günah olur mu
Üstelik birbirlerine göz kırptıkları yok
Ölümlüyüm,
Bundan büyük mutluluk olabilir mi büyücüm.
Susuyor, kıvrılıyorum
Bejan Matur
haklısın ‘kan var bütün kelimelerin altında’ halâ
iki güvercinin arası ters dönmüş Üvercinka gibi
senden sonra kadın da, aşk da ölüm gibi bir şey Cem’âh abi!
Hüseyin Alemdar
O halde neredeydiniz? Tabutumu taşıyan siz olun isterim
Şairler çırağı, onca sayfanın dut karası, şiirlerimin göz hakkı
Ölü kâğıtları arasına şiirce not bırakalım:
İstemeden öldü, kaldı mı size imgelerin mirası, şerefe dediğimiz her satır başı
Şairlerin ölümünü bir kez daha bağışlayın, kalın direklere bağlayın
Kalan dizelerin arasını, şiirlerin kurdelesini birlikte keselim
Oyun, resim, çığlık bir arada kopsun!
Ayak tırnaklarında gezdiği yerlerin küfü, patlattığı toprağa çömelen
Nasırların anası siz olun; şairleri öldürmeyelim, uçuralım göğe doğru
Hüseyin Peker
getirir akla çocukluktan bilinmez hangi soruları
kar gecesi uyandırır ölüme değgin korkuları
yalnızlık bir samanyoludur genişler düşüncede
Attila İlhan
Sen, kurumuş çatırdayan
ağacımın çiçeği,
sen, ölümlü yaşamın
tek ve son çiçeği,
soğuk topraktasın
kara toprakta;
artık ne güneş seni neşelendirir
ne uyandırır aşk seni
Giosue Carducci
Tuğrul Keskin
Yolların son güzelliklerini topluyorum….
Bir melek bana ölüm giysisi dikiyor-
Kendimde farklı dünyalar taşıyorum.
Else Lasker-Schüler
Evden çıkar çıkmaz omuzdan tabut,
Sen de eller gibi adımı unut.
Kapımı bir kaç gün için açık tut,
Eşyam bakakalsn diye arkamdan..
Ahmet Kutsi Tecer
Yarattı yarası, o kayalar görünümü,
Bir ölüm vadisini kımıltısız bir gök altında.
Dönüp gene bütün camlara, yüzü
Işıdı yıllanmış ölüm ağaçlarıyla.
Yves Bonnefoy
Aydınlık bir ölüm arayıp durur
İçimde alevden pençeli bir pars
Baki Süha Ediboğlu
Burada oturuyoruz dünyanın kıyısında
Portakal suyu içiyoruz
“Ölüm sorununu çözmedikten sonra
Neye yarar varlığımız?” diyor Celâl.
Saati gösteriyor ayın direği.
Pars kapıda.
Ahmet Ada
Ölüm tek başına gidilen
Sis basmış göl
İki bulut altında
Ahmet Ada
yağmur alınlara doğruldu
secdeye durdu süslendi ölümle sözleşen
ateşli hastalar gibi
Cahit Zarifoğlu
beni büyük bir hararetle ölüme
ve aşka dönüştüren… ah, zaman…
soğutuyorum,
hiç bilinmesin kalbimdeki
engereğin dili,
dokundukça her yanım
çürüyen zaman…Metin Kaygalak− Ölüm nedir baba?
Durmuştuk bir çeşme başında
inerken Mut’a doğru
− Ölüm nedir baba?
ölüm nedir peki?
Ah!
Bıyıkları yeni terlemiş bir ağbi.
Ahmet Oktay
Bir ağacın en uzak dalı gibi sessizce çürür
Ölüm, evet ölüm bile geç kaldıktan sonra
Ahmet Erhan
Bir gün olur, hepsi biter
Endişeler, o çocuk üzüntün
Hepsi biter
Behçet Necatigil
Büyük randevu…
Tabutumun tahtası, bilsem hangi ağaçta?
