Dört Kişisel Adres

1.Hapishanede Bir Metrekare

Bu kapıdır, ve arkasında, kalbin cenneti.
Bizim şeylerimiz, bize ait olan her şey, silikleşir.
Ve kapı, bir kapıdır,
metaforun kapısı, masalın kapısı… Kapının
kapısı yoktur, fakat gene de kendi dışıma çıkabilirim
ve sevebilirim hem gördüğümü ve hem de görmediğimi…
Hapishane hücrem, sadece içimi aydınlatanın ötesinde,
hiçbir ışık almaz…
Severim dam penceresinden sızan gökyüzü parçacıklarını…
Ve severim annemin küçük şeylerini, giysisindeki
kahve kokusunu… Severim sonbahar ile kış arasındaki
tarlaları, hapishane gardiyanının çocuklarını…
Benim özgürlüğüm… hapishane hücremi genişletmek
ve kapının şarkısını sürdürmektir.
Kapı, bir kapıdır, yoktur kapının kapısı. Ve gene de
kendi içimde çıkabilirim dışarı.

2. Trende Bir Koltuk

Bize ait olmayan eşarplar. Son dakikanın aşıkları.
İstasyonun ışıkları… Platformdaki hain gözyaşları.
Bize ait olmayan efsaneler. Buradan çıkarlar
yolculuğa… Hiçbir şeyin peşinde değiliz yolculuklarımızda,
fakat sevmeyiz trenleri, yeni istasyonlar
yeni birer sürgün yerleri olduğunda… Tüm yolcular
dönerler ailelerine, fakat biz dönmeyiz her
hangi bir yuvaya.. Bizim için değil pencereler, her
dilde merhabalaşmak için… Nerede şarkıların masum
kızları?… Kendi mesafemle bile mesafeliyim.
Ne kadar uzaktadır, öyleyse, Aşk? Hızlı kızlar, soyguncular
gibi, avlar bizi. Unuturuz, tren pencerelerinde
karalanan adresleri. On dakika için aşka düşen
biz, giremeyiz eve ikinci kez. Bir yankı
olamayız biz ikinci kez.

3. Hastahanede Bir Yoğun Bakım Odası

Sıkıştırdığında beni toprak, fırıldak gibi döndürür beni rüzgar.
Uçmak zorundayım, dizginlemek için rüzgarı. Fakat
ben bir insan oğluyum. Kalbimde, bir çok flüt yırtıyor
göğsümü. Düşen bir kar gibi terim… Savruldum yatağa… Bir süre
için bilincimi kaybettim, ve sonra öldüm. Kısa ölümün kapısında
bağırdım: Seni seviyorum, girebilir miyim ölüme senin
ayaklarında? Ve öldüm, öldüm tamamen.
Senin ağlaman olmadan, …Beni
geri getirmek için, ellerinin göğsümü yumruklaması olmadan.
Ne sessiz ve barış doludur ölüm? Seni sevdim ölümden
önce ve sonra, ve arada görmedim hiçbir şey annemin
yüzünden başka.
Bu kalp, bir süre yolunu kaybetti, geri dönmeden önce. Sordum
sevdiğime: Hangi kalpte vuruldum?
Eğildi kalbimin üstüne ve
gözyaşlarıyla cevapladı beni…
Mektuplar postaladık. Otuz deniz ve altmış sahil geçtik ve hala vaktimiz
var dolaşıp durmaya.
Ey kalp, nasıl aldatabilirdin rüzgar seven bir atı?…

4. Otelde Bir Oda

Selam olsun aşka, geldiğinde ve göçtüğünde ve otellerde aşıklar
değiştirdiğinde. Var mı kaybedecek bir şeyi aşkın? Bahçede
akşam kahvesi içeceğiz. Gece boyu sürgün hikayeleri anlatacağız.
Ve sonra bir odaya gideceğiz-bir sevecenlik gecesi arayışında
iki yabancı…
Birkaç sözcük bırakacağız koltuklarımızda. Sigaralarımızı unutacağız,
diğerleri sürdürsün diye akşamı ve sigara içmeyi.
Uykumuzun birazını yastıklarımızda unutacağız, diğerleri gelip
dinlensin diye uykumuzda… Nasıl inandık
bedenlerimize bu otellerde? Nasıl güvendik sırlarımıza
bu otellerde…? Biz yalnızca ikisiyiz bir kamu yatağında
yatanların, herkese ait olan bir yatakta. Bir süre önce
gelip geçen aşıkların söylediğini söyleriz sadece. Hoşça kal
çabuk gelir. Bu telaşlı karşılaşma başka otellerde bizi sevenleri
unutmak için miydi sadece? Bu zevk verici sözcükleri başka
birine daha söylemedin mi? Bu zevk verici sözcükleri ben
söylemedim mi başka birine, bir başka otelde, ya da bizzat bu
yatakta? Aynı adımları izleyeceğiz, diğerleri de gelip
aynı adımları izlesin diye…


1986


Mahmud Derviş