1
Kilisenin avlusunda bir melengiç ağacı titriyor
Metruk kalbim, damar damar oluyor alnım upuzun bir suda
Birdenbire atıldığı koca bir taşın, patladığı, dağıldığı
Metruk kalbim. O suda, o upuzun suda eksik bir damla
Gitgide eksilen bir damla gibi. Metruk kalbim. Kalıyor
Koca bir halkın gün yüzü görmemiş aynasında metruk
Kalbim, çoğaldıkça yeniliyor tarihin kadranında…
2
Yalnızlığı gün gibi aşikâr; iner çıkar, iner çıkar
Merdivenleri – gözucuyla baktığı şehri, o Süryani
Toprağı son kez sürer gibi oynattığı kirpiklerini
Tutar derin kuyulara batırır – sizin hiç ülkeniz öldü mü
Ey gönülsüz pasaportlara uygun adım mihmandarlar
Hani her şey vatan için’di… Saplar ve samanlar
Ayrışırdı zamanla kendiyle barışık bir kimya gibi
Bir geceyarısı merdivenleri ine çıka gitti.
3
Zulmün artsın! Gördün ya, dağların arasında incecik
Bir su inadına akar, mazlum ve çevik
Zulmün artsın! Duydun ya, göğümde dolaşır üç beş üvevik
Edirne’den Ardahan’a, Sinop’tan Anamur’a selâm götürür
Çapraz ateşinde devletlü gecelerin, pul ve mühür
Ve faili meçhul bir kalem elinde, yazar durur
Zulmün artsın! Ki ben de korkup adam olayım.
4
Ateş yakar, su boğardı, geç anladım
Metruk kalbim. Cesaretim uçurumlar boyuncaydı korkum dar’ül mekân
Soğuk üşütür, bıçak kanatırdı – o ki meramım
Göğsümdeki ayların yıldızların meseline kandım
Yoktu, hiçbir şey yoktu – metruk kalbim
Kuyuya atılan taş boşlukta uçtu durdu
Yaprak kımıldamadı, su titremedi, onca isyan
Bir yarasa telaşıyla derinliklere doldu
Saçlarımdaki akların bağırtısına uyandım
Bir Kalbimi dağladıkça, bombalandı dağlarım.
ek
Fazıl Hüsnü Dağlarca’ya
Türk olmak, yenilmek demektir
Dağbaşlarında, ıssız bir çoban yalnızlığında
Sabah ayazında üşümüş, yorgun
Upuzun bir vicdan sızlamasında
Türk olmak, acı demektir
Seviyorum ülkemi, Sinoplu bir balıkçının sevdiği kadar
Alnımda yağmur lekeleri, gözümde bir zeytin tanesinin kederi durur
Seviyorum ülkemi: Denizler, ırmaklar, dağlar
Kalbimde bir saka kuşu büyür
Ama yalnızım, konuşmuyor sokaklar
Acıyor çocukların gözleri: Baba öldü!
Acıyor anaların gözleri: Oğul öldü!
Acıyor, hep acıyor, hep acıyor acıyor…
Türk olmak, Plaza de Mayo’yu kıskanmak demektir.
Dağlar ıssız, ovalar boş, rüzgâr dinmiş
Ülkemin göğsündeki kanser dal budak salmış
Kalemim üşüyor, parmaklarım köz
Ve sürek avlarında yorgun düşmüş…
Gazetenin en derin köşelerinde insanlar ölüyor
Türk olmak, ölüm demekmiş…
1995-96
Ahmet Erhan
