İkincinin Gecesi

Senin gözlerin kahverengi yeşim mi?
Şiirle bir antlaşması var mı? Sınırları genişler mi yağmurlarla?
Bir gri bulut gibi giydim, kaburgandan çıkarıp ecesi latif geceyi.
Şâh tuttu bağladı gözlerime gözlerini.
Âh o sabah küçüğü ayaklarım… Kurudular. Bedenimi bırakıp yürüdüler, yıldızlarını dokuduğum masal üzerinde.
Soyuldu topuklarımdaki yıldız tozu. Yarım bırakılmış kadehlerde yürümeyi unuttuğun topraklardı bunlar.
Baharın saçları lüle lüle, önümde rüzgârın, çarpıp duruyorum incir duvarlara.

Bir gölgenin kokusunda tanıyorum seni. Önümde rüzigârın… Ve bir masa, üstünde garplı bir mumun kederi. Onun da üstünde tavana aşina sarılar, alevden hareler… Her yerinde yara bantları ile kör asuman. Yoktur uykusu karanlığımın. Uyanır durur yatağımın kenarına. Kanaviçelerde ufalanır küskünlüğü. Bilirim, yeniden ilmek ilmek aşkı… Ve saf bir çocuk gibi gözlerinden doğmayı…

Lirik bir savaş içinden geçmekteyiz. Bir tutam saçı yakıp aşkın sihri tutsun diye ağlaşan çöl kızlarına zamanın hatırı sayılmış umut dölleri… Âh kulağımda umudun iç içe geçmiş telleri. Önümde rüzgârın… Titredikçe sen, sağır oluyorum!

Senin gözlerin acılarına kefil mi?
Bir anlaşmaya varmaz mı parmak uçlarımdan kanayan geceyle?

Bana gözlerinden bir ateş badesi uzat! Bu sefer sarhoş oluncaya kadar yanında kalayım.

Nergihan Yeşilyurt

Bir yanıt yazın

E-Posta adresiniz yayınlanmayacaktır.