1.
Ölüm yaşamdan daha belirgindir.
Ölüm yaşamdan daha kesindir.
Yaşam belirsizdir; oysa ölüm,
belirgin ve kesindir.
Hep bir süreç olan yaşam, ölüm anında,
sonunu değil, sonucunu bulur : Ölüm
yaşamın sonucudur – kişinin nasıl bir
yaşam yaşadığı, öldüğü ölümden bellidir.
Ölümü bilen, onun bilincinde olan bir yaşam,
yaşam sürecinin her anında ölümü yaşama katarak,
yaşamı bilinçli kılar – ölümü yaşamdan koparmadan,
ama ölümün yaşamı kaplamasına da izin vermeden,
ölümü, her an, yaşam kılar.
Aristoteles
3.
İnsan, eninde sonunda,
ancak kendi kurdunu besler.
İnsan, kurdunu hak eder.
Insanı yiyen,
hakkını kendisinin hazırladığı kurttur.
Insan, “birbirinin kurdu“ değil,
kendi kendinin kurdudur – “insan insanın“ değil,
insan kendinin kurdu…
(Bu kurt da, tüylü, azman, keskin dişli, hırıltılı “lupus“ değil; kaygan, ufak, kemirgen çeneli, sessiz, kıpır kıpır solucandır.)
Hobbes
4.
Yaşam, yaşayan insanın kendinden kaçmasıdır;
çünkü onun “en-kendi-olduğu“, ölümdür –
yaşamı da, bunun bir değillemesi yalnızca…
Yaşam, ölümü değillemekle, temelde, kendini
değiller, çünkü yaşamın anlamı, ölümde temellenen
bir anlamdır – başka bir anlam da, yoktur.
Anlam, ölümdür.
Ancak ölümü unutmayan; onu
Bir anlam temeli olarak,
kendi dayanağı olarak,
sürekli ’canlı’ tutan bir yaşamdır,
anlamlı yaşam.
“Gallipoli“ Heidegger
7.
Yaşam, kendi kendini, ölüm olarak, isteyendir.
Ölüm de, yaşam olarak yaşanmış, ve, bitmiş olan –
istenmiş, gerçekleştirilmiş – ve tükenmiş olan…
8.
Ölüm yaşantısıdır
bizi yaşatan.
Yaşamını gereğince yaşayan insan için,
zorunlu tek yaşantı, hep, hüzündür.
Bizi yaşatandır, hüzün : hüzün –
yaşamın nasıl dopdolu, ama nasıl da
bomboş – gelip geçici, bitici, sonlu –
nasıl ölümlü olduğu yaşantısı…
11.
İşte – ölüm taç giydirir…
Ölüm yaşama katkıda bulunur –
onun doruk noktasını oluştururak :
yoksa yaşam, kendi işleyişiyle
sürüp gitseydi, herşey yozlaşırdı.
Bazı şeyleri (belki, her bir şeyi)
yaşayıp bitirmek gerekir; yoksa,
yaşanıp durdukça, bayatlarlar.
13.
İnsan, yaşamın anlamını
ölümde bulur ancak.
Yaşam ancak ölümün varolabilmesiyle
-ve bilinçlendirilebilmesiyle-
anlamlıdır.
Ölümsüz yaşam, anlamsızdır.
Nasıl ki ölümü hesaba katmayan yaşamlar yaşayan
insanların yaşamları anlamsızdır – aynı şekilde,
ölüme bilinçle giden yaşamlar yaşayabilen kimi
insanlar, yaşamlarının son anlarıyla, ortaya
yoğun anlam birimleri koyabilirler.
Ölüm, çünkü, yaşamın ‘sona erişi’ değildir –
şu koşulla: Yaşam, başından başlayarak, yaşam olarak,
ölümden anlam çekebilmişse; ölüm, bir son olarak
-anlamsızlığını birlikte getirerek- gelince,
‘biten’ yaşamın anlamını çekip almak şöyle dursun,
ona, yeni, yoğun bir anlam yükler.
Ölümle ‘sona eren’, yaşamın kendisidir; anlamı değil:
Öyle yaşamlar vardır –olmuştur ve yeniden olabilir-
ki, asıl anlamlarını ölmüden sonra yaşarlar –
ve yaşatırlar.
