“Şair görmüştür, size de gösterir; gördükleri ona tesir
etmiştir, o da intibalarını size nakleder; dinleyicilerin/okuyucuların
hepsi de onun gibi şairdir.”
Steal
Pâmâl idüp beni sıdı gam cündi kalbümi
Himmet demidür ey Şeh-i Merdân yâ Alî
(Gam askerleri beni ayaklar altına alarak kalbimi kırdı;
Ey yiğitlerin şahı Ali, vakit yardım etme vaktidir.)
Hayretî
**
Gam leşkerinden ister isen olasın emîn
Var Abdî Beğ kapusın idin âhenîn hisâr
(Eğer gam askerlerinden kurtulayım dersen,
Abdi Bey’in demirden hisar gibi olan kapısına sığın.)
**
Mülk-i gam sultânıyam şâhâ ayağun toprağı
Kelle-i bî-devletümde tâc-ı devletdür bana
(Ey şahlara benzeyen sevgili, ben de gam ülkesinin sultanıyım;
senin ayağının toprağı benim talihsiz başıma bir devlet tacıdır.)
**
Devletinde şâh-ı aşkun ben de gam sultânıyam
Ey gözüm sakkâlığ it ey âh ferrâş ol bana
(Aşk şahının devletinde ben de gam sultanıyım artık.
Ey gözyaşlarım sen gam ülkesinin su dağıtıcısı ol, ey ahımın dumanı sen de bu ülkenin yaygıcısı/hizmetçisi ol.)
**
Ben nâ-tüvânı asker-i gam eyledi zebûn
At sal meded dön üstüme cür’et zamânıdur
(Gam askerleri, ben zayıf ve çaresiz zavallının üzerine çullandı; -Ey sevgili-
(Hz. Ali) beni bu gam askerlerinden üzerine at salarak kurtar, cesaret zamanıdır.
**
Tîğ-i gam yaralarından ana dil kan ağlar
Ol şeker-hande ile yaramıza tuz urur
(Gönül, gam kılıcının yaralarından sevgiliye kan ağlamakta;
o ise şeker çiğneyerek(gülerek), yaramıza tuz basmaktadır.)
**
Şöyle şâd olur gönül gam hil’atinden kim gören
Bir yetîm oğlan libâs-ı dil-güşâ geymiş sanur
(Bir yetim çocuğun çok güzel bir elbise giydiğinde sevindiği gibi, gönlüm de gam kaftanını giydiğinde öyle sevinir.)
**
Nice yazam bildürem ben bende sana arz-ı hâl
Ben gedâ-yı kûy-ı gam sen şâh-ı iklîm-i cemâl
(Sen güzellik ülkesinin şahı, bense gam köşesinin kölesi; hâlimi sana nasıl arz edip bildireyim?)
**
Dil şehrini sipâh-ı gam itdiydi top harâb
Meyhâne künci olmasa muhkem hisârumuz
(Meyhane köşesi gibi sağlam kalelerimiz olmasaydı, gönül şehrini gam süvarileri toptan harap etmişlerdi.)
**
Kul oldum hâce-i aşka acâyib beğlüğüm vardur
Benümdür ser-te-ser gam milketi bir pâdişâyam
(Bir aşk beyine kul oldum, şaşılacak bir beyliğim var benim; baştanbaşa gam ülkesinin sahibi bir padişahım.)
**
Eğnüme bir hil’at-i gam geydürüp hayyât-ı aşk
İtdi zencîr-i belâ tavk-ı girîbânum benüm
(Aşk terzisi sırtıma bir gam elbisesi giydirip, yakamı bela zinciri etti. Yine aşktan kaynaklanan sıkıntılar söz konusu edilmiştir.)
**
Aşk-ı dilber bir nefes benden nice olsun cüdâ
Gam beyâbânında hem yoldaş u hem kardaşıyam
( Sevgilinin aşkı benden bir an bile ayrı olamaz; zira o, gam çöllerinde benim hem yoldaşım hem de kardeşimdir.)
**
Gam beyâbânında kimden bâküm olsun Hayretî
Var iken aşk adlu bir dîvâne yoldaşum benüm
( Yanımda aşk adlı deli yoldaşım olduktan sonra, Ey Hayreti gam çölünde kimden korkarım.)
**
Gam beyâbânında kaldum yalınuz ey Hayretî
Hey meded gel kandasın yoldaş u kardaş ol bana
(Ey Hayreti, gam çölünde yapayalnız kaldım, medet neredesin? Gel bana yoldaş, kardeş ol!)
**
İtdüm diyâr-ı gurbete gerçi sefer dirîğ
Zâdum gam oldı ince bu yol mâ-hazar diriğ
(Gurbet ellere sefere çıktım; yazık ki bu yolda hazırlanmış azığım gamdı.)
**
Çek gam yükini dönme ki bu yolda kişinün
Cânı kavî olur çü teni nâ-tüvân ola
(Aşk yolunda bu gam yükünü taşı; bu yolda âşıkların bedeni zayıf olsa da canı(manevi hali) kuvvetlidir.)
**
Umaram kim ‘âlem-i ma’nîde ola rûhı şâd
Gam bucağında şunı kim derd-i sevdâ öldürür
(Gam bucağında sevda derdinden ölenlerin, umarım ki mana âleminde ruhları şad olur.)
**
Benüm senden ırağ olsun durağum gam bucağı ko
Senün yirün tek ey serv-i revânum bâğ u râğ olsun
(Ey sevgili bırak benim yerim senden uzak gam bucağı olsun; yeter ki senin yerin bağ bahçe olsun.)
**
Hicrân odiyle uyarımaz dil çerâğını
Gam tekyesinde Hayretî gibi bir ihtiyâr
(Gam tekkesinde Hayreti gibi bir ihtiyar, ayrılık ateşiyle gönül çırasını yakamaz.)
**
Gam degüldür âşık-ı sermest olanlar ağlamak
Bezm-i gam içinde gülmekdendür ey yâr ağlamak
(Ey sevgili sarhoş âşıkların ağlamaları gam değil; zira gam meclisinde ağlamak gülmekten sayılır.)
**
İçelüm câm-ı gam tolularını
Mey-i zevk u safâdan el yuyalum
(Zevk ve safa meclisinden çıkıp gam kadehini yudumlayalım.)
**
Gel berü meyhâne-i aşka kadem-rencîde kıl
Câm-ı gam nûş itmede bir yâr-ı evbâş ol bana
(Ey sevgili aşk meyhanesine lütfet gel; gam kadehini yudumlamada bana yoldaş ol.)
**
Çünki ol cânbâza devrân içre oldun bî-nevâ
Yiridür bâzâr-ı gam olsa dilâ yirün senün
(Ey gönül, o canbaz gibi sevgiliden bir nasibin olmadı; senin yerin gam pazarı olsa yeridir.)
**
Yalınuz Ferhâd bilmez fenn-i aşkı hâsılı
Tolıdur bâzâr-ı gam üstâdlarla çâr sû
(Aşkın inceliklerini sadece Ferhat bilmez; gam pazarının dört bir tarafı, bu ustalarla doludur.)
**
Mâh-ı muharrem irdi yakup dâğ-ı gam gönül
Kan akıdur bu dîde-i giryân yâ Hüseyn
(Ey Hüseyin, muharrem ayı gelince bu gönül gam ateşleri yakar, gözlerim ise kanlı gözyaşları döker.)
**
Hayretî’yem gam şebinde koyasız lâyık mıdur
Olmayasız ol garîbe mihribân abdâllar
(Ey abdallar, sevgi göstermeyerek Hayreti’yi gam gecesinde bırakmayınız.)
**
Demidür ey şeb-i gam rûz-ı îd ol
Zamânıdur gel ey tâli’ saîd ol
(Ey gam gecesi, zamanı geldi bayram sabahı ol; ey talih, yeri geldi sen de kutlu ol.)
**
Dilersen hâra geçmek Hayretîveş bezm-i mihnetde
Döne döne gam odına kebâb ol ey dil-i şeydâ
(Ey gönül, sıkıntı meclisinde Hayreti gibi itibar görmek istiyorsan, döne döne gam ateşinde kebap ol.)
**
Ey cân tabîbi yakdı teb-i tâb-ı gam beni
Ger hazretünden olmaya bana devâ-yı cev
(Ey can tabibi, eğer yüce makamından bana arpa devası(yardımı) olmazsa gam sıtması beni yakar.)
**
Komayup burç-ı nuhûsetde murâdum necmini
Gam husûfından berî eyle meh-i tâbânumı
(İstek yıldızımı, uğursuzluk burcunda bırakmayıp, o ay gibi parlak sevgilimi ay tutulması gamından koru.)
**
Cân-ı miskînüme emân virsün
Gam dinen nâbekâra yalvarayın
(Gam denen avare, işe yaramaza yalvarayım da, şu miskin canımı bağışlasın.)
**
Düzd-i gam yıkdı idi zevk u safâ dükkânın
Olmasa aşk gönül şehrinün ey cân asesi
(Ey sevgili! Aşk, gönül şehrinin bekçisi olmasaydı, gam hırsızı zevk ve safa dükkânımı yağmalardı.)
**
Bend-i gam komadı boynuma tolandurdı benüm
Pîre-zen dehr yine sünbül-i pür-tâb gibi
(Felek kocakarısı, gam boyunduruğunu taze sümbül gibi boynuma doladı.)
**
Garka-i bahr-i gam olanlara olgıl dest-gîr
Sâkiyâ sîmîn ayağ ile iriş gel Hızrvâr
(Ey saki, gam denizine batmışların elinden tut; onlara elinde gümüş kadehi olan Hızır gibi yetiş.)
**
Hâk koysun bâd-ı gam ol ayna kim ahıtmaz âb
Oda yansun yiridür bir dil ki olmaya harâb
(Gam rüzgârı gözyaşı akıtmayan o göze toz toprak doldursun; aşk ile harap olmayan gönül, ateşlere yansın.)
**
Bu rûbeh-i zemâneye aldanmaz ise ger
Gam pîşesinde bir kagan arslan durur gönül
(Gönül, şu zamane tilkilerine aldanmaz ise, gam ormanının arslan kralıdır.)
**
Bu muallim-hâne-i mihnetde yine pîr-i aşk
Turmadın ta’lîm ider dil tıflına dîvân-ı gam
(Bu sıkıntı okulunda aşk hocası, gönül çocuğuna sürekli gam divanı okutmaktadır.)
**
Müstedâm ol Hayretî’ye hân-ı gam çekdün bu gün
Yine kan hayrân iken halvâya duş itdün beni
(Ey sevgili, o Hayreti’ye gam sofrasında sürekli esrar çektirdin; kendinden geçmiş iken beni yine helvaya düşürdün.)
**
Nâgehân cân û dil kebûterini
Yine ukkâb-ı gam şikâr itdi
(Yine gam kartalı, can ve gönül güvercinini aniden avladı.)
Gam, insanları üzüntüye, karamsarlığa, kaygı ve tasaya sevk eden hal ve halleri ifade eden bir kelimedir. Şüphesiz bu çağrışım ve anlam değerleri ile olumsuz kavram alanına sahip bir kelimedir. Sevinç ve neş’enin tam da karşısında olan gam, hayatın bir gerçeğidir, aynı zamanda. Zira dünya hayatının bir tarafı gam, diğer tarafı mutluluktur. Zaten hayatı anlamlı kılan da aslında budur. İnsanın mizacı şüphesiz, yolu taşsız, gülü dikensiz, hayatı kedersiz ister. Lakin bu durum yaratılış gerçeğine de aykırıdır. Çünkü varlık zıtlıklar üzerine bina edilmiştir. Dolayısıyla zıtlıklar olmasa varlığı algı ve idrak de söz konusu olamazdı. Kaldı ki gülü dalında anlamlı ve değerli kılan, onun etrafındaki dikenlerdir. Bu bağlamda insanların hayatının bir kesitinde bu hali tecrübe etmemesi söz konusu değildir. Bazen bir
gün hatta bir saat içerisinde bile insanların keder ve sevince dair değişik ruh hallerini yaşaması mümkündür.
Klasik şairlerimizin, felekten kaynaklandığı düşüncesiyle, bir şikâyet üslubunun olduğunu biliyoruz. Kadere isnat edilemeyen bütün olumsuzluklar feleğe yüklenir. Tabiri caizse felekten şikâyet etmek
klasik şairlerimizin olmazsa olmazlarındandır. Dünyevi saltanat ve nimetlere gark olmuş sultanlardan, aç sefil dervişlere kadar bütün şairlerin ortak ve benzer dertlenmelerine sık sık rast gelmekteyiz.
Şair, mutlaka âşıktır; sevgili mutlaka âşığa yüz vermemektedir ve âşık mutlaka bunu felekten bilerek şikâyet etmelidir. Dolayısıyla şairin gamdan, kederden, belalardan bahsediyor olması, o hâli mutlaka yaşadığı ve yaşıyor olduğu anlamına gelmemektedir.
**
Ağyâr elemin çekme gönül nâfile gamdır
Hasmın sitemin anlamamak hasma sitemdir
(Ellerin elemin çekme gönül, boşuna kederdir,
Hasmın sitemin anlamamak, hasma sitemdir.)
Nef’î
**
Hun-âbe değil bâdesi zehr-i gam-ı hicrân
Her nağme-i çeng ü neyi feryâd u figândır
Nef’î
**
Tahammül hîç mümkün mü gam-ı hicrana ey Nef’î
Muhabbet gâlib-i mutlak dil ise pür-şûr u gavgâdır
**
Ne gamze esîr edebilirdi dili ne gam
Olmasa eğer fitne vü âşûb-ı mahabbet
**
Bir şûh-ı şivekâra esir etdi kim beni
Ne öldürür cefâsı ne gamdan aman verir
**
Devrân o kadar aks-i murâd üzre döner kim
Gam-nâk eder oldu dili sahbâ-yı zamâne
**
Ettim o kadar ülfeti gussayla ki oldum
Ferzend-i gam -ı bî peder ü mâder -i âlem
**
Gam ferah gibi değil her dem yoklar beni
Olur elbette hakîkât hemdem-i dîrînede
**
Sinemde ne var ise gamın sildi süpürdü
Pâk etdi harim-i dili cârûb-ı mahabbet
**
Erbâb-ı gamız âşık-ı dil-dâde-i aşkız
Öldürse bizi gam yine âmâde-i aşkız.
**
Gam-ı aşkın dile geldikçe komaz cânda elem
Yer kalır mı kedere hânede ahbâb olıcak
**
N’ola gitdiyse karâr u akl u sabr u fikrimiz
Gam değil nâ-çâr isek aşkınla nâçârız hele.
**
Belâ budur ki alışdı belâlarınla gönül
Gamında gelse dile bâ’is-i meserret olur
**
Bana ne ben rind-i cihân- dideyim
Etmez eser bana gam-ı rüzgâr
**
Az-çok ehl olana vermez keder
Kayd-ı gam-ı bîş ü kem-i rüzgâr
**
Gam değil doğmasa hurşîd-i cihân-tâb-ı felek
Tutar anın yerini na’l-i zer-i yek-rânı
**
Naz-perver âşıkım ser-mest olursam gam değil
Gamze-i hûn-rîz-i sâkî pâs –bânımdır benim
**
Yetmez mi bu keyfiyyet-i mahsûsa ana kim
Zevk-i gam-ı erbâb-ı dile rûh-fezâdır
**
Olmaz yine def-i gama çâre eger olsa
Sahbâ ile pür-sâgar-ı mînâ-yı zamâne
**
Bu iktidâr-ı tab’ ile ammâ ne fâide
Sermaye-yi tasavvuruma gam ziyân verir
**
İltifât etmez dirîgâ ol şeh-i âlî-cenâp
Gam helâk etdi bizi sun sâkîyâ lutf et şarâb
**
Nice takrîr edeyim hâlimi sultânıma kim
Gam-ı mâzîyi komaz dilde gam-ı müstakbel
**
Gam gitse acep mi yine ıyd-ı ramazândır
Iyd-ı ramazân revnâk-ı bâzâr-ı cihândır
**
Şimdengeri bîçâre-i derd ü gamma çâre
Feyz-i eser-i sohbet-i peymâne- keşândır
**
Bir dem mey ü mahbûb ile cem eylese kendin
Bir dil ki esîr-i gam-ı cân-gah-ı bütandır
**
Ne tende cân ile sensiz ümîd-i sıhhat olur
Ne cân bedende gam-ı firkâtinle rahat olur
**
Pür etdi âlemi gül-bang-ı kûs-ı müjde-i devlet
Görünmez oldu Ankâ gibi âlemde vücûd-ı gam
**
Benem ol şâ’ir-i hoş nükte ki her lafzımda
Nefy-i gam mûzmer ü isbât-ı meserret müdgam
**
Haste-i derd ü gama âb u hevâsı sâz-kâr
Mübtelâ-yı kahr-ı dehre dergehi kehfü’l-emân
**
Ârif ol gam çekme Nef’i böyle kalmaz rüzgâr
Lutf eder bir gün Hûda elbette feth-i bâb olur.
