Bir sürgün yeridir şiir…

Yok senin kendi hayatın.
Benim ölümümdür sadece senin hayatın.
Ne yaşarsın ne de ölürsün bu yüzden…
Hiçbir kadın tutmaz seni göğsüne.
Hiçbir kadın paylaşmaz seninle gecenin tutkusunu…
Yok hiçbir çocuğun yanına gelip: Seni seviyorum diyecek…

*

İyi bir dost ol, Ey ölüm!…

*

Teşekkür ederim sana, ey hayat. İnanma bana eğer dönersem
ya da dönmezsem.
Ne yaşıyordum ne de ölüydüm.

*

Yoruldun mu benden, dost? Neden terk ettin beni?

*

Hiçbir şey kalıcı değildir sonsuza dek.
Doğmanın zamanı var
Ölmenin zamanı,
Konuşmanın zamanı var
Susmanın zamanı…

*

“Ben ve Kadınım, sonsuza dek”
Böyle başlar aşk. Fakat
bitirir kendini sıkıntılı bir elveda ile
“Ben ve O kadın”

*

Gel dostça ve içten olalım:
Benim hayatım senin, tümüyle yaşandığında.
Karşılığında, bırak seyredeyim yıldızları.

*

Söyle ne söylemek istiyorsan:
“Bir anlamdan diğerine yükselirim.
Akışkandır hayat, damıtırım onu…”

*

Kuşatmada birer aralıktır hayat…

*

Gördüm ölülerin ne hatırladıklarını ve ne unuttuklarını…

*

Biz ayrılmadık. Ama asla karşılaşmayacağız.

*

Aşk bitince bunun aşk olmadığını anlıyorum
Aşk yaşanmalı, hatırlanmamalı.

*

Dünya hayalin kadar genişler.

*

Sonu belli, başlangıcı belirsizken neden bu kadar acele ettik?

*

Gelip giden bir umudum var ama ona veda etmeyeceğim.

*

  • Babacığım, teselli verecek bir şey söyle bana!

*

Henüz aşktan ölmedim
Fakat bir anne oğlunun karanfile dikilen
bakışlarını görür
vazonun yaralanmasından endişe duyan
Sonra ağlar defetmek için bir kazayı
Daha vuku bulmadan
Sonra ağlar geri getirmek için beni
tuzakların yolundan
sağ salim, yaşayayım diye burada.

*

Dönmeyeceğim gittiğim gibi
Dönmeyeceğiz… Arada sırada olsa bile!

*

– Yoruldun mu babacığım
Terlemiş gözlerin?

Yoruldum oğlum..

Taşır mısın beni?

Beni taşıdığın gibi babacığım
Taşıyacağım bu hasreti
başlangıcıma kadar ve hasretin sonuna kadar
Bu yolu kat edeceğim
sonuma kadar…
Ve yolun sonuna kadar!

*

Ey ölüm, zaman tanı bana cenaze hazırlıklarım için…
Ey ölüm, bekle! Çantamı yapmam için:
Diş fırçası, sabun, ustra, kolonya ve giysiler.
Hava ılıman mı orada?…
Bir kitap yeterli mi bana? Zaman öldürmek için,
yoksa bir kütüphaneye mi ihtiyacım olacak?

*

Biz bir olan ikiyiz…

İki olmaya dönmek ihtiyacındayız,
böylece sürdürebiliriz kucaklamayı birbirimizi.

*

Tek istediğim hiçbir isteğim olmamasıdır…

*

İşkence yaptın bize, Ey aşk!
Boşuna sürükledin bizi yolculuktan yolculuğa…

Adlarımızdan bile soyundurdun bizi, Ey aşk!
Dedi sarhoş hüthüt: Uçabilmek için uçmak zorundasınız.

Dedik: Biz aşıklardan başka bir şey değiliz
ve yorgun düştük aşkın beyazlığından,

*

Bir sürgün yeridir aşkımız.
Şarabımız bir sürgün yeridir,
ve bir sürgün yeridir bu kalbin tarihi…

*

Bir sürgün yeridir gönül
bizi toprağımızdan uzaklaştıran ve aşkımıza götüren.
Bir sürgün yeridir gönül
bizi kendi gönlümüzden uzaklaştırıp yabancıya götüren…

Bir sürgün yeridir düşünce…

Bir sürgün yeridir şiir…

*

Geri geldik, sadece istenmeyen bir yolculuktan geri döndüğümüzü anlayabilmek için.