Kimi yaşamların anlamı, ölümle, ölümden sonra,
başlar – ve büyüyerek sürer. Kimi yaşamlar
-çoğunlukla insanların yaşamları- ise,
ölümle gerçekten de sona erer; çünkü, zaten,
başından başlayarak ve boydan boya anlamsız olmuşlardır.
İnsanların çoğunluğu, yaşamlarını anlamsız yaşıyorsa,
pek ender bir azınlığı, ölümlerini yaşayarak,
yaşamlarını da anlamlı yaşıyor.
Mesele de, yalnızca ölüm anında anlamlı olabilmek
değil. – Bütün bir yaşam boyu ölümü de yaşama
katan yaşam biçimleri, bunu yapabilmekle, sürekli
bir anlam içeriği edinirler.
17.
Ölümü bilmeyen insan, yaşamaz –
yaşamıyordur : kişi değildir.
Yaşamakta olmanın bilincini sağlayan,
ölüm bilincidir.
Ölümü bilmeyen yaşam,
yaşam değildir.
İnsanı yaşatan ölümdür.
Ölüm kişiyi yaşatır.
18.
Dolu bir yaşam, her anında – ya da,
her iki anının arasında – ölüme
olanak tanıyan yaşamdır.
Yaşadığın her andan sonra –her andan da
önce-, ölebilecek durumdaysan,
gerçekten yaşıyorsun demektir…
Ancak ölebilecek olan kişi yaşar.
(Bu bir tautoloji mi : zaten,
insan –yaşarken- her an, ölebilir…?)
Ama, bilinçli yaşayan kişi, her anını
ölebilme bilinciyle birlikte yaşar –
öyle yaşıyorsa, işte, biliçlidir…
Yaşam bilinci, eninde sonunda,
ölüm bilincidir.
Yaşamı biliçlendirmeni sağlayan,
sağladığın ölüm bilincidir.
19.
Kişi, varolma gücünü,
ölü yüceliklerden alır –
Kişinin yaşam besini, ölüp gitmiş kişilerin
geride bıraktıklarıdır…
Kişi de, işte, tam olarak, ölümünden sonra
geride bırakabileceklerinin toplamıdır.
Kişi ölümden sonra geri kalandır.
Kişi, ölümün yokedemediğir.
Kişi, ölümden sonra da yaşayandır.
20.
Kişi, tek yaşam olanağını ölümde görüyorsa;
görebiliyorsa, özgürdür.
Kişinin özgür olabilmesi, ölümüdür.
Ölüm, özgür olabilmektir.
“İnsan ölümlüdür” – ama, ölümü hep belli bir insan;
bir kişi yaşar; çünkü ölen insan, hep, şu belli insandır;
kişidir.
Ölüm, kişi olabilmektir.
21.
Yaşamın sana açıkça söyleyebileceği tek şey,
ölümdür.
Öyleyse, yaşamın tek açık anlamı,
ölümdür.
Yaşamın tek anlamı ölümse,
yaşamın anlamı – yoktur…
Ölüm, yaşamın anlam içerği ise,
yaşamın anlamı – boştur…
Ölüm, yaşamın belirginleşmiş yanıysa,
yaşam, biliçlendirilmiştir.
Yaşamın tek belirgin yanı ölümse,
yaşam her yanıyla – özgürdür…
22.
Felsefe, hep, yeniden, sürekli,
ölüme gelip dayanan, dayanacak,
dayanması gereken yaşam biçimidir.
felsefi yaşam biçimi edinen
kişi için de, her yer barınılmaz,
her yol çıkmaz, her yön olanaksız,
her yük ezici – her anlam boştur —
çünkü, ölüm, vardır.
35.
Yaşamın bir şeyleri yitirmenin süreci olacak
__sonradan da, bu yitirdiklerini alsında
yitirmemiş olduğunu öğrenmenin süreci…
Yaşadıkların, yitmeyecekler – yaşayacaklar.
Birşeyleri yaşamışsan, gerçekten yaşamışsan,
onları yitiremezsin artık – istesen bile :
istemesen bile ; yaşar artık onlar…
Yaşadıklarınsın.–
Yaşamın, bütün yaşadıklarını yitirip,
yeniden kazanmanın süreci olacak
– hep yeniden yitirip,
hep yeniden kazanmanın
süreci…
36.