Her şeye ölüm dadanmış sanki
Kadınlar ki anne olmamak için direniyorlar
Erdem Beyazit
Bekleyin geliyor ölüm usulca
Ve öper usulca çocuk yüzleri.
Belki bir gün kurtuluruz
Erdem Beyazit
Can kuş gibi uçar gider
Bir martının süzülüp
Kaybolması gibi maviliklerde
Bir sineğin titrek bacaklarında seyretmiştim ölümü
Erdem Beyazit
Bir çukurun başında
Bir kapının ağzında
Herkez susar
Konuşur ölüm
Ve sürer hayat.
Ana kalbi bir kuştur
Azad kabul etmez
Erdem Beyazit
Kök salar hasret yüreklere
‘Bir evlat pir olsa da’
O zaman anlar ancak neymiş öksüzlük
Dolaşır eli ölümün
Saçlarında anaların oğulların
Erdem Beyazit
Tatlı ışıkları altında güneşin, titrek,
Şamatanın ortasında çekip gideceğim,
Sonsuz yeryüzünden hiçbir şey eksilmeyecek.Victor HugoKiraz devşirmeye gitmiştin hani
Çilek kokuyorsun vakte yabani
Unutma sana bergüzarım var
İntizarım yoktur, inkisarım var.
Bahaettin Karakoç
Erken ölümü savunmuşumdur her zaman
Uzadıkça çünkü şiirde hayat da
Usanıyor insan
İçimde bir parça; ne kopuyor ne ölüyor.
Gitmek ölüm bana, kalmak haram.
Adını bilmiyordum sonra öğrendim:
She Left Home
Birhan Keskinbunların hepsi, ey Kader, gel gör ki, bunların hepsi,
kıyılarımızı döven bu dağ gibi varlık dalgaları,
bir damla ölümün yanında ne ki?Cahit Koytak
-her zaman paylaşılan duygular vardır
yeri gelince ölümler de paylaşılır
bölüşmek bir ölümü dostluğu ve şiiri
benzemez beyaz evlerden mavi sulara
aynı pencereden iki yabancı gibi bakmaya-
Haydar Ergülen
Oysa hayat
ve yazgıydı şiir
Geniş hazırlığım gelen ölüme
Tek silahım var:
Sözcükler sözcükler sözcükler!
Kadir Aydemir
senden sonra biz, mezarlıklara yüz sürdük
ve ölüm, büyükannenin çarşafının altında nefes alıp veriyordu
ve ölüm, öyle güçlü bir ağaçtı ki
başlangıcın bu tarafındaki diriler
kederli dallarına adak çaputu bağlıyorlardı onun
ve sonun öbür tarafındaki ölüler fosforlu köklerini kemiriyorlardı onun
ve ölüm o türbede oturmuştu ki
dört yanında ansızın dört mavi lale
beliriverdi
Furûğ Ferruhzâd
Kem bahtını aynalara nakşetsen de
ölüm senin eğninde
mengü süte dönüşür.
Hüseyin Ferhad
yuvasını bozduğum kuşların
ahı desem çocuktum
hesabı olur mu, ölüm denilen uçta?
Salih Mirzabeyoğlu
trende öğrenilen trende kalacak
indiklerinde üç türlü ölüm
boşaltmış olacak kompartımanları
trenli hayatların bir gereği bu
trenin bütün yolcularına ölüm
iltimas olsun diye
bir kalkış noktası hediye ederek
her birini tek tek
üç tarzda uğurluyor
durulan her istasyonda onları
yine ölüm karşılıyordu ru be ru
gizli pazarlıkların mahfillerinde ölüm
onları eliyle koymuş gibi enseliyordu
İsmet Özel
ılık bir süzülüşle
geri dön hayat
bırakma yeryüzü salına
tünemiş pek kara kuşlar
örtsün bakışımı
görmek acısı sürsün
pencere tutsağının
düşsün hayatı suya
Nilgün Marmara
Odur değil mi
Kokusundan gelir kokusuna koşarken
Harcar ölümsüzlüğünü
Fesleğenin bir yaz akşamı dalgınlığında.
