Bir dakika sakin olun ve on dakika sonrasını düşünün; yaşamış olacağımız şeyler sadece bunun için miydi?

Cezaevinden çıkan arkadaşım içeride dinlediği yaşanmış bir olayı anlattı. Adamın biri bir gün araçla seyir halindeyken önündeki lüks araca hafifçe çarpar. Bakmak için aşağı iner, bu arada çarptığı araçtan da takım elbiseli iri yarı üç adam iner ve biri öfkeyle silahının namlusuna mermi sürer. Arabaya çarpan şahıs emekli albaydır ve “bir dakika arkadaşlar” der tamponu göstererek, “bir dakika sakin olun ve on dakika sonrasını düşünün; yaşamış olacağımız şeyler sadece bunun için miydi? Duraksayan adamlardan biri tebessüm eder ve akabinde araçlarına binip uzaklaşırlar.

Bunu yaklaşık iki hafta önce dinledim ve hemen her gün anımsıyorum. Yaşamımızın birçok anında küçük-büyük tartışmalar yaşıyor veya iç betimlemelerine giriyoruz. Mihenk taşı olarak bu ana fikri kullandığımızda işimi/zi/n kolaylaşacağını düşünüyorum.

Yaşayacağımız şeyler fiziki kavgalar olmayabilir. Aile efradımız veya dostlarımıza karşı konuşma, tartışma ve hatta düşüncelerimizde de benzer şeyler yaşayabiliriz. Bu bazen bir vesvese de olur, iç şetimleri de. Said-i Nursî hazretlerinin 21. sözün ikinci makamı, kalbin beş yarasına beş merhemi içerir:

EY MARAZ-I VESVESE İLE MÜPTELÂ! Biliyor musun, vesvesen neye benzer? Musibete benzer. Ehemmiyet verdikçe şişer; ehemmiyet vermezsen söner. Ona büyük nazarıyla baksan büyür; küçük görsen küçülür. Korksan ağırlaşır, hasta eder; havf etmezsen hafif olur, mahfî kalır. Mahiyetini bilmezsen devam eder, yerleşir; mahiyetini bilsen, onu tanısan, gider.

Öyle ise, şu musibetli vesvesenin aksâm-ı kesiresinden kesîrü’l-vuku olan yalnız Beş Vechini beyan edeceğim; belki sana ve bana şifa olur. Zira şu vesvese öyle birşeydir ki, cehil onu davet eder, ilim onu tard eder. Tanımazsan gelir, tanısan gider

BİRİNCİ VECİH – BİRİNCİ YARA

Şeytan, evvelâ şüpheyi kalbe atar. Eğer kalb kabul etmezse, şüpheden şetme(bazı pis hatıralar ve edebe muhalif çirkin haller, sözler) döner. Hayale karşı şetme benzer bazı pis hatıraları ve münâfi-i edep çirkin halleri tasvir eder. Kalbe “Eyvah!” dedirtir, ye’se düşürtür. Vesveseli adam zanneder ki, kalbi, Rabbine karşı sû-i edepte bulunuyor. Müthiş bir halecan ve heyecan hisseder. Bundan kurtulmak için huzurdan kaçar, gaflete dalmak ister. Bu yaranın merhemi budur:

Bak, ey biçare vesveseli adam! Telâş etme. Çünkü senin hatırına gelen şetim değil, belki tahayyüldür(hayaldir). Tahayyül-ü küfür, küfür olmadığı gibi; tahayyül-ü şetm dahi şetm değildir. Zira, mantıkça, tahayyül, hüküm değildir Şetm ise hükümdür. 

Hem bununla beraber, o çirkin sözler, senin kalbinin sözleri değil. Çünkü senin kalbin, ondan müteessir ve müteessiftir. Belki kalbe yakın olan lümme-i şeytanîden geliyor. Vesvesenin zararı, tevehhüm-ü zarardır. Yani, onu zararlı tevehhüm etmekle, kalben mutazarrır olmaktır. Çünkü hükümsüz bir tahayyülü hakikat tevehhüm eder. Hem şeytanın işini kendi kalbine mal eder; onun sözünü ondan zanneder. Zarar anlar, zarara düşer Zaten şeytanın da istediği odur.

Gülen Hocaefendi de gıybet bahsini işlerken “…fakat sonra aranızdaki münasebette az zedelenme olsa, mesela, birbirinize karşı hayalleriniz kirlense, iç şetimlere girseniz, su-i zanda bulunsanız, Allah bereketini alır ve sizin üzerinizden tevfîkini keser.” buyuruyor.

İnsan değil başkasının yanında, öncelikle kendi ile başbaşa kaldığında on dakika sonrasını düşünmeli, vesveseden ve su-i zandan kaçınmalı, hayallerini kirletmemeli vesselâm.

“Ey iman edenler, zandan çok kaçının; çünkü zannın bir kısmı günahtır. Birbirinizin gizli yönlerini araştırmayın. Birbirinizin gıybetini yapmayın. Herhangi biriniz ölü kardeşinin etini yemekten hoşlanır mı? İşte bundan tiksindiniz! Allah’a karşı gelmekten sakının. Şüphesiz Allah tövbeyi çok kabul edendir, çok merhamet edendir.”(Hucurat, 49/12)

Bir yanıt yazın

E-Posta adresiniz yayınlanmayacaktır.