Bedenim bitkin. Ve bundan kaçmam mümkün değil. Tıpkı hayvanlar gibi kendi ölümümün gelip de yaşamımın ta içine yerleşmeye başladığını duyumsuyorum; bu öylesine güçlü bir duygu ki, tüm mücadele olanağımı yok ediyor. Herkes benim mücadele etmeme öyle alıştı ki, kimse inanmıyor bana. Yanılmış olabileceğimi düşünmeye cesaretim yok artık, bu tür parlak fikirler gitgide daha az geliyor aklıma.
Bedenim beni bırakacak. Oysa ben, hep o bedenin kurbanı olmuşumdur; biraz asi de olsa bir kurban işte. Biliyorum, aslında birbirimizi yok edeceğiz, böylece mücadele sonunda ortaya hiçbir galip çıkmayacak. Düşüncenin, sırf hasar görmemiş olmasından ötürü, tenden oluşan öteki maddeden kopabileceğini düşünmek ne hoş ve sürekli bir yanılsama.
Kaderin cilvesine bakın ki, hala bu eter kokusuna, bendeki bu alkol kokusuna, kutularında istiflenen ölü parçacıklarından ibaret olan ilaçlara, odaya getirmeye çalıştıkları düzene, kül tablalarına, yıldızlara tekmeler savuracak gücümün olmasını isterdim.
Geceler uzun. Her dakika beni ayrı bir dehşete düşürüyor; her yanım sancıyor. İnsanlar benim için kaygılanıyorlar. Bense bunu engellemek istiyorum. Ama insan kendi kaderini değiştiremezken, başkalarının kaygılanmasını nasıl engelleyebilir ki? Şafak hep çok uzaklarda. Şafağın atmasını mı arzuluyorum, yoksa asıl istediğim gecenin daha da derinine mi dalmak, bilmiyorum. Evet, belki de aslında her şeyi bitirmek istiyorum.
Yaşam üstüme böyle varmakla gaddarlık ediyor bana. Bu oyunda kâğıtları daha iyi dağıtmalıydı. Payıma çok kötü bir el düştü. Bedenimde kara bir tarot bar.
Yaşam, belleği icat etmekle gaddarlık etmiş. En eski anılarımı ayrıntılarıyla içlerinde taşıyan ihtiyarlar gibi, ölümün kıyısına gelmişken belleğim, güneşin çevresinde dönüyor ve neleri aydınlatmıyor ki o güneş! Her şey mevcut, hiçbir şey yitmemiş. Tıpkı, size daha da canlılık verecek, içinizi acıyla zonklatan gizli bir güç gibi: Hiçbir gelecek olmadığının kesinliği karşısında geçmiş büyüyor, kökleri genişliyor. Bendeki her şey bir köktabaka halinde, renkler her tabakada saydamlaşıyor, en ufak görüntü mutlaklaşma eğiliminde, yürek kreşendo atıyor.
Ama resmetmek, tüm bunları resmetmek artık olanaksız.
Ah, Dona Magdelena Carmen Frida Kahlo de Rivera, topal majesteleri, kırk yedi yılın geçtiği bu kavurucu Meksika sıcağında, iliğine kadar yıpranmış, sancı her zamankinden bin beter kasıp kavururken, onarılması olanaksız bir durumdasınız işte!
İhtiyar Mictantecuhtli,* Tanrım kurtar beni!
(*Azteklerde ölüm tanrısı.)
(Frida Kahlo: Aşk ve Acı- Rauda James)