Dargınlık/Küslük Şiirleri Bercestem

anılar gömülüdür zaten ben bir daha gömerim
çocuk olmuşum, hasta olmuşum, deniz olmuşum
yalnız bir sincabım belki
gömdüğü cevizlerine küsen

Ahmet Murat

Azgın fırtınalar denizlerde,
Şehirlerde ışıktan dalgalar
Bekleşen kadınlar geceleri,
Rüzgâr gibi kızlar, küskün çocuklar
.

İnsanlar! Şeytanın sütkardeşi!
Bazı bazı sizleri de gördüm uzaktan;
O zaman sövmek geldi içimden
Ayıptır söylemesi…

Cahit Külebi

kalbi kırık bir beyazlık, küs bir çocuğun büzülen alt
dudağı, açmadan önce solmayı öğrenmiş bir çiçeğin
uykusuz sancısı, yeni çağların merhametli ve cömert
hayalcisi, hayatın kalbinde oturan vefa çiçeği, sanki
üzgün bir gül yaprağı, ruhunda bayram sevinçleri
taşıyan, sevdiklerini sevgisiyle yaşatmaya çalışan

Engin Turgut

Şair, dünya sana küsmüş diyorlar
Enlemleri, boy lamları birbirine karıştırdığın için
Bizimle uzlaşmadı, diye bağırıyor dini bütün olanlar
Sonun kötüye varacak, bildiririm…

Ahmet Erhan

sonra bir yanlışlık oldu küstüm kendime
tesellisiz bir sabırla boşlukları biriktirdim
evvel zaman önceydi…
yılan gibi kaygandı mutluluk
elimizden bir anda yitip gitti

Eren Aysan

tavanı kırmızı, duvarları beyaz badanalı
bir odada bir arada bir ara olmalıyız, hatırladınız
bıçak sapı gibi gülümsememe de izin vermelisiniz
– babam bana küstü, döv onu babaanne

Küçük İskender

Uzun yoldan gelmiş gibi yorgunum
Ne kimseye küskün ne de dargınım
Bir ahu gözlüye candan vurgunum
Garip gönlüm kapısında kul gibi

Neşet Ertaş

küsecek kadar sevmeli insan birini
o gelince küsmeli: nerdeydin bunca zaman
niye sevmedin beni, küsecek kimsem yoktu
demeli o varken de kimseye küsmemeli

Haydar Ergülen

Ne zamandır kurumuştu çiçekleri şiirlerin

taş duvar demir kapı bedeli ödenmiş acı
hangimiz hangimizden alacaklı
pencerede yağmur içimde dağlar ve gökyüzü
nefret ve hüzün
yalnızlık
barışığım hepinizle küsüm kiminizle

( Denizin sesi yüzlerinde kalkıp yürüdüler)

Refik Durbaş

bu gece susmaya gelsem sana

sıcak bir düşün terine
ayaz yedim bütün gün
bana şarap versen
kırmızı pembe beyaz
içimde küskün bir çocuk var
usulca örtsen üstümü gözlerinle

Zeynep Uzunbay

Dünya böyle gidiyorsa
Elbet bir nedeni var
Ben sana küstüm küserek.

Behçet Necatigil

sûr’um. susuyorum, kavmimin incinen gözüyle
bakıyorum burçlardan çöle. kaab uzak, hırka
küs..hüseyin ki artık kalbimizde süs!

Metin Kaygalak

Yaşanacak hayat,
Şiirden uzun,
Kavgalar şiirden zorlu,
Ve gözyaşı,
Şiirden çok daha parlak
Olduktan sonra,
Odalardaki hüzünlü suskunluk,
Küstürmesin seni çocukluğuna.

Melisa Gürpınar

Küsmüş göğüne besbelli
Geleceği göremediğinden
Taşıyor oysa hüzünlü bitişinde
Doğuşunu yeniden

Metin Altıok

Ve sefil yaşlılığının küskünlüğü içinde
hayatını nasıl boşa harcadığını düşünüyor
güçlü, yakışıklı, sazı sözü yerindeyken.

Yannis Ritsos

Saatlerin yağmaladığı taze ömrüm,
Saklandığı şapkaya küskündür tavşan
Elimde değil diyorum, bu yaşamaktır
Söz alıp ayağa kalktığımda dağılıyor meydan

Gökhan Ergür

Gidersen sana da kırılacak, kal,
– Gönlüm ki, böyle her gidene küstü –
Ve deme “buradan bir akşam üstü
Giderken ardımda hıçkırarak, kal!

Hamit Macit Selekler

nice nehirler akmakta bahçeme
nice köprüler kurulmakta sözsüz
kim indi kuyuma, kim(in) di bilir misin
kûy-i yâre bırakıp giden kalbini
çürümüş yazlardan geçerek
son yaprakları son aşkları son hüzünleri
bırakarak ıssız yolculuğuna çıkan,kim
başkasına sığ kendisine derin bu mevsimde
serkeş akşamlara küskün yollara yoldaş

Mehmet Solak

sen kimseye küsmezsin bilirim, gözlerin de
yaprak hırsızı güz: anılar düştükçe göz
dolar, yaz gelmeden temizlemek gerekir
gözleri yoksa küskünlük de gözyaşıyla kirlenir

Haydar Ergülen

onları
bakır bakraçlıları kıyısına küsmüş denizleri
hadi söyleyelim onları
hiçbiri değil sözümüzün muhatabı
seken taşın kara bahtlıları

Kenan Çağan

Ey sen!
Düzene düşüp aşka küsünce
Oyuncaklarını toplayıp giden çocuk…
Hala eski aklında mısın?
En sevdiğin turuncu trenin
Bende kaldı…
Farkında mısın?

Esra Güzelipek

Yorgunuz, kaybetmişiz, dalgınız, kırgınız, küsmüşüz
Bu çocuklar birer birer kaybolurken sisler içinde kime gidelim
Çok yürüdük yollar kayboldu yol bulduk sana geldik
Ne getirdin deme bize senden başka neyimiz varsa o bizim yokumuzdur
Geldik işte bunlar ellerimiz
Bunlar da ellerimizin büyük boşluğu

Mevlana İdris Zengin

Semih’le küsüşünce yaşamın bir anlamı kalmadı. Günler sakız gibi uzamaya başladı. Ne cinayet planları, ne bir ağız dalaşı, ne bir soğuk savaş atmosferi. Yalnızlık berbat bir şey, kürtleri bile özlemiştim neredeyse. Dayanamadım, gittim kapısını çaldım. Öyle baktım boş boş. Sarıldı bana.

‘‘Özlemişim lan seni,’’ dedi. ‘‘Küçük faşo, gir içeri.’’