Edip Cansever
ve ayakta tutar hüzün imparatorluğunu,
ayakta alkışlatır kendini ölülere;
günü gelince de yorulur her ölümlü gibi
pıhtılaşır ve donar;
o zaman da buzdan bir şehir olur
Cahit Koytak
Kımıltılar içinde tırısa kalkmış küheylan zaman
ben eksilirken kum saatinden biz alıyor yerimizi
bu aşk deryasında aklımdan hiç çıkmıyor ki ölüm
ömrünün son virajlarındasın ey Bülent Güldal
nasıl da bırakıp gideciksin sımsıcak elleri?
Bülent Güldal
Bir soğuk yel eser
Üşür ölüm bile
Ülkü Tamer
Kimse karşında belki titremez gönlüm gibi,
Bense hala korkarım dizinde ağlamaktan.
Teması korku veren tatlı bir ölüm gibi
Daha cana yakındır görünüşün uzaktan…
Faruk Nafiz Çamlıbel
işte bir söyleyişin solgun yüzü:
artık ne bir anıdan arta kalanlar-
dan söz var! ne bir şey!
-boşuna!..
ölüm, olmak’tır ve bir söz kanar;
yalnız yalnızlıklardır bizden olanlar!
onlardı, gittiler… daha gelmeden…
Hilmi Yavuz
“Ağır ağır çıkılan bir merdiven” yok…
Eskittiğin yıllardan değil,
Sızlayınca yüreğin, anlıyorsun:
Yine gecikmişsin…
Sen, yeni yeni öğreniyorsun sevmeyi,
Bense çoktan düşürmüşüm aklıma ölümü.
Tayfun Talipoğlu
Karşıki masanın altında
İki tane tavuk gördüm
Toprakla yıkanıyorlardı
Eşeledikleri çukurda
İnsanlar için de belki ölüm
Toprakla bi tür
Yıkanmaktır diye düşündüm
Ördüm de ilmek ilmek
Sırtıma giyemedim ömrümü.
Neden hâlâ sızlıyor burnumun direği?
ölüm için yüreğime sürdüğüm eczâ uçtu birden
aşk ve ölüm bana yeniden
su ve ateş ve toprak
yeniden yorumlandı.İsmet Özel
annem daha yeni öldü fazla uzaklaşmış olamaz!
olamaz dedim annem son nefesini alıp da vermeyince
verse de ben alsam onu, içim ferahlasa, siz de görseniz
resulullah tutsa annemin elinden birlikte geçseler çölü
nasıl olsa resulullah da ölü annem de ölü.
Ah Muhsin Ünlü
Çiçekleri düşünen yok!
Balıkları düşünen yok!
İnanmak isteyen yok:
Bahçe ölüyor!
Yüreği kabarmış bahçenin güneş altında.
Boşalıyor bahçenin zihni usul usul
yeşil anılardan!
Furuğ Ferruhzad
Acıya kurşun işlemez artık
ölüm bile bu acıyı cellat bilmiştir
Adnan Yücel
Söylesem inanmazsınız
Kalkıp verecek oldum
Düşürünce mendilini
Öldüğümü unutmuşum
Cahit Sıtkı Tarancı
Yalnızlık nedir göreceksin
öldüğün zaman.
Cahit Sıtkı Tarancı
Şayet ölürsem,
Helallaşmaya vakit kalmadan,
Hatırdan çıkarmayın beni;
Dünyaya benden selam olsun,
Her nefes alıp verişiniz.
Cahit Sıtkı Tarancı
Mezar taşları gibidir hayatım,
Mahcup, boynu bükük, sakin.