**
Pek müşkül olurdu ger olaydı bana mahsus
Bu güne ta’addî-i gam -efzâ-yı zamâne
**
Dâverâ böyle mi eylerdim edâ vasfını hem
Olmasam ger sitem-i çarh ile gayet gamgîn
**
Söz tamâm oldu ko lâf-ı suhânı ey Nef’î
Gam-ı reşk ile helâk oldu yeter hasm-ı anîd
**
Medhini böyle mi eylerdim eğer hâtırda
Olmasa âteş-i sûzân-gam-ı endîşe-güdaz
**
Gamdan âzâd olmağa bilmem ne çâre eylesek
Kaldı hayretde acep bîçâre düşdü gönlümüz
**
Kendimizden ne kadar bî-haber etse bizi aşk
Ol kadar zevk-i gam-ı firkâti idrâk ederiz.
**
Âşıka âzâdelikde var mı bilmem işte ben
Gamdan âzâd olmadım gerçi esîr-i bâdeyim
**
Zâhir olmasa n’ola âhım ucundan şu’le
Gam hadengidir o muhtâç değil peykâne.
**
Âşık odur ki şu’le-i dâğıyla hoş geçe
Gam âleminde bir ola geceyle gündizi
**
Bahâr erdi açıl lâle gibi dâğ-ı dilin göster
Derûnunda koma rind isen efkâr-ı gam-endûzı
**
Câm-ı mey aklın perîşân etse Nef’î gam değil
Dil-perîşân olma tek efkâr-ı gam-endûz ile
Klasik Türk edebiyatında gerek gam gerekse neşe birçok şair tarafından kullanılan iki önemli kavramdır.
Gam, sevgiliye olan aşkı anlatmada cevr ü cefanın yerini tutarken; neşe ona kavuşmanın mutluluğunu ifade etmede karşımıza çıkar. Bu iki kavram ayrıca şairlerin günlük hayat içerisinde yaşadıkları duyguların ifadesi ve ruh dünyalarının ortaya konması için de kullanılır.
Gam, bazen şairlerin meramlarına ulaşmada karşılaştıkları engeller olur bazen de çeşitli nesnelere benzetilir. Yine bu kavram düşman, alacaklı, gönül ülkesini yağmalayan asker, fırtına, rüzgâr olarak karşımıza çıkar. Neşe ise manevi hazları ve ruhî zevkleri yaşamaktan hâsıl olan bir hâldir. Şairlerin neşeyi ifade eden hâle uygun teşbihleriyle de klâsik şiirde sıkça karşılaşılır.
Ben sabr edeyim derd ü gam-i hecrine ammâ
Sen de güzelim ettiğin ikrârı unutma
Esrâr Dede
**
Eczâmızı hep rîk-i beyâbân-i gam itsek
Cânâne giden nâme-i hicrâna dökülsek
Nâilî
**
Kime şâdî kime gam itmiş Hüdâ kısmet ezel
Sensüzin âh eylemek her dem nasîb itmiş bana.
Adlî
**
Hüznün kelime dünyasından ‘gam’ Arapça kökenli bir kelimedir. Devellioğlu’nun Lûgat’ında “keder, tasa, kaygı dert” şeklinde karşılık bulan ‘gam’, Türkçe Sözlük’te “tasa, kaygı, üzüntü” olarak karşılık bulur. Bu kelimeye (gamm: مغ) karşılık olarak Kâmûsu’l-Muhît Tercümesi’nde “gussa ve endûh ma’nâsınadır” yazılıdır. “El-gummet” ( ةمغلا) maddesinde ise kelimenin anlamına dair şu yorum vardır: “Şârih der ki ‘gamm’ mâddesi setr ve tagti’e ma’nâsına mevzû’dur, hüzn ve endûha ıtlâkı sürûr-ı kalbi setr ettiğine mebnîdir.”
…
İstifade ettiğimiz Arapça sözlüklerden Mevlût Sarı’nın El-Mevârid’inde ‘gamm’ kökü için yazılan ilk anlam “üzmek, hüzünlü kılmak”tır. Kelimeye hüzünle alakalı verilen karşılıkların diğerleri de “gam, gussa, dehrin musibetlerinden, dertlerinden bir musibet, şiddet; afet, felaket, içinden çıkılması güç iş”tir.
…
‘Gam’ Kâmûs-ı Türkî’de “tasa, kaygu, keder, derd, gussa” şeklinde tanımlanmıştır. Son olarak “gam” Mehmet Kanar’ın Arapça Sözlüğü’nde “üzmek, hüzünlendirmek/hava çok sıcak olmak/hayvanın ağzına torba geçirmek/örtmek, bürümek” şeklinde tanımlanmıştır.
…
Kindî’ye göre hüzün “sevilenlerin kaybından ve isteklerin gerçekleşmemesinden kaynaklanan psikolojik bir rahatsızlıktır.”
…
İbn Sînâ mâlîhûlyânın en önemli sebebi olarak “gammın ve havfın ifrâtı”nı göstermiştir. Hüznün ve kederin, vücuttaki salgıları etkilediği, bu şekilde mizacın değiştiğini izah etmiştir.
…
Hem Efendimiz’e hitaben indirilen ayetlerde hem de diğer bazı ayetlerde hüzünlenen kim ise, çoğunlukla emir kipinde “üzülme” [نزحت لَ] denilmiş, bu ezici ruh hâlinden çıkılması için sabır telkin edilmiştir. Oğulları Hz. Yakub’a gelip, Hz. Yusuf’un kaybolması dolayısıyla kendisini çok üzdüğünü, neredeyse kendi kendini helak edeceğini söylediklerinde Hz. Yakup “Ben hüznümü, kederimi ancak Allah’a şikâyet ederim […]” şeklinde cevap verir. Zikredilen bu durum da hüzün ve keder ile sıkıntı hisseden insanın/müminin, derdini ancak Allah’a arz etmesinin ve sabretmesinin önemine vurgu yapar.
Kur’an’da üzülme ve hüzün duyma anlamlarını karşılamak üzere çoğunlukla “hüzün” (زحن) kelimesi kullanılmıştır.
…
Süleyman Uludağ Tasavvuf Terimleri Sözlüğü’nde “gam” kelimesine karşılık şu anlamları verir: “1.elem, ıstırap, üzüntü. 2.tasavvuf a.sevgiliyi dikkat ve özenle ararken karşılaşılan engeller. sevenin sevgilisi uğruna seve seve katlandığı zorluklar ve sıkıntılar. b.dünyevi kaygılar, tasalar, üzüntüler.”
…
Divan Şiirinde “Gam u Şadi”
Diñle benden ḥāletin mihr ü maḥabbet diyenüñ
Miḥnet ü derd ü ġam ü hecre ḳomışlar ad Ꜥışḳ
Necâtî
**
Nem var daḫi Ꜥışḳuñda budur taḥṣīlüm
Dilde ġam dīdede nem sīnede ateş her bār
Mihrî
**
Kendüm bileli bu ġamla zârem
Neşâtî
**
Şāh-rāh-ı Ꜥışḳda cāna ḳonardı derd ü ġam
Daḫı bünyād olmamışdı dehr mihmān-ḫānesi
Şeyhülislam Yahyâ
**
Ġam-ı zülfüñle gözüm eşk ile pür ḳılmış idüm
Lāle-zār içre degülken dür-i şebnem ḥādis
Nev’î
**
Olmazdı ġamuñ māye-i īcād-ı maḥabbet
Ḥüsn-i ezelī olmasa hem-zād-ı maḥabbet
Nâilî
**
Ġam-ı aġyār u derd-i yār ile mātemdeyem her gün
Nice bayram olur mābeynimüzde merḥabā olmaz
Taşlıcalı Yahyâ
**
Ġam beyābānına her gün eylese seyr ü sefer
Her géce miḥnet-serāy-ı fürḳate mihmān olup
Avnî
**
Bir ḫūb sevdüm ancaḳ o nāzük-beden bilür
ꜤIşḳında çekdigüm ġam u derdi bilen bilür
Şeyhülislam Yahyâ
**
Cüvān idüm ġam-ı Ꜥışḳa ulaşdıġumda ey dil-ber
Beni cevr ile pīr étdüñ göreyim pīr olasun sen
Ahmed Paşa
**
Ey Fuzûlî feleğin var seninle nazârı
Kim gam ü mihnetini virdi ne kim var sana
Fuzûlî
**
Saldı ayakdan gam-ı âlem beni
Vir bana gam def’ine sâkî şarâb
(Dünya gamı [masiva] beni elden, ayaktan düşürdü. Ey saki, bu gamın giderilmesi için bana şarap ver.)
Fuzûlî
**
Giriftâr-ı gam-ı aşk olalı âzâde-i dehrim
Gam-ı aşka beni bundan beter yâ Rab giriftâr it
(Aşk gamına esir düşeli dünya kaygılarından azat oldum. Ya Rab, aşk gamına beni bundan daha beter esir et.)
Fuzûlî
**
Gönülde bin gamım vardır ki pinhân eylemek olmaz
Bu hem bir gam ki il ta’nından efgân eylemek olmaz
(Gönlümde bin gamım var ve bunu gizlemek mümkün değil. Hem bu öyle bir gamdır ki halkın ayıplama korkusundan feryat eylemek de olmaz.)
Fuzûlî
**
Rahm idib âşıkın haşr günü yakmayalar
Ki bu dünyâda esîr-i gam-ı hicrân olmuş
(Merhamet edip Haşir gününde âşığını yakmasınlar; çünkü o, bu dünyada ayrılık gamının esiri olmuştur.)
Fuzûlî
**
Bu gamlar kim benim vardır ba’irin başına koysan
Çıkar kâfir cehennemden güler ehl-i azâb oynar
(Benim çektiğim bu gamları, devenin başına koysan, kafir cehennemden çıkar ve güler, azap ehli ise oynar.)
Fuzûlî
**
Hecr şâmında gam itmişdi Fuzûlî kasd-i cân
Olmasaydı merhametden dem urub gam-hâr subh
(Ayrılık akşamında gam, Fuzûlî’nin canına kast etmişti.
Dert ortağı olan sabah merhametten dem vurmasaydı Fuzûlî ölürdü.)
Fuzûlî
**
Bana cem’ olur handa kim var bir gam
Benim mülk-i aşk içre Mecnûna vâris
(Nerede bir gam varsa benim başıma toplanır.
Aşk vadisinde Mecnun’un varisi benim.)
Fuzûlî
**
Gam uğurlar ‘ışk bâzârında nakd-i ‘ömrümi
Kılmak olmaz sûd sevdâda yaman orîağ ilen
Fuzûlî
**
Ne şerbetdir gamın kim içdiğimce eksilir sabrım
Ne sihr eyler ruhun kim bakdığımca rağbetim artar
(Gamın nasıl bir şerbettir ki içtikçe sabrımı azaltır. Yanağın beni nasıl büyülüyor ki ona baktığım ölçüde rağbetim artar.)
Fuzûlî
**
Ne revâdır bu ki peyveste sipâh-ı gam ü derd
Gönlümün mülkünü bî-vâsıta yağma eyler
(Bu ne revadır ki gam ve dert ordusu gönlümü ele geçirip gönül mülkümü vasıtasız yağmalar.)
Fuzûlî
**
Hayl-ı gamın itdi nakd-ı ömrüm tarâc
Sabr ile müyesser olmadı derde ilâc
Ruhsârıma dökdü merdüm-i çeşmim kan
Hindûyı görün lâ’l virir Rûma harâc
(Gamının sürüsü ömür nakdimi talan etti. Sabır ile derde deva bulmak mümkün olmadı. Gözbebeğim yanağıma kan döktü. Hindu’ya bakın ki Rum’a haraç olarak la’li verir.)
Fuzûlî
**
Gönül gam dünlerin tenhâ geçürme iste bir hem-dem
Ecel hâbından efgânlar çeküb Mecnûn’ı bîdâr it
Giriftâr-i gam-i ‘ışk olalı âzâde-i dehrem
Gam-i ‘ışka meni mundan beter yâ Rab giriftâr it
Fuzûlî
**
Cān u dille derd-i Ꜥışḳa nice ḳul olmayayın
K’eyledi dünyā ġamından ben ḳulın āzād Ꜥışḳ
Necâtî
**
Biñ yıl çekerse Ꜥışḳı ġamından ġarāmeti
Yoḫ göñlimüñ bu miḥnete bir dem nedāmeti
Şeyhî
**
Ġam çekmeyince ḳıymeti artar mı Ꜥāşıḳuñ
Ḳan yutmayınca buldı mı hīç iꜤtibār laꜤl
Ahmed Paşa
**
Sīnede dil ġam-ı Ꜥışḳuñla pür olmış gūyā
Künc-i mey-ḫānede bir şīşe ile mül ḳodılar
Atâî
**
Ḥāṣıluñ evvel ġam-ı cānāndur āḫir terk-i cān
Bu imiş ḳısmet Fużūlī ḥˇāh aġla ḫˇāh gül
Fuzûlî
**
“Kalbin viran ve hatırın daima kırık oluşu arzu edilen ve övülen bir haldir. ‘Seni nerede arayayım Rabbim’ sorusuna cevaben ‘Beni kalbi kırıkların yanında ara’ denildiğine dair rivayet edilen hadis-i kudsi, bu yaklaşımın temel dayanağıdır.”
**
Ṣarṣar-ı āh éde eczā-yı vücūdın ber-bād
Ne revādur ola Ꜥuşşāḳ perīşān-ı ġamuñ
Na’ilî
**
Biz rāżıyuz derūnumuz olsun ḫarāb-ı ġam
Ol mest-i nāza māye-i ẕevḳ u sürūr ise
Nâbî
**
Sâkiyâ mey sun ki dâm-i gamdurur hüş-yârlığ
Mestlikdür kim kılur gam ehline gam-hârlığ
Var fi kr in yoh gâmın çekmek nedür bir câm ilen
Bî-haber kıl mana bir ola vohluğ varlığ
Fuzûlî
**
Hâsılun evvel gam-i cânandur âhir terk-i cân
Bu imiş kısmet Fuzûlî hâh ağla hâh gül
Fuzûlî
**
Nikâb-i sûret-i hâl eyledüm hûn-i ciğer seylin
‘Ayan rüsvâlığı derd ü gam-i pinhâna değşürdüm
Bir kul oğlını gönül mülkine sultân itdüm
Mısr-i dil pâd-şehin Yûsuf-i Ken’ân itdüm
Reh-i ‘ışkun dutub itdüm gam ü derdüm defin
Gör ne cem’i bu tarîk ile perîşân itdüm
Fuzûlî
**
Ya’kûb’da nişâne-i şevkun gam ü elem
Yûsuf’da neş’e-i nazaran behcet ü behâ
Fuzûlî
**
Gamdan öldüm demedüm hâl-i dil-i zâr sana
Ey gül-i tâze revâ görmedüm âzâr sana
Fuzûlî
**
Ey Fuzûlî bize takdir gam itmiş rûzî
Kılalum sabr nedür çâre rızâdan gayrı
Cümle-i halk mana yâr içün ağyâr oldı
Kalmadı kimse mana yâr Hudâ’dan gayrı
Fuzûlî
**
Ey Fuzûlî bes ki gam-nâk oldı ahvâlün soran
Gamdan ölsen hiç kim sormaz dahi ahvâlüni
Fuzûlî
**
Öldürdi derd ü gam beni sen bârî çekme tîg.
Cellâd ider siyâseti zahmet çeker mi şâh
(Dert ve gam zaten beni öldürür bir de sen kılıç çekme; cellat siyaset eder mi?)
Nev’î
**
Be adam! Sen kendi gamınla gamlanmaz, dertlenmezsen senin derdine kim yanacak ki?
Serkeşlik etme de bari bir işe koyul, elinden geleni yapmaya giriş.
Çünkü kimse senin derdine yanmaz, senin için kimse gam yemez. Bir an bile hiç kimse senin yükünü çekmez.