Emrah Serbes / Üst Kattaki Terörist

bilirim herkesin bir şiiri vardır bir de umudu
hangi iklimin kırılgan ağacıyım ben
küskünüm, güz acısı çekiyorum işte
söyle be ustam
yerim neresi bu çıkarcı dünyada
alıp başımı nerelere gideyim

Bak ustam
gözlerim ıslak, hüzün akıyor yüzümden
küskünüm, yaşam ağrısı çekiyorum
kederimle boğuşmaktayım sancılar girdabında


yaşama yaslanmak için
şiirin burçlarına tutunmak yetmiyor ustam
al götür beni buralardan o uzak diyarlara…

Nuri Can

alınganlık, ah, bilmezsin, küsmem de küsülecek
zamanda, n’eyleyim varlığın yokluğundan tenha
senden başka küsülecek kimse mi bıraktın bana
bir ben kaldım bir de bıraktığın küskünlük tenha

Haydar Ergülen

Sana benzemiyorum
Hiç benzetmeye çalışma
Ya olduğum gibi sev,
Ya küs bir daha barışma

Sezen Aksu

Ah, İstanbul’un gözleri senin gözlerine nasıl da benziyor ışıltılı
Gözlerin arkadaş ve sevgili, gözlerin gurbet gibi bakıyor
Gözlerin susmanın bulutlarını taşıyor ve masum yazlar
Sen incecik bir yağmur olmalısın ovaların kalbine iyi gelen
Küsmesin gözlerindeki martı, gözlerini al da gel adalara kaçalım

Engin Turgut

Hey Çamlıca mehtâbı ne olmuş sana öyle?..
Küskün duruyorsun.
Bir şey kuruyorsun.
Seyrinle ıyan et bana, ilhâm
ile söyle:
Aksetmede âlâm-ı vatandan mı bu halet?..

Abdülhak Hamit Tarhan

Bütün dünyâya küskündüm, dün akşam pek bunalmıştım;
Nihayet, bir zaman kırlarda gezmiş, köyde kalmıştım.
Şehirden kaçmak isterken sular zaten kararmıştı,
Pek ıssız bir karanlık sonradan vâdiyi sarmıştı.
Işık yok, yolcu yok, ses yok, bütün hılkat kesilmiş lâl…
Bu istiğrâkı tek bir nefha olsun etmiyor ihlâl
Muhîtin hâli “insâniyyet”in timsâlidir, sandım;
Dönüp mâzîye tırmandım, ne hicranlar, neden andım!

Mehmet Akif Ersoy

Neden küstün bilir hep cürmün inkâr eylemez âşık
Sebep bu infiale naleî bî ihtiyarımdır

Salın ey nahli nâzım gel nolur bir kerre serv âsa
Sarayındır bu gönlüm ande eşkim cuyibarımdır

Leylâ Hanım

İşte gidiyorum, bir
şey demeden
Arkamı dönmeden, şikayet etmeden
Hiçbir şey almadan, bir şey vermeden
Yol ayrılmış, görmeden, gidiyorum

Ne küslük var ne pişmanlık kalbimde
Yürüyorum sanki senin yanında
Sesin uzaklaşır her bir adımda
Ayak izim kalmadan gidiyorum

Gerdiğin tel kalbimde kırılmadı
Gönül kuşu şarkıdan yorulmadı
Bana kimse sen gibi sarılmadı
Işığımız sönmeden gidiyorum

Kazım Koyuncu

Düştü nazlı filintası aklına,
Yastığı altında küsmüş,
Düştü, Harran ovasından getirdiği tay
Perçemi mavi boncuklu,
Alnında akıtma
Üç topuğu ak,
Eşkini hovarda, kıvrak,
Doru, seglavi kısrağı.

Ahmed Arif

Geçersen uğra çay demlerim, istersen ıhlamur,
sahi, zili bozuk kapının, seslen, küsüp gitme,
çocuk ol, ufak bir taş at pencereme
uyansın sokağa insin, elinden tutsun anılar.

Ruşen Hakkı

Küsmedim Neşedim kahrettim sana
Baban değil miydim sormadın bana
Olan olmuş yavrum ne deyim sana

Muharrem Ertaş

bir zaman senden ağlar kaldım gazala
sesim o uzak dağlarda dağdar şimdi
sanki unutmak için var anılar kinimde
ve sanki hep küs tadıyla söylenmiş bir şarkı duyduğum:
herkes bir gün bir aşkta imkânsız hâlâ

Kemal Varol

Evet, o rûh-ı safânın budur o ma’nâsı!
Fakat neden bilmem, hilkatın o eczası
Nigâh-ı nâfiz-i şi’rinle hep söner küskün…

Ahmet Hâşim

Bilim her şeyi bilmek değildir, bilim neyi nerede bulacağını bilmektir… Zamanında Kanunî’nin Süleymaniye Camii’ni açmaya geldiğini elbette görenlerimiz vardı… Bir köşeye bu intibalarını kaydetselerdi ve bir defterin yaprağında bu günü bulsaydık, fena mı olurdu? Ben bu geçmiş kişilere, ellerinde olan imkânları kullanmayan insanlara küskünüm…

A. Süheyl Ünver

Beytü’l-hazen, Yakup peygamberin en sevdiği oğlu Yusuf’u kaybetmesi üzerine üzüntü ve acı içinde çekildiği evidir. Kendisini anlayan olmamış, özellikle diğer oğullarının kendisine ve kardeşleri Yusuf’a ihanetleri ona ağır gelmişti. Bu davranışı kabullenemez, isyan eder ama elinden hiçbir şey gelmez; sabretmekten başka çaresi yoktur. Âdeta dünyaya küserek tüm üzüntülerini paylaştığı evine kapanır. Sabır ve derin bir tevekkülle Allah’a sığınır. En güzel çözümün onda olduğunu düşünür. Yakup peygamberin yazımızda ele alacağımız yaşamı Klasik Şiirimize akseder. Şairler onun kapandığı evi şiirlerinde “beytü’l-hazen” yanında, “beyt-i ahzan”, “külbe-i ahzan” şeklinde adlandırarak ele alırlar.

Adnan Uzun

Fısıldıyorsun, mırıldanıyorsun,
Titreşiyor dudakların…
Titriyor parmakların…
Nedensiz küsüyorsun bazen,
Bazen nedensiz barışıyorsun.

Şota Nişnianidze

Rakam’la 1 rezidans, yazı ile bir kabir
Bir tarafı dünyaya, bir taraf şehre küstü
Şafak sayıp duruyor gecekonduda gece
Hayat daracık sokak, ömür cadde-i kebir
Bu berzahta ey şair, bir sen kaldın sadece

Hüseyin Akın

“Kışın atlıkarıncayı kapatıyorlar sanıyordum,” dedi bizim Phoebe. Daha ağzını yeni açıyordu ne zamandan beri. Benimle küs olduğunu unutmuştu herhalde.

“Belki Noel diye açılmıştır,” dedim.

Ben ona bunu söyleyince, bir şey demedi. Herhalde benimle küs olduğunu hatırlamıştı.

J. D. Salinger / Çavdar Tarlasında Çocuklar

açları doyuran, küsleri barıştıran,
evsizlere ev, yarsızlara yar olan
yerle göğü insanın yüreğinde buluşturan
bir gül zamanına, gül umranına,
gül toplumuna, gül insanına.

