ormanın uğultusu eşittir kentin uğultusuna
belki fazladır bile kentin şusuna busuna
herkes silâhını aldı geldi bir alana oturduk
etrafta yangınlar ve kötü tütün kokuları sıra sıra
eğri bıyıklar eğreti bıyıklar saf saf oldular
evet dediler bir sakalın taptaze namusuna
etrafta yangınlar yeni bir dünya gibi
bir tüfek ağlayan bir çocuktu arasıra
— bir çocuk neden ağlar, açlıktan
bir çocuk, bir kadın ağaçlıktan
kırda oluşan öfke tezgâhta tüten mermi
girdiler usul usul bir tüfeğin namlusuna
bize çiçek getirin onlara çiçek getirdiler
herkes sevinç duydular yeni bir çiçeğin kokusuna
analar doğurganlığıyla musonlar yaşlılığıyla
yeni bir korku kattılar onların korkusuna
— bir çocuk neden korkar, yaşayamamaktan
bir kadın çocuğunun başını kaşıyamamaktan
önce hep giderlerdi bir sanrıya başkoyup
hep vâdeden bir harmaniyenin ardısıra
ama kim buldu kim uyuştu büyük ayı’yla
kim vardı bir gün ahşap gemilerle mısır’a
kentin sevişirliği ava alışkın bir tazının
alışkınlığı bir taze kanın tüten buğusuna
herkes en öldürücü silâhını aldı geldi, o alana oturdu
yeltendiler doğruluk bulmaya bir düzmece hesap pusulasına
artık kırda oluşan öfke tezgâhta tüten mermi
girerler usul usul bir tüfeğin namlusuna
ey yaşlı gemi ey en sağlam ey külhan ey gelen
bir güzel örnek getir canterburry piskoposuna
— azgın sular bir şey değil, bozuk pusulalardan
bir gemi neden korkar, yükünü taşıyamamaktan
Turgut Uyar