Akşamın alacakaranlığında dolaşırken…
(Işığın belirsiz bir hüzünle
Sıkıcı bir şey gibi üstüne yüklendiği saatte,
Sanki kaybettiğin bir şeyi bulamıyormuşcasına —
Ne olduğunu açıkça bilmediğin — ne zaman, nerede —
İçinde bir kuşku yalnız, kaybettiğin şey seni görüyor da,
sen onu göremiyorsun diye.
Üstüne çullanan bir ağırlık sanki, yattığın zaman,
Birini öldürmüşsün de, bunu bilmiyormuşsun gibi.)
Birden bir gövdeye takılır ayağın…
(Gözlerin kapalı, bir zamanlar senin olan
Ve onunla gece yarısını aydınlattığın ışığı
içinde tutarak…)
Eğilip kaldırmak istersin yerden, sonra kaybedersin yeniden
(Bir kalemi ya da bir düğmeyi kaybedercesine…)
Sokağa çıkıp ararsın, gelen geçeni durdurup.
Yüzlerini incelersin, gürültüleri dinlersin,
Yürüyüp en gizli kuşkuna bakarsın derin derin.
Ellerine bakakalır, kendi derine dokunursun.
Avutulmaz bir acıyla biri ağlamaktadır içinde...
Koyulaşan karanlıkta kimse tanıyamaz seni —
Terkedilmiş bunca eşya arasında, aranmayan bir ölü,
Nesnelerden daha çok nesneleşmiş bir eşya,
Boşluklar aydınlansın diye günün ağarmasını bekleyen.
Yorgo Temelis