Cahit Koytak

İlkokul birinci sınıfa giden bir çocuğun ne derdi olabilir ki… Öğretmen biraz fazla ödev veriyordur, kalemi zor tutuyordur, harfleri birbirine bitiştiriremiyordur, okulda bir arkadaşına canı sıkılmıştır ya da ne bileyim yaramazlık yapmıştır da annesi ceza vermiştir, babasına küsmüştür, kardeşiyle kavga etmiştir… Ne derdi olabilir ilkokul birinci sınıfa giden altı yaşında bir çocuğun…

Babaanne anlatıyor. ‘’Dün misafirliğe gitmiştik Mehmet’le. İçerde çocuklarla oynuyordu. Arkadaşları koşarak yanıma geldiler. Mehmet camdan aşağı atlayacak diye bağırıyorlardı. ‘’ Fısıltıyla anlatıyor babaanne. Mehmet duymasın diye. Niye yaptın oğlum diye sormuş. Babasının yanına gitmek istiyormuş Mehmet. ‘’Babamın yanına gitmek istiyorum.’’ Fısıltıyla soruyorum, ‘’Mehmetin babası nerede?’’ ‘’Öldü’’ demiyor babaanne. Sağ avucunun üzerine kafasını yatırıyor gözlerini kapatıyor, yine fısıltıyla ‘’iki sene önce’’ diyor. Gözleri kıpkırmızı oluyor birden fakat ağlamıyor Mehmetin yanında. Arada dönüp Mehmetin başını okşuyor. Gülerek, çikolatayı cipsi az yesin di mi doktor teyzesi deyip bana dönüyor. Gözleri kan çanağı…

Bu sabah ilkokul bire giden altı yaşında bir çocuğu muayene ettim. Solgun ve mutsuzdu. ‘’Babamın yanına gitmek istiyorum. Camdan atlarsam ölürüm siz de beni babamın mezarının yanına gömersiniz.’’ demişti, bir gün önce onu pencerenin önünde yakaladıklarında. ‘’Ne yapalım doktor hanım?’’ diye soran babaannesine bir profesyonel(!) olarak söylemem gerekenleri söyledim. Fakat çok uğraşsam da Mehmet’in yüzünü güldüremedim.

Zehra Betül

Işıktan sesleriyle ölüyor kuşatılmış bahçelerdeki çiçekler
Küskün zambaklar sığınıyor gecemin üşüyen dar kapılarına

Özcan Ünlü

ıslak bezde kalır alnın sıcaklığı
cam arkasında kıpırdar buğu
ümmîdir okuyamaz dudaklarını
nasıl bir alfabe bu

anahtar söz verir anahtarlığa
kapıda uyur geceler boyu
şiir küser koştuğu dağa
nasıl bir alfabe bu

ah bu müflis tüccarı ayıplamayın
bir vitrinden seçtim ben onu
fiyatını bilmiyordum
etiketi yoktu

A. Ali Ural

Küstün; we have a problem
O silahına davranınca ben de koynumdaki güle
Tomurcuklandı bir çocuğun gamzesi
Kılıcımı kırdım, kapımı kilitledim
Sûr’dan duvarlara yaslanarak
Yolumuzun bundan sonrasına hatıralarla

Küstün; we have a problem
Ah-u figan ağlayarak misilleme, muhafaza ve defans
Teşhiste hata olmaz; olur mu: Herkesin kaderi iki dudak arasında
Ben ise ‘oy’umu nedamete vereceğim yine
Arada bir görünüp kaybolan bulutların aşkı için
“Oy ben öleyim” diyen bir anayla

Küstün; we have a problem
Olmasa iyiydi ama oldu, hesap cüzlerinden bir netame : DAN
Borsa tahtalarına vur, tabelaları kurşunla
İnsan bile birikmezken zamanede bir hal
Gelirse başa, hangi günü gördün;
Kalbini yanına almayı unutma!
Yangında ilk o işe yarayacak unutma

Göğsün ve karnın aşkla, kalbin ölümle bir ilgisi
‘Oy’ un ise kahırla, bıkkınlıkla, ünlemle

Murat Özel

Dünya görüşü bir sondur, huzur arayan yaşlı, küskün insanlara göredir, saptamalar, düzenlemeler ve belirlemeler peşinde koşan son istektir. Oysa yaşam duygusu bir ilk arzuya ve ilk sevdaya benzer.

Rilke

Şehrin ve meydanların ve kalabalığın ve herşeyin
İçimde yalnız ve yapraksız
Bir kavak ağacı büyüyor -Çıplak ve göğe doğru-
Ama küskün ama yalnız ama yapraksız ve uzun
Bir ağlama duvarı bu.

Erdem Bayazıt

Her ne kadar küskün ve geçenleri hatırlıyorsa da acıdı gene ona;
Zavallı çocuk “Ah” diye bağırdıkça her defasında
Çınlayan sesiyle tekrar ediyordu “Ah”.

Publius Ovidius Naso

Yaşanacak hayat,
Şiirden uzun,
Kavgalar şiirden zorlu,
Ve gözyaşı,
Şiirden çok daha parlak
Olduktan sonra,
Odalardaki hüzünlü suskunluk,
Küstürmesin seni çocukluğuna.

Melisa Gürpınar

Ben sustum!
susmuyor yüreğimi kavuran kasırga
pencereme vuran yağmur damlaları
susmuyor dışarda inleyen rüzgar
yıldızlar küs
ay üzgün
yağmur dinmiyor
içimde binlerce şiir kanıyor her gece
kimse bilmiyor
kimse duymuyor

Nuri Can

kimbilir ki dündür, olgundur kalbimiz
yollarsa her zaman biraz küskündür
yokuşlarda ve inişlerde…
Zaman’dır seni sardığım kumaş
bekledin, örtülsün ki yavaş yavaş…
erguvandın, kayboldun dilegelişlerde

Hilmi Yavuz

Kıraç, boz ve kurak bir boşluktayım
kilimleri rüzgâra karşı astım
ben burada
sapların üstünde öğle uykusundayım
dünya aşağıda dağlar uzakta
ben küskünüm ama şu yamaç kadar
ama rengarenk, rüzgârda kilimler
ve harman sonu, yorgun yaprak, kaçkın keler.

Üzerine akşamın kapandığı gölüm ben
Bir kez hatıra ettim aşkı, bir daha etmem.

Seyrek salkımım bağda
Güz geçmiş üstünden
ve tenha.

