Felsefe
Denize yakın oturuyorum, evden
Geldim, birkaç dergi kitap
Aldım yanıma, kuşları çağırdım
Yorulup konmuşlar tele
Kötü alışkanlıklarım yok, sessiz
Sedasız okuyorum denizi, taşı,
Deniz kabuklarını, kamaşıyor gözüm
Güneşin terazisinde, akşam saatlerinde
Felsefedir bana çiçeğin açmazı
Taşın uğultulu sesi, rüzgârın çıkrığı
İnsan her zaman yalnız kalmaz
Bütün tabiat dolar içeri
Gül göçüğü
Bilmiyorum, gülün sesi var mı? Dokununca ‘eyvah!’ desin istiyorum. Gül yetiştiricilerini tükettik. Gül veren de yok. Hayal kurma dükkânlarını kapattık. Söz silahşorları bilge şairler dönemi bitti; şöyle çalımlı yürüyen ‘abdal’. Asfalt yerdeyiz, gül yetiştirilecek toprak kalmadı. Rüyalar eşyalaştı. Rüzgâr koyaklarında ya da bir papatyanın içinde yitmek istiyorum.
Gül göçüğü zamanı geçiyor bir yüzüğün içinden. Kalp burcu sokaklar gül kokmuyor. Varlığımız buharlaşıyor acemiliğimizden. İşte tam da bu yüzden hançerem patika türküleriyle dolu. Yürüyorum parka doğru.
Ahmet Ada