Mürekkep Balığı Kemikleri

1.

Sorma bizden o sözcüğü, her yandan
sarıp biçimlenmemiş ruhumuzu, ateş harflerle
açıklayan onu ve tozlu bir çayırda
yitmiş safran gibi ışıl ışıl yanan.

Ah o insan ki güven içinde gider,
o kendi kendisine ve ellere dost,
gölgesine dost insan inanmadı, sıvası bozuk
duvarda yaz sıcağının iz bıraktığına yer yer.

Bir çözüm isteme bizden sana dünyalar açacak,
dal gibi kuru ve kıvrık bir heceden başka yalnız..
Bugün şudur diyebildiğimiz ancak:
İstemediğimizdir olmadığımız.

2.

Sığınma; bu yeşillik
içindeki gölgeye
sıcaklığa yıldırım gibi
dalan yavru şahince.

Sırasıdır bırakmak yorgun,
uyur görünen sazlığı
ve biçimlerini gözetlemeyi
toz gibi dağılan yaşamın.

Yürüyoruz bir titrek,
sedefimsi tozun içinde
gözlerimizi çelen ve bizi
güçsüz düşüren bir kamaşmada

Ancak, bu yitikler saatinde tembelleşen
oyununda kupkuru dalların, anlıyorsun ya,
fırlatmayalım dipsiz bir uçuruma
başıboş yaşamlarımızı.

Bulutların örümcek ağlarınca
bize taraz taraz görünen
bu kayalar duvarı gibi
eridi ruhlarımız da

ve kuruntunun bir kül ateşi
canlandırdığı yerde
yitip giderler bir kesinliğin
duruluğunda; aydınlık.

3.

Hep aklımda gülüşün, duru bir su benim için o,
rasgele görülmüş bir su taşlığında bir kumsalın,
bir sarmaşığın kendini seyrettiği ufak ayna;
ve her şeyi bir beyaz göğün kucaklaması, yalın.

Anımdır işte bu benim; bilemem ki, ey uzak sen,
ya özgür bir ruh yüzünde tertemiz açan kendini,
ya dolaştıranlardansın bitik dünyanın derdini,
ya da acılarını tılsım gibi gezdirenlerden.

Ama şunu diyebilirim, düşüncen batık bir yüz
ve hevesler, üzüntüler durgun bir denizde yitik,
ve sızar görünüşün yavaşça külrengi belleğime
körpe bir palmiyenin yukarısı gibi düz, dimdik.

4.

Ne kesin çizgiler isterim senden
yaşamım ne hoş yüzler ne de varlıklar.
Hep aynı tad var kaygılı yuvarlağında
artık bal ve absent tadı.

Yürek hor görüp her devinimi
seyrek irkilmelerle sıçradı.
Arasıra kırların sessizliğinde
çınlar öyle bir silâh sesi.

5.

Getir bana ayçiçeğini, dikeyim
tuzla kavrulmuş toprağıma;
göstersin sarı yüzünün kaygısını
ayna gibi maviliklere bütün gün.

Aydınlığa yöneliyor karanlık şeyler,
cisimler tükeniyor akışmasında
renklerin: ezgiden bunlar. Sönüyor
demek serüvenler serüveni.

Getir bana o bizi ileten bitkiyi
sarışın saydamlıklar yükselen yere,
yayıldığı yere yaşamın bir öz gibi;
çılgın ayçiçeğini getir bana ışığın.

6.

Öyle çok gördüm ki yaşama ağrısını:
fıkır fıkır kaynayan boğulmuş ırmaktı,
büzülüp kıvrılmış kuru yapraktı,
yere yıkılmış bir attı yitirerek gücünü.

İyi ki bir şey bilmedim o tanrısal
ilgisizliğin açık tansığından başka:
bir yontuydu öğlen uyuşukluğu
içinde, ve bulut, ve uçan şahin yüksekte.

7.

Ne bilirseniz benden
dış görünüştür ancak,
yüklenen elbisedir
insan serüvenimi…

Belki sessizdi hava
ötesinde örtünün;
aydın göğü rasgele
bir mühür yasaklardı.

Ya da değişmekteydi
ömrüm orada çılgın,
bir ateşten açılıp
görmediğim patlama.

Böyle kaldı bu kabuk,
o benim gerçek özüm;
bilmezlik dediğim o
yavaşlamayan ateş.

Bir gölge görürseniz
bilin o gölgeyim ben…
Ayıramam kendimden,
size sunarım onu.

8.

Bilirim en acımasız dudak bükülmesinin
en aldırışsız yüzden geçtiği zamanları:
görünmeyen bir keder belirir bir an için,
sokakta varmaz onun farkına kalabalık.

Göstermeyin boşuna, sözlerim, açık açık,
gizli ısırığı, yürekte esen rüzgârı.
Susmayı bilenindir en haklı neden, varsa,
bir barış şarkısıdır hıçkıran şarkılarsa.

Eugene Montale

Çev: Said Maden

Bir yanıt yazın

E-Posta adresiniz yayınlanmayacaktır.