Birhan Keskin

Heceleme beni artık Allah’ım
Bırak okunaksız kalayım
Kaderimin hepsi pek iyi olmasın varsın
Bak, ömrüm eriyor işte
Çocukluk fotoğrafımdaki kardan adam gibi yanı başımda
Bak, ilkokul talebesi kalbimden
Yine karne parası istiyorlar
Bir gecekonduda oturuyor kalbim oysa
Yağmur yağdıkça
Bir gecekondunun damı gibi içine doğru ağlıyor
Saçlarımda dolunay taneleri eriyor
Saçlarımda bir kızılderili reisi
Oturmuş barış çubuğu tüttürüyor
İsmi: Mehtapta öpüşen iki sevgili
Kalbim küs oysa, kalbim yalnız bir kovboy
Nedense şimdi evinden çok uzakta

Didem Madak

Ben böyle yürek görmedim böyle sevgi
Şimdi çocuk büyümekte günbegün
Bütün hüzünleri okşadı birer birer
Gizli bir ümide sarılarak biraz küskün

Metin Altıok

içimin ırmakları kurudu bütün yapraklar soluk
hüzün kokuyor çiçeğim
hangi yağmurları müjdelersen müjdele
yeşermez bir daha yangının düştüğü yer
aşk da küstü
kim dinler kalbimin kırık sesini artık

Nuri Can

gerçekte bir sevinç, bir mutluluk yok değildir yüreklerimizde
sevgiler umutlar yok değildir
öyleyse neden çabuk küseriz birbirimize
çabuk öfkeleniriz
durup durup böyle hüzünlenmemiz neden
anlamıyoruz da ondan mı yoksa
bir bütün olduğunu mutluluğun
umudun bir bütün olduğunu

Edip Cansever

Gül ki, benim küskün gönlüm o gülüşe özensin,
Sessiz dağlar kahkahana cevap versin, bezensin.

Rıza Tevfik Bölükbaşı

İki gözüm ona iyi bak
Dünyaya küskün gitti biraz
Zemheride çiçek açmış
Acılı, suskun bir topraktır o
Seslenmezsen
Merhaba demez
Hastadır, koluna gir
Yürüyemez
Ayakları tutuk

Metin Demirtaş

acı bir çaresizliktir gülümsemek dedim
küskün yanlarına mütercim sözlerin kanadı
güldün
acın büyüktür aklına çocuk
acın; acımdır gülüşlü felaketim

say ki bir babayım ve muğlaktır hüzünlerim
düşün ki iliğim
hüzünlü bir kızın yağmurlu sunağıdır
muğlak bir acı ne kadar büyütebilir ki seni
unutma;
acısını anlamsız şiirlerin yüklendiği şairler
Allah’tan almışlardır renklerini
ki Allah’ı severim
ve yine unutma;
şiir bedbahtların işidir

Hasan Tan

ve nasıl küserse Allah’a bir insan
ben de öyle küsmüşüm

Hasan Tan

Ben, yine de vazgeçmedim seni sevmekten.
Eskisi gibi değil ama.
Biraz buruk, biraz küs, biraz sitemkâr seviyorum artık seni…
Dudaklarımı ısırıyorum artık adın geçince.
Kavga falan çıkarıyorum.
Eskisi gibi sakin değilim ama olsun…

Cezmi Ersöz

Onu atmosferimize, suyumuza alıştırdığımız gün, bayramlar edeceğiz. Elimize görünüşü dehşetli, korkunç, çirkin ama, aslında küser huylu, pek sakin, pek korkak, pek hassas, iyi yürekli, tatlı ve korkak bakışlı bir yaratık geçirdiğimizden böbürlenerek onu üzmek için elimizden geleni yapacağız. Şaşıracak, önce katlanacak. Onu şair, küskün, anlaşılmayan biri yapacağız. Bir gün hassaslığını, ertesi gün sevgisini, üçüncü gün korkaklığını, sükûnunu kötüleyecek, canından bezdireceğiz. İçinde ne kadar güzel şey varsa hepsini, birer birer söküp atacak. Acı acı sırıtarak İsa’nın tuttuğu belinin ortasındaki parmak izi yerlerini, mahmuzları, kerpeteni, eğesi, testeresi ve baltasıyla kazıyacak. İlk çağlardaki canavar halini bulacak. Bir kere suyumuza alışmağa görsün. Onu canavar haline getirmek için hiç bir fırsatı kaçırmayacağız.

Sait Faik Abasıyanık

ve memeden kesilmiş
bir çocuk gibi
bütün dünyaya
küsmez mi

Ali Biçer

Şairlik, haksızlık etmektir düpedüz
Elma dururken üzümün karanlığına
Her bağdan yepyeni bir salkım heves
ve her adada başkalığıyla şımarıyorsa elma
ve üzümden sarhoş olacağına, ah geçkin şair,
elmadan başı dönüyorsa, unutur elbet
genç bir aşık gibi, bağbozumunu da
Kelimeler de şuç ortağı olur ve şiir bozulur
Üzümü küstürme, karanlık olan elma
Gecenin ve aşkın anlattığı da bu
Yaz geçsin tez güz evine dönsün
Ay ışığında yıkanmış vedalarda
sevdiğim bağbozumunu

Haydar Ergülen

Ben başkasının adası olsaydım
çok sevmek de kederlidir ve insan gölgesinden bile
uzağa düşer, ölüm zaten bir kara ada, derdim,
bir kız gözyaşlarına küser, ben tutar ayrılığa küserdim.

Haydar Ergülen

Küstüm sana ben nâfile yalvarma barışmam

Vâsıf-ı Enderûnî

Bir gün fazlaymış seninle iki gün az
Dört duvar açık deniz; alesta vira
Elbette suçsuzluk grameri çoğul ek almaz
Ne de bir babanın küsüşü oğluna
.

Furkan Çalışkan

karafatmalar onu benden ayırdılar
o şimdi bana küsülüdür
kutu duvarları içinde

Asaf Halet Çelebi

Anne baba boşanmış çocukların babaya atar muhabbeti malum, liseye başladığım zamanlarda küstüm.
Bi gün aradı annemi, konuştular falan, annem verdi telefonu baban konuşacakmış diye. Konuştum, atar yaptım, tersledim falan, kapattık öyle.
Ameliyata giriyormuş, girmeden arayayım seslerini duyayım demiş. 2 gün sonra cenazesine gittim

hermenotik nihilist

aşkları erteleyip durdum
küskün bir çiçektim
bin uçurtma yaptım başkaları için
ama benim bir uçurtmam olmadı

Hüseyin Avni Cinozoğlu

Sait’in bir yanı da, olur olmadık şeylere kızmasıdır. Nedir, kızgınlığı çabuk geçer, küskünlüğü de uzun ömürlü olmaz. Bu küskünlüklerden birini Orhan Kemal anlatır bize.

Bir gün iki yazar Parmakkapı’da karşılaşmışlardır. Bir süredir, bir tartışmadan ötürü araları şeker renktir. Orhan Kemal yolunu değiştirmek isterse de yapamaz:

– Merhaba.

Sait de belki yolunu saptırmayı geçirmiştir aklından. O da yapamamıştır:

– Merhaba.
– Nasılsınız?

Sait pompalı kahkahalarından birini atar:

Teşekkür ederim efendim. Siz nasılsınız?

Sonra da Orhan’ın koluna girer:

Bok. Nasılsınızmış… Bu ne kibarlık?

Küskünlük işte o an bu küfürlü deyişle ortadan kalkıvermiştir. Ama bu büyünün gerçekleşmesinde küfrün gücünü de kabul etmek gerekir.

