Günlerin Yokluğunda Bebek

Güzel bir düş gibi idrak nûrunda 
Oturan bu vücut 

Temâşâ göz kapağının üstünde 
Saçıyor terütâze sözcükler. 
Gözleri hayatın yeşil takvimi. 
Yüzü beyaz ilkokul çağının bir parça tatili gibi. 

Yıllardır oturuyordu 
Bu tarâvet secdeleri cumaların dizi üstüne 
Sabit bir mutluluk gibi. 
Sabahları annem sarı gül için 
Bir sepet su götürüyordu. 
Ben temâşâ ağzı için 
İlhâmın ham meyvesini götürüyordum. 

Gece gündüz demeden bu beden 
Rakamlar yokuşunun bahçesi ardında 
Uyuyordu efsâne gibi. 
Düşüncem soyutluk aralığından alkış tutuyordu ona.
Eriyordu aklım gözlerinin ardında. 
Mutlak alnının üstünde 
Elden gidiyordu vakit. 
Şimşirlerin ardında cuma kâğıtlarını 
Yırtıyordu ölçülerin alışkanlığı. 
Bu sadâkat satışı 
Bir hint hurması dalı gibi 
Gölge döküyordu benimle cumartesilerin acılığı arasına. 
Ya da teslim alıyordu korkularımın kalesini 
Lâtif bir hücûm gibi. 
Yok oluyordu eli bir ferâgat boyunca 
“Ödevler”imin kenarında. 

(Gerçek nerede daha tazeydi? 
Dertsiz bir hacmin meczûbu olan ben 
Görmüştüm bazen 
Fakirlik evinin sinisinde 
İlhâmın parıldayan meyvelerini. 
Daha bir sesliydi konuşma başakları dilin nüzûlünde. 
Hızlanıyordu duygu nabzım 
Çiçekle etin çürümesinde.  
Cezbe dökülüyordu vicdânımın üstüne 
Şebboyların perişanlığından 
Hayatın bâkir şebnemi 
Pırıldıyordu Çerçöp üstünde.)

Bir şeyler demeli biri bu sabırlı huzûrdan 
Bahçenin tedrîcî seferlerine. 
Anlamalı biri bu küçük hacmi, 
Açıklamalı onun elini çevrenin çırpınışlarına. 
Bir damla vakit saçmalı 
Bu muhatapsız yüzün üstüne. 
Bu salt noktayı biri 
Döndürmeli unsurların şuûr yörüngesinde. 
Biri gelmeli aydınlık kapıların ardından.  
Dinle; koşuyor biri havâdisin göz kapağı üstünde: 
Bir çocuk geliyor bu yana.

Sohrab Sepehri