Beni çok önceden vurmuşlar gibi davran
İdam mangasının karşısında aklımdan geçen son isim
Bir faciadan geriye kalan gözle görülür tek iz
Sorgu odasında itiraf edilen tek kelime
Uçurumun kenarında hatırlanan tek şey
La-ti-ka üç hece müteşabih ayetler gibi anlaşılmaz
Latika benzeyişlerle yıkanmış bir ömür
Latika bir kaybedişin öyküsü
Trenden uzatılan bir elin asla yakalanmaması gibi
Operanın işkence kokan anlarını hatırlatır Latika
Latika olmayan bir hayatın teatral sezgisi
Latika olmayacak bir ölümü defalarca yaşatır
Ağlayışlarla sarılıp yeniden hayatı kucaklamaktır işte Latika
Kayıp Hint sokaklarında aşkın tek tek yüzlerde aranmasıdır Latika
Bir ihtimalin ardından ömür üstüne ömür tüketmenin adıdır belki
Gölgelerin dansında unutulan hareketler Latika’nın umutsuzluğudur
Soruların doğru cevaplarının altında bilinmese de hep Latika vardır
Gözlerden bir göz istersin o da sadece Latika’nın milyoner gözlerini
Rupilerin değer biçemediği tek şey Latika’nın ürkek sesidir
Latika! Giderken geriye tek bir söz bile bırakmıyorsun
En saf mercan inciliğiyle getirilen sözler
Sadece ömür boyu yolculuğun tesellisi
Her gün geleceğini bilmeden aynı saatte
Aynı İstasyonda günleri yitirmenin adıdır
Bir bekleyişin en tatlı gülümsemesidir Latika
Öldükten sonra kavuşmak kaderidir Latika’nın
Herkes gider istasyondan Latika bile
Bekleyişin müdavimleri hala ordadır…
Özgeçmiş: “… o harita mühendisliğini yanlış anlayıp kelimelerle yol yapmaya başladı. Yazarak kendi göçünün karanlık yollarına, dönemeçlerine, kavislerine ve çukurlarına reflektör tutarak yolunu harflerle aydınlatmaya çalıştı.
Sonra memuriyet hırkasını sırtına geçirerek kendi cennetini yitirdi. Şairler şehri İstanbul’a göçü yarıda kaldı. Maalesef kelimelerle inşa edilecek olan cennetin enkaz temelinde kaldı. Karınca misali yoluna devam edip; hayat akıp giderken kalbini avucuna koyup İstanbul sokakların gezmek, mehtabında yari düşleyip elleri paslı kalemler tutsa da yazmaya devam etmek istiyor.”