Mutsuzluk Evi

mutlu pencereleri erkenden kapatılır
baharın kelebekleri sanki hiç geçmez o evden
nisan yağmurları cinnete gerekçedir
çiçekleri erken solar, erken susar çocukları
akşamlar sönmelere ayarlı hep lambaları
ve mutlak sakallı olur mutsuz evin erkekleri

karabasanları ne çok,
ne çoktur her gece gizli ölümleri
viranelik prensleri; baykuşlar
her söze konuktur ürperten hikâyeleri
gizliden gizliye kan konuşulur, susulur
ellerde gözlerde raflarda hep kan sezilir

mendil satıcıları eve dönmüştür
bakışları, ansızın her şey hüzne dönmüştür
dışarıda kırbaçlayan bi soğuk rüzgâr
nasıl söylesem şu zulüm; geçim derdi
en çok o ıslak yerden hissedilir
kefenler içinde tanrı, her gece o evin konuğu

anlamadım bir şey gibidir
anlamadığım şeyler gibi o evlerin içi
güzün yaprağın umutsuzca dala tutunması
petrole bulanmış sülünün ovaya son bakışı gibi
zayıf ve esmer kadınları bir gece öldürülür
ve gecenin rengi törenin rengine dönüştürülür

acı şeyler o evde üzgün günleri çağırıyor
ağlıyor bağırıyor sessizce soluk alıyor
her soluktan bir demet, amfizem gülü elinde
sakallı adam işte, bitlis tütünü sarıyor
dövünüyor çağırıyor göğsünü parçalıyor
ve yaldızı dökülmüş sobalarda yanıyor kemikleri

mutsuzluk evinden çağırıp durduğumuz boyuna
umut mu sevinç mi mutluluk mu yoksa ne!

Tuğrul Keskin

Bir yanıt yazın

E-Posta adresiniz yayınlanmayacaktır.