Kül

yakın mı uzak mı o yaralı yüz
o saydam bakış o kapalı kapılar
yeni mi dersiniz erguvanın bu hırçın rengi
dönenip duran bu harmaniler
neden kara ve yakaları kirli

her şey yerli yerinde mi ey mağrur zaman
için için akan bir ırmakta gizlenen tabutum
söz dinleyen ellerim
gürültüyle devrilen günün altında verilmiş sözler
saklı sevinçleri derdest eden
bin yıldır beklenip de verilmemiş sözler

düş neye yarar hatırayı unutturmaktan başka
uykuma közlenmiş ateşiyle bedenler biçiyor
atlas yükünden yük beğeniyor sırtıma o ihtilal şarkısı
her gece evreni yıkıp da yeniden kuran kim
siz misiniz harflere tılsımlar bağışlayan
lanetlenmiş şiirleri kulağıma fısıldayan siz misiniz ey
alıştım her sözüne babil’de adımı unuttuğumdan beri

şaşırt beni, ak göğüslerini göster
yazık ki ellerimi de aldı düşlerim
ellerim tedirgin birer balıkçıldı benim

bir kavafın oğlu olsaydım
bırakıp giderdim ardımda bütün şehirleri
eskiyen ayakkaplarıma aldırmadan hem de

ama buradayım işte, bu kum gibi dağılan odada
bir ümmi dervişsem kim anlatıyor bu hikâyeleri
ben kanıyorum ey sisli sokaklar ben ve benim çıplak ayaklarım
kan, benim kanım yeter mi söylenmemişi söylemeye
ve hangi aşk göğerir bin yıllık söz kirlenince

kuyulardan güzel çocuklar mı çıkardı
tiril tiril teriyle açılır mıydı özleyen babaların gözleri
su böyle paslanmadan önce

ey göğe sürülmüş alınyazım, karakaderim
mutluluk
çıkıp gelsen sana korkak diyeceğim

irişti vakti sonsözü söylemenin
bana kaldı gün başaklarını yakan o lanetli kıvılcım

potada cezbeyle eriyen metal ve
yabanda adını hatırlamak için bavkırançakal ve
gecenin gözlerindeki puhu ve
sabahın yelinden bilinen açık kalmış uykusu

kapalı kapılaryaralı yüzsaydam bakış
ne varsa apaçık yazılacak elbet tedirgin ellerim

ta sin mim

Faris Kuseyri / Üç Nokta Dergisi

Bir yanıt yazın

E-Posta adresiniz yayınlanmayacaktır.