De ki işte

Şair: Oruç Aruoba

1. Ölüm yaşamdan daha belirgindir. Ölüm yaşamdan daha kesindir. Yaşam belirsizdir; oysa ölüm, belirgin ve kesindir. Hep bir süreç olan yaşam, ölüm anında, sonunu değil, sonucunu bulur : Ölüm yaşamın sonucudur – kişinin nasıl bir yaşam yaşadığı, öldüğü ölümden bellidir. Ölümü bilen, onun bilincinde olan bir yaşam, yaşam sürecinin her anında ölümü yaşama katarak, yaşamı bilinçli kılar – ölümü yaşamdan koparmadan, ama ölümün yaşamı kaplamasına da izin vermeden, ölümü, her an, yaşam kılar. Aristoteles 3. İnsan, eninde sonunda, ancak kendi kurdunu besler. İnsan, kurdunu hak eder. Insanı yiyen, hakkını kendisinin hazırladığı kurttur. Insan, “birbirinin kurdu“ değil, kendi kendinin kurdudur – “insan insanın“ değil, insan kendinin kurdu... (Bu kurt da, tüylü, azman, keskin dişli, hırıltılı “lupus“ değil; kaygan, ufak, kemirgen çeneli, sessiz, kıpır kıpır solucandır.) Hobbes 4. Yaşam, yaşayan insanın kendinden kaçmasıdır; çünkü onun “en-kendi-olduğu“, ölümdür – yaşamı da, bunun bir değillemesi yalnızca... Yaşam, ölümü değillemekle, temelde, kendini değiller, çünkü yaşamın anlamı, ölümde temellenen bir anlamdır – başka bir anlam da, yoktur. Anlam, ölümdür. Ancak ölümü unutmayan; onu Bir anlam temeli olarak, kendi dayanağı olarak, sürekli ’canlı’ tutan bir yaşamdır, anlamlı yaşam. “Gallipoli“ Heidegger 7. Yaşam, kendi kendini, ölüm olarak, isteyendir. Ölüm de, yaşam olarak yaşanmış, ve, bitmiş olan – istenmiş, gerçekleştirilmiş – ve tükenmiş olan... 8. Ölüm yaşantısıdır bizi yaşatan. Yaşamını gereğince yaşayan insan için, zorunlu tek yaşantı, hep, hüzündür. Bizi yaşatandır, hüzün : hüzün – yaşamın nasıl dopdolu, ama nasıl da bomboş – gelip geçici, bitici, sonlu – nasıl ölümlü olduğu yaşantısı... 11. İşte – ölüm taç giydirir... Ölüm yaşama katkıda bulunur – onun doruk noktasını oluştururak : yoksa yaşam, kendi işleyişiyle sürüp gitseydi, herşey yozlaşırdı. Bazı şeyleri (belki, her bir şeyi) yaşayıp bitirmek gerekir; yoksa, yaşanıp durdukça, bayatlarlar. 13. İnsan, yaşamın anlamını ölümde bulur ancak. Yaşam ancak ölümün varolabilmesiyle -ve bilinçlendirilebilmesiyle- anlamlıdır. Ölümsüz yaşam, anlamsızdır. Nasıl ki ölümü hesaba katmayan yaşamlar yaşayan insanların yaşamları anlamsızdır – aynı şekilde, ölüme bilinçle giden yaşamlar yaşayabilen kimi insanlar, yaşamlarının son anlarıyla, ortaya yoğun anlam birimleri koyabilirler. Ölüm, çünkü, yaşamın ‘sona erişi’ değildir – şu koşulla: Yaşam, başından başlayarak, yaşam olarak, ölümden anlam çekebilmişse; ölüm, bir son olarak -anlamsızlığını birlikte getirerek- gelince, ‘biten’ yaşamın anlamını çekip almak şöyle dursun, ona, yeni, yoğun bir anlam yükler. Ölümle ‘sona eren’, yaşamın kendisidir; anlamı değil: Öyle yaşamlar vardır –olmuştur ve yeniden olabilir- ki, asıl anlamlarını ölmüden sonra yaşarlar – ve yaşatırlar. Kimi yaşamların anlamı, ölümle, ölümden sonra, başlar – ve büyüyerek sürer. Kimi yaşamlar -çoğunlukla insanların yaşamları- ise, ölümle gerçekten de sona erer; çünkü, zaten, başından başlayarak ve boydan boya anlamsız olmuşlardır. İnsanların çoğunluğu, yaşamlarını anlamsız yaşıyorsa, pek ender bir azınlığı, ölümlerini yaşayarak, yaşamlarını da anlamlı yaşıyor. Mesele de, yalnızca ölüm anında anlamlı olabilmek değil. – Bütün bir yaşam boyu ölümü de yaşama katan yaşam biçimleri, bunu yapabilmekle, sürekli bir anlam içeriği edinirler. 17. Ölümü bilmeyen insan, yaşamaz – yaşamıyordur : kişi değildir. Yaşamakta olmanın bilincini sağlayan, ölüm bilincidir. Ölümü bilmeyen yaşam, yaşam değildir. İnsanı yaşatan ölümdür. Ölüm kişiyi yaşatır. 18. Dolu bir yaşam, her anında – ya da, her iki anının arasında – ölüme olanak tanıyan yaşamdır. Yaşadığın her andan sonra –her andan da önce-, ölebilecek durumdaysan, gerçekten yaşıyorsun demektir... Ancak ölebilecek olan kişi yaşar. (Bu bir tautoloji mi : zaten, insan –yaşarken- her an, ölebilir...?) Ama, bilinçli yaşayan kişi, her anını ölebilme bilinciyle birlikte yaşar – öyle yaşıyorsa, işte, biliçlidir... Yaşam bilinci, eninde sonunda, ölüm bilincidir. Yaşamı biliçlendirmeni sağlayan, sağladığın ölüm bilincidir. 19. Kişi, varolma gücünü, ölü yüceliklerden alır – Kişinin yaşam besini, ölüp gitmiş kişilerin geride bıraktıklarıdır... Kişi de, işte, tam olarak, ölümünden sonra geride bırakabileceklerinin toplamıdır. Kişi ölümden sonra geri kalandır. Kişi, ölümün yokedemediğir. Kişi, ölümden sonra da yaşayandır. 20. Kişi, tek yaşam olanağını ölümde görüyorsa; görebiliyorsa, özgürdür. Kişinin özgür olabilmesi, ölümüdür. Ölüm, özgür olabilmektir. “İnsan ölümlüdür” – ama, ölümü hep belli bir insan; bir kişi yaşar; çünkü ölen insan, hep, şu belli insandır; kişidir. Ölüm, kişi olabilmektir. 21. Yaşamın sana açıkça söyleyebileceği tek şey, ölümdür. Öyleyse, yaşamın tek açık anlamı, ölümdür. Yaşamın tek anlamı ölümse, yaşamın anlamı – yoktur... Ölüm, yaşamın anlam içerği ise, yaşamın anlamı – boştur... Ölüm, yaşamın belirginleşmiş yanıysa, yaşam, biliçlendirilmiştir. Yaşamın tek belirgin yanı ölümse, yaşam her yanıyla – özgürdür... 22. Felsefe, hep, yeniden, sürekli, ölüme gelip dayanan, dayanacak, dayanması gereken yaşam biçimidir. felsefi yaşam biçimi edinen kişi için de, her yer barınılmaz, her yol çıkmaz, her yön olanaksız, her yük ezici – her anlam boştur -- çünkü, ölüm, vardır. 35. Yaşamın bir şeyleri yitirmenin süreci olacak __sonradan da, bu yitirdiklerini alsında yitirmemiş olduğunu öğrenmenin süreci... Yaşadıkların, yitmeyecekler – yaşayacaklar. Birşeyleri yaşamışsan, gerçekten yaşamışsan, onları yitiremezsin artık – istesen bile : istemesen bile ; yaşar artık onlar... Yaşadıklarınsın.-- Yaşamın, bütün yaşadıklarını yitirip, yeniden kazanmanın süreci olacak - hep yeniden yitirip, hep yeniden kazanmanın süreci... 