*

Sakin, düzenli bir cenaze istiyorum…

Ne iftira, ne küfür ve ne de kıskançlık. Benim için daha da iyi olacak, çünkü ne eşim ne de çocuklarım var…

*

“Ayrılmayacağım” derim ben, “çünkü bilmiyorum nereye gideceğimi…”

*

Kaç kadın var içinde… Kaç kadınsın sen?…

*

Dönemem kendime geri…

*

Vasiyet edecek yok bir şeyim.

*

fakat sevmeyiz trenleri, yeni istasyonlar
yeni birer sürgün yerleri olduğunda… Tüm yolcular
dönerler ailelerine, fakat biz dönmeyiz her
hangi bir yuvaya..

*

kendi mesafemle bile mesafeliyim.
Ne kadar uzaktadır, öyleyse, Aşk? Hızlı kızlar, soyguncular
gibi, avlar bizi. Unuturuz, tren pencerelerinde
karalanan adresleri. On dakika için aşka düşen
biz, giremeyiz eve ikinci kez. Bir yankı
olamayız biz ikinci kez.

*

Düşen bir kar gibi terim… Savruldum yatağa… Bir süre
için bilincimi kaybettim, ve sonra öldüm. Kısa ölümün kapısında
bağırdım: Seni seviyorum, girebilir miyim ölüme senin
ayaklarında? Ve öldüm, öldüm tamamen.
Senin ağlaman olmadan, …Beni
geri getirmek için, ellerinin göğsümü yumruklaması olmadan.
Ne sessiz ve barış doludur ölüm? Seni sevdim ölümden
önce ve sonra, ve arada görmedim hiçbir şey annemin
yüzünden başka.

*

Bir süre önce gelip geçen aşıkların söylediğini söyleriz sadece.
Hoşça kal çabuk gelir. Bu telaşlı karşılaşma başka otellerde bizi sevenleri
unutmak için miydi sadece? Bu zevk verici sözcükleri başka
birine daha söylemedin mi? Bu zevk verici sözcükleri ben
söylemedim mi başka birine, bir başka otelde, ya da bizzat bu
yatakta? Aynı adımları izleyeceğiz, diğerleri de gelip
aynı adımları izlesin diye…

*

Ey babacığım
Kardeşlerim beni sevmiyorlar
Sert taşlarla
Ve acı kelimelerle kalbimi incitiyorlar

*

özlüyorum pişirdiği ekmeği
kahvesini
dokunuşunu
çocukluğum büyüyor içimde
günden güne.
göz kulak oluyorum kendime
ölürsem çünkü
utanırım annemin gözyaşlarından

geri dönersem bir gün anne
kirpiklerine örtü yap beni
ört kemiklerimi

*

geri dönersem bir gün anne
tandırının ateşine bir odun olarak koy beni…
as evinin avlusunda bir çamaşır ipi gibi.
direncimi yitirdim anne
duaların olmaksızın

*

Bu şiirin bitmesini istemiyorum
bu güz gününün bitmesini istemiyorum
sonsuzluğun doğruluğundan emin olmadan.
Sevmeye muktediriz
sevdiğimizi hayal etmeye muktediriz
ertelemeye intiharı -illaki edeceksek-
başka bir zamana…

*

Gözlerin bir diken
yüreğe saplanmış,
çıldırasıya sevilen,
işkencesine dayanılamayan.

*

Sözlerin
güvercin gibi
yuvamdan
uçtu gitti.

*

biz kaybettik, aşk da kazanmadı hiçbir şey
çünkü sen aşksın ey aşk, nazlı bir çocuksun!
kırıyorsun göğün biricik kapısını,
söylemediğimiz tüm sözleri! çekip gidiyorsun.

*

ertelenmiş bir günde, oynaşırken prangalarımızla
kaybettik durmadan, aşk da kazanmadı hiçbir şey
çünkü sen nazlı bir çocuksun ey aşk!

*

Evde oturuyorum, ne hüzünlü ne mutlu
ikisinin ortasında. Umurumda değil
gerçekten kendim olup olmadığım… Bilsem ne yazar!

*

Gözlerin bir diken, yüreğe saplanmış.

*

“Ne zaman” dedim, “Ne zaman başlayacaksınız beni öldürme­ye?”.
Dediler ki: “Başladık bile…

*

Şiirlere sığınıyorum

*

Sorarım: “Senin için göz yaşı döken oldu mu?

*

Nasıl ayrılırız
Senden başka hiç kimsem yoksa?

*

Onları mutlu kılmak için
Gülücükler takıştırıyorum
Hüzünlü çehreme

*

Yaşamla boğuşuyorum.

