Karabağ Şikestesi

I.

Bilirsin kırık dökük hayatımız bizim,
Karabağ şikestesi gibidir.
Bir çığlık fışkırır birden,
Neşeli ara nağmelerden.
Ben, ara nağmeler sürerken
Anlıyorum ki, gitmeliyim…
Düşsel bir kervanın dev develeri,
Evin önünde çökmüş
Kapıcıyla lafa dalmış kafilesalar
Artık tereddüde mahal mi var?
Sevdiklerimin anılarından döktürdüm
Kervana armağan bir çan,
Melamet hırkasını giyerek eynime,
Ne yüreğime ne beynime
Ne de ardıma bakmalı, gitmeliyim
Kişi ardına bakmadan gitmelidir
Orfe’den beri malumdur ki,
Geriye bakmak tehlikelidir.

2

Yöntemsiz ve düzensiz bir şekilde,
Hüzün damıttım durdum ömrümce
Dağınık bir ambarda bulduğum
Tozlu, eski bir imbikle
-İlk sahibinin Şeyh Galip olduğu söylenirdi-
İmbiği ambara bırakıyorum,
Ne cevabım var bundan böyle ne sorum
Silinirken ülkeler ve ormanlar
Birey yokoluşlarının ne önemi var?
“Ah şahım” yazılı duvar,
Umarım bana da bir yer bağışlar
Cemiller silindi, ortada Cemal,
Mestler nerede, ortada Elest…
Nasıl olsa onlar da yorumlayacak,
Yorgun yorumlarımı söylemeden
Her taze güle;
Onların gönlünü boğmadan toza, küle
Salmadan köhne kente velvele,
Gitmek göründü, gitmeliyim…
Söndü ocak yok şule.

3

Ey nevnihal senin misalin,
Hayalde düşte bile görülmez…
En az yüzyıldır Beyoğlunda,
Gezer ve süzersin gözlerini.
Sonra eve nasıl dönersin?
Sarıyer minibüs durağında
Gören olmamış seni
Ne de güller arasında bensiz…
Niçin beni üzersin?
Benden çok yaşlı hayal sen…
Ey hayalet yavrucağım
Bostan ıssı kakıyıp
Bana bunu soracak.
Şimdi hala Kayseriyle Sivas arasında
Dağ başlarına Yunus bulutları asılı,
Kimlik sormadan “zifin”ler sunan
Yeşil tepeler Trabzon’da.
Sen aynı güzellik değil misin?
Görüp kaçırdığımız neşe sen,
Görüp kaybettiğimiz mutluluk.
Tanık mısın Edirne minaresi?
Narin parmağı kurşun kubbenin
Tanık mısın?
Bostan ıssı kakıyıp
Bize soracak ihtimaldir.

IV.

Yunus bulutları hâlâ Anadolu’da
Ben ne yazık ki ben, seni yitirdim
Seni yitirdim; Cevahir Bedesteni’nde
Esham ve tahvilata mı değiştirdim?
Ellerini erkek gibi arkada kavuşturmuş
-Aslında bükük beline destek-
“Benim tecellim böyleymiş” diyerek
Yürüyen bir kadın belirdi.
Siyah ve eski mantoluydu
Beyaz iplikler yapışmış arkasına
Faydasızdı, biliyorum önceden
Ondan sormadım seni, bilemezdi
Sen söyle ey Kıztaşı en yaşlısı
Muhtedi İstanbul sütunlarının

Hüsrev Hatemi

Bir yanıt yazın

E-Posta adresiniz yayınlanmayacaktır.