‘Kızımın hiç fotoğrafı yok’
Aladağ’daki yurt yangınında yanarak can veren Sevim Köylü’nün annesi Hayriye Köylü kızının kendisinde bir fotoğrafının dahi olmadığını söyledi. Köylü şöyle konuştu: “2 hoca varmış bir tanesi gidince geriye bir tane hoca kalmış. Yurt Aladağ’ın dışındaydı. Dışarıda olması önemli değil de 2 tane erkek görevlisi olsaydı kapıyı kırar çocuklarımızı kurtarırdı. Bir oğlum da o yurtlarda kalıyor. En acısı da benim kızımın hiç fotoğrafı yok. Sadece hocasında vardı. O da yangında öldü.”
Hayriye Köylü “Kızım doğduğunda kalp damarı tıkalı teşhisi kondu. Ankara’ya götürdüm. 7 bin TL ameliyat parası istediler. Çaresizlikle ne yapacağımızı düşünürken, hastanede 11 yıldır görmediğim dayımın oğluyla karşılaştım. Bizi bir doktora götürdü. 7 yaşına kadar tedavi ettirdik sonunda iyileşti. Yurt çocuğuma mezar oldu” diye konuştu.
‘Ocağıma ateş düşse kim ulaşıp söndürebilir’
Eşinin maden işçiliği yaptığını belirten Köylü “Geçimimizi bu dağ taşın arasında sağlıyoruz. Madene iniyor orada çalışıyor beyim. Bu evde 5 çocuk 2 de biz, bir de annem bizimle yaşıyor. Benim evimin yanına bir yolum yok. Ocağıma ateş düşse kim ulaşıp da kim söndürebilir. Bin 300 lira maaşla bu kadar kişi yaşamaya çalışıyoruz” dedi.
‘Şimdi herkes yardımcı olmak istediğini söylüyor. Evladım gittikten sonra ne anlamı kaldı’
Adana’nın Aladağ ilçesindeki yurt yangınında bir kızını kaybeden, diğer çocuğu ise kurtulan Yetim ailesi, cenazeler defnedildikten sonraki ilk geceyi çocuklarının acısıyla geçirdi. Bir kızının hayatta kaldığına gözyaşları içinde şükreden anne Hatice Yetim, çocukların niçin yurtta kalmak zorunda kaldığını anlattı. Köprücük Köyü’nün yıllardır yol problemi çektiğini anlatan anne Yetim, “Köyde çok zorluklar olduğu için çocuklarımızı yurda verdik. Okulda hocamız yoktu. Cami var imam yok. Yollarımızın ne halde olduğunu herkes gördü. Hatta bakan bey bile cenazelerden sonra helikopterle döndü, çünkü yol yok. Defalarca başvuru yaptık. Kimse sesimizi duymadı. Şimdi herkes yardımcı olmak istediğini söylüyor. Evladım gittikten sonra ne anlamı kaldı” diye konuştu.
‘O kurtulamadı, çok üzülüyorum’
O gece yurt binasından camı kırarak kurtulan 5. sınıf öğrencisi F. Yetim yaşadıklarını şöyle anlattı: “Yurtta sadece bir tane aşçı var, o yemek yapar biz bulaşıkları yıkardık. Yangının çıktığı gece birinci katta yemekhaneyi temizliyorduk. Hocaya teslim edecektik. Sonra kapının orada yangın çıktığını gördük. Yukarı çıkıp ikinci katın penceresinden bağırdık. Ayşe hoca pencerelere koştu orada itfaiye çağırdılar. Ben ikinci katta olduğum için camı kırıp pencereden atladım, yangından öyle kurtuldum. Kardeşim üçüncü kattaydı orada etüt yapıyorlardı. O kurtulamadı, çok üzülüyorum.”