*

“Yavaş olun” dedim, “Rica ederim, ağır ağır öldürün beni ki son şiirimi yazayım, kalbimin kadını için.” Ama onlar… Gülüyorlar, gülüyorlar ve hiçbir şeyi çalmıyorlar evden, kalbimin kadınına söyleyeceğim sözlerden başka, çalmıyorlar evden hiçbir şeyi…

*

Biz ikimiz ne falcıyız ne uğursuz, biz sadece geç kalmış iki kişiyiz!

*

Memleketim benden uzak…
Kalbim gibi!

*

Hayata teşekkürler ediyorum!
Ne hayatta ne de ölüyüm
Ey yalnız olan! Yalnızdın, yalnız kalacaksın

*

Yürüyordum kendimle yan yana:
Güçlü ol, ey yoldaşım.

*

Bizim anamız olsaydı keşke
Anamız olsaydı da acısaydı bize.

*

Ve babam dedi bir gün:
“Yurdu olmayanın
Mezarı da yoktur”
… Ve yasakladı bana yolculuğu!

*

Yaraya dönüştü gül
Ve artık susuz pınarlar.
– Çok mu değiştim ben?
– Çok değişmedim ben…

*

Neden öyleyse,
Soluyoruz böyle, her ikimiz de
hatıralar gibi?

*

Ahmed için, iki kelebek arasında unutulmuş
Bulutlar gittiler ve evsiz bıraktılar beni…

Yalnızdım
Tekrar yalnız…

*

Yeniden başlamak elimde olsaydı, aynı seçimi yapardım.
Çitin üstünde güller.
Aynı yollardan geçerdim, Cordoba’ya varsın varmasın…
Yakına gel ve dinle.
Paylaş ekmeğimi, iç şarabımı, yalnız bırakma beni yorgun
bir söğüt gibi.

*

Ne suç işledim, beni yok etmeni gerektiren?

Bırakmayacağım asla, kucaklamayı seni.

*

Seni seviyorum Rita. Seviyorum seni. Uyu, giderim ben
Nedensiz, vahşi kuşlar gibi, giderim.
Nedensiz, zayıf rüzgarlar gibi, giderim.
Seni seviyorum Rita. Seviyorum seni. Uyu.

*

Bir bayrak?
Ne iyiliği dokundu bugüne dek bayrakların?
Hiç korudular mı bir kenti bir bombanın şarapnelinden?

*

Ne söyler hayat Mahmud Derviş’e?
Yaşadın, aşka düştün, öğrendin ve sonunda seveceklerinin
tümü artık ölü.

*

Söyledik ayrılacağımızı…
Neden öyleyse köpük ve dalgaları silahlandırıyorlar bu ağır top ateşiyle…

*

Rita ayrıldı dizlerimden…

Seni sevmek için doğdum ben.
Terk ettim annemi ilahilerde, dünyayı lanetleyerek…

*

Ve kim yaşayacak evimizde bizden sonra, baba?

Kalacak olduğu gibi.

Neden terk ettin atı yalnızlığa?

Eve eşlik etsin diye, sevgili oğlum.

Çünkü yok olur evler eğer sakinleri giderse uzağa.

*

Şiir aya merdivenimizdir…

*

Fakat kucakladığımdan bu yana şiiri, harcadım
boş yere ruhumu ve sordum bu nedenle:
Ben kimim? Ben kimim?

*

Ağlar hep ney sesi duyduğunda…

*

Şöyle şeyler dedi bana, örneğin:
Kendine kadın olarak, bizim mahallenin kızlarından
daha güzel olan, her hangi bir yabancı kadın seç.
Fakat, inanma başka hiçbir kadına annenden başka.
Ve inanma her zaman anılarına.
Kendini yiyip bitirme, anneni aydınlatmak uğruna…

*

Bekleme artık gülle randevuları.

*

Gel anlayışlı olalım öyleyse.

Gel gidelim olduğumuz gibi: Özgür bir kadın ve neylere sadık bir dost.
Olmadı zamanımız birlikte yaşlanmaya,
yorgun argın sinemaya gitmeye…

*

Birlikte olmak kafi gelmedi bize, birlik olmak için.
Biz bir bugünsüzdük, nerede olduğumuzu görebilecek.
Özgür bir kadın ve daha yaşlı bir dost.
Gel gidelim birlikte ayrı yollarımız üstünde.
Gel gidelim birlikte
ve anlayışlı olalım.

*

Bu bir aşktır yoksul ve paylaşılmayan,
sakin, sakin, kırmayan
Senin payına düşen günlerin bardağını,
Alevlendirmeyen bir soğuk ayın ateşini
Yatağında…

*

Terketme beni bütünüyle ve
Alma beni bütünüyle. Uygun yerde ortaya çıkar
Uygun zaman. Çünkü sen yolsun ve rehbersin.