Dalına küsen bir yaprak gibi

kapı aralandı ve çıktım
Cafer Turaç

Bir kızın yağmursuz küskünlüğü
Sen ki ağacını beğenmeyen yaprak

Süleyman Unutmaz

Yeridir, bu yürek şimdi ezilsin,
Yazılsın tarihi ve sezilsin…
Bir zaman vardı, şimdi yok sevgi
Sen çık ve salın, şunu da bil ki,
Küskün gider gidenler yer altına
Nice gevher bedenler çürüdüler
Gevher canlar imiş, parlıyor hâlâ
Tek sahipli ve çok yüzlü bir tebessüm
Özlem ve buluşmalar hep onunla.

Ben kınanma hırkasını kendim giydim eğnime

Hüsrev Hatemi

Kitapta bir yakınını huzurevinde ziyaret eden anlatıcı şu şekilde anlatır Şükûfe Nihal’i:

….. o kadar mahzun, yalnız, içli, o kadar ‘mükedder’miş ki, yarı ’mefluç’ olmasa bile aşağıya, oturma odasına, öteki yaşlıların yanına ineceği yokmuş. Adı Şükûfe Nihal olan bu hanım kendi ‘mehpes’inde hala şiirler yazıyormuş, içe kapanıyormuş, ayrılırken bu dünyaya dargın, küskün ayrılıyormuş. (Mehpes: Hapishane. Mükedder: Kederli, üzgün. Mefluç: Felçli )

Huzurevinde bir iki kez ziyaret ettiğiniz gözleri sürmeli Bedia Hanım, ille Şükûfe Nihal Hanımın odasına da uğramamızı isterdi. Yatağında yarı doğrulmuş, daima eski şiirlerini okurken ya da yeni şiirler yazmak isterken bulurduk onu. Daima diyorum ama, Şükûfe Nihal Hanımı en çok gördüğüm gün beş on dakikadan öteye geçmez.

Gözleri sürmeli Bedia Hanım bir edebiyat aşığı olduğumu söyleyince, Şükûfe Nihal, ‘Size bir şiir okumamı ister misiniz çocuğum?’ diye sormuştu. Arkadaşının elini bırakıp gittiğini söylediği bu şiiri dudağımı ısırarak dinlemiştim.

Sonra bir seçki de rastlayınca ağlamaktan kendimi alamadım:

Son Hatıra

Adını ellerimle çizdim altın kumlara
Küçülen gözlerimde kurudu son damla yaş
Kumsal, deniz, sal, rüzgâr senden en son hatıra,
Solan ruhumdan sana bembeyaz bir soğuk taş!..
İşte, rüzgâr esiyor, dalgalar coştu yine;
Kumlara işlediğim hayalin da kayboldu…
Hicranınla yanarken ben derinden derine,
Karşında, solan yüzüm gibi, güneş de soldu…
Dalgalar, sürükleyin beni de enginlere,
Kumların arasında ben de bir parça taşım!…
“Ayrılmayız, beraber dalarız derinlere”
Derken, bıraktı gitti elimi arkadaşım…

Şükûfe Nihal Hanım şiirini bitirince ‘Uzlet köşesindeki şu ihtiyar kadını, sizin için okuduğu şiiri hepten unutmanızı temenni ediyorum’ demiş, hayatımda ‘uzlet’ sözcüğüne bir yer açmıştı.”

Selim İleri

Sana ey cânımın cânı efendim
Kırıldım küstüm incindim gücendim
Benim nevres-nihâl-i serv-bülendim
Kırıldım küstüm incindim gücendim

Rahmi Bey

çocuktum
küstüm
gidiyorum

Jan Ender Can

Onlar başka yazarlar buldular ben de dünyanın başka yerlerinde başka okurlar buldum. Ama eski sevgiliye bakar gibi hep gözümün kenarıyla onlara bakıyorum bana bakıyorlar mı diye. Bir gülümseme bekliyorum. Ama gülümsemezlerse onları gülümsetmek için bir çaba göstermeyeceğim. Küs ayrılacağız.

Ahmet Altan

Kitabı, insanın en büyük dostlarından biri olarak algılarım. Sürekli konuşabileceğiniz, istediğiniz zaman birlikte olabileceğiniz ve sizi sabırla bekleyen ve hiç küsmeyen bir dost.

Mahmud Derviş

söylesene hangisi daha büyük
toprağına küsüp kuruyan ağacın sevgisi mi?
dalından düştükçe yeniden yeşeren yaprağın ki mi?

-başkasında bulamadığım neydi sendeki?

Fulya Codal

Ey mâder-i hicranzede, ey hemser-i muğber;
Ey kimsesiz, âvâre çocuklar… hele sizler,
Hele sizler…

Örtün, evet, ey hâile… Örtün, evet, ey şehr;
Örtün ve müebbed uyu, ey fâcire-i dehr!…

(Ey hicran üzgünü ana, ey küskün karı-koca;
ey kimsesiz; âvâre çocuklar… Hele sizler, hele sizler…
Örtün, evet, ey felâket sahnesi… Örtün artık ey şehir;
Örtün, ve sonsuz uyu, ey dünyanın koca kahpesi!)

Tevfik Fikret

kalbimle it dalaşındayız, hiçbir atlas kucak açmıyor içimdeki ülkeye
ölüme yıllardır küs olmasam bir akrebe sevda büyüteceğim

Charles Bukowski

Eskimeyen bir rüzgardan gelmiştir bir elinde evlat kokusu, öbürü küs
Rakının denize ilk defa bakışı gibi göğe bir karışması var ki
İşte bunu anlatamam, bunu bahçeye düşen gölge de anlayamaz

Engin Turgut

Kadınlar erkeklerden daha çabuk, daha derin küserler.

Murathan Mungan

İçimin denizinde bir kayık yüzüyor bir de küskün kır çiçeği.
Seni düşünürken boynumun sokağından bir fayton geçiyor.
Seni düşünürken parmaklarım yasak meyveye dokunuyor.

Engin Turgut

ve kadere küsmüştü o, bir kere
sevgiyi öldürdü diye…

Ahmet Muhip Dıranas

Bu dünyada renk , nakış , lezzet , ne varsa küsüm;
Gözümde son marifet, Azrail’e tebessüm…

Necip Fazıl

Çıkıp geliyorsun
Kor gibisin, bir kar gibisin
Soruyorsun: Zarifoğlu bana dargın mısın
Yoksa uyardılar mı seni sevdamızdan
‘Yaşamak’ bir perde gibi kalkıyor aramızdan
Zamansız mekansız bir tünel başındayız şimdi
O mavi gözleri görmüş olmalıyım
Bir ikindi vakti kaskatı ellerimin altında
Uçuşlu saçlar bukleler
Üstünde uyuyan eller
Sevgim uzanıyor
Soluk soluğa uyandırıyor menekşeleri
Görüyorum kıpırdanışlarını
Uykunda gül açan yanaklarını

Cahit Zarifoğlu

annesine dargın ölecek küçük kız,
annesi bunu bilmeyecek.
gülkurusu akşam alacası içinde
ölü bir kuş taşıdığını
.