36. Yaşadığın her an, her yaşadığın an, yaşar 59. yaşamı bilemezsin – yaşadığın, bilemediğindir; bildiğinde bile, neyi bildiğini bilemediğin... Yaşamın, bilemediğin olacak. 61. Yaşamında, yapacağını hiç bilemedğin anlarda, yapacağın apaçık belirecek. 62. Yaşamın, olaylar ve durumlar içindeyken, birşeyler yaparken, kendini seyretmenin süreci olacak. ‘Çelişik’ birşey, değil bu; kişiliğin 'gelişen' birşey değildir ki - ta başından beri (neresiyse o 'başı'...), tam olarak vardır; yaşam boyu da, yaptıklarında, yalnızca, ortaya çıkar, kendini gösterir: Hem de, hep yeniden aynı sıra içinde çıkar ortaya. Sen ise bir seyirci olacaksın yalnızca; ‘elinden birşey gelmeye’cek, durumlar, olaylar karşısında – kişiliğin, ne yaptıracaksa onu yaptıracak sana; sen de yapacaksın bunu. . Yaparken de, hep, yaptıklarını kendin yapıyormuşun gibi bir izlenim edineceksin – bir yanılsamadır bu. Yaşam, yazarı da, sahneye koyanı da, başoyuncusu da sen olan; ama senin yalnızca seyircisi olduğun bir oyundur. Ama bu, senin özgür olmadığın anlamına gelmez – yaşamın, özgürlüğünün alanı olacak: Seyirci, seyrettiği oyun karşısında nasıl özgürse – her an, oyunun ‘doğal’ sonunu beklemeden, tiyatrodan çıkıp gidebilirse-, sen de yaşam karşısında öyle özgür olacaksın. Özgürlüğün, yaşamının farkına varman olacak. 71. Yaşamda yapabileceklerin, zaten, yapabildiklerin olacak – ama yapabildiklerin, yapabileceklerinden daha az olabilecek : ıskalayabileceksin – bundan da korkma, kaçınma; zaten, yapabileceklerini yapabildiklerinden ayrı, bağımsız olarak saptayabilseydin, ‘her şeye kadir’ olurdun! Yapabileceklerine boş ver – yapabildiklerini yap! 75. Yaşamında yapabilecek her şey tükendiğinde, ya da hiçbir şey yapamayacak duruma düştüğünde, yazarsın – ancak da o zaman yazabilirsin: Yazabilmen, yazabileceklerinin tükenmesi; olacak. hiçbir şey yapamıyorsan, yazarsın - ancak da, o zaman... 76. Yazman, en üst yapmandır – belki de bu yüzden; ancak o zaman, yol açılır ona. Yazman, her şeyin üstünde, yapmandır; en üst yapmandır, yazman. Çünkü yazman, bütün öteki yaşama ve yapma basamaklarını gerektirir – ancak onları gerçekleştire gerçekleştire; basamakları adım adım (neşeyle, sevinçle, hüzünle, acıyla) tırmana tırmana ulaşabilirsin en üst basamağa : yazmaya... Yaşamının doruk noktasıdır yazman – Yaşa – sonuna, ucuna, doruğuna dek - , ki, yazasın... Yazmak, yaşamak uçurumunun doruğudur. Wittgenstein 77. Yaşamı yazmaya kalkıştığında, sıkıntıya düşersin hep yaşadığın, yazıya gelir gerçi; ama, yazıldığında içine gireceği –girdiği- biçim, aykırılığı, çelişmesi, zıtlığıyla, seni huzursuz eder, sana sıkıntı verir. Yaşadığını, yaşadığın biçimiyle, yazıya dökemezsin – dökülür gider... Yaşadığını yazamazsın. Yazdığın da, yaşadığın değildir. Yaşarsın belki; ama yazamaszın ki: Yazarsın belki; ama yaşamamışsındır ki... Yazdığın, yaşamadığındır – yaşadığın, yazılmadan kalır; yazılmadan geçer.
Oruç Aruoba
Kategori: Şiir Türk Şiiri
Yayınlanma: 23.02.2021