Yaşadığın her an,
her yaşadığın an,
yaşar
59.
yaşamı bilemezsin – yaşadığın, bilemediğindir;
bildiğinde bile, neyi bildiğini bilemediğin…
Yaşamın, bilemediğin
olacak.
61.
Yaşamında, yapacağını hiç bilemedğin anlarda,
yapacağın apaçık belirecek.
62.
Yaşamın, olaylar ve durumlar içindeyken,
birşeyler yaparken, kendini seyretmenin süreci
olacak.
‘Çelişik’ birşey, değil bu; kişiliğin ‘gelişen’ birşey
değildir ki – ta başından beri (neresiyse o ‘başı’…),
tam olarak vardır; yaşam boyu da, yaptıklarında,
yalnızca, ortaya çıkar, kendini gösterir:
Hem de, hep yeniden aynı sıra içinde çıkar ortaya.
Sen ise bir seyirci olacaksın yalnızca;
‘elinden birşey gelmeye’cek, durumlar, olaylar
karşısında – kişiliğin, ne yaptıracaksa onu yaptıracak
sana; sen de yapacaksın bunu.
.
Yaparken de, hep, yaptıklarını kendin yapıyormuşun
gibi bir izlenim edineceksin – bir yanılsamadır bu.
Yaşam, yazarı da, sahneye koyanı da, başoyuncusu da
sen olan; ama senin yalnızca seyircisi olduğun
bir oyundur.
Ama bu, senin özgür olmadığın anlamına gelmez –
yaşamın, özgürlüğünün alanı olacak: Seyirci, seyrettiği
oyun karşısında nasıl özgürse – her an, oyunun ‘doğal’
sonunu beklemeden, tiyatrodan çıkıp gidebilirse-,
sen de yaşam karşısında öyle özgür olacaksın.
Özgürlüğün, yaşamının farkına varman olacak.
71.
Yaşamda yapabileceklerin, zaten, yapabildiklerin
olacak – ama yapabildiklerin, yapabileceklerinden
daha az olabilecek : ıskalayabileceksin – bundan da
korkma, kaçınma; zaten, yapabileceklerini
yapabildiklerinden ayrı, bağımsız olarak
saptayabilseydin, ‘her şeye kadir’ olurdun!
Yapabileceklerine boş ver – yapabildiklerini yap!
75.
Yaşamında yapabilecek her şey tükendiğinde,
ya da hiçbir şey yapamayacak duruma düştüğünde,
yazarsın – ancak da o zaman yazabilirsin:
Yazabilmen, yazabileceklerinin tükenmesi;
olacak.
hiçbir şey yapamıyorsan, yazarsın
– ancak da, o zaman…
76.
Yazman, en üst yapmandır – belki de bu yüzden;
ancak o zaman,
yol açılır ona.
Yazman, her şeyin üstünde, yapmandır;
en üst yapmandır,
yazman.
Çünkü yazman, bütün öteki yaşama ve yapma
basamaklarını gerektirir – ancak onları gerçekleştire
gerçekleştire; basamakları adım adım (neşeyle, sevinçle,
hüzünle, acıyla) tırmana tırmana ulaşabilirsin en üst
basamağa :
yazmaya…
Yaşamının doruk noktasıdır yazman –
Yaşa – sonuna, ucuna, doruğuna dek – , ki,
yazasın…
Yazmak, yaşamak uçurumunun doruğudur.
Wittgenstein
77.
Yaşamı yazmaya kalkıştığında, sıkıntıya düşersin hep
yaşadığın, yazıya gelir gerçi; ama, yazıldığında
içine gireceği –girdiği- biçim, aykırılığı, çelişmesi,
zıtlığıyla, seni huzursuz eder, sana sıkıntı verir.
Yaşadığını, yaşadığın biçimiyle, yazıya dökemezsin –
dökülür
gider…
Yaşadığını yazamazsın.
Yazdığın da, yaşadığın değildir.
Yaşarsın belki; ama yazamaszın ki:
Yazarsın belki; ama yaşamamışsındır ki…
Yazdığın, yaşamadığındır –
yaşadığın, yazılmadan kalır;
yazılmadan
geçer.