Bir ırmak gibi sessizdir adımlarım,
Bir fatihaya muhtaç gibidir lakin.
Yağız Gönüler
Bir sürü adam çiçekler getirdi
Nutuklar bile söylendi
Ben hiçbir şey söylemedim
Seni düşündüm.
Philippe Soupault
Dün akşam gün batmadan
Yaşlı ölülerin arasına
Bir küçük misafir geldi.
Çocuk bahçesinde kovası kalmış
Kumların üstünde küçük küreği.
Besbelli çok yorgun hemen uyudu.
Doğruldu yerinden yaşlı bir ölü
Örttü üstünü:
Madem ki annesi burada yok,
Bu küçük kız bize emanet,
İlerde yatan bir başka ölü
Yavaşça seslendi:
Başındaki kurdelayı çözüp katlayın
Ütüsü bozulmasın.
Baki Süha Ediboğlu
Bir gün dünyaya edince veda
Peşimden istemem gözyaşı ,susun
Ağlayıp sızlamak yerine dostlar
Herkes bildiğince şiir okusun
Captain Hook
Günler geçer ıstırap içinde,
Ten mahvolur ah-u zar içinde,
Mes’ut görünen azap içinde,
Rahat nerede, mezar içinde…
Yaman Dede
Anarlar haşredek elbet şiirden zevk alan ahbâb
Ölüm tarihi olmuş Nedim’i şah’ı ceys’i enbiyâ yarâb.
Ahmed Nedim
senden sonra biz, mezarlıklara yüz sürdük
ve ölüm, büyükannenin çarşafının altında nefes alıp veriyordu
ve ölüm, öyle güçlü bir ağaçtı ki
başlangıcın bu tarafındaki diriler
kederli dallarına adak çaputu bağlıyorlardı onun
ve sonun öbür tarafındaki ölüler fosforlu köklerini kemiriyorlardı onun
ve ölüm o türbede oturmuştu ki
dört yanında ansızın dört mavi lale
beliriverdi
Furuğ Ferruhzad
Bazı ruhum kararır kefenlerden,mezardan;
Yok mu,Rabb’im,ölümün bir güzel şekli,derdim.
O kayalıklarda ilk seni gördüğüm zaman
Hayalimde ölüme en güzel şekli verdim.
Faruk Nafiz Çamlıbel
Donuk donuk bakışıyoruz
Ben ölüme iyice yakın
O yaşamaktan uzak
Öyle bir gök içinde durmuş gibiyiz
Karanfiller ölürken
Karanfillerden bir deniz.
Edip Cansever
Hüseyin bir cinaslı avazdır
kişiye özel bir temrin,
bengisuda boğmak gerekir
onu öldürebilmek için
Hüseyin Ferhat
Öleceğim anda üzerime gelse Azrail
Aynı anda cenneti müjdelese Cebrail
Ey ocağı yıkık! O ilahın kazasıdır kabul et
Seni ateşe götürebilir konuşmalarından bir buket
Ehmedê Xanî
Üryan geldim gene üryan giderim
Ölmemeye elde fermanım mı var
Azrail gelmiş de can talep eyler
Benim can vermeye dermanım mı var
Karacaoğlan
Hacı’m Memiş’ini dile getirdi
Ecel bir gün vâdesini yitirdi
Bir gün nezle geldi aldı götürdü
Vay Memiş’im çeke çeke zor öldü
Âşık Baba Karakılçık
Bîmaram ey ecel, bu gece bekle yânım al
Rûz-i firak-i dilberi gösterme cânım al
Âl ile gönlün almağ içün cümle âlemin
Ol kaşları kemâna ilet bir nişânımıEy murg-ı kûy-i yâr ölücek üstühanım alTaşlıcalı Yahya Bey
Kendine hiç güvenmediğini ikimiz de biliyoruz.
Güneş Bor
meraklıdır ölülere çocuklar.
