Kategori: Şiirdir Baba

Unutmak Azize

    Hatırlamamak değildirHatıralar kaosudur kiEn çok neyi hatırlıyorsanEn çok neyi unuttuğunun üzerinedir Ah AzizeSeni artık hatırlamayacağım işteSadakat: unutmaktır, sevene Seven ise: çakılıp kalan değilçekip gidendir. İşte şimdi babanı düşün AzizeBu dünyadan göçende bile aklı sende kalan babanı Kadir Bal

beni görünce yanmıyordu baba, görmezden geliyordu

“ertesi gün kıraathanenin önünden geçerken babam çağırdı. boş bir masaya oturttu beni. “apartmanın girişindeki lambayı sen mi kırdın bülent?”“hangisini?”“otomatik yanan, sensorlu lamba.”“hayır.”“komşu görmüş, yalan söyleme. süpürge sapıyla kırmışsın dün gece.”önüme baktım“neden kırdın?”cevap yok.“hasta mısın evladım? söyle bana, neyin var, neden kırdın lambayı, yapma böyle…”“kırdımsa kırdım ne olacak! çok mu değerliymiş?”“lamba senden değerli mi evladım, lambanın …

Devamını oku

Resim Dersi

1Boya kutusunu önüme koyuyor oğlumBir kuş çizmemi istiyor bendenKül rengine batırıyorum fırçayıBir dörtgen çiziyorum, üstüne bir kilit ve çubuklarOğlum, gözleri dehşet dolu, diyor ki bana:“Ama bu bir hapishane…Yoksa bilmiyor musun baba, kuş çizmeyi sen?”Oğlum, diyorum ona, ayıplama beniKuşların biçimini unuttum inan. 2 Kalem kutusunu önüme koyuyor oğlumBir deniz çizmemi istiyor bendenKurşun kalemi alıyorumSiyah bir daire …

Devamını oku

Baba Beni İşitiyor musun?

Baba, beni işitiyor musun? Baba beni görebiliyor musun? Baba geceleyin beni bulabiliyor musun? Baba, bana yakın mısın? Baba, beni işitiyor musun? Baba bana korkmamayı öğretebilir misin? Göklere bakınca sanki görüyorum Milyonlarca göz var, hangisi seninkisi Dün elveda diyen, Kapıyı kapayan ellerin Şimdi nerede? Gece çok karanlık Rüzgar var çok soğuk Gördüğüm dünya çok büyük Şimdi …

Devamını oku

Kırk yılda bir

kırk yılda bir… I. bana gözyaşlarını gösterme annesöyle yazgısına çarptıkça kendini azdıran bir yüreğinkırk yılda bir kırklara karışacakken akdenizde işi ne bir açıklaması olmayacak mı hayatınhep yazgı mı denecek insanın doğumuna ölümüne evlenişine birşey söyleoğlunun kırk yılda bir adam gibi sevişinebirşey söyle aşkın da ölümün de sormadan gelişine nasıl olur yok mu sonsuzu anlatan bir …

Devamını oku

Mezar Taşına Dokunurken

deriiiin bir iç çekişe öykünme, ya da çocukluk işte… okun gösterdiği yerdi şehrin kalbi düştü, ürkek bir yetimlikle titredi ellerimiçimde yanmaya başladı morghangi sayfasına sığınsam tarihinbir ölüye fresk oldu gözlerim artık babam sümbül kokan toprakmışlevhi mahfuzun tarihi kadar eskiki bir temmuz sabahı açtık ölüme kapımızıalbumin kokusuyla uyanmıştı servislerve rahvan yılkıların manidar gözleri bizi buluşturan tabut …

Devamını oku

Fotograf

İspinoz beslerdi babamAhşap kafesinde yalnızlığınİçinde beslerdiGidebilme isteğini Bilmezdi annem saçlarımı örerkenElleri yoksa bileSabah akşamSabah akşamNeden ispinoz beslerdi babam Daha iyi diyorum buOnun seyyad olmasından Kimbilir, çerçevesi olmasaSöküp atacaktı belki deSokağa bakan camlarıKaçabilme korkusundan Anladım bir günNe ispinozduNe yalnızlığı ahşabınDüşüp kırılan kalbiydi babamınŞıpŞıpÜstümüze damlayan Atıyorum bak havayaKimin önüne düşerseKafası kopmuş ispinozOdur yaşamda kazanan Sazlığını özleyen ney …

Devamını oku

Baba Gitme

Bu mevsimler, hepten yalancı, baba Sonra hep kar yağıyor, sonra hep kızıl-kıyamet.. Senin saçlarına kar yağmaz mı hiç, Senin bıyıkların donmaz mı tipilerde.. Sen üşümez misin baba, Sen üşürsen ben ağlamaz mıyım?.. Ayaklarına kapanayım, bu karda-kışta yolu tutma.. Baba…Ne olur gitme.. Baba, bak, vallahi masallarım kahramansız kalıyor Zambaklarım soluyor, Zümrüt kanatlı kuşlarım ölüyor.. Baba, ben …

Devamını oku

Beyaz Ölüm Kuşları

sonra bir gün anneler de ölürböcekler ve kertenkeleler ölürboşalır suyu havuzun kum seddi yıkılıncasivrisinekler ve kağıttan kayıklar ölürsonra o gün çocuklar da ölür biz hepimiz önce küçük bir çocuktuk sonra büyüdük hepimiz çocuk oldukbalçıktan bir külçe olan döllerien iri elleriyle kepçeliyenve biçimliyenve hep önce kendiyle biçimliyeno dehşetli yontucuyudoğumu ve gebelik sanatının bütün hünerlerinisütten bir mermere …

Devamını oku

Otobiyografi

Sana artık Ahmet Erhan diyorlarYalnızlık, ölümün üvey kardeşiEve hep geç saatlerde gelen babalarınayak izlerinden yükselen buğuBir toprağın, dalına dokunamadığı yerde büyüyen boşlukAyışığında kaldırımları süpüren bir kadınınikide bir durup, burnunu önlüğünün koluna silmesiGibi boğuk, gibi çıldırtıcı, gibi silik Sana artık Ahmet Erhan diyorlarNereye gideceğini yitirmişyol, uçurum, dağ, bayır, çölBir kuşun kanadından çıkan kavBir kibritin ömrünün, bir …

Devamını oku