*

Ağlarım nedeni olmadan ve severim seni,
Seni, olduğun gibi,

*

Ben her kimsem oyum
Senin kimsen o olduğun gibi: Bende yaşarsın
Ve sende yaşarım ben, sana doğru, senin için.

*

Ayrıl, git!
İsterim seni ve istemem hiçbir şeyini,
Beklemedim seni, beklemedim hiç kimseyi.
Fakat doldurmak zorunda kalacağım şarabı
Kırılmış iki bardağa ve yasaklayacağım gönlüme
Kendisiyle meşgul olmayı, beklerken seni.

*

Bu aşktır, dostum, seçtiğimiz ölümümüz,
Gelip geçen, sürekli bir gelip geçenle evlenen.
Sonum yok benim, başlangıcım yok. Ve
Busayna bana ait değil ve ben ait değilim Busayna’ya,
Bu, budur aşk, dostum…

*

Şiir şiir değil.
Ne de nesir, nesir.
Ve dedin:
Bırakmayacağım seni
Al beni kendine doğru
Ve al beni kendinle!…

*

Hiçbir melek görünmedi bana sormak için:
“Ne yaptın orada, dünyada?”
Duymadım kutsanmışların ilahilerini, ne de
günahkarların iniltilerini. Yalnızım bu beyazlık içinde,
yalnızım…

*

Bir gün ne olmak istiyorsam o olacağım.
Bir gün asma olacağım…
Ve gelip geçenlere şarabımı sunacağım…

*

Yolculuk başlamadı henüz, yol bitmedi.
Bilgeler ulaşamadılar henüz sürgünlerine,
Sürgünler elde edemediler henüz bilgeliklerini…

Her rüzgarda bir kadın alay eder şairiyle:
-Ver bana dişiliğimi
ve al şu bana sunduğun yönü,
şu parçalanmış yönü…

*

Ey ölüm, bekle beni deniz kıyısındaki romantiklerin Cafe’sinde.
Okların tutturamadı hedefi bu kez, ve geri döndüm ölümden…

Teşekkür ederim sana, ey hayat. İnanma bana eğer dönersem
ya da dönmezsem.
Ne yaşıyordum ne de ölüydüm.
Yalnız sen-sendin yalnız olan, mutlak yalnız olan…

*

Nereden doğar şiir sanatı?
Kalbin meylinden mi, bilinmeyenin bir doğuştan anlamından mı,
bir çöldeki bir kırmızı gülden mi?

*

Uyanmanı yaşa, düşünü değil.
Her şey ölür.
Yaşa hayatını sevilen bir kadın gibi.

*

Eğer iki kalbim olsaydı, duymazdım
pişmanlık hiçbir aşktan.
Kendimi yanılttığımda derdim:
Ah yaralı kalbim, kötü bir seçim yaptın!

*

…Kendi evimde
Hem misafir eden ve hem de misafirdim.
Baktım boş eşyalara,
Bulamadım bir iz kendimden.

*

Ben ne isem ve ne olacaksam oyum.
Kendim seçeceğim kendi yerimi,
ve seçeceğim sürgünümü. Bir epik
sahnenin son perdesi benim sürgünüm.

*

Gelemedim kayıpla yüz yüze.
Dikilip kaldım kapıda bir dilenci gibi.
Nasıl izin isteyebilirdim yabancılardan
kendi yatağımda yatabilmek için…

*

Ne söyleyebilir şiir bir felaket zamanında?

*

Şiir, bir teselli,

*

Muharebe meydanındaki gül gibi.

*

Yarınımı beklemede zaman yok bedenimde.

*

Babam nasıl?
Hâlâ eskisi gibi Allah’ı zikretmeyi
Evlatlarını, toprağını, zeytini seviyor mu?
Kız kardeşimiz nasıl?
Büyüdü mü? Geldi mi ona dünürcü?
Ninem nasıl?
Hâlâ eskisi gibi kapıda oturuyor mu?
Bize hayır dua ederek…

*

Bana gelince derim ki: “İndir burada beni.
Benim de onlar gibi hiçbir şey hoşuma gitmiyor.
Fakat yoruldum ben, yolculuktan.”

*

Bir şey yok senden sonra gidecek
dönecek bir şey yok

*

‘Beni tanıyor musun?’ dedim
Yitirdiğim çocuk ağladı:
‘Ayrılmadık fakat asla kavuşmayacağız.

*

Ne zamandan beri gözetliyorsun beni
ve hapsediyorsun bende kendini?

