Karanfil Karinesi

Neye üzülüyorsak ona iman ediyoruz
yekûnu etten sütunlarla taraçalanmış şu yer kabuğuna sövüp
içimizden
biri çıkıp fersiz gözlerin perdelerini aralaya dursun
ellerin ayalarını kara düzen hesaplara sayıp
şaklatarak parmaklarını son ütücülere
bir güle sırf dikeni için katlanabilmek müşkülpesentliğini
içimizden
alçalıp biri koynundaki yılanları bastırsa topuklarına
yüzlerce yılın zehrini
aşağısına aşağıların anlatsa
biz biliyoruz dese sen de bil
iz sürücüleridir o atın dizginlerini sıvazlayan
pek cevval
o meydanda
o pıhtılaşmamış kalbi söküp içerken sülbünü
çıkıp arsız gülümsemeleri baltalayan
insanlar yekvücuttur

/olağan
bas bariton olağan oktav olağan
sessizlik sesten gelir ses verin örse
üzengiye ses verin çekice ses/

bu kumların bu çakılların bu talaşların
arasından çıkıp
az biraz suyla göktengri dirilebilir
gölgelenirken selâtin mimari
halkın arzı teşnedir

söyleyin
kerahat uykularını ötelesin mahmurluğum
aklı bileylesin sırnaşık sabahlarınızdan
hâlâ sizdeyse ne güzeldir
sarkacından asıldığım gece ne güzeldir
ne güzeldir pastel tonlarda yaşanmışlığımız
tabanlarımız bu denli nasırlı
bu denli küflüyse tütünümüz söyleyin
söyleyin ben kimim
-dünden razı değilim ben-

göbek bağımın kamçısı işte nasılda çevreliyor sancıları
soğutulup dinlendirilmiş bir karın tokluğudur
kara sular inmiş mazgallarına yılgın
tüm fiillerin çekimleri mevcut
en kaliteli günahların
ol yasakları perçinleyen şehvetin
ölmek bilmeyen çocukların
biteviye çalışmak için
filmlerin rehovot’ta vizyona girmeyen
çileden çıkan anaların bir diğerine girmek için
yaşamak için değil muntazam

tatmin bulmuş değil kaşlarımın ortasında yaz
otağındayız kavruk sonbaharın
varaklı bir kitap buzlu bir cam ve buğulu biraz
iğdiş hayvan bizden biliyor kancıklığın
kotak kedi Allah’tan biliyor karnı tok
peşkeş çeker gibi ciğerimize
bilesin -bu böyledir-

“dünyadasın bunun bir tedavisi yok”

mutabık olduğumuz çetrefilli ihanetleri anlat
örülecek bir hasır da yok verilecek birkaç hurma da
köreltilmiş iradeler idare-i maslahat

-taşrada düzen değişir
düzen değişmez taşrada-

parmaklarımı kalın bir yapıp gırtlağıma sokarak
gecenin iki yirmisini kusuyorum işte
şüphesiz insan çok nankördür gecenin iki yirmisinde
belki yirmi ikisinde göğsünü gururla kabartabilir kadınlar
tevessüllü inkâra müpteladır Süleymaniye
süleymaniye her mevsim senin
üzümün fıtratı buzbağ değil elbet

/gaflet aynı gaflet zeytin aynı zeytin/

yüz elli sene sonra
hiç olmaz ama bir gece yaşlanırsam eğer
içimi hiçbir yarı mamul madde
hiçbir uyuşturucu içimi yatıştıramaz artık

artık biz biliyoruz sen de bil
sırf güle bezesin diye kendini

çiçeklerden bir çiçektir karanfil

Bahadır Dadak

Bir yanıt yazın

E-Posta adresiniz yayınlanmayacaktır.