Değişen Nedir Güvercinleri

Rüzgârın parmaklarımın ucuna düştüğü bir akşamüstü
hüznün yağmur damlası kül kokusuyla yüreğime düştüğü
alaca söğüt dallarının mavi su mağaralarına düştüğü
akşamın bir sesten bir sessizliğe düştüğü bir akşamüstü
Çınaraltı’ndan geçtim yüzümde bembeyaz güvercinlerle

Çınar
yine saçları ağarmış bulutların duldasında
yalnız.
Masalar
yine ayışığının korusunda yolunu yitirmiş yıldız kümesi
kimsesiz ve şaşkın.
Çay bardakları
Gece üç vardiyasında çalınmış yine yarım bırakılmış uykusu
çalınmış alınteri
çalınmış el emeği göz nuruyla bezeli bedeni
çalınmış aşk gücü iş bilinci.
Üç beş sandalye
bir kırık gönül
bir ufak tepsi
ayaza kesmiş merhaba
gençliğim
hayatın nakışlı sularından sulara vuran içimdeki yankıyı
saati soran, durmadan aşkın ve acının saatini
akşamın saatini soran gençliğim
ince bir hüzünden ince bir acıya rehinli
taş baskısı suretim

Sessizce oturdum bir masaya yüreğim bozarmış
bir bardak çay: demi sevda pınarından
bir resim: avucuna kuş konmuş acının resmi
bir yüz: geçen bıldırdan, yalnızlıktan incelmiş
bir sigara: akşam içilir kederle ancak
bir kitap: “Yokuşu Tırmanır Hayat”

Acının bir acıdan bir acının kırağına düştüğü bir akşamüstü
sevdanın bir sevdadan bir karasevdanın berzahına düştüğü
yalnızlığın bir sesten bir bilge aydınlığın avazına düştüğü
aşkın bir umuttan bir sevince düştüğü bir akşamüstü
oturdum Çınaraltı’nda yüzümde bembeyaz güvercinlerle

Oturdum sessizce sana sevdalı
Çınaraltı’nda
yalnızca beyaz güvercinler
yüzümde
yalnızca
beyaz bir hüzün

Oturdum sessizce bana karalı
Çınaraltı’nda
yalnızca beyaz çığlıklar
kalbimde
yalnızca
beyazı uçmuş yüzün

Refik Durbaş

Bir yanıt yazın

E-Posta adresiniz yayınlanmayacaktır.