*

Siyah zambaklar kalbimdedir
Ve dudağımda… Alev

Benden fısıltı bekleme!
Neşe de umma!

*

Seni büyük yolculuktan önce
söylediğimden daha çok seviyorum. Seni seviyorum.
Hiç bir şey bana acı vermiyor
Ne hava, ne de su… Ne sabahındaki fesleğen, ne
Akşamındaki zambak bana acı verir bu yolculuktan sonra

*

Sevgilim.. Beni azarlama..

*

Göğsünü aradılar
Bir şey bulamadılar kalbinden başka
Kalbini aradılar
Bir şey bulamadılar halkından başka

*

İki kelebeğin arasında unutulan Ahmed için
Bulutlar geçti ve beni sürgün etti
Ve dağlar paltolarını attılar ve beni gizledi

*

Ben Yusufum baba.
Baba, kardeşlerim beni sevmiyorlar, beni de kendi
aralarında istemiyorlar baba.
Bana saldırıyorlar ve bana taş ve laf atıyorlar.
Ölmemi istiyorlar beni övmek
için. Evinin kapısını ben olmadan kapattılar onlar.

*

Hayat normal olduğunda
Başkaları gibi özel nedenlerle üzüleceğiz

*

İç sesim diyor ki:
Biz de gülümseyeceğiz!

*

Yukarıya bakar
Bir yıldız görür
Kendine bakan!

Vadiye bakar
Kabrini görür
Kendine bakan

Bir kadına bakar,
Kendisine eziyet eden ve ondan hoşlanan

Kendisine bakmaz
Aynasına bakar

Kendisi gibi garip birini görür
Kendine bakar!

*

Sen evim ve sürgünümsün..

*

Ve sana dikkatlice baktığımda..
Kaybolmuş şehirler görürüm
Kırmızı bir zaman görürüm
Ölümün ve kibrin sebeplerini görürüm

*

Kibirlen… Kibirlen!
Ne kadar da cefa etsen
Kalacaksın, gözümde, etimde bir melek
Ve kalacaksın, sevgimizin seni görmemi istediği gibi

*

Ben kadınım, ne az ne de çok (sadece)
Hayatımı olduğu gibi yaşıyorum
İp ip
Yünümü eğiririm giymek için
Ne “Homeros” hikâyesini ne de güneşini tamamlamak için değil
Gördüğümü görürüm.
Olduğu gibi, şeklinde
Fakat ben ara sıra gölgesine
Dik dik bakarım

*

Özleyerek ölürüm
Yanarak ölürüm
Asılarak ölürüm
Boğazlanarak ölürüm
Fakat demem:
Sevgimiz geçti, bitti
Sevgimiz ölmez

*

Şairlerden biri şöyle der:
Eğer şiirlerim sevenlerimi sevindirirse
Ve düşmanlarımı kızdırırsa
O zaman ben şairim…

*

Ey okuyucum!
Benden fısıltı bekleme
Eğlence bekleme

*

A dostum, kara gözlüm
Al beni!
Nasıl ayrılırız
Senden başka hiç kimsem yoksa?

*

Bir yoksuldur arap şairi
Alışmıştır sessizliğinin kılıcıyla ölmeye
Bir mesaj bırakmıştır gözlerine
“Yarın” demiştir, “Gözlerimi anlayacaksın!”
Ben de bir mesaj bıraktım gözlerime
Ama sanırım
Sen anlamadın!

*

Yaşamla boğuşuyorum
Tam bir erkek gibi sorumluyum
Çalışıyorum
Bir lokantada bulaşık yıkıyorum
Kahve yapıyorum müşterilere
Onları mutlu kılmak için
Gülücükler takıştırıyorum
Hüzünlü çehreme

*

Hepimiz iyiyiz diyor herkes
Üzgünüm diyen yok!
Sahi, ne yapıyor babam?
Tanrıyı zikrediyor mu yine eskisi gibi?
Çocuklar, topraklar ve zeytinlikler nasıl?
Ya kardeşlerim?
Memur oldu mu hepsi?
“Her biri öğretmen olacak”
Derdi babam
“Aç kalırım ama onları kitapsız koymam”
Demişti bir gün

*

İyiymiş hepsi?
Bense üzgün
Paramparça kaygılı yüreğim

*

Akşama sorulsa hatırlar mı bilmem
Buralara gelen, yurduna dönemeyen göçmeni?
Akşama sorulsa hatırlar mı bilmem
Kefensiz ölen göçmeni?

*

Nedir kıymeti insanın?
Evet, nedir kıymeti insanın
Adresi yoksa?!

Mahmud Derviş