Feridüddin Attar
İlahiname
**
Kunûn çi çâre ki der-bahr-i ġam be-girdâbî
Futâd zevrak-ı sabrem zi-bâdbân-ı firâk
**
Ey pâdişeh-ı hûbân dâd ez-gam-ı tenhâyî
Dil bî-tu be-cân âmed vaktest ki bâz âyî
(Ey güzeller padişahı, yalnızlık üzüntüsünden el-aman.
Gönül sensiz candan usandı, artık geri gelmenin tam vaktidir.)
Hâfız-ı Şirâzî
**
Ġam-ı tu der-dil u pīçīde dūd-ı āh berū
Çu mār-ı genc ki gencīne-rā nigeh dāred
(Aşkının gamı gönülde saklı, o gamdan çıkan ah dumanı ise kıvrım kıvrım onun üzerinde çıkıp yükseliyor. Tıpkı hazinenin üzerinde hazineyi bekleyen kıvrım kıvrım bir yılan gibi.)
Āṣafī
**
Dem bu demdür özge dem nî dem dime
Dünyâdın bî-gam ötersin gam deme
Dem bu demdir. Başka demi dem deme.
Dünyadan gamsız geçersen gam deme.
Ahmed-i Yesevî
**
Bir gönlüm var, gam elinde, ayaklar altında kalmış… öyle bir haldeyim ki, hiç kimse ahvalime vâkıf değil.
Hafız-ı Şirazi
Hafız Divanı
**
Er isen erliğin meydana getir
Kadir Mevlâ’m noksanımı sen yetir
Bana derler gam yükünü sen götür
Benim yük götürür dermanım mı var
Karacaoğlan
**
Gam çekme haline divane gönül
Sana da bulunur elde neler var
Ayvam eksik, yoksa turunç, yoksa nar
Sun elini beri dalda neler var
Karacaoğlan
**
Keşti-i gam her gece kalb-i çâkimden geçer
Fatihahân olmağa yar sanki hâkimden geçer.
(Her gece gam gemisi yüreğimin yarığından geçiyor.Sanki yar bana Fatiha okumak için toprağıma gelmiş gibi.)
Hüsrev Hatemi
**
Kırlarda, sokaklarda, rastgele dolaşmak kadar hiçbir şeyin gam dağıtmadığını tecrübeleriyle biliyordu.
Reşat Nuri Güntekin
Yaprak Dökümü
**
Bir çift gam çiçeğidir sanki gözlerin;
Öyle içli, öyle yumuşak, öyle derin.
Nilgün Marmara
**
Yiğidi Gam Öldürür
Yiğidi gül ağlatır gam öldürür
Nice namert ava çıksa
Tuzak kursa kurşun atsa
Yiğidi çökertmez kahır
Bir dem yâr hüzünle baksa
Yiğidi gül ağlatır gam öldürür
Düşman yılan olup soksa
Dokuz kavim taşa tutsa
Yiğidi çökertmez kahır
Bir dem yâr hüzünle baksa
Yiğidi gül ağlatır gam öldürür
Ömer Lütfi Mete
**
Âkil bu cihânda ne şâd olur ne gam çeker
Câhil hemîşe şâd olayım der elem çeker
Lâedrî
**
Gam değildir gide dünyâ kala dîn
Gam odur ki kala dünyâ gide dîn
Lâedrî
**
Çün sana gönlüm mübtelâ düşdü
Derd ü gam bana âşinâ düşdü
Niyâzî-i Mısrî
**
Mihneti kendine zevk etmedir âlemde hüner
Gam u şâdî-i felek böyle gelir böyle gider
(Derdi kendine zevk etmektir dünyada hüner,
Feleğin keder ve neşesi böyle gelir, böyle gider)
Vâsıf
**
Dün tabîbe derd-i dilden bir devâ sordum dedi
Gam yemekden özge bu derdin devâsın bilmedim
Ahmed Paşa
**
Verdik dil ü cân ile rızâ hükm-i kazâya
Gam çekmeyiz uğrarsak eğer derd ü belâya
Bağdatlı Rûhî
**
Hayâlinden gelir gam hâtıra cânâneden gelmez
Sitem hep âşinâlardan gelir bî-gâneden gelmez
(Hayalinden gelir keder gönle, sevgiliden gelmez,
Kötülük hep tanıdıklardan gelir, yabancıdan gelmez.)
Nâbî
**
Güç neşâtın kademin kalbe alışdırmakdır
Yoksa gam her ne zamân istese hâzır bulunur
Nâbî
**
Gedâyız şâha baş eğmez dil-i âgâhımız vardır
Fakîr isek ne gam beğler ganî Allah’ımız vardır
Fevrî
**
Geçdi mâzî çekme istikbâle gam
Dem bu demdir dem bu demdir dem bu dem
Lâedrî
**
Bu derd mey-hânesinde kimi gördün şâdmân olmuş
Bu gam-hâne-i mihnetde belâdan kim emân bulmuş
Alvarlı Muhammed Lütfî
**
Gamdan dağlar kurmalıyım,
Kayaları kelimeler olan,
Kırk ikindi saymalıyım,
Kırk gün hüzün boşaltan omuzlarıma saçlarıma,
Saçlarının akışını anar anmaz omuzlarından,
Baştan ayağa ıslanmalıyım,
Gam dağlarına çıkıp naralar atmalıyım…
Erdem Beyazıt
**
Bu dünyada üzüntüden uzak, gam ve kederden azade, neşeyle dolu bir tek kimse bulmak mümkün değildir.
Seyyid Abdulhakim ElHüseyni hz. (k.s.a)
**
Onun parçası toprak oldu, bir dağın her zerresi gam oldu
Elli yıldır gözyaşı döktüler kendi toprağını tutması için
Sîmîn Bihbehânî
**
Bilmediğim gam ve kederden yandım
Benim içimde ne mahşerler koptu
Sîmîn Bihbehânî
**
Eğer bu dünyada dert olmasaydı
İnsan açıkça mutluluktan tat alamaz
Bu hayattan fayda gelir
Eğer gam olmazsa mutlukta olmaz.
Sîmîn Bihbehânî
**
Ne söyleyeyim?
Ne söyleyeyim gecenin gamından
Ben ve gökyüzüm, her ikisi, gecem var
Seher vaktinin ayağını gelişini ümit ederek ölmek
Ben ve gecenin karanlığı için yüreğimi ağzıma getirdi.
Sîmîn Bihbehânî
**
Bu gam duvarının üzerinde, yükselen duman gibi,
Daima oturmuş bir kuş, yaymış kanatlarını,
Öyle ki kederli düşünceler sarmış, salladığı başını
Nima Yûşîc
**
Kimdür ki gamunda nâle vü zâr itmez
Derdin sana nâle ile izhâr itmez
Feryâdına hiç kimsenün yetmezsen
Feryâd ki feryâd sana kâr itmez
(Derdini sana inleyerek göstermeyen, senin gamınla ağlayıp inlemeyen kimdir? Sen, hiç kimsenin feryadına yetmezsin. Feryat ki feryat sana işlemez).
Fuzûlî
**
Bin kaygu bir borç ödemez
Gamlanma gönül gamlanma
Karacaoğlan
**
Yine gam yükünün kervanı geldi
Çekemem bu derdi de bölek seninle
**
Ey Hızr-ı fütâdegân söyle
Bu sırrı edip iyân söyle
Ol sen bana tercemân söyle
Ketm etme yegân yegân söyle
Gam defterinin tamâmı yok mu
Ey düşkünlerin Hızır’ı, söyle
Apaçık eyle bu sırrı, söyle
Hâlime sen ol tercüman, söyle
Teker teker saklamadan söyle;
Gam defterinin tamamı yok mu?
…
Dil hayret-i gamla lâl kaldı
Gâlib gibi bîmecâl kaldı
Gönderdiğim arz-ı hâl kaldı
El’an bir ihtimâl kaldı
İnsafın o yerde nâmı yok mı
Şeyh Galip
**
Senin sevgin gönülden gitmez
Aşkının gamı herkese söylenmez
Fakat bu muhabbetin verdiği acıyı,
İnsanlardan gizlemek de mümkün olmaz
Baba Tahir
**
Susamış arife deniz bile nasip olsa; yine onun baht gözüne, gam çölünün serabı görünür.
Lebîb
**
İşin gönül çelmektir senin, mazursun
Gam nedir hiç bilmezsin, mazursun
Her gece kan ağlarken ben sensiz
Sen bir gece sensiz kalmadın, mazursun
Ahmed Gazali
**
İnle ey gönül, yine matem zamanı geldi
Ağla ey göz, yine gam günleri geldi
Gam gülü yeşerdi bâğ-ı musibetten
Cihan tazelendi âteş-i musibetten
Muhteşem-i Kâşânî
**
Sadme-i âh ile kıldım pür-tezelzül âlemi
Sâhagâh-ı sînede bünyâd-ı gam muhkem henûz
Leskofçalı Gâlib
**
Âteş-i gam yakmasa tan mı vücûdum şehrini
Gözlerimden gönlüm üstüne iki deryâ gelir
Avnî (Fâtih Sultân Mehmed)
**
N’oldu bu gönlüm n’oldu bu gönlüm
Derd ü gam ile doldu bu gönlüm
Yandı bu gönlüm yandı bu gönlüm
Yanmada dermân buldu bu gönlüm
Hacı Bayrâm-ı Velî
**
Kanda bir gam yârsız kalsa benimle yâr olur
Bir belâ kim sâhibin bulmaz bana gam-hâr olur
Nev’îzâde Atâyî
**
Gam nedîmindir Hayâlî kalbini mesrûr tut
Zâhirin vîrâne eyle bâtının ma’mûr tut
Salsa pertev cismine nâr-ı muhabbet nûr tut
Bî-vefâ yârin Muhibbî cevrini ma’zûr tut
Yârsız kalır cihânda aybsız yâr isteyen
Hayâlî Bey – Muhibbî
**
Cân helâk-ülfet zebân hâmûş dil hoşnûd-ı gam
Merg ü sıhhat gûyiyâ şükr ü şikâyetdir bana
Şeyh Gâlib
**
Yûsuf-ı gom-geşte bâz âyed be-Ken’ân gam mehor
Kulbe-i ahzân şeved rûzî gulistân gam mehor
Kaybolan Yûsuf, Ken’ân iline bir gün döner. Gam yeme! (Hz. Yakub’un Hz. Yûsuf’a olan hasretinden dolayı ağlayıp inlediği) hüzünler kulübesi bir gün gülistan olur. Gam yeme!
Hâfız-ı Şîrâzî
**
Erbab-ı kemalin yeri virane-i gamdır,
Hâk üzere düşer meyve, eğer puhte olursa.
(Kemal sahiplerinin yeri gam ve keder harabesidir.
Meyve olgunlaşınca toprağa düşer, hamlara bir şey olmaz.)
**
Ey Sâ’ib ! Allah’a ulaşmak için gam ve dert yolunu seç. Zîrâ bundan kısa ve yakın yol yoktur.
Bizim gibi aşk hastası olanın, doktorlardan sakınması hep bu düşünceye dayanır.
Sâib-i Tebrîzî
**
Ey dûst, biyâ tâ gam-i ferdâ nehorîm.
Vin yek dem-i omr râ ganîmet şomorîm.
Ferdâ ki ezin deyr-i kohen dergozerîm,
Bâ heft hezâr sâlegân serbeserîm.
(Ey dost; gel, çekmeyelim yarının derdini.
Ganimet bilelim ömrümüzün şu bir demini.
Göçeceğiz yarın şu köhne manastırdan madem,
bin yıl önce göçenlerle olacağız hemdem.)
Hayyâm
**
Gam değil bende isen Mısr-ı dile sultansın
Bir azîzin kuludur Yûsuf-ı Ken‘ân-ı Mısr
Ahmed Paşa
**
Gönülde bin gamım vardır ki pinhân eylemek olmaz
Bu hem bir gam ki il ta’nından efgân eylemek olmaz
(Gönülde bin gamım var gizleyemem ne yapsam
Bu hem öyle bir gam ki figan etmem taşlansam)
Fuzûlî
**
Şeb-i yeldâyı müneccimle muvakkıt ne bilir;
Mübtelâ-yı gama sor kim geceler kaç sâ’at
Sâbit
**
Gelicek gam mülkine cân karşu çıkar
Nasıl izzet itmesün memleket sultânıdur
(Gam, kendi ülkesi olan gönüle geldiği zaman, can karşı çıkar.
Can nasıl saygı göstermesin ki, o (gam), bir memleket sultanıdır.)
Bakî
**
Gönül ki sâhil-i deryâ-yı bî-nihâyettir
Dil bahri hurûş eyler onda nice dalgam var
Erzurumlu İbrâhim Hakkı
**
Ey bahr-i halâvet sen hoş terbiyet eylersin
Misl-i sedef olmuş ten dürr ü güher olmuş dil
Erzurumlu İbrâhim Hakkı
**
Leşker-i gam gelse kılsa bu gönül mülkin harâb
Def kılmaz anı bir vech ile illâ ki şarâb
Muhibbî
**
Leşker-i gam ben gedâyı öldürür yoldaşlar
Padişâh-ı ışka tâbi’ bir sipâhî yok mıdur
Necâtî
**
Leşker-i gam geldi dil şehrine kondı cavk cavk
Kopdı yir yir fitne vü âşûb u gavgâ semt semt
(Gam askerleri gelip gönül şehrine bölük bölük yerleşti; yer yer fitne koptu, semt semt karışıklık ve kavga meydana geldi.)
Bakî
**
Leşker-i mihnet hücûm itdi dil-i nâ-şâdıma
Gerdiş-i çarh-i felek kasd eyledi ber-bâdima
Pençe saldı şîr-i gam cân-i elem mu’tâdima
Mâye-bahş oldi havâdis âh-ı âteş-zâdıma
Cûş-ı seyl-âb-ı sitem virdi halel bünyâdıma
Olmuşum mahsûr-i gam, yok bir gelür imdâdıma
Bilmezim rûz-l ezel gam mı yazılmış adıma
Âh bir kez vâkıf olsam hikmet-i îcâdima
Kimse mi’mâr olmadı kalb-i harâb-âbâdima
Ye’s pey-der-pey şitâb eyler mübârek-bâdıma
Kimseden ümmîd-i istimdâd gelmez yâdima
Ey benim feryâd-res Rabbim yetiş feryâdima
Bela askerleri hücum etti hüzünlü gönlüme Beni harap etmek için döndü feleğin çarhi Gam arslani pençe vurdu eleme alışkın canıma Olan bitenler ateşli ahlarımın yanışını artırdı Zulüm selinin coşkunluğu temelimi sarsti Gamların mahsuru olmuşum, kimse yok imdadıma gelen
Bilmem ki ezel günü gam mı yazılmış adıma Ah bir anlayabilsem yaratılışımın hikmetini Kimse mimar olmadı haraplıkla dolu kalbime Ümitsizlik yavaşça koşar oldu uğurlu nefesime *
Dâniş Mehmed Dede
**
Kimseden yardım isteme ümidi gelmez hatırıma
Ey benim feryada yetişen Rabbim, yetiş feryadıma
Dilde gam var şimdilik lûtfeyle gelme ey sürür
Süzme çeşmin gelmesin müjgân müjgân üstüne
Rasih
**
Her yana kim döner yüzüm dostu görür anda gözüm
Çün bu gamından gam yedim şâdân u mesrûr olmuşum
Ahmedi
**
Beni devrân eger kim âhir etse
Ne gam her âhirün bir evveli var
Hayâlî Bey
**
Gül-i neşâtumi pejmürde itdi sarsar-i gam.
Sehâb-i lutfun ile eyle anı tâze vü ter
Şeyhülislam Yahya
**
Keyf-i gami terk eyleye mi arif-i bi kâr
Budur ezeli pişe-i erbaba maarif
Hayali
**
Mey-i dürd devr içre şimdi pehlevan-ı alemin
Bir ayag ile getirir arkasın yere gamin
Hayali
**
Kuhne-i hazende vakt-i seher yalnız bulup
Gam öldürürdü bendeni afyon yetişmese
Ankaralı Dem’i
**
Mahmurî -i gam etti bizi sâgara muhtaç
Olduk yine sakî –i neşat – âvare muhtaç
Sünbülzade Vehbi
**
Kendinden geçdi belâ güteleri hande ile
Meğer esrâr-ı gamın anları hayrân etdi
Emri
**
Kapında, çünki meddâhım, seni medh ederim dâim
Yürek pür gam, gözüm pür nem, Muhibbi’yim, hoş halim!