Asuman Susam

(Dargındım babama
söylemek zor
annemin kefeni solmamıştı)

babam da bana dargındı

Sennur Sezer

Dargın sevgililer yalnızlıklarına uzaklaşıyor

Attila İlhan

Bir yoldan kaçıp bir yoldan yine sana çıkıp gelen
Engin deniz -benim gibi kalbinle dargınsın sen!
Hayal yolunu tutuyorum yine senin sözlerinle
Her hayalin hüzne çıkıyor yolu yüreğimde.
Böylece bir gün ben de gelebilirim sana
Keşke sıla da olsaydım ah sılada!

Nîmâ Yûşic

Hangi taşı kaldırsam
Anamla babam
Hangi dala uzansam
Hısım akrabam
Ne güzel bir dünya bu
İyi ki geldim
Süt dolu bir torbayla
Şöylece çıkageldim
Kime elimi verdimse
Döndürüp yüzümü baktımsa
Kısmet kapıyı çaldı
Kör pınara su geldi
Ben şakıyıp durdukça öyle
Gülün kokusu geldi
Bebesi olmayana
Bunalıp da kalmışa
Acılarla yüklü

Dargın yüreklere
Yetiştim geldim
İyi ki geldim.

Ruhi Su

Sakin geceler şefkat olan encüm-ü bîdâr,
Titrer o karanlıkların evc-i kederinde,
Hüsran ü tahassür gibi matem nazarında;
Guyâ ki o dargın geceler ruhu boğardı
Her şey bizi bir korkulu rüyayla sarardı.

Ahmet Hâşim

yamalı bir kum torbasına dönmüşüm
kendimi dövmekten geliyorum
bir iş dönüşü saati
yorgunum, bitkinim
dargınım kendime!

Reha Yünlüel

Ve aslı olmayan bir şeye,
Beni bunca yıl inandırdı diye,
Dargın öleceğim Fuzuli ye
Aşk yoksun sen seni biz uydurduk,

Hüsrev Hatemi

Felek, ah ettirir, boynun kıl-ince…
Cihanlar, çocuklar, kuşlar içinde
Sızlar bir yerlerin
Adsız ve kayıp
Sızlar, usul-usul, dargın
Ve kan tadında bir konca,
Damıtır kendini mısralarınca…

Ahmed Arif

Bir ara gülümseyerek geçti yanımızdan. Dargın olduğu birine bile gülümseyebilmeyi nereden öğrenmişti?Ne kadar ölçülü, tartılmış ve nazik bir tebessümdü. Ben nasıl gülümsedim acaba? Onun kadar ustaca olmasa bile ben de gülümsedim. Ama kızmadım o gülümsemeye, haklıydı ve gene de surat asıp geçmenin yozluğu yoktu yüzünde.

Süleyman Unutmaz

Duygusallıkla varılan, ya da başka yerlerde, başka zamanlarda söylenenlerin kopyası olan yargılar ve acele yan tutmalar, insanı –özellikle zor koşullar altında- çok çabuk küskünlüğe ya da totaliterciliğe götürür.

Rasih Güran

Dargın ve küsülü olanları barıştır ki, sen de yarın Kıyamet gününde mesrur ve şad olasın. Hz. Musa (a.s.) münacatında, “Yâ Rabbi! Küsülü iki kişiyi barıştırana ne ecir verirsin? Senin rızanı kazanmak için halka zulmetmeyenlere nasıl bir mükâfat verirsin?” diye sordu.

Hak Teâlâ şöyle buyurdu:

“Ben de yarın Kıyamet gününde ona selâmet verip korktuğundan emin ederim.”

İmam-ı Gazalî

Ezvâk-ı gayz ü kîn ile mestîdedir serim;
Hûnumda zehr-i nûr- ı gurûb etmiş inhilâl,
Mezceylemiş zalâmını yeldâma infiâl.

(Hınç ve kinin zevkleriyle başım sarhoştur.
Kanımda gün batımı ışığının zehri erimiş,
Dargınlık katmış karanlığın uzun geceme.
)

Ahmet Hâşim

Gün ola, devran döne, umut yetişe,
Dağlarının, dağlarının ardında,
Değil öyle yoksulluklar, hasretler,
Bir tek başak tanesi bile dargın kalmayacaktır,
Bir tek zeytin dalı bile yalnız…

Ahmed Arif

Kitaplarım somurtuyor. Biliyorlar ki dargınım. Yıllarca aldattılar beni ve ihsan ettikleri bir zerre ışık karşılığı nelerimi aldılar… Zaten kim aldatmadı beni?

Cemil Meriç

Çizgiyi geçtik mi geçtik, sen yalnız ben yalnız
Ondan öte ne dargın ne barışık
İki aşk ölüsüyüz salt iki tanıdık
Ah, bitti bitti bil ki bitti artık
Binde bir, bir yerde karşılaşırsak
İki ölü gibi- o da belki- selâmlaşırız…

Necati Cumalı

kimsenin olamadım
kimsem olmadı allah’tan ve anamdan başka
şartsız şurtsuz kim affettiyse hepimiz onunuz esasında
vurgunuz yarım kalana
kendimizle dargınız
ağlamak için insanın kendinden başka bir yari daha olmalı yarasında

Alper Gencer

Ey oğul!
Size düşen görev, karşılıklı iyi ilişkilerde bulunmak, karşılıklı olarak hediyeler vermektir.
Sırt çevirip gitmek ve birbirinizle dargın durmaktan sakının.
İyiliği emredip kötülükten sakındırmayı terk etmeyin. Aksini yaptığınız takdirde başınıza kötüleriniz geçer ve sonra yaptığınız dualar da kabul olmaz.

Hz. Ali (r.a.)

Kokundan havalanan kelebekler, sessiz cinler
Dönüp dolaşıp yine senin kalbine konmuşlar
Sanmıştım ki o kalbe de dargındın sen

Süleyman Unutmaz

buğulu bir camdan bakar gibisin
gözlerinde bu dalgın, bu yorgun bulut
yüreğimde güz kıyamet fırtınalar koparan
bu dargın bulut

Ayten Mutlu

Şiirlere bir insan, evlerden bir şey katmadan
Nasıl girer, şaşıyorum.
Örneğin daha demin kavgalar, dargınlıklar
Varken – işliyen saatler gibi alışılmış –
Kapı çalınsa, biri gelse, gülüşlerin, kaynaşmaların
Birden başlaması yok mu afallamış odalarda?

Behçet Necatigil

Dargın mısın yoksa bana?
Sesin, burukluğu taşır.

Gassan Satar

Annemin dargın
Yaprağıydım ben…

Arif Damar

kaç yol arkadaşı?
sürüyerek götürdüğümüz dargın beraberlikleri saymazsak
ne kalıyor elimizde?
ölenler,
terk edenler,
bir de telefonları, adresleri, kendileri değişenler

Murathan Mungan

hiç mihnet olmaz bunu bilirim
kırgınlıkla dağılmadım, dargınlıkla çözülmedim
inandım mı tam inandım kana bulandıysam hele
şimdi kazananla kaybedenin eşitliği gözümde

Zeynep Elif Arkan

Benimse dar; çünkü dargın havsalamın gücü yok bazı şeyleri taşımaya.
Önce kalbim lânete çarpa çarpa gümrah,
Sonra kalbim gümrah ırmakları tanımaktan kaygulu.