‘Anne kokusuna ihtiyaç duyuyor’
Yangında ölen çocukların akrabası olan Elif Göklektaşoğlu, Aladağ köylülerinin zor günler yaşadığını belirterek, “Biz başka çocuklarımız ölsün istemiyoruz. O yüzden yetkililerden yurt ve yol konusunda bize yardım etmelerini istiyoruz” diye konuştu. Çocukların yurt yetkililerinin zorlamasıyla ailelerden alındığını anlatan Elif Göklektaşoğlu, “Mesafe çok uzak ve yolumuz yok. Köydeki ilkokulumuzun öğretmeni yoktu. Geçen sene bir öğretmen geldi. Bu nasıl bir okul tavuk kümesi gibi dedi, çekti gitti. Biz 8 yıllık eğitimin köylerde uygulanmasını istiyoruz. Çocuklarımız daha çok küçük ayrılamıyoruz. Çoğu daha anne kokusuna ihtiyaç duyuyor” ifadelerini kullandı. Tuğba ve Seher isimli 9 ve 5 yaşında iki çocuğu bulunan genç anne, “Buraya yurt yapılsın yada yolları yapsınlar çocuklar rahat rahat gidip gelebilsinler. Bu derdimize bir çare istiyoruz” dedi.
“Ne olduğunu anlatın bize”
Yaklaşık 250 kişinin yaşadığı köyde herkes başı önünde çocuklarına gözyaşı döktü. Cenazeler mezarlığa ardı ardına götürülürken, kadınların ağzından “kuzularım” feryadı döküldü. Nurgül Pertlek’in teyzesi Fatma Kötoğlu “Geçtiğimiz pazar yolladık hepsini, böyle mi geleceklerdi? Ne olduğunu anlatın bize, sahip çıkamadılar çocuklarımıza” dedi.
Altı kız çocuğu da aynı okuldandı. İlkokulu Köprücük’te okuduktan sonra ortaokula gidebilmek için Aladağ Sinanpaşa Yatılı Bölge Okulu’na gelmişlerdi. En küçüğü 10, en büyüğü 14 yaşındaydı. Okullarının yurdu depreme dayanıksız olduğu için bir yıl önce yıkılmıştı. Yeniden yapılacaktı. Ancak yeni yurdun temel kazma çalışmaları daha bir ay önce başladı. Yani çocuğunu kaybeden ailelerin hepsinin ortak noktası çocuklarına mezar olan yurttan başka seçeneklerinin olmayışıydı.
“İlla bu yurtta kalın”
Hepsi de ağlarken bunu dile getirdi. Tıpkı 8.sınıf öğrencisi Sevim Köylü’nün annesi gibi:
“Sınavlarımı kazanayım okuyayım diyordu kızım da, başka bir şey demiyordu. Okullarının yurdu geçen sene yıkıldı. O zaman Aladağ’daki lisenin yurduna almışlardı çocuklarımızı. Bu sene yer yok diye bu özel yurda yerleştirdiler. Herkes ‘İlla bu yurda varacaksınız’ dedi. Ücret vermiyorduk. ‘Fitre, zekat verirsiniz’ dediler. Üç oğlumdan biri de bu yurdun erkek kısmında. Devam ettirmem. Yurdun başına iki görevli dikselerdi, ölür müydü çocuklarımız?”
“Tuvaletleri öğrenciler temizliyordu”
5. sınıfa giden kızı Tuğba Aydoğdu’yu yangında kaybeden, 6.sınıftaki kızı Neslihan’ın da yaralı kurtulduğunu anlatan Teslime Aydoğdu öfkeli. “Benim çocuğumu Allah almadı” diye isyan etti:
“Zor durumdaydım. Mecburluktan gönderdim. Sorumsuz yurtlara verdim. Büyük kızım yurtta elini yıkarken elektrik çarpmış. ‘Kardeşimi kurtaramadım, ona ulaşamadım yangında’ diyor.”
Tuğba’nın ablası Gülay Aydoğdu, kardeşinin kaymakam olmak istediğini anlattı. Köylerindeki bu zor koşullara rağmen okuduklarını ve başka çarelerinin olmadığını anlatan abla Aydoğdu, “Kardeşlerimin kaldığı yurtta tüm işi çocuklar yapıyordu. Tuvaletleri, yemekhaneyi hep öğrencilere temizletiyorlardı” diye konuştu.