Muhibbî
**
Dolsa da sıkıntısı bir dünyanın gönlüme Lâhûtî
Yok benim gibi gamlısı ya bu benim mutluluğum
Ebu’l-Kâsım-i Lâhûtî
**
Gam diyarında kodu gittiyse cananın garib,
Nale-i cangahdan olmaz dil ü can garib.
Bayburtlu Zihni
**
Bir bahr-i gamda urmadayız dest ü pay kim
Keştisi yok, kenaresi yok, nahudası yok
(Öyle bir gam denizinde yüzüyoruz ki, gemi parçalanmış, sahil görünmüyor, kaptan boğulmuş)
Nabî
**
Alem, gam hikayeni anlatmasıyla bir efsane,
Gözüm, yüzünün yansımasıyla bir güzeller evi!
…
Yazık bu zamanda bir tek dost yok,
İnsanlar içinde hiç sevindiren yok,
Bu zamanda gamsız olan,
Ya insan değil, ya bu dünyayla bağı yok.
Baba Efzel
**
Yurdun bu iftarından uzak kalmanın gamı
Adsız yaşattı rûhuma bir gurbet akşamı.
Yahya Kemal
**
Gülün şevkiyle bülbül, mumun sevdasıyla pervane
Her biri bir sevgilinin gamında bir şekilde yanar.
Meliku’ş’Şuara Bahar
**
Ey hain mum! Gamla, kederle perişan ol;
Pervaneyi öldürdün, inkâr da etmiyorsun…
Meliku’ş’Şuara Bahar
**
Ülfetinden zevk alır fikrim hemân..
Çıkma ey gâm hâtırımdan bir zamân!
Hürmet et zâten senindir âşiyân..
Çıkma ey gâm hâtırımdan bir zamân!
Derd çeksin muttasıl kalb-i hazîn..
Aşk ile geçsin hayâtım âteşin..
Ağlatıp ettir bana âh u enîn..
Çıkma ey gâm hâtırımdan bir zamân!
Rûhumun sensin nedîm-i hoş demi..
Gönlümün sensin enîs-i mahremi..
Bir garîbindir bırakma Ekrem’i!..
Çıkma ey gâm hâtırımdan bir zamân!
Recaizade Mahmud Ekrem
**
şiir kırıntıları var yüzlerinde o sabırsız insanların
çiçekler gamlanır canevimde
erken ölmek ölmek değil ölümsüzleşmektir
ah çatlayacak sabrımız, sezgimiz yorgun demek
Kaan İnce
**
Oldı dil fart-ı hücûm-ı gamla berbâd ü harâb
Hâne-i mir’âtı seyl-i jeng viran eyledi
Yedikuleli Fâizî
**
Bu bendeki gam, gam değil Kaf Dağı
Bu sendeki yürek sert taş olamaz ki yürek.
Rûdekî Semerkandî
**
Nevbahâr-ı gamına bülbülüz ol gonce-femün
Ararız hande-i dîrineyi giryân olarak
(O gonca ağızlının gam bahârına bülbülüz; eski gülüşü ağlayarak ararız.)
Nedîm
**
Tîğ-i gam yaralarından ana dil kan ağlar
Ol şeker-hande ile yaramıza tuz urur
(Gönül, gam kılıcının yaralarından sevgiliye kan ağlamakta; o ise şeker çiğneyerek(gülerek), yaramıza tuz basmaktadır.)
Hayretî
**
Bu denli gussalar gamlar içinde handemün sırrın
Gubâr-ı hattun esrârıyla hayrân olmayan bilmez
Şeyhül İslâm Yahya
**
Nev-bahâr-ı gamına bülbülüz ol gonce-femin
Ararız hande-i dîrîneyi giryân olarak
Şeyh Galip
**
Gehı ̇̄ki ḫande-i bı ̇̄-cāy-ı ye’s-i ġam ederim
Felek ne zehr yuṭar reng-i nūş-ḫandimden
Esrar Dede
**
Müştakınım ey ecel kerem kıl
Def-i elem eyle ref-i gam kıl
Kurtar beni ızdırab-ı gamdan
Ver müjde vucuduma ademden
Fuzûli
**
Ey mûnis-i rûzgârum ane
Gam-hârum ü gam-güsârum ane
Fuzûlî
**
Dil-i garîbi tesellî hoş eylemez sâki
Gamım izâle eder hâssiyetde bir şey sun
Osman Nevres
**
Ben sabr edeyim derd ü gam-i hecrine ammâ
Sen de güzelim ettiğin ikrârı unutma
Ağlatmayacaktın yola baktırmayacaktın
Ol va’de-i tekrâr-be-tekrârı unutma
Esrâr Dede
**
Vakta ki durup şu kalb-i gam-nâk
Toprakta nihân olur vücûdum
Vakta ki dolup dehânıma hâk
Şevkiñle tamâm olur sürûrum
Tenhâ geceler de bir hayâlet
Manzûruñ olunca bittahayyür
Yum çeşmini bâ-kemâl-i rikkat
Bedbahtî-yi aşkım et tasavvur
Yâd et beni gamlı gamlı yâd et
Recâîzâde M. Ekrem
**
Gam mektebinde kaddüni yâd itsem nola
Ey serv çün elifdür okumaga ibtidâ
Emrî
**
Dâg-ı ‘aşkun sînede bir haymedür gam şâhına
Kim ana her yanadan çekdüm eliflerden tınâb
Revânî
**
Ey bahar! Gül ve şaraptan bir ateş yak.
Keder ve gam hırkasını at içine, yak.
Hûşeng-i İbtihâc (Sâye)
**
Ölümünün sırrı
Aşk kederi ve
Yalnızlık gamıydı
Ahmed Samlu
**
Bir sonbahar akşamı… Sahillerdeyim
Gamlı bir heykel gibi kayalarda ben
Dağınık saçlarımdan pervasız esen
Rüzgârların elinde bir kırık neyim.
Faruk Nafiz Çamlıbel
**
Geldi gam padişahı mahkeme-i hicrane,
Yazdılar kayd-ı ebed hicrine eyyamım gel.
Bayburtlu Zihni
**
Gelemez kâfile-i şevk-ü ferâh semtimize
Şâh-ı gam mülk-i dili leşker-i hasretle korur
Hayâlî Bey
**
Kapında, çünki meddâhım, seni medh ederim dâim
Yürek pür gam, gözüm pür nem, Muhibbi’yim, hoş halim!
Muhibbî
**
Eski gamlar altüst dince yüreğimi
Yoruyor beynimi sıla, yar düşüncesi.
Nîmâ Yûşic
**
Dünyâ denilen gamlı nişîmenden usandım
Beytü’l-hazen adım, o meskenden usandım
Tâhirü’l-Mevlevî
**
Dil gamla dahi dest ü giribandan usanmaz
Bir yâr içün ağyâr ile gavgâdan usandık
Nâbi
**
Şimdi Yunus’a ne gam, âşık melamet bednam.
Küfrüm imana şol dem, anda değişip geldim.
Yunus Emre
**
Olmadum Ya‘kûb-veş gam-hâne-i ‘âlemde şâd
Yûsuf’am hecrinde ‘âlem beytü’l-ahzândur baña
Sehâbî
**
Gamından gönlüm eğlenmez dem olmaz kim yürek yanmaz
Bu derde kimse katlanmaz gidelim bâri şehrinden
Usûlî
**
Çün hayâli tahtısın vîrâne gönlüm gam yeme
Âkıbet ma’mûr olur şol yerler sultân andadır
Ahmed Paşa
**
Eksik olmaz gamımız bunca ki bizden gam alıp
Her gelen gamlı gider şâd gelip yanımıza
Gam-ı eyyâm Fuzûlî bize bîdâd etti
Gelmişiz acz ile dâd etmeğe sultânımıza
Fuzûlî
**
Feryâd ki feryadıma imdâd edecek yok
Efsus ki gamdan beni azad edecek yok
Nigâr Hanım
**
Onu kim dest-i ra’şe-dârıyle
Çalıyor, perde perde inletiyor?
Onu kim böyle gamla söyletiyor?
Cenap Şahabettin
**
Bigane-i gamdın seni ben görmeden evvel
Ettin bu gün eglencemi feryad ile nale
Yaşar Nezihe Bükülmez
**
Neş’elerden gam, sürurlardan sefa his eyliyor,
Kalbi nâşâdı Nezihe şadıman etmek de güç!
Yaşar Nezihe Hanım
**
Ey mâh cebînin o cebîn-i keder ü gam,
Altında o yorgun, o soluk heykel-i mâtem!
Ahmet Hâşim
**
Gönlümün bir hâli var ki gam değil, kasvet değil
Neş’e dersen hiç değil, mahzûn-i firkât değil.
Anlatır belki bu sözler derdimi erbâbına
Mey o mey, cânân o cânan, sohbet ol sohbet değil.
Ahmed Râsim Bey
**
İnananın yüzünde güleçlik vardır, kalbindeyse hüzün. Gönlü her şeyden geniştir, nefsi her şeyden alçak. Yücelikten nefret eder, şöhrete düşmandır, gamı gussası uzundur, düşünmesi derin. Susması fazladır; vakti yoktur. Çok şükreder, çok sabreder. Düşünceye dalmıştır, ihtiyâcı olanları görünce kendi ihtiyâcını hatırlamaz bile. Huyu güzeldir, geçinmesi hoş ve yumuşak.
Hz. Ali (r.a.)
**
Dert ve gam ihtiyarlığın yarısıdır.
Hz. Ali (r.a.)
**
Baharlar yazlar geçer sonbahar gelir;
Ömrümün yaprakları dökülür bir bir;
Şarap iç, gam yeme, bak ne demiş bilge:
Dünya dertleri zehir, şarap panzehir.
Ömer Hayyam
**
Senin mahzûnun olmak bana şâdân olmadan yeğdir
Gamınla ağlamak ellerle handân olmadan yeğdir
(Senin için acı çekmek, bana sevinmekten yeğdir,
Senin acınla ağlamak, ellerle gülmekten yeğdir.)
Nev’î (Malkaralı Yahyâ)
**
Küdûret-bahş edip ey gam bana evvel enîs oldun
Semâhat sende yok besbelli şimdi pek hasîs oldun
Tâlib
Çökdürü dîvârı nem insanı gam
Her vücûdun bir husûsî zehri var
Âsaf
(Damat Mahmut Celâlettin Paşa)
**
Gam-ı hicrân beni hem-hâlet-i Ya’kûb edeli
Girye vü nâlişime külbe-i ahzân aglar
Âsafâ güldür o gam-dîde-i mahzûnu meded
Der-i lutfuñda gelip Vehbî-i nâlân aglar
Sünbülzâde Vehbi Efendi
**
Ya’kûb-ı gamem Yûsuf-ı gül-pîrehenüm yok
Hüzn ile figân itmege beytü’l-hazenüm yok
Etrâfumı hâr-ı gam alup kendümi sandum
Bir şâhçeyem tâze açılmış semenüm yok
İtdürsem olur fâhte-i zârı ferâmûş
Reşk-âver-i serv-i çemen ol nârvenüm yok
Bîhûde ne feryâd ideyüm hâruñ elinden
Bu bâgda bir gonçe-gül-i nesterenüm yok
Tâ olmayıcak Pertev o nev-rüste hat-âver
Destümde rehâya çeh-i gamdan resenüm yok
Muvakkit-zâde Muhammed Pertev
**
Gird-bâd-ı gam gibi çerh itdi ser-gerdân beni
Soñra yirden yire çaldı gerdiş-i devrân beni
Sehâbî
**
Neyleriz zevk u sefâyı derd ü mihnet gam değil
Kasr-ı â‘ladan güzeldir kulbe-i ahzânemiz
Rızkımız kâf-ı kanâât yek kadeh peymânedir
Bekleriz baykuş gibi ma‘mûr olur vîrânemiz
Fezâ (Ali Rızâ Efendi)
**
Ya‘kûb-ı hazîn Yûsufı da üste virürse
Gamhânemi ben külbe-i ahzâna degişmem
Âgâh (Semerkândî-i Âmidî)
**
Düşmemişem dâr-ı belâda bir meşakkat küncine
Gamdan özge kimse gelemez külbe-i ahzânuma
Edirneli Nazmî
**
Şöyle olduk ki gam u gussadan özge hergiz
Kimsemüz yok ki gele külbe-i ahzânımuza
Edirneli Nazmî
**
Emr kıldı üstüme gam leşkeri sultân-ı ‛aşk
Turfetü’l-‛ayn içre dil şehrini vîrân etdiler
Özleri .. ol vîrâne-i mezkûrda
Yapdılar gam-hâne … beytü’l-ahzân etdiler
Nâcî
**
Fürûd âyed şebî în-külbe-i gam ber-serem z’ân-sân
Ki tûfân mî-kuned der-girye-i çeşm-i eşk-bâr-ı men
Câmî
**
Geldügince külbe-i ahzânuma mihmân-ı gam
Çekdügi hûn-ı cigerdür âb-ı çeúmüm mâ-hazar
Sâfi
**
Gecelerin birinde, solgun alevin
Güne yenilmeye başladığı zaman
Üstüne başımın düştüğü kitaptan
Eser Mevlâna’nın üflediği rüzgâr…
İşte, gam türküsü söyleyen kamışlar
Rüzgârından gördüğüm ova boyunca.
Bu bir düştür belki, insan uyanınca,
Gözlerinde kalır serabı bir ömür,
Her şey bu ışıltı ardından görünür
O insana; sevmek, yaşamak ve ölüm.
Ahmet Muhip Dıranas
**
Nevbahâr-ı gamına bülbülüz ol gonce-femün
Ararız hande-i dîrineyi giryân olarak
(O gonca ağızlının gam bahârına bülbülüz; eski gülüşü ağlayarak ararız.)
Nedîm
**
biliyordum; âteşîn bir suya daldırıp mumdan kürekleri
eridik tel tel hüzne ve gama
kavuşturur gibi tavrımızı mürted
bir kalemle açtık ve tükettik o yolu
küle verdik ne varsa söze dâir
biz de kendimizce galibdik ammâ
yalandı yangınımız.
İdris Mahfi Eğilmez
**
İnlerem tanbûr-veş bagrum delindi ney gibi
Bezm-i gamda mesken oldı kûşe-i hicran bana.
Muhibbî
(Kanuni Sultan Süleyman)
**
Her derdin olur çâresi her inleyen ölmez
Her mihnete bir âhir olur her gama pâyân
Ziyâ Paşa
**
Üzüntüyü eğer iyi tanırsan, mutluluğun var oluşunun sırrıdır.
Gam olmazsa, dünyada mutluluk olmaz.
Gam, bu alın yazısıyla her zaman yoldaştır.
Boş yere üzülmek, boşunadır.
Dünya, bir aynadır.
Onda ne görmek istiyorsun?
Bu aynadaki iyilik de kötülük de bizdendir.
Sen hangisini istersen, onu seçebilirsin.
Ferîdûn-i Muşîrî
**
Nasihati kunemet; yâd gîr u der amel âr
Ki in hadîs zi pîr-i tarîkatem yâd est
Gam-i cihân mehor u pend-i men meber ez yâd
Ki in latîfe-i aşkem zi rehrovî yâd est
Rızâ be dâde bedih vez cebin girih bugşây
Ki ber men u tu der-i ihtiyâr negşâdest
Mecû durustî-i ahd ez cihân-i sustnihâd
Ki in acûz arûs-i hezâr dâmâdest
Nişân-i ahd u vefa nîst der tebessum-i gul
Benâl bulbul-i bîdil ki cây-i feıyâd est
Hased çi mîberî ey sustnazm ber Hâfiz?
Kabûl-i hâtir u lutf-i suhen hodâdâdest
Bir öğüdüm var; dinle ve uygula.
Bu söz tarikat pirinden aklımda kalmış.
Dünya gamı çekme ve öğüdümü aklından çıkarma.
Şu aşk latîfesini de bir yoldaşımdan duydum.
Sana verilene razı ol ve alnındaki hoşnutsuzluk ifadesini sil.
Çünkü seçenek kapısı ne senin ne benim yüzüme açılmıştır.
Karaktersiz dünyadan ahde vefa arama.
Çünkü bu kocakarı bin damada gelin olmuştur.
Gülün tebessümünde ahit ve vefa işareti yok.
Aşık bülbül, inlemeye bak sen.
Çünkü feryadın tam zamanı şimdi.
Ey şair bozuntusu! Niye kıskanırsın Hafiz’ı!
Şiir gücü ve söz güzelliği Allah vergisidir çünkü.