İsmet Özel

Ben kurtların eviyim
Çatım harap, komşularım cimri ve bunak
Sığ ufuklar kesmiş yollarını
Toprağım aç
Oğullarım kavgalı, kızlarım dargın
Ve genzimde türkülerim tutsak

Bir dost yok burada bana
Bu can çekişen vadisinde saltanatımın
Bir dost yok ki kapımı çalsın
Şu kuduz rüzgârlar gibi
Etime dişlerini geçirirken mırıldanarak
“Seni görmek geldi içimden sadece
Seni görmek için geldim ben”
Ama yok kimse

Hakan Şarkdemir

Kendi denizinin sularında durgundun sen
Yetmemiş kımıldatmaya yüzümün kıvrımlarını
Kokundan havalanan kelebekler, sessiz cinler
Dönüp dolaşıp yine senin kalbine konmuşlar
Sanmıştım ki o kalbe de dargındın sen

Süleyman Unutmaz

Bir şiir; bir darlık bir dargınlıktır
İnsanla insan arasında
Kapıyla menteşe arasında,
El ile kalem arasında

Ve düşünce
İlle düşünce
Tutunulamayan
Biri vardır

Hayriye Ünal

Nerede yenilirsek orada şımarık bir ayrılık
Kalbimiz, artık durmalı aşkların dargın yüzünde
Kar gelecek, kimse kimseyi beklemesin, yollar kırgın
Usulca gökyüzüne kapandı her pencere.

Veysel Çolak

Ben ne zaman yalnız kaldım, bilmiyorum
Ne tuhaf, vaktim olmazdı
yalnızlığı bunca bilirken
kendimi hiç yalnız sanmazdım
çevremde hep birileri vardı,
ben hep birilerinin yanındaydım
günler belirsiz bir gelecek için neredeyse kendiliğinden hazırlanırdı
aramızda habersiz gidip gelen gündelik armağanlarla
kendi kendini taşıyan bir ırmağın akıntısında hayat
bizi kendi sahillerimize ulaştırırdı
bazı evlerden taşınırdık, bazı insanlar girip çıkardı hayatımıza
bazı mektuplar alırdık, bazı sözler, çiçek selamları
sonraları bazı tanıdıklarımızın ölümleriyle de karşılaştık
elde olmayan nedenle
sudaki halkalar gibi genişleyen
küçük alınganlıklardan büyük dargınlıklara
vazgeçişler, unutuşlar, kayıplar
birbirimizi çok sevdik hep
yıllarla azala azala

Murathan Mungan

annesine dargın ölecek küçük kız,
annesi bunu bilmeyecek.
gülkurusu akşam alacası içinde
ölü bir kuş taşıdığını.
gümüş kıvılcımlı gece ıssız…

Asuman Susam

bu sabah resmini kaldırdım raftan
günlerdir kaçırıyordu benden gözlerini

dargın beyaz
takvimlerden önce biten yaz
yalnızca
mutluluğa varsın
ha

Enver Ercan

neremiz dargındı neyimiz kanıyordu hangi yalanlara
kaybolmamak için geçtiğimiz yollara bıraktığımız toy defterler
şimdi çivi yazısı kadar anısı uzak yabancı imza
neredeysen çık ortaya Joe!
artık geçmişi bağışla

Murathan Mungan

gene şiirlere dönmeliyim, dargın ve uzak
bir gülüşü parçalayarak içimde
yaşamım hep böyle sürüp gidecek
karşılıksız soruların bildik seyrinde

gene şiirlere dönmeliyim, yenilmiş
binlerce kez taşlanmış bir adam olarak
şiirde kazanan aşkta yitirirmiş
zar tutanlar gülebilirmiş ancak

Ahmet Erhan

Dalgınlığı, dargınlığı hırka gibi üstümde taşıyorsam
Sen ve benim aramda olduğundandır
Ben bunca yıl bir başıma
Taşıdıysam kendimi oralardan buralara
Senin ve benim aramızda bir aşk olduğundandır

Melek Arslanbenzer

Küs ister küsme bu güftârıma ey şûh-ı sîm-endâm
Tenimde şerhadan hâli ‘aceb bir sâg nerem kaldı

Nûrî

Ve nimetleri adedince rahmetini gösteren deliller, şahitler, bize Rahîm, Kerîm, Enîs, Vedud olan Hâlık’ımızın, Sâni’imizin, Hâmi’mizin dergâhını gösteriyorlar. O dergâhta en makbul bir şefaatçi, acz ve zaaftır. Ve acz ve zaafın tam zamanı da ihtiyarlıktır. Böyle bir dergâha makbul bir şefaatçi olan ihtiyarlıktan küsmek değil, sevmek lâzımdır.

Said Nursî

Küsmek taşınması zor bir zırh ; ağır çünkü .
Üç günden sonra belini büküyor insanın

A. Ali Ural

Fehame, bazı insanlar vardır ki altmış yaşına gelseler yine çocuk kalır, nasihate muhtaç olurlar. Bu türlülere küsmek, gücenmek yerine acımalı!

Fatma Aliye Hanım

Küsmek, boyun eğmeyi reddetmektir. ”Gücüm sana yetmiyor; sen inle dövüşemem, ama
sana tabi olmayı reddediyorum” diyebilmektir.

Kemal Sayar

Küsmek aşkın belirtisidir belki, ama küskün aşık da hem sıkıcıdır, hem de hiçbir geleceği yoktur.

Orhan Pamuk

Üzgünüm ama önünde çok zor bir seçim var Elizabeth. Şu günden başlayarak, ister istemez, ya annen ne ya da babanla küsmek zorundasın. Annen, Bay Collins’le evlenmezsen Bir daha yüzüne bakmayacak; ben de evlenirsen!”
Onun öyle başlayıp da böyle bitmesi karşında Elizabeth gülümsemekten kendini alamadı.

Jane Austen

Küsmeyi seven bir toplumuz. Her vesileyle küsmeyi huy haline getirmiş insanlarımız bile var. Oysa küsmek yoğun bir ilişki sürdürme biçimidir. Çoğu zaman, küsülen insan dost kabul edilenlerden daha sık hatırlanır.

Engin Geçtan

Küsmek ve darılmak için bahaneler arayacağınıza, sevmek ve sevilmek için çareler arayın.

Mevlâna

Her şeye ve herkese çatmaya hazırdı; sanki bir felakete uğramış, değeri bilinmemiş, talihine küsmüş güçlü bir kişiymiş gibi.

İvan Gonçarov / Oblomov

Dargın durduğumuz her gün mutluluğumuzdan bir parça yitirmiştik. Şimdi, bir an mezardan çıkman için hayatımı vermeye razıydım…

Fyodor Dostoyevski / Ezilenler

Şair, dünya sana küsmüş diyorlar
Sen barışamazken kendinle bile
Her varlık beyninin bir uzantısı olsa neye yarar
Çığrından çıkmış bu evrende?

Ahmet Erhan

İnsanların kayıtsız, suratsız, yorgun oluşlarına şaşırıyordu. Nasıl da dünyalarına küsmüş, nasıl da birbirinden bu kadar uzak ve yabancı idiler!