Vasfi Mahir Kocatürk
Ol va’de-i tekrar be tekrarı unutmaHicrânın ile çektiğimi sen de bilirsin
Her vechile dîdâra sezâvarı unutmaYok takati hicrânına, lûtfeyle efendim
Dilhaste-i aşkın olan Esrar’ı unutmaEsrâr Dede
Ne zaman bir çocuk ölse
gözü evlerinde
annesinin kavurduğu
helvada
kalır
Sunay Akın
Biri çıkıp öldürsün beni
ve kaza süsü versin
cansız bedenime
nasıl da sevinirdim
Sunay Akın
Şiir diye bir uğuldama,
ölüm diye bir ufalanma var galiba Cemal abi
sen sessiz korkunç upuzun ölmüş de ölmemiş gibisin ya
orda, Kulaksız’da-
bağışla, ağlamam geçmiyor ne yapsam
sesimi kar soğuğunda yıkasam da!
Hüseyin Alemdar
Gözler dolacak bir çocuk ölmüş gibi nemle,
Bir günde doğup can veren altın kelebekler,
Bizden daha genç bir şair öldü diyecekler!
siyah uzun saçlarından
usulca geçirdim üzgün elimi.
Bir gün öldüğümde
Ardımdan ağlayacak karım ve kızım
Topu topu birkaç dostum üzülecek
Yahu diyecekler haberiniz var mı Kadir ölmüş
Başsağlığı dilemeye gelecekler kızıma ve karıma
Bütün bunları merak etmiyorum
Ha bir gün önce olmuş ha bir gün sonra
Anacığım duyacak mı mezarında
İşte onu söyleyin bana
A. Kadir Paksoy
Bu hâlet ile ey dil sağ olmada âlemde
Derd ü gam-ı dilberle ölmekte letâfet var
Bâkî
Adam ölmüş, bak.
Sakal bunu bilmiyor,
uzuyor tırnak.
Jorge Luis Borges
Aynı yalınlıkla ölmek isterim
Kırda bir çiçek gibi, sakin, gösterişsiz
Jose Marti
Firâz-ı zirve-i Sînâ-yı kahra yükselerek
Oradan,
Savt-ı ümmîd-i kalbi dinlemeden
Cevf-i hüsrâna düşmek istiyorum.
Ahmet Haşim
Beni terk etmek istiyordu, daha üstün olduğunu düşünüyordu,
Ve kendisini bilgilendirmiyordum, ve kızgındı –
Günlerini heba ediyordu yarı bir cesedin üstünde!
Ve benim ölmüş olmamı umuyordu içten içe.
O vakit ağzımı ve gözlerimi örtebilirdi, beni tümüyle örtebilirdi,
Sylvia Plath
Yabancı gibisin miyop gözlerin kısık
Bana ait ne varsa hepsi seni korkutuyor
Sana ait ne varsa hiçbiri benim değil
Belki ölmek hakkımı kullanıyorum
Belki gelmem gelemem 5 dakika bekle git
Attila İlhan
Hem ölmüş de olabilir taşıdığım yaralı
Bu bendim son konuşan, son susan da bendim
Galiba ölmüştüm sırtında ve sırttaki bir ölü
Bu bendim ve kendiliğimden
Hayriye Ünal
Bana günde bin kez ölmek azdır
Öleyin derd ile nâ-çâr elimden ne gelir
Ahmet Paşa
Avlunun beyaz taşlarına dökülürdü
Kızıl yaprakları bir çınarın
Ve ben günlerce
O yapraklara gömülüp ölmek isterdim.
