Erken öleceğim göreceksiniz
İçimden uzaklaştı bir atın kişnemesi
Gül soldurdum, dışlandım bir bahçeden
Duvar sandım bileğime çaktım çiviyi
Kibritimi kaybettim, yoğunlaştı karanlık
Uğraştım, yakamadım güneş sandığım mumu
Bir çığlığı ezberime aldım ben
İyiye çıkmayacak tabut yorumu
Kimse bulup getirmedi annemin gülüşünü
Babamın öldüğü gün evden çıkıp gitmişti
Yanlış masal kahramanı olduğumu, tuhaftır
Masalsız büyüyen çocuklar söylemişti
Sokağın öbür ucunda tabelasız bir dükkan
Kör makasın kestiği kumaş parçacıkları
Aşk gömleği dikecekmiş, prova bekliyor
Ustalık trenini kaçırmış terzi çırağı
Kumaşım araya gitti, yenisini alamam
Usta gibi konuşan bir çırağa inandım
Hazırdım okyanusun tuzlu suyunu içmeye
Yağmur birikintisine eğilmek zorunda kaldım
Tabut sözcüğündeki ürpertinin anlamı
Lekesiz beyazlık verir umarım kefenime
Annem öldüğünde öyle yapmıştım
Gül çakın tabutuma çivi yerine
Abdülkadir Budak
Gündemimde “Rus ruleti”, bir mermi çekirdeği
Bir bıçağın kınıyla yenilediği sözleşme
Fırtınasız denizde gemilerin batışı
Tabancaya mermi koymayı unutmak düelloda
Gündemimde bahçıvanın çiçeksiz intiharı
[…]
Aşkın hisse senetleri değer kaybediyor hep
Etin tadına bakılıp bırakılan borsada
Bir bıçağın kendine saplanması gündemde
Yarasına bastırarak kapıya kadar gelip
Sokağa çıkması duygularımın
Birisinin omzuma dokunup hişşşt demesi
Yeniden çekilmesi büyük yalnızlığına
Rus ruleti sonunda bir mermi çekirdeği
“Kar Manzarası” başlıklı şiirde görünen, ömre yağan kardır. Yaz mevsimi, ömrün olgunluk çağıdır ve yerini, yaşlılığa bırakmaya mecburdur. Sonsuzluk arzusu taşıyan insan, yaza aldanmıştır. Onun bitişini görmek insan ruhuna ağır gelir. İnsan yazın bitişini, kışın gelişini bu manzarayı görünceye kadar kabullenemez:
Eskimiş bir arkadaşlık anısına mı benzer,
Kanı yerde kalmış günün kara düşen manzarası?
Yaz geçmiş, nerden belli bir yaz daha göreceğim
Ne kadar büyümüşüm, kızım gelin adayı
[…]
Tabancamı yitirdim, ona güveniyordum
Bir acıyı şakağımda duydum-duymadım olurdu
Bunu biri söylerdi gelin adayı kızıma
Donarak ölme provası yapıyor duygularım
Yazın yolunu kesmiş bir kış manzarasında
Kızının gelin adayı olacak kadar büyüdüğünü gören Budak, geçip giden zamanla beraber kendisinin de yaşlandığını ve ölüme doğru gitmeye başladığını fark eder. Bir yaz daha göreceğinden endişe eder. Şiirin ikinci bölümünde yer alan “Bir acıyı şakağımda duydum-duymadım olurdu” mısrası da bize intihar fikrini çağrıştırır.
“Kar Manzarası” şiirinde şair, Abdülkadir Budak, mevsimler paralelinde ölüm temasını ele alırken; “Bay Bay” şiirinde de karla kefen arasında beyazlık açısından benzerlik kurar. Bu şiirde, Türk edebiyatında alışılmış bir benzetme olan, kış-ölüm benzetmesi yapılmıştır.
Nisanın hatırı vardı mayısın acelesi
Bahar uzaklaşıverdi “az kaldı kışa”
Valizime gökyüzünü sığdırdım
Şiirler, kuşların aziz hatırasına
Karla kefen arasında koşutluk kuruyor beyaz
Çok derin üşüyorum benzedim kışa
“O Zaman Şimdi” şimdi şiirinde şair, gençlik yılarını ve şu anki yaşını kıyaslar. İnsanın yaşı ne kadar ilerlerse ilerlesin gönül yaşı kolay kolay değişmez. Yaşın ilerlemesiyle birlikte insan, ölüme bir adım daha yaklaşmış olur. Şair, genç iken ömrünü bir sevgilinin saçlarına dadanmış rüzgarla değişmeye hazır olduğunu, kırk küsür yaşında bile aynı hayallere yüreğinde yer verdiğini söyler. Bu çelişki içinde kalan şair, ölüme doğru gidişi hüzünle seyreder, bir kadının vücudunu ısıtmayan bedenini toprağa ısıtmaya en büyük aday olarak görür:
“Gencidim, ömrümü değişmeye hazırdım
Sevgilimin saçlarına dadanmış bir rüzgarla
O zamanlar öyleydi de, şimdi farklı mı sanki
Kırk küsür yaşımda bile yine bildik ütopya
Ateşi haklı çıkaran aşkları sorgularken
Külden alıntı yapmak düştü payıma
Bir kadının koynunu ısıtamayan vücut
En büyük adaydır şimdi toprağı ısıtmaya”

“Soğuma” şiiri elli yaşın sınırına dayanmış bir adamın yaşının ilerlemesini ve buna bağlı olarak içinde ölüm korkusunun belirmesini anlattığı şiirdir. Burada, yaşın ilerlemesine rağmen heveslerin gençlik dönemindeki heyecanla devam etmesi anlatılırken, bu çelişkiyi yaşayan insanın ölümü kabullenemediği gerçeği gözler önüne serilir. Şair, ölümü, kendinden uzaklaşmaya ve caddelerin içindeki sokağa kapanmasına benzetir. Yaşın ilerlemesiyle her şey yavaş yavaş anlamını yitirmeye başladığını düşünen Budak, bu duygular içinde yanmış kömürün soba için bir anlamı olmadığı gibi, elli yaşın da ömür için bir anlamı yoktur, der:
“Anılara ne oldu? Madenden çabuk soğuyor
Yaş elli mi oluyor, ki balkon çiçekleri
Bahçe düşlerine nokta koyuyor.
Bir arkadaş sesi gibi sıcaktım düne kadar
Her kilidin üzerinde anahtarı vardı
Nehir demiştim dördüncü dizede
Düşen köprü mü sulara, zaman mı?
Dudakta bir öpüşün soğurken sıcaklığı
Yaş elli mi oluyor, öylemi geliyor bana?
Ölüm dediğin nedir, kendinden uzaklaşmak
Caddelerin kapanması içindeki sokağa
[…]
Farkım yok sararmış pencere perdesinden
Yanmış kömür soba için ne anlama gelirse
Elli yaşın sınırında o anlamı buldum ben”
Abdülkadir Budak
Her kitapta başka bir kimlik ve kişilik sergilemeyi yanlış bulan Budak, bu davranışı değişmekten gelişmekten sananları, pop çağının hızlı tüketilme mantığına hizmet etmekle suçlar. Belirsizliğin zenginlikten sayılmasını eleştirir. Ona göre şiirin kendine özgü söyleyiş özellikleri, imge alanları, özel sözcükleri olmalıdır. Şair, neyi nasıl yazarsa yazsın kendisi olmalı, tutarlılığını korumalıdır.