KALINTILARI, duyulanlarla görülenlerin,
bin bir numaralı yatakhanede.
gece gündüz
polka:
seni eğitip değiştiriyorlar
yine
o oluyorsun.
GECEYE DALMAK, yardıma hazıra
ağız yerine,
yıldız geçiren
bir saydam yaprak:
daha bir şeyler var
delice harcanacak,
ağaç boyunca.
ÇOKTAN UZANMIŞTIK
çalıların arasına, sen
nihayet sürünerek geldiğinde.
Ama kulaçlayamadık
Karanlığımızı sana kadar:
Zorunluydu
Işık.
YİTİRİLMİŞLERDEN dökme olan sen,
tam olması gerektiği gibi bir maske,
gözkapağımdaki
kırışık boyunca
kendi gözkapağımdaki kırışıkla
sana yakın olmak,
ize, evet, o ize
dehşeti serpmek,
sonunda, öldüresiye.
NE VARDIYSA
bizi birbirimize fırlatan,
ayırmakta şimdi ürküterek,
bir dünya taşı, güneşin uzaklığında,
vızıldamakta.
BİR DEFASINDA, ölüm çok kalabalıklaştığında,
sen, benim içimde saklanmıştın.
KENDİMİ sende unuttuğum yerde,
bir düşünceydin artık,
bir şey
geçiyor içimizden hışırdayarak:
dünyanın son
titreşimlerinden
ilki,
fırtınalı ağzım
beni de
aşmakta
dolup taşarak,
ama sen
kendinle
buluşmuyorsun.
KAYIP uzaklaş
kollarımın arasından,
al yanına
nabız atışlarımdan birini,
içine saklan,
dışarda.
NASIL DA ölmektesin içimde:
yıpranmış
son bir
nefes yumağında bile,
bir hayat
kıymığı gibi
saplısın.
ÜSTÜNE YAZILMAMIŞ
kâğıtlardan
okunmuş mektup,
üstünde
ölü taklidi reflekslerinin
üç gümüş notanın eşliğindeki
kurşuni gümüş zinciri.
Biliyorsun: Hamleler
senin üzerinden geçip gider, her zaman.
DUA EDEN ELİ KESİP ÇIKAR
havadan
gözlerin makasıyla,
parmaklarını da
giydir
öpücüğünle:
Şimdi zaman, duaya
kavuşmuş ellerin fırtınasıdır.
SONSUZLUKLAR geçti
onun yüzünden, geçip ötelere gitti,
bir yangın ağırdan söndürdü
muma dönüştürülenlerin hepsini,
buradan olmayan bir yeşil,
bilgelerin gömdükleri,
durmadan gömdükleri taşın
çenesini, hafiften
tüylendirdi.
BÜTÜN EKSÎK YILDIZLAR,
döküldü,
topladı onları
ellerinin yaprak yeşili gölgeleri,
sevinçle ısırdım
madeni para gibi tırtıklı
kaderi
GÖREBİLİYORUM SENİ HÂLÂ: bir yankı,
anten sözcüklerle dokunulabilen,
veda tepesinde.
Hafiften ürküyor yüzün,
birdenbire lamba gibi aydınlandığında
iç dünyamda, tam da
en acıtıcı aslanın söylendiği noktada.
BÎR SÜRÜ
tek tek çocuk,
hafif ve yosunlu
ana kokularıyla boyunlarında,
kapkara kızılağaçlara
dönüşmüşler,
kokusuz
Paul Celan