Ermeni Balıkçı ile Topal Martı

Topal martı ile balıkçının konuştukları bile görülmüştür. Önce martının laf attığına kalıbımı basarım, diyeceğim. İlkin balıkçının martıya laf atmasının mümkünü yoktur.
Raviyanı ahbar işbu muhavereyi şöyle naklederler:
Martı:
Balıkçı:
—Susacak mısın topal, sabah sabah?..
Martı:
Balıkçı:
—Patlamadın ya! Daha nişana varmadık.
Martı:
Balıkçı:
– Gözünü seveyim topal, sus… Sus da bir yan evvel (bir an evvel) varalım şu nişana. Martı:
Balıkçı:
—Zo bu kadar laf ettiğine bakılırsa pek aç olmalısın?
Martı:
Balıkçı:
—Dur öyleyse de bir istavrit keseyim barim.
Martı:
Balıkçı:
—Amma da kafa patlattın ha!
Martıya bir istavrit başıyla, etlerinden sıyrılmış, kuyruğu titreyen bir kılçık iskeleti fırlattı. Küreklere asıldı. Az sonra sis içinde büyümüş Hayırsız Adalar önümüzde idi. Martı susmuştu. Artık konuşmuyorlardı. Balıkçı o zaman bana döndü:
—Ne zaman balığa çıksam sandalı şıp deyi tanır; peşime
düşer. Bir de uğurlu kuştur; hiç sorma.
—Neden topal diyorsun Varbet?
—Topaldır da ondan.
—Ne olmuş bacağına?
Cevap vermedi. Sustuk. Rüzgâr bir kara kokusu getirdi burnuma. Bozulmaya başlayan bir karpuz kokusu etrafımızı sardı. Balıkçı bu kadarcık konuştuğuna canı sıkılmış gibi susuyordu. Balıkçı dediğin içinden konuşan adamdır, diyeceğim ama yanlış olur. Balıkçı kendi kendisine bile geveze değildir. Balıkçının gevezesine hiç rastlamadım. İnsan geveze ise balıkçı değildir. Balıkçı ise geveze değildir.
Etrafına bakışından şu muhavereyi yapmış gibi olduk:
“Kınalı’nın burnunu görüyor musun?”
“Görüyorum.”
“Yukarda beyaz bir toprak vardır. Orayı da görüyor musun?”
“Hayır…”
Balık sükûndan hoşlanır. Kendisi gibi ağzı var dili yok insandan haz eder.
Benim yine başım dönüyor. Bir daha mı balığa çıkmak? Bu ne kocaman, sağır, derin ses, denizin sesi. İnsan bu küçük sandalın içinde ne ufak. Ah kara. Orada sesler, insanlar, gürültü var. Ağaçlar var. Rüzgârlar var. Ayağının altında kaskatı topraktan açıklara bakmak tatlı şey. Ama bu kocaman bir ağzın nefes alışına benzeyen sağır sesleri denizin ortasında, bir sandalın içinde, bir topal martı yan gözle sizi dikizlerken dinlemek insana bir korku, bir ürperme veriyor. Ah bir dönsek! Karaya bir ayağımı bassam kurbanlar keseceğim. Kurban mı? Kurban ne korkunç, ne barbar şey Allahım! Nasıl da hayvanları çoluk çocuğun, kadınların, kızların önünde boğazlarlar. Ne iptidai âdet!
—Sular çok fena! Sen de neredeyse bayılacaksın, dönelim
hadi!
—Aman dönelim..
Kumkapı’daki kahveye vardığımız zaman yüzüme bir sıcak kan dalgası hücum etti. Oh, dünya vardı! Balıkçı yüzüme keskin keskin baktı:
—Bir daha mı seninle balığa çıkmak, dedi, sen sinirli
adamsın zo.
Günlerce bana dargmmış gibi yaptı. Zaten o kiminle küs değildi. Galiba matemde idi de yakasına siyah bir şey takmıştı. Ahbapları:
—Varbet’in nesi öldü acaba? Sorulmaz ki herife… Barut!
diyorlardı.
Ben yine balığa çıkmaya, o garip haleti yeniden bulmaya can atıyordum. Hem korkmak, hem hülyaya dalmanın korkunç bir zevki vardı. Bu zevki bir daha tatmalıydım.
Misinaları cıgaradan kehribar kesilmiş tırnaklarıyla parlatırken gördüm.
—Agop Ağa, dedim, balığa mı?
Cevap vermedi. Kahveciye:
—Varbet’e bir kahve yap.
—Kahvemi içmişim, istemez.
—Balığa mı Varbet?
—He balığa… N’olacak?
—Beni de alsana!
Varbet’in de dünya yüzünde alacağı vereceği, ihtiyacı vardır. Bir çelebiden beş on para almak küçük düşmek sayılmaz ki…
—Ama, dedi, sandalın içinde ölsen geri dönmem bak.
—O gün biraz rahatsızdım.
—Yine rahatsız olacaksın; aldırma. Bu sinirle sen karada
da rahat edemezsin. Koy ki bir şey olmaz. Ama ölsen ne olur?
Ecel geldikten sonra ha karada, ha denizde.

—Nerede topal martı?
—Öldü.
—Nasıl?
—Nasıl olduğunu bilmem. Bir sabah nişana vardım ki tam
nişanın üstünde ölüsü yüzer.
—Sen göresin diye mi geldi nişanda öldü dersin.
Cevap vermedi. Birdenbire yakasındaki matem bezini topal martı için taktığı düşüncesi kafama doğuverdi.
—Yoksa bu siyahı martı için mi taktın Varbet?
Gözünü gözüme dikti.
—Maşallah, dedi, bugün kafan karadaki gibi işliyor. Korku yok, dedi.

* Herhangi bir dergide yayımlanmadan, yazar tarafından doğrudan kitaba alınan bu hikâye, Varlık Yayınlarından çıkan kitapta bu adla yayımlanmış, ancak “İçindekiler” listesine “Ermeni Balıkçı ve Topal Martı” olarak geçmiştir. (Yay. N.)

Sait Faik Abasıyanık / Ermeni Balıkçı ile Topal Martı

Bir yanıt yazın

E-Posta adresiniz yayınlanmayacaktır.