Hâfız-ı Şirâzi
**
Yek kıssa bîş nîst gam-i aşk vin aceb
Kes her zebân ki mîşinevem nâmukarrer est
Aşk gamı dediğin, olsa olsa, bir hikayedir; ama
şuna şaşıyorum: Kimin ağzından dinlesem, hiç
tekrar edilmemiş gibi geliyor bana.
Hâfız-ı Şirâzi
**
Ne yapsam bu dil-i mahzûnu mesrur eylemem şahım
Gam âteş gam-güsar âteş temenna-yı mesar âteş
Ümid-i afiyet besler mi Es’ad yârdan hâşâ
Saçar oldukça gözden ol nigâr-ı gül-i zâr âteş
Erbîlî Şeyh Mehmed Es’ad Efendi
**
Sen gülce bilirsin, ne diyor dinle şu güller!
Kulkul dediler hep şu kadehlerdeki müller:
Gül, mül sana soy sop gibi dert anlatır ammâ
Bir bilmediğin dil konuşur gamlı gönüller!
Râbia Hâtun
**
-Genç adam… Ne için gamlısın sen yine?
Elemli gölgeler sinmiş hep çehrene…
Bir uzak hayali yaşıyor gibisin,
Hasta bir hicranla titriyor bak sesin.
Peyami Safa
**
Aldandıysak da şair sözüne aldandık, ne gam
Murat Özel
**
Gözlerine ne oldu ki, “dur ağlama” desen coşar ırmak olur;
Ya kalbine ne dersin, “yetiş huzur” dedikçe artar acısı gamı..
İmam Bûsîrî (Kaab bin Zubeyr)
**
Gel de bir gece yuvamı aydınlat
Uzaklık ve hicran derdine bırakma beni
Senin iki kaşına yemin ederim ki
Senden uzak kaldığım sürece, gamla beraberim.
…
Gamın, gamımdır ve gönlümü avutan gamdır.
Gamın hem munisimdir, hem de arkadaşımdır.
Gamın beni yalnız bırakmıyor ki ben yalnız oturayım
Bravo gama, aferin gama
…
Bütün âlemin gamını bana yükledin
Meğer ben sarhoş kervanın en kuvvetlisi miyim?
Yular taktın boynuma, ehil olmayana verdin
Her zaman yükümü bir daha arttırdım.
…
Bir an mutlu olamayan bir kalbim var
Hiç azalmayan bir gamım var
Benim dünya güzellerinden bir alın yazım var
Vefasız yârim dost olmuyor.
…
Gönlüm senin derdinden daima gamdadır
Yastığım kerpiç yatağım ise yerdir
Suçum budur ki seni seviyorum
Seni seven herkesin hali böyle değil mi?
…
Gam ağacı canımda kök salmıştır
Allah’ın dergâhında daima inlerim
Azizler birbirinizin kıymetini bilin
Ecel taşa ve insan cama benzer
…
Ne mutlu gamdan hisse almış yüreğe
Vay olsun, gamdan habersiz olan yüreğe
Sevgi piyasasında o insanın geçer parası
Vardır içi daha yanık olsun
…
Gönül senin gamının denizinde yüzmektedir
Benim için hicranımın alameti ciğerimdedir
Gözümdeki kanlı gözyaşı damlarlı
Sanki göz bahçesinin laleleridir
Baba Tâhir Uryân
**
Borç götümden akıyor, lutf u kerem ağzımdan,
Menba u munsabını anlamayan bir lâğımım!
Bir elim ağzımı tutsa, bir elim de kıçımı
Birleşirdi o zaman belki sürurumla gamım!
Beyoğlu, 1931
Neyzen Tevfik
**
Öksüz bir kuğu gam çekiyor ruhumda
Ve orda, kan damlıyor gözlerimde taze ölüler üstüne.
Adom Yarcanyan
**
Şimdü Mecnûn’dan gam-ı ışk içre sanman kem beni
Yâr hod kılmaz harîm-i vaslına mahrem beni
Fuzûlî
**
Bir tebessüm ki altında hazin bir kalp yatar
Bir gam uğrar ki ona, göremez kimse
İmam-ı Şafiî
**
Ah benim kalbim,sessiz ol -sen de…
Bırak gamı -uyu şimdi sükut içinde
Muhammed İkbal
**
Sen kalbimdeki düş, cesedimdeki ruh
Virane etti gönlümün mülkünü, gam ordusundan bir güruh
Ehmedê Xanî
**
Vadîleri rîk ü şîşe-i gam
Kumlar sağışınca hüzn ü matem
(Vadileri kumluk ve gam şişelerinin kırıklarıydı; kumlar sayısınca da hüzün ve matem vardı.)
Şeyh Gâlib
**
Nice sözün var ise sen sana aç,
Hak ile ol sen kendi gamından geç.
Yunus Emre
**
Çâre ne böyle kafes-bend-i gam oldum kaldım
Tutalım tab’ım imiş bülbül-i gûyâ-yı sühan
Sünbülzâde Vehbi Efendi
**
Âşıkta keder neyler gam halk‐ı cihânındır
Koyma kadehi elden söz Pir‐i Mugân’ındır
Şeyh Gâlib
**
Bezm-i gamında cân ü dil yandı yakıldı sâkıyâ
Depret elün sür ayagı meclisde yârân teşnedür
Bâkî
**
Hân-ı semahatından zerre ata göreydim
Bir nim nigâh tebessüm yâ merhaba göreydim
Sâye-i lütfunuzda bir an sefâ göreydim
Ömrüm içinde senden ger bir vefâ göreydim
Razı idim gamınla ömrüm tebâh olaydı
Osman Nevres
**
Sevdiklerim göçüp gidiyorlar birer birer,
Ay geçmiyor ki almıyayım gamlı bir haber.
Kalbim zaman zaman bu haberlerle burkulu;
Zihnim düşünceden dağınık, gözlerim dolu.
Kaybetti asrımızda ölüm eski hüznünü.
Lakayd olan mühimsemiyor gamlı bir günü.
Yahya Kemal Beyatlı
**
Bir sakf-ı gam görünmededir âsümân bana
Beytü’l-hazen meâli demektir cihân bana
Gönlüm gibi fezâda iyan imtihân bana
Artık yetiş ki neşve-resânım! Garîbsedim
Tâhirü’l-Mevlevî
**
Fevkımda duran çarh-ı müzeyyenden usandım
Tahtımda olan hâk-i mülevvenden usandım
Dünyâ denilen gamlı nişîmenden usandım
Beytü’l-hazen adım, o meskenden usandım
Tâhirü’l-Mevlevî
**
Allâh’ı seversen beni söyletme gamım var
Sultân Veled
**
Böyle eyyâm-ı gamın böyle olur nev-rûzu
Hâletî
**
Çeker sonunda gam elbette neş’e-yâb-ı ferih
Râşid
**
Gam çekme sakın rızk için er-rızku alallâh
Nazmî
**
Gam zamânında görünmez hîç yârân-ı safâ
Edîbî
**
Gamdan ölmem korkarım gayret helâk eyler beni
Hvâce Neş’et
**
Mey içmek mûris-i gamdır safâ-yı hâtır olmazsa
Belîğ-i Burûsevî
**
İşim mâh-ı îd gibi gönülden def‘-i gam etmektir.
Şehr-i Muharrem gibi halkın derdini tâzelemem.
(İşim, bayram ayı gibi gönülden gamı def etmektir.
Muharrem ayı gibi halkın derdini tazelemem.)
Hâfız-ı Şîrâzî
**
Vadîleri rîk ü şîşe-i gam
Kumlar sağışınca hüzn ü matem
(Vadileri kumluk ve gam şişelerinin kırıklarıydı; kumlar sayısınca da hüzün ve matem vardı.)
Şeyh Gâlib
**
Geçen gençlik günlerine yanmıyan
Yok gibidir, bense bakar geçerim.
Yoku vara, varı hiçe gömerek
Her solukta bir gam yakar geçerim.
Neyzen Tevfik
**
Şen şatır gönlüne hicran dolmasın,
Gençliğin gülşeni gamla solmasın.
Neyzen gibi aklın yarda olmasın,
Özründen çok büyük kabahat etme.
Neyzen Tevfik
**
Güzeşten-i Aşk ez harâbe-i gam
(Aşk’ın Gam Harabesinden Geçmesi.)
Vaktâ ki cenâb-ı Aşk bî-bâk
Gam deştine düştü ârzû-nâk
(Aşk, korkusuzca ve istekle Gam çölüne düşünce,)
Ol tiyg ile Aşk-ı bark-cevlân
Gam deştini etdi rîk-i meydân
(Şimşek gibi koşup giden Aşk, o kılıçla Gam çölünü, meydan kumuna döndürdü.)
…
Az vaktde geçdi gam harâbın
Hem sihrini gördü hem serâbın
(Az bir vakitte Gam harâbesini geçti; onun hem büyüsünü, hem serâbını gördü.)
Şeyh Gâlib
**
Duymaz oldum bu tarab-gâh-ı emelde bir ses
Kırılan saz-ı dilin son negamından başka
Leylâ Hanım
**
Bu gün o çehrede boş bir nazarla dinlendim:
Didişmeden geliyordum gam-ı hayâtımla;
Dedim ki sonra: Şu müz’iç te’essürâtımla
Önünde ağlayıversem… Ve olmasam nâdim!
Tevfik Fikret
**
Keder Denizi
Yürekler vardır ki Devran elinden,
Onlara gam sunulduğunda,
İri güller gibi kan ağlayıp
Sessiz, dünyayı seyrederler…
Yürekler vardır ki onlar,
Kırgınlık ve yalnızlığı tadınca;
Sokak gösterilerinde yakılan,
Taşıt lastikleri gibi,
Alevli ve gösterişli yanarlar…
Yürekler vardır, gam denizi derinlerinde
Mürekkep balıklarıdır ki,
Onlara sitem eriştiğinde,
Deniz içine ağlarlar…
Laciverd ve dilsiz.
Hüsrev Hatemi
**
Nerde o çılgın neş’en
O yaprakların çiçeklerin meyven
Hepsini götürdü mü sonbahar
Harp görmüş bir şehir gibi gamlı
Dokunaklı halin var
Erik ağacı
Zihni Hazinedaroğlu
**
Kavalım
Haykır
Dünya süt çağındaki çocuk
Girdi beşiğine
Haykır kavalım
Ve ona ninniler söyle
Son ver gamlarına kederlerine
Celadet Elî Bedirxan
**
Cem’iyyet-i hâtır mı kalır âşık olunca
İllâ gam-ı gîsû-yı perişân ne belâdır
Şeyhülislam Yahyâ
**
Hârab olmağa yüz dutmuşdur ol ma’mur olan gönlüm
Gamınla mübtelâdur şimdi ol mesrûr olan gönlüm
Üsküplü İshâk Çelebi
**
Sine-i pûr dağ ile âşık fenâdan aldı zevk
Şâm-ı gamda şamlar yakıp arar eksikliği
(Bir gam akşamında mumlar yakıp sevgiliyi arar. Belki sevgiliyi değil de sevgilinin bıraktığı boşluğu, yokluğu arar.)
Hayâlî
**
Gele ey gam bu gece sohbet-i hâs eyleyelim
Bir sen ol bir de hemân dide-i giryân olsun
Üsküplü İshâk Çelebi
**
Kûh-ı gamda mîve-i vaslın umarsın ey gönül
Sende ol devlet mi var k’ola sana dağ üstü bağ
Ahmet Paşa
**
Övgülerimle en çok şiir kuşatır seni
Dizeler arasında bir gider, bir gelirim,
Anlatabilmek için eşsiz güzelliğini,
Bizi gizemli kılan sadece odur derim.
Can dostum Hiç’i unut, Hep’İn saatini kur,
Gamın kederin değil, sevincin izini sür!
Ahmet Necdet
**
Ney-i bezm-i gamem ey mâh ne bulsan yele ver
Oda yanmış kuru cismimde hevâdan gayrı
(Gam meclisinin neyiyim, ey ah, ne bulursan yele ver
Ateşte yanmış kuru bedenimde aşktan başka.)
Fuzûlî
**
Bülbül-i gülşen-i aşkım ki gamiyle o gülün
Ne kafes ne heves-i lâne gelür hâtırıma
Enderunlu Vasıf
**
Kimi tiğinden kimi hançerinden ağladı
Ben biraz ol gamze-i fettanı andım ağladım
Dam-ı gamdan olduğumdan giryemi sanman ki yar
Gayrılarla ettiği seyranı andım ağladım
Arz-ı mihrinden rakibin hande el verdi bana
Dildeki suz-ı gam-ı pinhanı andım ağladım
Bağdatlı Ruhî
**
Yûnus ölürse ne gam ‘ışk içinde kardaşlar
‘Işk yolına uyagan ma’şûk burcında togar
Yunus Emre
**
Perişan halin oldum sormadın hal-i perişanım
Gamından derde düştüm kılmadın tedbir-i dermanım
Fuzûlî
**
Yeni doğanın kulağına fısıldayacak neyimiz var
vakitsiz gidenin ardından dökecek neyimiz var
Hepimizin yerine balkondan düşeni hatırla
şiir bazen öyle de çarpabilir hayata
Ne gam gazel olmuş olmamış, şikayet sayılsın da!
Haydar Ergülen
**
Gamım pinhan tutardım ben, dediler yâre kıl rûşen
Desem ol bi-vefâ bilmem, inanır mı inanmaz mı?
Fuzûlî
**
Bâğ-ı dehrin hem hazânın hem bahârın görmüşüz
Biz neşâtın da gamın da rûzgârın görmüşüz
Nâbi
**
Ey unutuş! kapat artık pencereni,
Çoktan derinliğine çekmiş deniz beni;
Çıkmaz artık sular altından o dünya.
Bir duman yükselir gibidir kederden
Macerası çoktan bitmiş o şeylerden.
Amansız gecenle yayıl dört yanıma
Ey unutuş! kurtar bu gamlardan beni.
Ahmet Muhip Dıranas
**
Derde gama yatkın yüreğime acı;
Bu tutsak cana, garip gönlüme acı;
Bağışla meyhaneye giden ayağımı,
Kızıl kadehi tutan elime acı.
Ömer Hayyam
**
Duy feryad etmede her an bu ney,
Anlatır hep ayrılıklardan bu ney.
Der ki feryadım kamışlıktan gelir,
Duysa her kim, gözlerinden kan gelir.
Ayrılıktan parçalanmış bir yürek
İsterim ben, derdimi dökmem gerek.
Kim ki aslından ayırmış canını,
Öyle bekler, öyle vuslat anını.
Ağladım her yerde hep ah eyledim,
Gördüğüm her kul için dostum dedim.
Herkesin zannında dost oldum ama,
Kimse talip olmadı esrarıma.
Hiç değil feryadıma sırrım uzak,
Nerde bir göz, nerde bir candan kulak?
Aynadır ten can için, can ten için,
Lakin olmaz can gözü her kimsenin.
Ney sesi tekmil hava oldu ateş,
Hem yok olsun, kimde yoksa bu ateş!
Aşk ateş olmuş dökülmüştür ney’e,
Cezbesi aşkın karışmıştır mey’e.
Yardan ayrı dostu ney dost kıldı hem,
Perdesinden perdemiz yırtıldı hem.
Kanlı yoldan ney sunar hep arz-ı hal,
Hem verir Mecnunun aşkından misal.
Ney zehir, hem panzehir, ah nerde var,
Böyle bir dost, böyle bir özlemli yar?
Sırrı bu aklın bilinmez akl-ile,
Tek kulaktır müşteri, ancak dile.
Gam dolu günler zaman hep aynı hal,
Gün tamam oldu, yalan, yanlış, hayal.
Gün geçer yok korkumuz, her şey masal,
Ey temizlik örneği sen gitme, kal!
Kandı her şey, tek balık kanmaz sudan,
Gün uzar, rızkın eğer bulmazsa can.
Olgunun halinden ah, anlar mı ham?
Söz uzar, kesmek gerektir vesselam.
https://www.blogger.com/video.g?token=AD6v5dxSpmi_Az1cReJO8eD3FdezWTGwOUHuGbflcvGTpA1eOGtLXAkBgwZJVZDJuPiIrhH-KT498OFISZoAuPfAKQ
Tasavvuf nedir? diye bir büyüğe sordular. “Sıkıntı, gam ve keder zamanında gönlün ferah, huzûr içinde olmasıdır.” cevâbını verdi.