Aynı kurumun erkek yurdunda kalanlar tedirgin
Köyde çocukları aynı kurumun erkek yurdunda kalanlar da var. İki gündür uyku uyumadıklarını söylüyorlar. Herkes kaygılı. 12 yaşındaki oğlunun aynı kurumun erkek yurdunda kaldığını anlatan Şerife Özgeç, “Yangından bu yana çocuklarımız da korkudan uyuyamamış. Okulumuzun yurdu yıkıldı diye mecbur kaldık. Hiç istemedi çocuklarımız gitmeyi buraya. Güvende olmadıktan sonra okusalar ne okumasalar ne” dedi.
‘Geleceğimdi benim’
Kan örneği vererek kızının teşhis edilmesini başı önünde gözyaşları içinde bekleyen acılı baba, 5 çocuğundan en büyüğü olan kızı için “Geleceğimdi benim. Sıcakkanlı, öyle güzel bir çocuktu ki, ömrüm boyunca unutamam” derken boğazı düğümlendi.
‘Hayalleri de yandı kül oldu’
Yurttaki yangında hayatını kaybeden 13 yaşındaki İknur Maden’in annesi Emine Maden ise şöyle konuştu: “Başarılıydı kuzum. Üniversitelere gidecekti. Hayalleri de yandı kül oldu.”
İlknur’un ilkokul öğretmeni Çiğdem Gürses, küçük kızın çok zeki olduğunu söyledi: “Sema Nur ile ikisine derdim ki, üniversiteye gidip çok iyi mevkilere geleceksiniz. Makamınızda ziyaretinize gelip kahvenizi içeceğim. Mevkileri bu oldu. İlknur’u öğretmen olması için ikna etmiştim. Hale bakın, yangın merdiveni kapısının kulpunu sökmüşler.”
‘Kapılar kilitliydi’
Yurtta kalan 6’ıncı sınıf öğrencisi Neslihan Aydoğdu, bulaşık yıkayan bir öğrenciyi elektrik çarptığını anlatarak, “Bulaşıkları makineye doldurduk, kazanları yıkadık. Ablanın biri suyu açtı, ‘Elim elektriklendi’ dedi. Cız etti… Şalterin olduğu yerde yangın çıkmış. Karşısındaki yerde de duman vardı. Kapılar kilitliydi. Balyozla kapıyı açmaya çalıştılar. Sonra yukarıya çıktım, camları kırdılar. Herkes üst katlardaydı. İkinci kattaki pencereye itfaiyeci amcalar merdiven uzatıp bizi indirdiler. Yangın merdiveninin önünde üç kişiyi kucak kucağa ölü bulmuşlar” diye konuştu.
‘Odadaki çocukların cesetleri de el ele idi’
İtfaiye Müdürü Fahri Durukan, çocukların bulunduğu andaki durumların ilişkin bilgi verdi.
Durukan, “Binanın en üst katında iki oda bulunuyor. Cesetlerden dördü bir odada, sekizi bir odada bulundu. Ekiplerimiz odaya girdiklerinde her iki odadaki çocukların cesetleri de el ele idi. Zaten bulundukları oda yatak odaları. Çatı çökmeye başlayıp alevler etrafı sarınca odanın ortasında toplanıp el ele tutuşmuşlar” dedi.
“Loş ışıkta, romantik ortamı seviyorsun”
Cenaze törenine katılan AB Bakanı Ömer Çelik, köydeki şartlara tepki gösteren yaşlı kadına tuhaf bir yanıt verdi.Törenin ardından protokol, taziye çadırında bir süre oturdu. Bu sırada köyde tek başına kalan Ümmü Dönmez adlı yaşlı kadın “Gösterin bana valiyi, ondan hesap soracağım” diyerek protokolün yanına gitti. Ümmü Dönmez, köyün yolunun bozuk olduğunu, ortaokul olmadığını, elektriklerin sık sık kesilmesi ve günlerce gelmemesi nedeniyle karanlıkta oturduğunu anlattı. Bakan Ömer Çelik ise “Loş ışıkta, romantik ortamı seviyorsun” diyerek espri yapmaya kalktı.
Törenin ardından protokol, polis helikopteri ile köyden ayrılırken, gözü yaşlı köy halkı acılarıyla baş başa kaldı.
‘Çekil, öndekileri çekemiyoruz’
Basın mensuplarının kızını kaybeden babaya; “çekil, öndekileri çekemiyoruz” deme anı: