Şehirlerde düşüncenin kalbi kitapevleri bulunmaktadır. Belli pasajlarda veya sokaklarda bulunan kitabevleri, şehre yaşam ve direnç katan unsurların başında gelmektedir. Mağaza vitrinlerinin hoyrat çağrıları, tüketim sarhoşu olmuş insanların boş ve melül bakışları arasında, başıboşluğun had safhaya vardığı şehirlerde kurtuluş limanı gibidir.
1950’li yıllardan itibaren ideolojilerin canlı olduğu dönemde kitabevleri düşünsel hareketliliğin ve etkinliğin merkeziydi. Kitabevleri bir okul vazifesi görüyordu. İdeolojiyi taşımak için kitabevi pratik bir rol üstlenmiş oluyordu. Buraya en son çıkan kitaplar gelir ve okuyucu ile buluşurdu. Ancak belli bir görüşü yansıtan kitaplar geldiği için farklı görüşleri tanımak mümkün olmuyordu. Buralar buluşma merkeziydi. İnsanlar bir araya gelir, gündemi tartışır, fikir alışverişinde bulunurdu. İdeolojik öğretilerin köprüsü işlevini görüyordu. Yasaklı kitaplar, yasaklı düşünceler buradan insanlara ulaşırdı.
12 Eylül süreci önemli bir kırılmayı da beraberinde getirdi. 90’lı yıllara kadar kitabevleri etkinliklerini devam ettirseler de modern çağın alış veriş kültürüne adapte olmaya başladı. Yayıncılıkta tekelleşme, korsan yayın ve okuma ihtiyacının azalması ile birlikte kitabevleri birer birer kapandı. Artık bazı şirketlerin kontrolü altında kitabevi zincirleri oluştu. Bunlarda ise farklı bir tekelcilik oluştuğu için kitapların okuyucu buluşması engellenmiş oldu. Bu zincirlerin sahibi olan holding veya grupların düşüncelerinin kabul etmediği eserlerin pazarlanması ve bulundurulması sorun halini almaktadır.
Son yıllarda kitapçılar düşünce, roman, felsefe gibi türlerden ziyade okul test kitaplarına dönüş yaşanmıştır. Gerçek anlamda Okurlar hızla azalmaktadır. Eve gazete almayan, bulduğu her fırsatta televizyon kumandasına sığınan bir aile içinde birey zaten kitap ve okuma kültürüne yabancı halde yetişir. Okulda ise Test manyağı olmuş, iğdiş edilmiş, atom bombası etkisinde bilinç saldırısına uğramış beyinlerden bundan fazlası beklenemez. İlkokuldan başlayarak öğrencilerin- çocukların kitap okuma alışkanlığı verilmek değil aksine kitap okuma isteği köreltilmekte ve okumasına engel olunmaktadır. Üniversite öğrencileri de ders hocalarının çoğu absürd kitapları dışında bir tercihe yönelmeyi abes görmektedirler. Kütüphaneler ise müzelik kitaplar sergisi olmaktan öteye geçmemektedir. Kitapçılarda bu sürece paralel olarak mecburen ayakta kalabilmek için sınavlara yönelik türlere ağırlık vermeye başlamışlardır. Yaygın olan sınav hazırlık kitapları ve dergileridir.
Kitap ile olan ilintimiz ve ilgimiz git gide düşmektedir. Çeşitli vesilelerle geçmişte yürütülen bazı kampanyalarla kitap okuma oranı ivme kazanmışsa da bu süreklilik kazanmamıştır. Her değişim ters yönlü aksettiği ülkemizde internet ve televizyon alışkanlığının okuma şuuruna olumsuz etkisi görünmektedir. Bunu sadece internet ve televizyona yüklemekte haksızlık olur. İdeolojilerin prangalarından kurtulalım derken hazların köleliğine razı duruma gelinmiştir.
Şehirlerde düşüncenin kalbi kitapçılara gidip kitap almayı bırakın; seçen, inceleyen bulunmamakta ve alan ise nadirdir. Kitapçılar okuyucunun ilgisini çekecek ortamlar hazırlarken, diğer yandan ticari eksenli olaya bakıldığı için Kitapsever kitapçı çok azdır. Mağaza tezgahtarları gibi olan çalışanlarda okuyucuya fraklı kitap alternatifleri sunamamaktadır. Teknolojiperestleştiğimiz bu dönemde kitabın gerçek değerini anlayacak bir şuur sahibi olan kişiler azalmaktadır. Belli şehirler dışında dolgun fuarcılık çalışmasıyla okuyucunun kitap ile olan ilintisi kurulmamaktadır.
Sanal kitabevleri kitap satış organizasyonunda farklı bir açılım sağlamıştır. Okuyucu kitabı internette takip etmekte ve 1- 2 gün içinde teslim edilebiliyor. Kitap hakkındaki yorum ve değerlendirmeleri anında bulabilmektedir. İndirimler ile okuyucu lehine yarar sağlanmış da bulunmaktadır.
Kitaptan ve kitapçılardan soyutlanmış bir şehir deprem gecesi yaşanan hasardan çok büyük yıkıma uğramış ve karanlıktan daha büyük bir karanlığa mahkûm olmuş demektir. Bu yıkım ve karanlığa karşı kitab meşalesi ile karanlığı yarmak ve bu şehri aydınlatmak mümkündür. Düşünce tembelliğinin had safhaya ulaştığı bu zamanda kitapsızlaştığımız bir dönemde inadına kitap! diyerek bu algılayışın kırılması sürecini olgunlaştırmak gerekir. Bu şehir kitaptan yayılan bilgi- adalet ve özgürlük ile kendi kimliği bulacaktır. Asıl nedeni bilincimizde olan okumama hastalığına tutulmuş bilincimizi acilen tedavi ettirip bilginin sonsuz aydınlığında uzun bir yolculuğa çıkmaya hazır olmalıyız. Okumaz ve yazmaz bir toplumun geleceğini aramaya gerek yoktur. Çünkü onlar için gelecek yoktur.
Rüstem Budak