**
Ey Hakk yolcusu, gamın, kederin varsa sevin, neşelen; çünkü gam buluşma tuzağıdır. İnsan gamlı olduğu zaman Hakk’a sığınır, Hakk’ı hatırlar. Sonra bu yolda alçak gönüllü olmak, alçaklarda dolaşmak, hor görülmek, mânen yükselmektir.
**
Allâh’ım sen, ‘Kaybettiğiniz şeylere hayıflanmayın!’ diye buyuran padişahsın, dilediğin şey nasıl olur da olmaz?”
Gölgeni başımdan eksik etme; kararım kalmadı, kararım kalmadı, kararsızım.
Ey servinin ve yaseminin kıskandığı güzel, senin gamından uyku gözlerimden bıktı, bizar oldu.
Layık değilim ama, ne olur bir an olsun bu dertlere düşmüş, gamlara dalmış bulunan değersiz kulunun hatırını sor!
**
Zahid, işin sonu nereye varacak, onu düşünür. Sorgu, hesap günü ne olacak diye gama düşer.
Ariflerin ise başlangıçtan, ezelden haberleri vardır. Sonu düşünüp, gam ve kedere kapılmaktan kendilerini kurtarmışlardır.
**
Fakat şunu iyi bil ki, başa gelen bu bela, bu ceza bir karşılık olarak gelmektedir. Bunlar asılsız değildir. Allâh hiç bir suçsuz kulunu incitmez.
Her belanın ve cezanın bir sebebi, bir aslı vardır, işte o sebep, o asıl belayı çekip getirmektedir. Fakat başa gelen bela, aslına benzememektedir ama ondandır.
Şu hâlde ey gafil, başına gelen bela, işlediğin bir günahın neticesidir. Sana vurulan bir tokat, bir şehvet yüzündendir.
İbret almaz, ders almaz, o günahı anlamazsan bilmezsen bile, hiç olmazsa vakit geçirmeden ağlayıp sızlanmaya başla, af dile…
Yüzlerce defa secde et de: “Ey Allâh’ ım!” de, “Bu gam, ancak işlediğim günahın karşılığıdır.
Allâh’ım sen noksan sıfatlardan münezzehsin! Zulümden, sitemden berisin, temizsin; hiç suçsuz bir kişiye dert verir misin? Gam verir misin?
Ben ne suç işledim, kati olarak bilmiyorum ama, başıma gelen derdin sebebinin bir günah olduğunu biliyorum.
Allâh’ım, sebebi nasıl örttü isen, lütfet, o suçu da ört, gizle.
**
Üstü yapraklarla, kurumuş dallarla örtülü, yeni kökü bitirsin, çıkarsın diye gam çürümüş, porsumuş olan eski kökü söker atar.
Gam gönlünden neyi döker, neyi sökerse, karşılık olarak gerçekten de daha iyisini getirir
Hele gamın, gerçek inanç ehlinin kulu, kölesi olduğunu idrak eden kişiye, gam daha fazla lütuflarda, ihsanlarda bulunur.
**
Aklın olmayınca, gaflet ve unutuş senin amirin olur; sana düşmanlık eder, tedbirini, yaptığın işleri bozar!
Zavallı pervane, aklının azlığından ötürü, ateşin hararetini de, yakışını da, sesini de yâdedemez!
Fakat, ateş kanadını yakınca tövbe eder; eder ama, hırs ve unutkanlık onu yine ateşe atar!
Bir şeyi kavramak, anlamak, öğrenmek, hatırlamak aklın işidir! Akıl, bunların derecelerini yükseltir!
Pişman oluş, azabın, zahmetin sonucudur; yoksa parlak bir aklın yüzünden değildir!
Zahmet, azap, mihnet, hastalık ve saire geçince, pişmanlık da yok olur gider! Bu sebeple o tövbe, o pişmanlık, bir avuç toprağa bile değmez!
O pişmanlık, gam ve keder karanlığı içinde yükünü bağlar gider; gam ve keder gidince, tövbe ve pişmanlık da unutulur! Gündüz gelince kimse geceden bahsetmez!
O gam karanlığı gidip de hoşluk, rahatlık gelince, ahmağın gönlünden, o derdin doğurduğu pişmanlık da geçer gider!
**
Her an yeni bir baht, yâni yeni bir tecellî kulağıma diyor ki: “Eğer seni gamlandırırsam bile, sen gamlanma.
Ben seni kötü gözlerden, kötülerin nazarından gizlemek için gamlandırırım, ağlatırım.
Kötülerin gözünü senin yüzünden çevirmek için, gam ve kederle, senin huyunu acı ve sert bir hale getiririm.
**
Gam fikri neşenin yolunu keserse, sakın üzülme. Çünkü gönüle gelen gam, sana başka neşeler hazırlamaktadır.
**
Gam, yeni bir neşe, yeni bir sevinç gelsin diye, gönül evini sıkıca süpürür.
**
Şunu iyi biliniz ki, ilâhî kudret karşısında bütün mahlûkât. iğne önündeki gergef gibi âcizdir.
İlâhî kudret gergefe, bazen şeytan resmi işler, bazen insan, bazen sevinç, bazen de gam nakşeder.
**
Kederlendinse, kalbinde gam hissettinse, tevbe istiğfar et, Allah’tan bağışlanmanı dile, çünkü gam, Allah’ın izni ile gelir, yaptığı işi Allah’ın emri ile yapar.
Allah dilerse, gamın tâ kendisi neşe olur. Ayak bağının tâ kendisi de âzadlık kesilir, hürlüğe sebep olur.
**
Sana, gam elçisi gelince, onu tanıdık aziz bir dost gibi kucakla, bağrına bas. Şunu iyi bil ki, dünyada gamdan daha mübârek, daha kutlu bir şey olamaz. Onun karşılığı sonsuzdur.
**
Bir kağıda gamlı bir adam resmi yapsan, o resim gamdan da seviçten de habersizdir.
Resim görünüşte gamlıdır, ama resmin gamdan haberi bile yoktur. Resmi gülen bir adamın da, güldüğünden haberi yoktur.
Bu dünyada, gönlümüze gelen gamlar, neşeler gelip geçici hallerdir. Bu dünya gamları, neşeleri öteki âlemdeki gamlara, neşelere göre birer nakıştan, resimden başka bir şey değildir.
Resmin gamlı yapılması da yine bizim içindir. O resim yüzünden biz, doğru yolu hatırlarız.
Resmin yüzündeki tebessüm de senin içindir. Bu resime bakarak, manayı düzeltmek, gerçeği bulmak mümkündür.
**
Gam seni yakalarsa, çevik isen, derhal sıçrar, ümitsizlik deminden kurtulursun.
**
“Gam yemekle, can çekiştirmek demektir bu hayat. Neşelenmek, zevk ümit etmek dahi beyhudedir. Nevbeti ömrü savan eslafa gıpta eylerim, Doğmayanlarsa, doğanlardan daha asudedir.”
**
Hakk yolunda yürüyenler için, cehennemi düşünerek, ilahî azaptan korkarak ağlamak, cenneti düşünüp neşelenmekten, zevk almaktan daha değerlidir.
Ey temiz kişi! Gülüşler, ağlayışların arkasına gizlenmiştir. Görmez misin? Defineyi viranelerde, harabelerde ararlar.
Zevk, gamların, elemlerin içindedir. Gamların izini kaybedenler, abı hayatı karanlıklar âlemine götürmüşlerdir.
Mevlâna Celâleddîn
Mesnevî
…
Çâkeri miydim ki ben gamın?
Çökerdi yüreğime dembedem,
Fakir bir de gam yükünü,
Bir de elemin yükünü,
Çekerdim.
Divâne miydim ki devâsâ dertler,
Yetmezmiş gibi yüreğime,
Başka yüreklerin dertlerini düşünür,
Deşerdim.
Serveri miydim ki servistânın?
…
Yetmez mi, “ Hüzünler Perisi” yetmez mi?
Sana bir “ İnşirah Sûresi” neşesi
Bana bir “Yâsin” sessizliği.
Hüsrev Hatemi
**
Mademki yoksun
mademki insan
gamdan kale
ölürüm zannediyorum ölmüyorum.
Onur Şahin
**
Ah gül ağacı dedim
Bir gamlı hazan içinde
Bin hüzünle
Bir içli bir gül oldum
döküldüm kendi dibime
Ali Asker Barut
**
Gam çöktüğünde, okuyacağı bir şiiri olmalı insanın.
Celalettin Güneş
**
Âkil bu cihânda ne şâd olur ne gam çeker
Câhil hemîşe şâd olayım der elem çeker
Lâedrî
**
Medeniyetin birinci vazifesi çocuğun dudağına tebessüm kondurmaktır; gam düşürmek değil!
Refik Halid Karay
**
Bir çift gam çiçeğidir sanki gözlerin;
Öyle içli, öyle yumuşak, öyle derin.
Nilgün Marmara
**
Tutuşdu gam oduna şad gördügün gönlüm
Mukayyed oldu ol azad gördügün gönlüm
(Ferah, sevinçli gördüğün gönlüm gam ateşi ile yandı.
O her şeyden, her bağdan kurtulmuş olan gönlüm gam ateşine bağlandı.)
Fuzûlî
**
Cihân efsânedir aldanma Bâkî
Gam u şâdî hayâl ü hâba benzer
Bâkî
**
Def-i gamda olmazız muhtâç câma Cem gibi,
Âşıkız biz âşıka eğlence olmaz gam gibi.
Şeyhülİslam Yahya
**
Ey gam öldürme beni bu hicran gecesinde
Zira bir güneş yüzlü handandan ayrı düştüm.
Yavuz Sultan
**
Kimesne ermedi şâdiye bi-vesile-i gam
Müyesser olmadı Şirin visâli bi-Şâpur
(Kimse kederlenmeden mutluluğa ermedi,
Şapur olmadan Şirin’e vuslat nasip olmadı.)
Hayâli
**
Gerdun sitem-i baht-ı siyah etmeye değmez
Billahi bu gamhane bir ah etmeye değmez
(Dünya kara bahttan yakınmaya değmez,
İnan ki bu gam evi, bir ah etmeye değmez.)
Keçecizade İzzet Molla
**
Arzi hal etmez dil-i gam didemiz dildare de
Etmesin muhtac rabbim yare de ağyare de
Süleyman Nazif
**
Ne gam u gussa ne renc ü elem ü bîm ü ümid
Olsa şâyeste cihan cân ile cûyâ-yı adem
(Ne gam, ne keder, ne sıkıntı, ne ümit, ne elem, ne korku olmasa, dünya yokluğun tam aradığı yer olur.)
Akif Paşa
**
Safâ gitdi gönül âyînesinde jeng-i gam kaldı
Gül-i şâdî açıldı sînede hâr-ı elem kaldı
Abdurrahim Rahîmî Efendi
**
Hayrîyâ âzâde olmaz kayd-ı gamdan âkılân
Bir ferâgat âlemi bulmuş yine dîvâneler
(Ey Hayrî, keder zincirinden kurtulamaz akıllılar,
Bir huzur ve doygunluk dünyası bulmuş yine deliler.)
Harputlu Hayrî
**
Şâd olsun gönlümüz gamdan kurtulsun
Gam yerine zevk u mahabbet dolsun
Senin âşıkların ağlarken gülsün
Girdâb-ı gamdayım yetiş yâ Ali
Lütfundan yolumuz eyle küşâde
Bu kulların gamdan olsun âzâde
Deryâ-yi hayrette gönül üftâde
Girdâb-ı gamdayım yetiş yâ Ali
Hilmi Dedebaba
**
Menzil-i aşka eren sıdk ile ehl-i hâle
Gam u ş”âd”i-i felek olsa da bir olmasa da
Hilmi Dedebaba
**
Nakd-i ömri gama virdim sana cân borcum var
Benden ey merg alacagun senün ikrarumdur
(Ey ölüm! Sana can borcum var. Ben ömür nakdimi sevgilinin gamına verdim. Sana sözümden başka verecek bir şeyim kalmadı.)
Emrî
**
Dilâ gam çekme çâh-ı gabgab-ı cânânda kalmazsın
Virüp la‘line cân borcın çıkar zindânda kalmazsın
Nev’î-zâde Atâyî
**
Nerde bir gam yârsuz kalsa benümle yâr olur
Bir belâ kim sâhibin bulmaz baña gam-hâr olur
İstesem bir çâre, biñ nâ-çârlık yüz gösterür
Vüs’at istersem geñiş dünyâ başuma dar olur
Nev’î
**
Tîr-i gamla sînede kim yâre açıldı
Saklayamadı zahmını dil yâre açıldı
(Sevgilinin gönle gönderdiği bu gam okları sinede yaralar açar. Âşık bu yaralardan sızan sırları sevgiliden saklayamaz.)
Şeyhülislam Yahya
**
Baġlanma iy göñül ġama aldanma şâdîye
Bildük bunı ki lâzım imiş çarha inkılâb
(Ey gönül, gama bağlanma, sevinçli hallere de aldanma! (Zîra) feleğe değişiklik lazım olduğunu bildik.)
**
Ehlen ve sehlen ey gam-ı kalb-i perişân merhabâ
(Hoş geldin ey perişan kalbimin hüznü, hoş geldin.)
Nev’î
**
Gam zamanında görünmez hiç yârân-ı safâ
(Kötü günde görünmez hiç, iyi gün dostları.)
Bursalı Edibî
**
Verdik dil ü cân ile rızâ hükm-i kazâya
Gam çekmeziz uğrarsak eğer derd ü belâya
(Can u gönülden razı olduk kaderin hükmüne,
Üzülmeyiz, düşersek eğer belaya, derde.)
Rûhî-i Bağdâdî
**
Kufl-ı gam olmaz küşâde diye etme fikir geç
(Gam kilidi açılmaz diye düşünme, geç.)
Hüsâmî
**
Herkes cihânda kudreti miktârı gam çeker
Ey dert-mend-i gam-zede şükreyle hâline
(Herkes dünyada gücünce acı çeker,
Ey acı çeken dertli, şükreyle hâline.)
Yenişehirli Belîğ
**
Bezm-i nûş-â-nûşta gam bir taraf mey bir taraf
Sâkîyâ gam kande âlem bir taraf mey bir taraf
(Döne döne içilen mecliste gam bir taraf, şarap bir taraf,
Ey saki, gam şöyle dursun; dünya bir taraf, şarap bir taraf.)
Ziyâ Paşa
**
Çekme gam dest-gîrdir Allah
(Üzülme, elinden tutacaktır Allah.)
Şeyh Gâlib
***
Peyâm-ı yâr elbet tâzeler derd ü gam-ı hicri
(Sevgilinin haberi, elbet yeniler ayrılık acı ve derdini.)
Ahmed Cevdet Paşa
**
Serdâr-ı dehr olursa da baş eğme câhile
Ey milk-i gamda bî-ser ü sâmân başım
(Dünyaya sultan da olsa baş eğme bilgisize,
Ey gam mülkünde perişan ve yoksul başım.)
Hayretî
**
Tabîbin aczini gördüm ilâc-ı derd-i sevdâdan
Belâ-yı aşka düştüm renciş-i gamdan devâ buldum
(Hekimin aczini gördüm sevda derdinin ilacında,
Aşk belâsına düştüm, gam eziyetinden kurtuldum.)
Hersekli Ârif Hikmet
**
Gamın fâş eyleme a’dâyı dil-şâd olmasın dersen
(Üzüntünü belli etme, düşman sevinmesin dersen.)
Üsküdarlı Süleymân Bey
**
Neşve tahsîl ettiğin sâgar da senden gamlıdır
Bir dokun bin âh dinle kâse-i fagfûrdan
(Neşe aldığın kadeh de senden gamlıdır,
Bir dokun, bin ah dinle porselen kadehten.)
Âlî (Ali Efendi)
**
Gam çekme câm-ı mergi yeksân sunar zamâne
Ol zehri Cem de içmiş gerdûn-ı dûn elinden
(Üzülme, ecel şerbetini eşit sunar zaman,
O zehri Cem de içmiş alçak felek elinden.)
Keçecizâde İzzet Mollâ
**
Çalış gam-gînleri şâd etmeye şâd olmak istersen
Sevindir kalb-i nâsı gamdan âzâd olmak istersen
(Çalış gamlıları mutlu etmeye, mutlu olmak istersen,
Sevindir insanları, gamdan kurtulmak istersen.)
Es’ad Muhlis Paşa
**
Ahmed’in aybı güzeller sevmek ise gam değil
Yârsız kalmış cihânda aybsız yâr isteyen
(Ahmed’in kusuru güzeller sevmekse gam değil,
Dostsuz kalmış dünyada kusursuz dost isteyen.)
