Çok Kullanılmış Bir İkindi Vaktinde Orhan Gencebay Dinlemek

   Oradaydılar. Merdivenlerde üç kişiydiler. Bakışlarını arada sağa sola çevirip dalgın konuşmalar yapıyorlardı. Biz banktan onlara bakıyorduk. Rüzgâr seslerini bize getirmese de yarım ve solgun varlıklarının izdüşümlerini önümüze getirip bırakıyordu. Eksik parçaları içimizde tamamlayıp, onlara bakmayı sürdürüyorduk. Issızlığın iliklere işlediği bir öğle vaktiydi. Avluda uçuşmaya çabalayan kâğıt parçaları bile yetmiyordu zamanı canlandırmaya. Orada, hayali dünyamıza sunulmuş silik görüntüler halinde kalakaldılar.

   Bir ara  gülümseyerek geçti yanımızdan. Dargın olduğu birine bile gülümseyebilmeyi nereden öğrenmişti? Ne kadar ölçülü, tartılmış ve nazik bir tebessümdü. Ben nasıl gülümsedim acaba? Onun kadar ustaca olmasa bile ben de gülümsedim. Ama kızmadım o gülümsemeye, haklıydı ve gene de surat asıp geçmenin yozluğu yoktu yüzünde. Gülümsemesinde bir kez daha varlığımı sorguladım. Hayır, büyük suçlar ve hesaplaşmalar yoktu. Ama “keşke” vardı içinde. Daha özenli bir tavrım olabilirdi ona ve kendime karşı. Onlar ise küçük bir kararı abartılı bir titizlikle alıp bahçe kapısına doğru uzaklaştılar. Ben kendi ikindimin kapılarına geldim dayandım. Bir de, eteği ile tişörtü arasında iki parmak tenini görebilme cesareti gösterdiğim başka bir kelimeye bakışımı anımsadım.

     “Fotoğrafını çekicem” dedi. Baktım makineye. “Gülümse” dedi. Gülümsedim. Alnımdaki terleri sildim. Ama gülümseyemeyişim aklımdan çıkmadı bir türlü. Koridorları dolduran kahkahaya bu kez sevgiyle baktı kulaklarım. Kızlar şirin tebessümler takınmışlardı. Kendimi dağınık yüzler arasında kime nasıl bakmalıyım telaşı içinde hissetim. Bir ara şu sinemasal an da oldu: Merdivenlerden inerken, önce o, sonra diğeri, sonra da öbürü yanımdan geçti. Ben zihnimde bu geçişlere birini daha ekledim. Haz aldım bu kamerasız anlardan. Biri ise iyi tatiller cıvıltısıyla odayı terk ederken sesim onu kapıda yakaladı:” İyi tatiller ….   hocam.” Buna gülünmesi durumun aydınlığı açısından hoş oldu. Sabri güzel ve doğru bir kahkaha attı. Bazen birbirimize öyle sağlam ve tepeden bakıyoruz ki ancak biz biliriz bunun değerini.

     Yüzümdeki örtüyü kimse kaldıramadı henüz. Geldim odama. Hayal kırıklıklarından oluşan o hava, o koku beni bekliyordu. Bilgisayarı çalıştırdım. Çalışır çalışmaz ben de başka birine dönüştüğümü hissediverdim. Gövdemden aşağıya ve yukarıya doğru, karmakarışık harf dizilerinin gidip gelişlerini dinlemeye koyuldum. Odayı dolduran o zamansız ve sonsuz ikindi yerli yerindeydi.

     Kendimi seyretmeye başladım.            

    13.06.2009

Süleyman Unutmaz

Bir yanıt yazın

E-Posta adresiniz yayınlanmayacaktır.