VIII. MEKTUP
Ne zalimdir şu erkekler!
Bize aşkı öğretirler, sonra çeker giderler. Biz ise hâlâ…
Zalimsin sen de!
Yazmıyorsun bana.
Üç haftadır bekliyorum.
İlk hafta her gün yeni bir umut yarattım,
ertesi gün mektup gelecek diye.
Her bugünün yarını vardı,
yarın mektubun gelmesi kesindi.
Düş kırıklığım bu kesinliğe yenildi.
İkinci hafta ise yaraladı beni.
İyi olduğun haberini almıştım ve anladım ki,
suskunluğun bilerek, isteyerek sürmekteydi.
Önce gücünü denediğini sanarak avundum.
Aldanıyordum: Güç gösterisi değildi bu, kayıtsızlıktı!
Nasıl beklediğimi biliyor olmalıydın…
Şu son hafta hayaller içinde geçti.
Çünkü gerçek dayanılacak gibi değildi.
Yanımda olduğunu hayal ediyordum.
Seninle konuşuyordum.
Karşımdaymış gibi sesleniyordum sana.
Hücremde tatlı tatlı konuştuk.
Bahçede tartıştık, kavga ettik, gülüştük.
Kilisede fısıldaştık.
Seninle rahatça söyleşince,
düşüncelerimi kağıda dökmek gülünç geliyor bana.
Sen bana yazmazsan, ben sana yazarım.
Suskunluk boğucu! Soluk alacağım biraz, elimdeki şu kalemle.
Çok gücendim sana.
Neden mi? Dinle!
Bütün erkekler kulak versin söyleyeceklerime.
Aşkı öğretir, sonra sırtlarını çevirirler bize.
Kendine aşık etmek için nasıl da yalvarmıştın bana…
Hemen teslim oldum sana.
Hiç zorlanmadan kazandın kalbimi.
Aynı kolaylıkla terk ediyorsun beni.
Şimdi de vazgeçmemi istiyorsun.
Tıpkı aşkımı istediğin gibi, ısrarla ikna etmeye uğraşıyorsun.
Bir zamanlar kollarına atılmam için yalvardın,
şimdi çekip gitmemi emrediyorsun,
Ama gitmeyeceğim. Gidemem.
Tutkuma katlanmak zorundasın.
Sen yarattın onu, o senin eserin.
Seni kalbimden söküp atmamı isteyemezsin,
seninkinden de beni atamayacağın gibi.
Biz birbirimize ait değil miyiz?
Pierre Abeilard