Ahmed Paşa
**
Âlemde gam kişiye dem-â-dem gelir gider
Âdem mi var ki âlemde hurrem gelir gider
(Dünyada keder kişiye an be an gelir gider,
İnsan mı var ki dünyada sevinçli gelir gider.)
İbn Kemâl
**
Kalenderân-ı hakîkî odur ki fânîde
Ne kayd-ı ser ne gam u derd-i mâ-sivâya düşer
(Gerçek gönül eri odur ki, yalan dünyada
Ne can korkusuna ne dünya dert ve gamına düşer.)
Enderunlu Vâsıf
**
Zemîn handân olur mu girye-perdâz olmadan eflâk
Gam-i âlem kibâr-ı âlemin gamsızlığındandır
(Yer güler mi gözyaşı dökmeden gökler?
Halkın gamı, büyüklerin gamsızlığındandır.)
Yenişehirli Avnî
**
Cefâdan yüz çevirmez derd ü gamdan lezzet almıştır
Benim dîvâne gönlüm çok belâdan erte kalmıştır
(Sıkıntıdan kaçmaz, dert ve gamdan tat almıştır,
Benim deli gönlüm, kaç beladan geriye kalmıştır.)
Zuhûrî
**
Öldüğümden gam yemem sandık-ı sînem korkaram
Hâk içinde çâk olup râz-ı nihânım söylenir
(Öleceğim için üzülmem, göğsüm, korkarım,
Toprakta yarılır, gizli sırlarım ortaya saçılır.)
Nev’î
**
Kande bir gam yârsız kalsa benimle yâr olur
Bir belâ kim sahibin bulmaz bana gam-hâr olur
(Nerde bir gam dostsuz kalsa, benimle dost olur,
Bir bela ki sahibin bulmaz, bana gam kaynağı olur.)
Nev’î (Malkaralı Yahyâ)
**
Güç neşâtın kademin kalbe alıştırmaktır
Yoksa gam her ne zamân isterse hâzır bulunur
(Zor olan sevincin gelişine kalbi alıştırmaktır,
Yoksa gam her ne zaman isterse hazır bulunur.)
Nâbî
**
Devr elinden Bâkiyâ gam çekme âlem böyledir
Gül esîr-i hâr ü has bülbül giriftâr-ı kafes
(İniş-çıkışlardan ey Bâkî, üzülme, dünya böyledir,
Gül çalı çırpı elinde esir, bülbül kafese kapatılmıştır.)
Bâkî
**
Safâ-yı hâtıra yer yok dil-i nâçize gam dolmuş
(Neşeye yer yok, zavallı gönle keder dolmuş.)
Lâ Edrî
**
Ceyş-i gamdan kande etsin ilticâ ehl-i niyâz
Kal’a-i himmette Nâbî burc ü bârû kalmamış
(Gam askerinden nereye sığınsın muhtaçlar,
İyilik kalesinde, Nâbî, ne sur, ne siper kalmış.)
Nâbî
**
Aşka düştün bana derken gam ü mihnet ne imiş
Sen de gör çâşnî-i câm-ı mahabbet ne imiş
(Aşka düştün, bana derken gam ve keder neymiş,
Sen de gör şimdi aşk şarabının tadı neymiş.)
Nâbî
**
Savm-ı hicr ile dönersen ger hilâle, gam yeme
İrişürsin âkıbet ıyd-i visâle, gam yeme
Rûze-i hicrânı hôş tut ıyd-i vasl-i yâr içün
Kıl tahammül ey gönül savm-ı visâle, gam yeme
Nebî
**
Şadi-i mahabbet de bizim gam da bizimdir
Mecruh-ı diliz yare de merhem de bizimdir
Açılmada yok minnetimiz mihr ü nesime
Gülzar-ı gamız gonce de şebnem de bizimdir
Nâ’ilî
**
Mecnûn-ı gam mahabbet-i ‘ışkuñ neden bilür
Bu bir belâ durur, bunı şâhum çeken bilür
İshâk
**
Yazdılarsa cürm-i bisyârum Kirâmen Kâtibîn
Gam degül âh-ı nedâmet ol dahı defterdedür
Beheşti Ramazan
**
Gözüm yaşından özge elde `âlemde nükûdum yok
Ne gam mâl u menâlüm yog ise bârî hasûdum yok
Mostarlı Ziyâ
**
Hicri ara ârâm u karârım yoktur
Vaslıga yiterge ihtiyârım yoktur
Kimge açayın râz ki yok mahrem-i râz
Gam kimge diyin ki gam-güsârım yoktur
(Ömrün en güzel vakitleri geçti,
Çölde esip giden bir yel gibi..
Gam yemedim iki günlük dünya için,
Biri gelmemiş, diğeri geçip gitmiş olan.)
Baba Efdal-i Kaşani
**
Resîd müjde ki eyyâm-i gam nehâhed mând
Çunân nemând çunîn nîz hem nehâhed mând
(Müjde geldi: Gam günleri geçecek. Öyle kalmadı, böyle de sürmeyecek.)
Hâfız-ı Şirâzî
**
Âlemde gam kişiye demâdem gelür gider
Âdem mi var ki âleme hürrem gelür gider
Âdem Dede
**
Tâli[h]i yâr olanın yâr sarar yarasını
Tali[h]i yâr olmayanın gam ……sını
Keçecizâde İzzet Molla
**
Arz-ı hâl etmez dil-i gam-dîdemiz dildâre de
Etmesin muhtâc Rabbim yâre de ağyâre de
Süleyman Nazif
**
Etme gönül tefekkür, gam seni igfâl eder
Men âmene bi’l-kader emine mine’l-keder
Mecnûn ki belâ deştini geşt etti serâser
Gam-hâneme geldi dedi hâlin ne birâder
(Mecnun, Leyla aşkına bela çölünü baştan başa dolaştı. Sonra benim gam evime uğrayıp hayretinden “Bu halin ne birader!” demekten kendini alamadı.)
Âşık Çelebi
**
Beden bîmâr ü cân bî-zâr ü dil gam-hârdır sensiz
(Beden hasta, can bezgin, gönül üzgündür sensiz.)
Hâkim
**
Bir lebi gonca yüzü gülzâr dersen işte sen
Hâr-ı gâmda andelib-i zâr dersen işte ben
(Dudağı gül goncası, yüzü gül bahçesi bir güzel görmek isteyen sana baksın
Bağrına gam dikeni saplanmış, feryad eden bülbül görmek isteyen bana baksın!)
Bâkî
**
Mihnet ü derd ü belâ vü gussa vü endûh u gam
Şeş cihetden cana oldılar havale n ’eyleyem
(Eziyet, dert, belâ, sıkıntı, keder ve gam. Altı yönden canıma saldırdüar, ne yapayım?)
Selîkî
**
Gelıcek gam mülkine cân kar şu çıkar
Nasıl izzet itmesün memleket sultânıdur
(Gönül mülküne gam geleceği zaman, can onu karşılamaya çıkar,
Nasıl kıymet vermesin ki, memleket sultanıdır.)
Bâkî
**
Gezdik bu zîr-i kubbe-i eflâki her taraf
Vîrân-serâ-yı dil gibi gam-hâne görmedik
(Bu gökkubbe altında ki her tarafı gezdik,
Bu virane gönlümüz gibi bir gam evi görmedik.)
Garibi
**
Avniyâ gerçi ölüm dünyede müşkil işdir
Gamze-i dilber ile biz anı âsân ederiz.
(Ey Avnî, dünyada ölüm gerçi müşkil bir iştir;
Sevgilinin bakışı ve biz onu kolay ederiz.)
Avnî
**
Ger günahım Kuh-i Kaf olsa ne gam yâ Celil
Rahmetin bahrine nisbet ennehû şey’un kalîl.
(Günahım kaf dağı kadar olsa ne gam ey Allah’ım! Senin rahmet denizine göre, Kaf Dağı büyüklüğündeki günah küçük bir şeydir.)
Lâedri
**
Temim aşk âteşi yaksa gam ü derde günah olmaz
Mahabbet şehridür bunda vezîr ü pâdişâh olmaz.
(Aşk, tenimi yaksa, gam ve derde günah olmaz.
Bu, muhabbet şehridir; burada vezir ve padişah bulunmaz.)
Hayalî Beg
**
Gelicek gam mülkine cân kar şu çıkar
Nasıl izzet ıtmesün memleket sultânıdur.
(Gam, kendi ülkesi olan gönüle geldiği zaman, can karşı çıkar. Can nasd saygı göstermesin ki, o (gam) , bir memleket sultanıdır.)
Necâtî
**
Mürûr-i vâde-i yâre inanma sen Ahmed
Gama inan inanırsan ki eski yârindir.
(Ey Ahmet! Sevgilinin verdiği söze sakın inanma. İnanırsan gama inan ki, o, senin eski dostundur; vefasızlık etmez.)
Ahmed Paşa
**
Esîr-i fürkatüz itdük visâl-i yâra heves
Garık-i bahr-i gamuz eyledük kenâra heves
(Ayrılığın esiriyiz, sevgiliye kavuşmaya heves ettik,
Gam denizinde boğulduk, sahile heves ettik.)
Kâtib-Zâde Sâkıb
**
Gamzedeyim deva bulmam, garibim bir yuva kurmam.
Kaderimdir hep çektiğim, inlerim hiç reha bulmam.
Elem beni terketmiyor , hiç de fasıla vermiyor.
Nihayetsiz bu takibe doğrusu takat yetmiyor .
Tatyos Efendi
‘Gamzedeyim Deva Bulmam’, Tatyos Efendi bu eserin sözlerini yazdıktan 1 ay sonra vefat eder, dediği gibi yuva kuramadan göçüp gider bu diyardan, ince hastalığa yakalanır, aşık olur ve sonun başlangıcı olan hikayesi böyle başlar. Tatyos Efendi gün geçtikçe içine kapanır, meyhanelerde onun bestesi çalarken o yalnız başına susmayı tercih etmektedir. Dönemin meşhur yazarı aynı zamanda yakın dostu Ahmet Rasim meraklanır, halinin iyi olmadığı haberini alır, yanına gider derdiğini öğrenmeye çalışır. Tatyos Efendi anlatmaz derdini fakat bestesinden bellidir, bir ahuya tutulmuştur. Dili çözülür Tatyos Efendi’nin şöyle der ; ‘Bir dilberin gamına düştüm, gamzesine düştüm ,tek gerçek onun gamzesidir,kan çanağı gibidir,gören gördüm diye ölür,görmeyen pişmanlıktan ölür.’ (Buraya bir not düşmek isterim Tatyos Efendi şarkıda gamzedeyim derken derbeder, sürekli sıkıntı yaşayan anlamında kullanmıştır kelimeyi, bizim aklımıza yanakta oluşan çukur anlamındaki gamze gelsede.)
Ahmet Rasim Efendi bakıyor dostu körkütük aşık;’Gidelim konuşalım, sanatkar adamsın bestelerin dillerde, hele ki bu son şarkının kendisine yazıldığını duysa o da seni sever belki, evlenirsiniz mesut olursunuz.’ diyerek dostunu cesaretlendirmeye çalışır fakat Tatyos Efendi uzaktan sevmenin, platonik aşkın, karşılıksız sevmenin cazibesine kapılmıştır. Tatyos Efendi;’Benim gibi çulsuz, yalnız, unutulmuş bir bestekarı kim sevsin,bugüne kadar kim sevdi.’ diye dertlenirken meyhaneye dönemin külhanbeylerinden Arap Abdullah gelir, rica eder gamzedeyim şarkısını Tatyos Efendinin ağzından duymak ister, okur meyhanedekiler kendilerinden geçer, Ahmet Rasim Efendi ortak dostlarının derdini Arap Abdullah’la paylaşır.
Tatyos Efendi şöyle anlatır durumunu; Kim olduğunu bilmiyorum ama evini biliyorum diyor her gece eve giderken görüyorum onu o da beni görüyor. Bu sözlerden sonra Arap Abdullah şaşkın bir şekilde karşılık veriyor; Orada kimse oturmaz, oranın ışıkları yanmaz, yıllar önce Madam Bella diye birisi orada bir meyhane işletirdi şimdi yok öldü, gitti der. Tatyos Efendi inanmaz söylenenlere; ’Gidelim bakalım ,sizde göreceksiniz orada biri var,her gece beni bekliyor bende ona tutuldum’. Bu sözlerin üzerine gidip bakarlar, Tatyos Efendi bakın orada işte görmüyor musunuz der fakat yanındaki ne Ahmet Rasim Efendi ne de Arap Abdullah kimseyi göremez. Aslında bir hayale aşık olmuştur Tatyos Efendi, konuyla alakalı farklı rivayetlerde vardır, inanılması güç, önümüzdeki günlerde kağıda dökeriz onları da, fakat gerçek olan Tatyos Efendinin yaşadıklarıdır, hissettikleri ve kağıda döktükleridir. Bazı duyguları hissederek yaşarsanız karşınızda ki bir hayal bile olsa, gerçek bile olmasa, siz onu gerçek bir hale getirebilirsiniz ve yüzlerce sene yaşatabilirsiniz. Herkesin hikayesi kendi yüreğinde başlar, kendi yüreğinde biter…
Ahmet Rasim Efendi eseri şöyle özetlemiştir; Gamzedeyim şarkısı Tatyos’un ömrünün hasılasıdır, yani neticesidir.”Koca bir ömürü bir şarkıya sığdırmak …
**
Pâk-i tab’ân eser-i hâdise-i gam tutmaz
Aks-i zişt-i âyinede dâğ-i derûn olmaz hiç
(Üzücü olaylar temiz insanlarda iz bırkamaz,
Aynada yansıyan çirkinliklerde gönül yarası görünmez hiç?)
Recâîzâde Mahmûd Ekrem
**
Belâ tufânına sabr eyleyen mânend-i Nuh âhir
Çıkar deryâ-yı gamdan bir kenâra rûzgâr ile
Belâ tufanına sabreyleyen, Nuh gibi sonunda,
Çıkar gam deryasından esenliğe bir rüzgâr ile.
Lâedrî
**
Gam yemek râhında gönlümce gıdâ-yı rûhtur
Ka’be-i kûyunda cân vermek safâdır sevdiğim
(Gam yemek yolunda, gönlümce ruhun besinidir,
Semtinin Kâbe’sinde can vermek zevktir sevdiğim.)
Usûlî
**
Geh gubâr-ı gam verir gâhi sunar câm-ı safâ
Âdemi geh ağlatır geh güldürür devr-i zamân
(Bazen acı tozu verir, bazen neşe şarabı,
İnsanı bazen ağlatır, bazen güldürür zaman.)
Fâizî
**
Çok görmüşüz zevâlini gaddâr olanların
Hengâm-ı fırsatta dil-âzâr olanların
(Çok görmüşüz yıkılışını zalimlerin,
Fırsat bulduklarında gönül incitenlerin.)
Nâbî
**
Her sîne ki var vüs’una çesbân gamı vardır
(Her kalbin kendine uygun kederi vardır.)
Nâbî
**
Turfa bir kâşâne-i gamdır Ziyâ mülk-i fenâ
Her giren ol hâneye giryân girer giryân çıkar
(Tuhaf bir gam sarayıdır Ziyâ, bu yokluk sarayı,
Her giren o eve ağlayarak girer, ağlayarak çıkar.)
Ziyâ Paşa
**
Ol perî teşrîf için gam-hâneme va’deylese
Yarı yolda tâlihim eyler peşîmân döndürür
(O peri kederli evimi onurlandırma sözü verse,
Talihim, onu yarı yolda pişman eyler, geri çevirir.)
Belîğ
**
Ne gam Arzî âlûde-i gerd-i günâh olsa
Olur rûz-i cezâda lûtfun izhâr etmeye bâis
(Ne gam Arzî günah kirine bulaşmışsa,
Olur ceza gününde, lütuf göstermeye neden.)
Bursalı Arzî
**
Bana gözyaşı vermiş süt yerine tıfl iken dâye
Gam ile gussa hem-zâdım belâ mâder peder firkât
(Bana gözyaşı vermiş süt yerine çocukken sütanne,
Keder ile kaygı kardeşim, bela annem, babam ayrılık.)
Nev’î
**
Derd ü gama hadd yok dil ise teng be-gâyet
Hiç akla sığar kâr değil aşk u mahabbet
(Dert ve keder sınırsız, gönül çok sınırlı,
Hiç akla sığar iş değil bu aşk ve sevgi.)
