eylül giyinmiş güz kızları

ya durursa
bir gün bu kasırga
şafak sökerse
kar kalkarsa ülkemden
gün herkesin bildiği yerden doğarsa
yarasalarım kaçışır
mağaramdan çıkmaya zorlanırsam
çay
sigarayla çalışmışsa makinam
leş yemişsem bir ömür
taze et koyarlarsa ağzıma
bir gün
âyet hadislerle konuşmaya
konferanslar vermeye başlarsam
yahudi
hristiyan
yahut müslümancılık yaparsam
ölmeden önce

senden başka
ya herhangi
bir şey
girerse hayatıma
sana şiirden
sana inanmaktan başka
eylül giyinmiş güz kızları gibi

sen pınardın Gürün’de
karpuz çatlatan
girecektim içine
anadan üryan
kuzey rüzgârıydın
oldum bittim
bağrıma esecektin
buz torbası
/alnıma koyacaklardı

kar fırtınasıydın
üzerimi örtecek
Sibirya’m
buz çadırım
barınağım
çölümden alacaktın
soğuyacaktım
tavında akkor demirdim
su verecektin/

eylül giyinmiş kızlar
pınarlar
kar
eriyen buzlar
açılan patikalar
keçiler
ılıyan göllerim
kediler
sönen ateşlerim
soğuyan bir yerlerim
olsun istiyorlar

onlara bir güneş çiziyorum
siyah
bahar yapıyorum
gri
‘elimden gelen bu’
kar
kara yağıyor defterlerimde
her eylül giden leyla
kötü
çok kötü
eylül müsveddeleri birikiyor
gene cebimde

Murat Kapkıner

Bir yanıt yazın

E-Posta adresiniz yayınlanmayacaktır.