On Dönüm Bostan Yan Gel Yat Osman
Türkiye’de bürokrasi dedin mi vay haline…
Herhangi bir devlet dairesine işin düştüyse eyvah. Sabah ezanıyla uyan, olabildiğince çabuk ol –mümkünse kahvaltını da yolda yap- ve memurlardan önce dayan dairenin kapısına. Bilumum sırayla karşılaşacaksın –tabi o gün, o işin son günü olduğu için- ve asıl mesele bürokrasi diye tabir edilen “acele işe şeytan karışır atasözünden yola çıkan yetki sahibi insanların yetkilerini yavaş yavaş, sindire sindire kullanması” durumu söz konusu olduğundan bu tavsiyelere uymakta fayda var.
Nükteli bir girişten sonra gelelim asıl gayemize. Ülkemizde bürokrasi denilince her insan önce bir iç çekiyor. İşler yavaş ilerliyor, sürekli bir yönlendirme var, sürekli erteleme var, memurum da, “nasıl olsa paramı alıyorum ne gerek var çalışmaya” deyip de ödev ve sorumluluklarını yerine getirmeyince işler olabildiğince aksıyor ve vatandaşı korkutan bir hal alıyor.
Yıl 1944… Ürgüp’ün Tahsin Ağa Kütüphanesinde Mustafa Güzelgöz adında 23 yaşında bir memur işe başlar. Kütüphanecilik hakkında herhangi bir bilgisi olmadığı için kütüphanecilik üzerine yazılmış bir el kitabı okuyarak modern bir kütüphane oluşturmak ister. Ama kütüphanenin geleni gideni yoktur. Etraftakilerle konuşur, herkese anlatır: “Bakın kütüphane bomboş duruyor, gelin kitap okuyun.” ama nafile. Durumu amirlerine bildirir. Ama onların cevabı da malum “kardeşim otur oturduğun yerde maaşını alıyor musun almıyor musun ne karıştırıyorsun ortalığı, gelen giden olsa maaşın mı artacak? Başına daha fazla bela alacaksın, o kütüphaneye yıllardır kimse gelmez zaten.” Tüm bunlara rağmen genç Mustafaamirlerinin çıkardığı tüm engellerin tek tek, bin bir güçlükle üstesinden gelir. Çünkü o zaman da şimdiki gibi, “Aman bir şey yapmayalım da başımıza bir iş gelmesin. Çalışsan da aynı maaş, çalışmasan da” zihniyeti var.
O bıyıklı, kravatlı, asık yüzlü, ülkesine gram faydası olmayan bürokratları zorlukla ikna eder ve bir eşek alır. İki tane de sandık yaptırır. İki sandığa, kalınlığına göre 180-200 kitap sığar. Sandıkların üstüne “Kitap İdare Sandığı” yazar. Kitapları eşeğe yükler ve köy köy gezmeye başlar, kitap dağıtır. On beş gün sonra yine dolaşır ve kitapları değiştirir. Mustafa artık Ürgüp’teki kütüphanede bir iki gün durmakta, diğer günler eşeği Yüksel’le köy köy gezmektedir. Köylerdeki çocuklar Eşekli Kütüphaneciyi her seferinde alkışlarla karşılarlar. Kalpleri küt küt atar heyecandan, sevinç içinde yeni kitapları beklerler. Mustafa’nın ünü etrafa yayılır. Diğer devlet memurları makam odalarında sıcak sıcak oturup iş yapmazken, Mustafa’nın eşeği Yüksel yediği otu hepsinden fazla hak etmektedir.
Mustafa, Tahsin Ağa Kütüphanesinin yeni binasına kat çıkmak ve gezici kütüphane hizmetinden daha çok insanın faydalanabilmesini sağlamak amacıyla bakanlığa başvurarak iki adet yeni memur kadrosu ve eşekler için yem bedelinin karşılanmasını ister. İstediklerini alır. Bu kadrolara görevli alınırken bir eşek sahibi olması ve kendi bölgesinde en az beş köye hizmet götürmesi şartı aranır.
Kitap sayısını arttırmak ve de özellikle çocuk kitaplarına gereksinim duyulmaktadır. Ürgüp dışında çalışmakta olan hemşerilerin adresini toplayabildiklerine el yazısı ile tek tek mektup yazarak kitap göndermeleri isteğinde bulunur. Bir ay sonra mektuba cevap olarak paketlerle kitaplar gönderilmeye başlar.
Ancak Mustafa bununla yetinmeyip halkı kütüphaneye çekmek istemektedir. Halkı kütüphaneye çekerek okuma alışkanlığı kazandırmak için yardımlar ile kütüphaneye radyo alır. Böylece erkekler kütüphaneye gelip gitmeye başlamıştır. Ancak kadınlar için de bir şeyler yapmanın peşindedir. Bunun için de tekrar gurbetteki hemşerilerinden yardım toplayarak dikiş makineleri satın alır. Burada kadınlar hem dikiş nakış kursu vermekte hem de makine sırası bekleyenler kitap alıp okumaktadır. Böylelikle Mustafa, bu amacına da ulaşmış olur.
Güzelgöz, köylere kitap taşımak kadar yöresinde başka girişimlere de öncülük etmiştir. Yaptığı bu çalışmalarla, yöredeki sosyal ve kültürel hayatı zenginleştirmiştir. Güzelgöz, kütüphaneleri tam anlamıyla bir eğitim merkezi haline dönüştürmek için bunların yanında spor teşkilatı kurmuş, köy gazetesi panosu oluşturmuş, folklor ve bando çalışmaları başlatmış, Ürgüp’te ilk sinema gösterimi ve fotoğrafçılık çalışmaları ve Ürgüp ve çevresinde kooperatifçilik çalışmaları yapmıştır.
1963 yılında Amerika’da dünya çapında bir yarışma olan Halkına Hizmet Götüren Gönüllüler Yarışması’na aday gösterilmiş ve birinci olmuştur. Bunun yanında The Lane Bryant Uluslararası İnsanlık Hizmetinde Gönüllü Takdirnamesi almıştır. Ayrıca Amerika Barış Gönüllüleri ve Amerika’nın Türkiye Büyükelçisi de Güzelgöz’e hediyeler takdim etmişlerdir.
Peki bizim ülkemizin Mustafa Güzelgöz’e teşekkürü nasıl olmuş dersiniz?
Kendi görev tanımı dışına çıktığı için dava açılır ve soruşturma neticesinde zorunlu emekli edilir! Yaşanan tüm olaylarda hep yanında olan yetkililerden destek bulabileceğini sanır ancak yanılır. Bu soruşturma dönemi ve sonrasında yalnız bırakılır. Bir İstanbul ziyaretinde Millet Kütüphanesi’nde kendisi hakkında bu olumsuz raporu yazan müfettiş Şemim Bey’le karşılaşır. Aralarında geçen konuşmada raporu olumsuz yazması için kendisine baskı yapıldığını söyler ancak tüm ısrarlarına rağmen Güzelgöz, kimin baskı yaptığını öğrenemez.
İşte sorumluluk sahibi dürüst insanların ülkemizde gördüğü değer ve karşılık bu şekilde oluyor. İşin kolayına kaçan, her zaman işini hakkıyla yapana çelme takmaya çalışıyor. “Doğru söyleyeni dokuz köyden kovarlar” sözünün bu milletten çıkmasına şaşırmamak lazım. Herkes işin kolayına kaçıp hiçbir şeye bulaşmak istemiyor. Hal böyle olunca da bizim korktuğumuz bürokrasi meydana gelmiş oluyor…
Tolga Bozkurt