Cengiz Aytmatov / Gün Olur Asra Bedel

Küsmüş göğüne besbelli
Geleceği göremediğinden,
Taşıyor oysa hüzünlü bitişinde
Doğuşunu yeniden.

Metin Altıok

Dedemin günlük tuttuğunu öldükten çok sonra öğrendik. O gün günlüğüne şunu yazmış: ‘En küçük torunum bugün beni azarladı. Küstüm ona.’

Erdal Öz / Cam Kırıkları

Benim yarim bana küsmüş, gayrı sözü benden kesmiş
Zülüflerin göze dökmüş sevilmeyi, sevilmeyi

Karacaoğlan

Ona hakikaten dargın değildim; asla kızmıyordum. Sadece müteessirdim. “Bunun böyle olmaması lazımdı” diyordum. Demek ki beni bir türlü sevemiyordu.

Sabahattin Ali / Kürk Mantolu Madonna

Dargın ayrılıklardan sonra hayat insanın içine sinmiyor bir türlü. Hep bir burukluk, bir kırıklık taşıyor insan. Bir şarkı, bir anı, bir resim kötü ediyor insanı. Hele gurbette, uzaklarda… Sen bu duyguyu bilemezsin…

Murathan Mungan

Ah! yine de yolumdaki kederi kimse bilmesin,
büyüsün, genişlesin, dolansın ömrümü;
kapısı kapalı çoktandır, penceresi dargın
.

Birhan Keskin

Sizi incittim ama sizin de bildiğiniz gibi, sevdiklerimiz kalbimizi kırsalar bile, onlara uzun zaman dargın kalamayız.

Fyodor Dostoyevski / Beyaz Geceler

Baktım sana kızgın değilim, kırgın değilim, dargın değilim. Kısacası artık ben sana hiçbir şey değilim.

Mehmet Ercan

Ne ben sana kızarım
Ne de zatın zahmet edip bana küssün
Artık seninle biz
Düşman bile değiliz.

Nazım Hikmet

Sana kırgın, sana dargın, alınmış da değilim.
Bütün kahrım kendime…
Sakın üzülme.
Yalvarırım üzülme.

Ahmed Arif / Leylim Leylim

Kırgın kırgın bakma yüzüme Roza
Henüz dinlemedin benden türküler
Benim aşkım sığmaz öyle her saza
En güzel şarkıyı bir kurşun söyler
Kırgın kırgın bakma yüzüme Roza

Sezai Karakoç

Herhangi bir insan bile mazisiyle dargın yaşayamaz.

Ahmet Hamdi Tanpınar / Saatleri Ayarlama Enstitüsü

Kendi kendine – Yarın gidecek ve benden dargın olarak…- Birdenbire içinde garip, tahammül edilmeyecek kadar büyük bir hiddet kabardı. -Neden böyle oldu; niçin herkes bana böyle yükleniyor?
Huzurdan bahsediyordu. Peki benim huzurum nerede kaldı? Ben yok muydum? Bu kadar
yalnız ne yapacağım?- Hemen hemen genç kadının kelimeleriyle konuşmuştu. -Huzur, iç
rahatı…-
-Bütün mesele burada… Orhan sözünü bitirmedi.
-Devam et!..
-Hayır, söyliyeceğimi unuttum. Yalnız bir noktada haklısın. Fenalığı kabul etmemek lazım.
Haksızlığı her kabul ediş, daha büyüğünü doğuruyor.
-Bir nokta daha var. Haksızlığa hücum ederken yeni bir haksızlık yapmamak… Bu harp,
olursa eğer, çok kan dökülecek. Fakat çekeceğimiz ıstıraplar beyhude olur, eğer metodu
değiştirmezsek… –

Ahmet Hamdi Tanpınar / Huzur

Dargın durduğumuz her gün mutluluğumuzdan bir parça kaybetmiştik.

Fyodor Dostoyevski / Ezilenler

Biliyor musun, iki insanın arasında, birbirine kızgın olmanın da bir değerinin kalmadığı anlar oluyor. Ve bu, çok hazin bir an.

Sandor Marai

Sana kızgın değilim. Sana kızmayacak kadar seni iyi tanıyorum. Sonra seni seviyorum. Neden sevdiğimi bilmeden seviyorum. Bu sevgiyi her gittiğim yere beraber götüreceğim.. Allahaısmarladık.

Sabahattin Ali / İçimizdeki Şeytan

İnsanların birbirine eziyet çektirmesi kadar canımı sıkan başka bir şey daha yok; yaşamlarının baharındaki gencecik insanlar, tam da bütün sevinçleri yaşamaya en açık oldukları zamanlarda, birlikte geçirecekleri şu kadarcık güzel günü kızgın, asık suratlarla mahvediyorlar ve boşa harcanan günlerin yerine yenisinin konulmadığını anladıklarında çok geç oluyor.

Johann Wolfgang Von Goethe / Genç Werther’in Acıları

Kızgın bir duruma veya şiddetli bir aşka düşen kişi, ruhunun bir kap gibi dolduğu bir noktaya ulaşır; ama bir damla su daha gerekir: tutkuya yönelik iyi niyet (aynı zamanda genel olarak kötü niyet diye de adlandırılır). Sadece bu küçük nokta gereklidir; sonra kap taşar.

Friedrich Nietzsche / İnsanca, Pek İnsanca

Sen gülünce gülümsüyor olmama kızıyor,
Küsmek için geç kaldığımı düşünüyorum.

İbrahim Çolak

İnsan bu kadar çok sevmemeli, kimseyi bu kadar çok sevmemeli, kendi çocuğunu bile.Her sevgi, had safhaya varmış bir bencilliktir.

Sandor Marai

Etse de her ne kadar hâtır-ı zârım muğber
Ben o mir’ât-ı ruhun üstüne toz konduramam

(Her ne kadar zavallı gönlümü incitse de,
Ben o ayna yanaklıya toz konduramam.)

Pertev Efendi

Acaba kim şu sîmîn-ber,
Kime âşık kime muğber?

Abdülhak Hamit Tarhan

Bir fem ki beyân eder tazallüm
Bir tâze çiçek ya bir tebessüm
Bir çehre ki gösterir teverrüm
Bir mevç-ya bir mezâr muğber

Abdülhak Hamit Tarhan

ah nasıl da yalnızım şimdi
oysa yakın değildim yaşarken ona
ne çok ayrıydı düşüncelerim ondan
ve içimde kırgınlıklar vardı
çocukluk anılarıyla korlanıp yanan

Neşe Yaşın

Dalından kovulan
bu yaprak
ağacına kırgın
ben sana değilim

Mesut Adnan

Müslümanın, din kardeşine üç günden fazla dargın durması helal değildir.
*
Müminler birbirini sevmede, birbirlerine karşı sevgi ve merhamet göstermede tek bir beden gibidir. O bedenin bir organı acı çektiği zaman, bedenin diğer organları da uykusuzluk ve yüksek ateş çekerler.

Hz. Muhammed (s.a.v.)