Sinnim bu yıl oldu altmış altı
Mazi nazarımda bir karaltı
Altmış bu kadar sinin bî-süd
Olmuş yalñiz hayât fersüd
Beyhüde bu müddetin mesiri
Mahsûlü nedir? Za’f-i pîrî
Gafletle dem-i şebâb geçmiş
Lâkin ne kadar harâb geçmiş
Şâirliğe yeltenüb de hâme
Biçmiş baña bir siyâh câme
Bak bende olan hatâya cürmle
Uğraşmışım elli yıl şi’irle
Sermâye-i ömrümün yegâne
Meksûbu olan beş on terâne
Guyâ ki nişâne-i kemâlât
Divân-ı muhaccem-i hayâlât
Bunlar ile şâ’ir oldu kaydım
Keşke çatışup da yazmasaydım
Hem-râz ederek zebân-ı ‘aşkı
Nazm etmiş idim beyân-ı aşkı
Olmuşdu o âteşîn beyânım
Âlâm-ı derûna tercemânım
Bir âh idi sineden kabarmış
Yazmış da fezâ-yı çerha varmış
Onlarda olan mev’âl-i derdi
Guyâ ki gönül hââya verdi
Ahlardı göreydi sınf-i eslâf
Fehm etmeyecek gürüh-ı ahlâf
Ahlâfı bırak da hâle bak ki
Kaç zihnin olur karîn-i derki
Bilmem ki buna nasıl şaşılmaz
Oldum daha sağken anlaşılmaz
Nazm etmesi pek de boş emekmiş
Tedvine çalışmamak gerekmiş
Onlardan ümîd edib de yardım
Rahmetle yâdımı umardım
Dili bağlamışım çürük hayâle
Karyağdı güvendiğim cibâle
His eyleyerek nedâmet-kâr
Yaz ey kalemim şu beyti tekrar
Altmış bu kadar sinin bi-sûd
Olmuş yalnız hayât fersüd
Tâhirü’l-Mevlevî
Merhum Tahir’ül Mevlevi anlatıyor; “Abd-i aciz, vaktiyle Ticaret ve Ziraat Nezareti Maadin Kalemi mümeyyizi idim.(*) Nezaretin ormanlardan, madenlerden, varidatı olduğu için, devletin bazı daireleri iki ayda ve resmi günlerde maaş aldığı halde, biz aylığımızı her ay muntazaman alırdık.
Bir defa Kurban bayramında devlet daireleri maaş vermişti, lakin biz alamamıştık. Çünkü aybaşına on, onbeş gün vardı.
Arife günü eve dönüyordum. Cebimde ancak on kuruş bulunuyordu. Bununla kurban alamayacağım için, mahzundum. Teessür içinde giderken, karşıma bir fakir çıktı ve sıkılarak “muavenetinize muhtacım” dedi. Bu adam dilenci değil, devlet düşkünü bir kimse idi. Üstü başı eskice olmakla beraber, temizdi. Para isterken de yüzü kıpkırmızı olmuştu.
Fakat cebinde ancak on kuruş bulunan bir adamdan yardım istenilmesi, Allah’ın bir cilvesi idi. Sanki içimden bir ses; “on kuruşun bulunup bulunmaması müsavidir. Cebindekini ver de ondan kurtul” dedi. Olanca nakdim olan iki çeyreği, o adama verdim. Teşekkür etti, gitti. Bana da bir neşvedir geldi. Hakkın şu garib cilvesine karşı kendimi tutamıyor, gelenin geçenin nazar-ı dikkatini celbedecek derecede gülüyordum.
Eve geldim. Allah Rahmet eylesin, validem;
-Oğlum, birinde alacağın varmış, şunları getirdi, bıraktı diye, elime on Mecidiye tutuşturdu.
(*) Tahir Efendi bu memuriyete, 1 Şubat 1904 tarihinde, 370 kuruş maaşla başlamıştır.
Kaynaklar
1-Tahir’ül Mevlevi, Şerh-i Mesnevi, Cilt. 6, s. 135, Şamil Yayınevi, İst.
2-Dr. Atilla Şentürk, Tahir’ül Mevlevi-Hayatı ve Eserleri, Nehir Yayınları, İst. 1991