Tuğrul Tanyol
artık ölmek için yaşamak gerek
hayatımın gözlerinden
damıttığım bu şiiri bin kez ölerek
sana adamamı bekleme benden
gün gelir tütmez olursa ocağım
acılar var bende duvağı açılmamış
bekle
sana onları adayacağım…Mustafa İslamoğludoğulu belli
belki bizim oralı
nerde görsem tanırım ben
hüznünde asi dağların şivesi bozuk dumanını taşıyan
bu eşkiya duyarlığını
yaşı kırk beş elli, belli uyumamış Ankaran’nın derdine
ceketi küçük geliyor, elleri biraz büyük, yüreği yaralı
karısı yeni ölmüş, sığınmış oğlunun evine
Murathan Mungan
Biz de ölmüş olabilirdik dedi Leman
Bu söz nedense aklımda kaldı.
Didem Madak
Ben iyi ölmek istiyorum
ben ölmeyi iyi istiyorum
ama iyilikler üzerine…
ne olur ellerini çekme başımdan olur mu?
saçlarım çok acıyor,
Keşke bir parça İsa olsaydım, tükrüğümü sürseydim ellerime
dokunduğum her yara kapansaydı…
Ölen yanlarıma sarılsaydım
A.Kadir Bal
Annemi ölmüş gördüm rüyamda.
Ağlayarak uyanışım
Hatırlattı bana, bir bayram sabahı
Gökyüzüne kaçırdığım balonuma bakıp
Ağlayışımı.
Orhan Veli
ne garip duygu şu ölmek
öptüğüm kızlar geliyor aklıma
bir açıklaması vardır elbet
giderken darağacına
Nevzat Çelik
Sevip ölmek istiyorum gönlünde,
Ve sana son kez bakıp,
ulaşmak istiyorum gözlerinde ki sonsuz derinliğe…
Meclup Berker
Karın rengi erik çiçeği gibi kırılganmış
Penceremde sayıklıyor bir sardunya
Ölmek üzere kelimeler alıyorum
Nergihan Yeşilyurt
O nazlı ismini son nefesimde
Anıp da bahtiyâr ölmek isterim.
Rıza Tevfik Bölükbaşı
en kolay iştir ölmek
Asıl güç olan
yepyeni bir yaşama
başlamak.
doğduğum sokakta bir terzi vardı
O’nu görmeye gittim bu gün
– ölmüş-
paltomun ceplerini büyütecektim
ellerim, tufan ve yüzün
yüzün, ellerim ve tufan
bir de tufan; yüzünden ellerime bulaşan
sığabilsin diye
ceplerimi büyütecektim
– ölmüş-
iyi değilim ben
İlhami Çiçek
Panter merdivende
Yukarı çıkıyor.
Sylvia Plath
sevinçle kaçın kurtulun ölümlerinizle.Yalnızlıkla ben kaldım
sevindiniz işte alın kurtulun. Aha size son atım
Cahit Zarifoğlu
rüyalarıma ölü değil
ölümün kendisi
şiirime
bana birşey vaad etmeyen
deli atlar girer
Murat Kapkıner
Üveyka
bir bütünlüksün sen hayatla ölümün
seni sevmekle başlayan ölümlere
hayatla karşılık verensin sen
Bilal Can
Keder bir fener gibi döner geceleri,
Her tanışmayı bir ayrılma say;
Her doğum bir ölüm habercisi
Kavuştuğumuzda ayrılmıştık bu kesindi,
Her güne ayrılığın korkusu sindi
Hüsrev Hatemi
Gideceğim, ey gemi, bilinmedik ellere.
Demir al, sallayarak direklerini. Sızlar
Yürek ümitle, ama sonra her şeyi anlar.
Belki de fırtınaları çağıran direkler,
Şu anda, rüzgarla gelecek ölümü bekler,
O zaman ne yelken, ne ümit…ama sen yine
Kalbim, gemicilerin sarkılarını dinle.
Stephane Mallarme
Ölüyorum tanrım
Bu da oldu işte.
Her ölüm erken ölümdür
Biliyorum tanrım.
Ama, ayrıca, aldığın şu hayat
Fena değildir…
Üstü kalsın…
Cemal Süreya