insan bir kere sever severse,
ister yedisinde, ister yetmişinde olsun…
. . . . . . .
benim ömrüm hep dumanlar içinde geçti
bir rüzgâr bulup da serinliyemedim,
oh diyemedim..
o küçük meyhanede sabah, akşam
—manastır meyhanesi’nde, bir şehirde
üç masa, bir radyo, bir de ben
meyhaneci tabak silerdi, köfte yapardı
kırmızı turplar eski günlere karışır,
içer içer ağlardım…
küçük gözleri ile bir kız bakardı takvimden
kadehimi kaldırırdım gülüşüne.
vefalıydı, iyi kalpliydi, güzeldi
sarhoş olurduk beraberce…
seni o kıza benzetirdim elagözlüm
o gülümsiyen, içen kıza, takvimdeki…
onun saçları yeşil, yanakları aldı.
kızın hemen yanından, ağaçlı
bir yol uzanırdı, bir patika
sonra, sonra bir gök, mavi
bir deniz yemyeşil
bir dudak geçerdi içimden upuzun seslerle
bir gül açardı bilirdim, uzaklarda…
bunlar hep geçmiş elagözlüm, geçmiş.
ağlaştıklarımız, kavgalarımız
şimdi sarmaşıklar gibi kollarımız.
sen kadınsın, en tatlı çağında,
ben en sevdalı yaşında erkek.
bırak bir kedi gibi yatayım kucağında
dizlerini, göğüslerini seyrederek…
Turgut Uyar