Şeyh Sinânî
**
Fikr-i emvâl ile bâr-ı gama hammâl oldun
Senin ey hâce cezâ-yı amelindir çekegit
(Mal yığma düşüncesiyle gam yüküne hamal oldun,
Senin, ey hoca, yaptıklarının karşılığıdır, taşıyıp dur.)
Belîğ
**
Abesdir devr-i nâ-sâz-ı felekten bî-huzûr olmak
Gam ü şâdiye bakma zevke bak Muhlis cihândır bu
(Saçmadır feleğin uygunsuz dönüşünden huzursuz olmak,
Üzüntü ve sevince bakma, zevke bak Muhlis, dünyadır bu.)
Es’ad Muhlis Paşa
**
Merhûn-ı gam-i hasret olan hâtır açılmaz
Medyûn olan âdemde şetâret bulunur mu
(Özlem acısına tutsak gönül açılmaz,
Borçlu olan insanda neşe bulunur mu?)
Fâruk
**
Biz ki dilden emel ü râhatı dûr eylemişiz
Çekilip kûşe-i gam-gâha huzûr eylemişiz
(Biz ki gönülden istek ve rahatı uzak eylemişiz,
Çekilip gam köşesine, huzur eylemişiz.)
Halil Fâiz Efendi
**
Sana, gamına ortak bir yar olduğu ümidini verenin sözü yalandır. Sakın bu yalana kanma! O, seni kandırmak için dil dökmededir, sevinç gününde, iyilik ve varlıklı gününde bütün cihan senin dostundur. Fakat, gam gecesinin dostu pek azdır.
**
Gönlüm, gamınla her gün biraz daha sızlıyor, biraz daha inliyor… Sevgilim, merhametsiz kalbim, her gün benden biraz daha bıkıyor… Gamından biz vazgeçtik, ama gamın bizden vazgeçmedi. Gerçekten de, gamın senden daha vefalı imiş.
**
Dervişlikle aşıklık bir arada olursa sultanlıktır. Aşkın gamı, gam değil çok kıymetli bir hazinedir. Fakat bu hazine gizlidir. Ben gönül evini kendi elimle yıktım, viran ettim. Çünkü definenin viranede saklı olduğunu bildim.
**
Vefasız gönül, gamlara batsın, mateme girsin. Kimde vefa yoksa, o kişi dünyada yok olsun. Yaşamasın daha iyi. Gördün ya, beni dünyada gamdan başka kimse hatırlamıyor, bu vefasız dünyada benim en vefalı dostum gamdır. O gama çok çok aferin!
**
İnsana gam acı gelir fakat, aşk gamı şeker gibi tatlıdır! Artık bundan sonra aşk gamına, gam gözüyle bakma!
Aşk gamı, aşığın gönlünden bir an için olsun çıkıp gidince, gönül evi mezara döner; evde bulunanların hepsi de mahzun olurlar, üzülürler!
**
Dün, hayalin bana geldi de; “Gam yeme, üzülme!” dedi. “Ey derdi bana deva olan sevgili; ben, gam yemiyorum!” dedim!
Dedi ki: “Ben, gamı sana gölge yaptım; iki dünyayı da senin emrine verdim! Ama, eğer sen bana kavuşmak istiyorsan, ikisinden de vazgeç; hem dünya nimetlerini, ahiretteki cenneti bırak, hem de gamlara, kederlere dal!”
**
Yine gam askerleri toplanıyor; bana saldıracaklar! Fakat ben, gam ordusundan ürkmüyorum; benim bölük bölük aşk ordularım o kadar çok ki, göklere dayanmış!
**
Ey gam; yürü git! İlahî aşkla mest olmuş kişilerle senin işin yok! Kimi ayık bulursan, onu hırpala, onun başına bela ol!
Mest olmuş kişiler, düşüncelerden, gamlardan kendilerini kurtarmışlardır! sen git de, düşüncelerden, gamlardan kendilerini kurtaramayanları yakala, sıkıştır!
**
Yay gibi gam oklarını başıma yağdırma; kalkanı olmayana niçin oklar atarsın?
**
Ahbaplarından, dostlarından ayrıldın, yapayalnız kaldıysan, gam yeme, dostlukla Hakk’a yakın ol!
**
Paran olsa da, olmasa da gamdan yakanı kurtaramıyorsun. Hem yaralı, hem gamlı olmadansa, elbette paran varken gamlı olman iyidir.
**
Biz gam yemeyiz. Bunu kim görmüştür? Sen yük çekesin de o ah desin.
Gamdan kaç, padişahın bulunduğu tarafa git! îğreti evden çık, orada oturma.!
**
Kederlere kapılmıştın, gamlara av olmuştun, yardımcın yoktu. Perişan bir halde idin. Hakk’a ulaştın da kederlerden kurtuldun, güç kuvvet sahibi oldun.
**
Neden bir düşünceye takıldın, çaresiz kaldın? Kendi içine kapandın, gamlara battın?
**
Sana can şarabı içirsem de artık gam yeme; kedere kapılma! Gamın da yeri mi? Artık her neşeli kişiden rehin olarak neşe al!
**
Gamdan, ızdıraptan daha tatlı bir şey olamaz!
**
Eğer gam elçisi sana gelirse, tanıdık bir dost gibi karşıla, onu kucakla! Zaten o, sana yabancı değildir; onunla aşinalığın vardır!
Sevgiliden gelen cefaya karşı sakın suratını asma! Onu, neşe ile karşıla; ona “Merhaba, hoş geldin!” de!
Onu güler yüzle, tatlı sözlerle karşıla da, gönül alıcı o eşsiz varlık, hoşa gitmeyen çarşafını üstünden atsın ve güzelliği ortaya çıksın!
Gam çarşafına bürünerek gelmiş olan o dilberin çarşafının ucundan sıkıca tut ve asla bırakma! Onun çarşafının kirliliğine bakma; içindeki dilber çok güzeldir, çok tatlıdır, pek de vefalıdır!
Bu yüzdendir ki, bu mahallede, en çok kadına düşkün olan benim! Böylece ben, her güzel yüzlünün çarşafını çeker dururum!
Güzellerin hepsi de, çirkin görünsünler diye, kirli, biçimsiz çarşaflara bürünerek karşımıza çıkmışlardır! O çarşafın içinde korkunç bir varlık, bir ejderha varmış hissini vermek istemişlerdir!
Gam belası, beni, korkmuş, endişeye kapılmış olarak değil, gülerek görür! Ben, neşe kılığına girerek gelen derdi davet etmem; aksine, dert kılığında gelen devayı çağırırım!
Şunu iyi biliniz ki; gamdan, ızdıraptan daha tatlı, daha mübarek bir şey olamaz; karşılığı sonsuzdur!
**,
Ölüp gidenler (bu dünyaya gözlerini kapayıp da manen öteki alemi görmeye başlayınca) derler ki: “Boş yere ne olmayacak gamlar yemişiz, üzülüp durmuşuz! Ömrümüz, çeşitli vesveselerle geçti gitti!
**
Gamının dikenine katlanmadıkça, gülistandan gül toplayamazsın!
**
Coşan, dalgalanan, köpürüp duran denizi hayranlıkla seyrediyor, neşeleniyor, el çırpıyorsun! Seni neşelendiren köpükler, onun denizinin köpükleridir! Bu yüzden, onun neşesine ne gam gelir, ne keder!
**
Ayrılık gamınla inleyerek, sızlanarak ağlayıp durmadayım! Ama sen, benim çektiğim ızdırabı çekme; sen, şad ol, neşeli ol! Bana gamlar, kederler verdiğin için sana darılmadım; yine de seni bekliyorum; sen, şad ol, neşeli ol!
**
Bu kadar kedere kapılma, bu kadar çok gam yeme! Ne zamana kadar böyle yaslara gömüleceksin? Sen, acılar çekmeye, yaslara gömülmeye layık değilsin! Bizim sana bağışladığımız o sevgiyi kaybetmedinse, gamı kederi bırak da, bizimle beraber ol, bizimle aynı renge boyan!
**
Gam neşenin gölgesidir. Gam neşeyi kovalar. Onun arkasından koşar durur. Aklını başına al da kahkahalarla gülmeyi, fazla neşeli olmayı bırak! çünkü neşe ile gam birbirinden hiç aynlmazlar.
**
• Altın gibi çok değerli olan varlığını şu manevî zevk ve safaya ver! Gama, kedere verme! Zevke ve safaya layık olmayan altının toprak başına!
**
Ben bu dünyada dost olarak yalnız seni seçtim. Böyle olmakla beraber, sen benim kederlere kapılmamı, gamlara düşmemi uygun bulur musun?
Gönlüm kalem gibi senin avucunda, parmaklarının arasında, neşelerim de senden gelmede, hüzünlerim, gamlarım da sendendir.
**
Sen verdiğin için, senden geldiği için ben gamı çok seviyorum, daha çok gamlanmak istiyorum. Fakat gamın kıskanıyor da, bana daha çok gam gelmesine müsaade etmiyor. Sevdan da beni bırakmıyor ki, bedenimin aslına döneyim, balçık haline geleyim.
Yalnız ben değil, senin gamını herkes sever. Çünkü bütün dünyanın cezalarını senin gamın diri tutar. Fakat ben senin verdiğin gamı başkaları ile paylaşrnak istemiyorum. Senin bütün gamını tek başıma çekmek istiyorum.
**
Kalpleri kırılmış, gamlara düşmüş kişilere dost olalım. Onların gamlarını paylaşalım. Hor görülenleri, toprağa düşenleri, ayak altında ezilenleri gül bahçesi haline getirelim. Biz, dünyaya bunun için gelmişiz.
**
Aşkın gamı, önünde sonunda beni çeke çeke götürecek. iyisi mi, ben şimdi kendiliğimden gideyim.
**
Ey boş yere kendini gamlara kaptıran, elde edemediği dünya malı için üzülüp duran gafil! Kur’an’ı aç da; “Sizden önce gelen insanlar nice akarsular, nice bahçeler terk edip gittiler!” ayetini oku!
**
• Sen, gamlar içinde bulunduğun halde neşeli ol; vefasız olan, vefa nedir bilmeyen şu dünyada, sen vefalı ol!
**
Sende bulunan hoşluk, güzellik seni bırakıp gidince, sakın gam yeme, kederlenme! İyi bil ki, seni bırakıp giden şey, bir başka şekle bürünerek yine sana gelir!
**
Ey nurlar saçan sabahımız! Gamlı ve kederli olduğumuz zamanlarda gönlümüzdeki gam dumanlarını dağıt, bize şevk ver, neşe lutfet. Tali’imizin karanlık gecesinde; bir gündüz, görülmemiş, işitilmemiş, şaşılacak bir gündüz meydana getir.
**
Ey söylenmemiş, gönülde kalmış gam, ey uyuşmuş akıl defolun gidin!
**
Gece, geçip gitti, sabah şarabının içilme zamanı geldi. Gam defolup gitti, neşeler, feyizler yüz gösterdi. Mutluluk güneşi doğdu. Parıl parıl parlamaya başladı. Ben bütün zamanların böyle olmasını dilerim.
**
Haydi bu kederlerle, gamlarla dolu olan bu alemi bırakın da, bu alemin ötesine doğru yola düşün!
**
Şunu iyi bil ki, gamın, kederin arkasında neşe vardır. Neşenin arkasında da gam ve keder pusudadır.
**
Gönlündeki gamları sil süpür! Orası tertemiz olsun! Çünkü gönül dostun hayalinin evidir.
**
Ney sesini dinle! Aslında o ses ney’in değildir. Ona üfleyenin duygularının ney’den duyulan nağmeleridir. Sen aşk şarabını içmeğe bak! Gam kendi derdine düşmüş, çırpınıp duruyor.
**
Ey gönül! Hakk’tan gelen gamı, kederi bir lütuf olarak bil de, ondan yüz çevirme! Onun içine gir! Çünkü sabır sıkıntının anahtarıdır. Onun gönülde açtığı yaraya katılan ki merhemi yüz göstersin! Şunu aklından çıkarma ki sabır, ızdırabın, acının anahtarıdır.
**
Aşk insana en güzel arkadaştır. En iyi dosttur. Onun sevgisinin içine gir; elinde ateş bile olsa gam yeme!
**
Geceleyin uyumak bir çeşit ölümdür. Sabahleyin uyanmak ölümden sonra dirilip yaşayışa kavuşmaktır. Ey gam, beni öldür! Ben Hz. Hüseyin’im, sen ise Yezid’sin!
**
Nefsanî arzulardan temizlenmiş gönle, elem, keder, gam, gussa giremez. Dünya gamları onun neşesini artırır.
**
Derken gönüle hatiften, ötelerden bir ses geldi. “Sevdiğinin adını an, ey inatçı şaşkın, korkma, adını an, gam yeme; kimseden çekinme!
**
Gönüle bir hırsız gibi girerek bütün gece orada gizlenen gam, sevgilinin, vuslat polisinin eline düştü de darağacına çekildi.
**
Senin sevgi darağacına asılan “Hallac-ı Mansur”un gönlü, başına gelen büyük belalardan, felaketlerden gam yemez, gam yemez!
**
Bütün dünya, gamın elinde esirdir, zebündur. Bilmiyorum ki, neden herkese doğru giden gam, beni görünce, onu özlediğim halde bana gelmiyor, benden kaçıp gidiyor?
Gam, benden o kadar korkuyor ki, ben göklere yükselsem, beni orada görünce o aşağılara, yeryüzüne kaçıyor. Ben aşağılara inince, bu defa o göklere yükseliyor.
Susayım artık, belki gam, kaçmayı bırakır da gelir, benimle savaşa girer. Hayır, yanlış söyledim, gam, zaten söylemeyenden, şikayet etmeyenden kaçar.
**
Ölüm günümde tabutum götürülürken, bende, bu dünyanın derdi, gamı var, dünyadan ayrıldığıma üzülüyorum sanma, bu çeşit şüpheye düşme!
Sakın, öldüğüm için bana ağlama; “Yazık oldu, yazık oldu!” deme. Eğer nefse uyup Şeytan’ın tuzağına düşersem, işte hayıflanmanın sırası o zamandır!
Cenazemi görünce; “Ayrılık, ayrılık!” deme! O vakit, benim ayrılık vaktim değil, “buluşma, kavuşma” vaktimdir!
Beni toprağın kucağına verdikleri zaman sakın; “Veda, veda!” deme! Çünkü mezar, öteki alemin, cennetler mekanının perdesidir!
**
Ey gam; ne kadar da aptallaşmışsın! Neden bana, kapıma düştüğünü söylemezsin de, kapımdan içeri girmeye çalışırsın!
Ey gam! Sonunda, senin ateşinden kurtulacağım da, cana canlar katan sevgiliye teslim olacağım!
Mevlâna Celâleddîn
Divân-ı Kebîr
**
مَنْ اٰمَنَ بِالْقَدَرِ اَمِنَ مِنَ الْكَدَرِ “Kadere imân eden gam ve hüzünden emin olur..”
O halde her sabaha ve akşama girdiğinde, ‘Allah’ım! gam ve kederden sana sığınırım. Acizlik ve tembellikten sana sığınırım. Korkaklık ve cimrilikten sana sığınırım. Borç altında ezilmekten ve düşmanların bana galebesinden sana sığınırım. ‘ de!”
**
Resulullah (s.a.v.) şöyle buyurdu:
“Bir Müslümana herhangi bir musibet, bir sıkıntı, bir gam dokunursa, hatta kendisine bir diken dahi batsa, mutlaka Allah bunları onun günahlarına kefaret yapar.”
**
“Allah, devamlı istiğfar edenin, her (dünyevî) üzüntüsünü sevince dönüştürür. Her zorluktan çıkış yolu verir. Ummadığı yerden ona rızık kapıları açar.” (Ebû Dâvud)
Rasûlullah’a böyle bir üzüntü geldiğinde nasıl davrandığını da biliyoruz: “Bir iş, kendisini üzdüğünde, Rasûlullah namaz kılmaya sığınırdı.”(Müsned) “Üzüntü ve kederi artan bol bol ‘lâ havle velâ kuvvete illâ billâh = Allah’ın dışında güç ve kuvvet kaynağı yoktur’ desin.”(Buhârî) Ve, hâlâ geçmeyen ciddî bir dünyevî üzüntü varsa, onun da ilacını belirten bir tavsiyesi: “Cihad yapın. Çünkü o, cennet kapılarından biridir. Allah onunla nefislerden üzüntü, gam ve kederi uzaklaştırır.” (Taberânî)
Hz. Muhammed (s.a.v.)
