I
Büyük, yalnız, yaralı bir kuştu
Hamdi beyin gördüğü: Odasında
otelin iç organlarını dinliyordu
her gece: Kimbilir kaç kış çökmüştü
yazların arkasına, uyku onu çoktan
terketmişti. Hatırlamıyordu şimdi
güneşi ve sise doladığı kadınları,
istasyonlar bile kendi zamanını
kemiren aç bir tünel faresinin
dişlerinde öğütülmüştü.
Doğduğu evden bir pencere karosu,
M ontparnasse’den bir ara sokak,
Beylerbeyi’nde bir sakız çamının
avcuyla sıcaklığını yokladığı sert
kabuğu ve nerede ne zamandı
bilemediği sinsi bir yağmur:
Dilinin ucunda aksak müziğiyle
gezinen eksik bir mısraydı artık
hayatı.
II
Yorgundu göz kapakları ve belleği,
o bellek ki rüzgârda inatla aynı sayfalarını
karıştırıp bulan bir defter gibi
büyük kar sessizliğinden seçiyordu görüntüleri.
Varşova’da çekildiği gün sararmış fotoğraftaki
çoktan kaybolmuş maiyeti
sonsuz bir kışın hazırladığı odun çıtırtılarıyla
donatıyordu hâlâ Sefaret’teki koyu sıkıntıyı.
Hiçbir yerde durmamıştı yüksek duygu topağından
kopartıp buluşturduğu kelimelerin yenik tadı:
“Birden çöle düşmek ve susuzlar gibi yanmak” –
iki satır arasında mutlak bir boşluktu kalan
onları kendisine, neden bilmemişti hiç,
ayırdığı zaman.
Çıkıp yürümüştü ertesi sabah dönmemecesine.
Sırtında uzun ağır bir paltoydu mevsim,
yüzünde kaskatı korku
içinde sabırsız bir atmacaydı tüneğine kilitli,
kimsenin tanımadığı bir ezgiyi mırıldanan.
Açmıştı birden gözlerini: Aklında o an bu an
ilk karşılaştığında, Cuma’nın ayak iziydi
uğuldayan.
III
Başının altındaki yastığı düzeltiyor
hemşire. Sermet Sami gelebilir akşamüstü,
Ankara’dan bir telefon belki, Erenköy’den
bir tek kendisi için yaratılmış bir serinlik,
“Allahım, böyle bırakma beni: Göğsüm de
büyüyen kederden ne kadar bezginim”
Bir yanlış anlamalar zinciridir Zaman,
hiçbir şeyi sırayla yaşam az insan:
Şimdi bir topaçın tükenmez kavislerinden
geçiyor Münir ve Biarritz’deki yapışkan
yaz ve Çengelköy’de yudum ladığı adaçayı ve
Martinho da Arcada’da günlerce oturup
durm adan içki içtiği sessiz gölge.
Usulcana kapatıyor kapıyı hemşire.
Güneş bir daha hiç aynı noktadan
doğmayacak. Bir daha hiç aynı noktadan
batmayacak, yekpare sessiz gemi.
Enis Batur