İlk kez gidilen bir şehirde akşamlar nasıl geçer?
Geçer mi acaba?
Gri bir hüzün, kolları arasına almıştır bütün sokakları…
Renkler, arınmıştır yalnızlığın bedeninden…
Dumanın küfünden balkona çıkılmaz.
Akşamın sığınağı pencerelerdir: Pencereden bakarsın.
Çocuklar, seslerinin çıngırağını ara sokaklara dağıtarak evlerine çekilmektedir.
Bir adam, koltuğunun altında bir somun kokusuyla döner köşeyi…
Bir kadın, sabahtan kalan güneş kokulu çamaşırlarını toplamaktadır, balkonda…
Sen, bir başka zamanda, bir başka şehirde geçen çocukluğunu düşünürsün.
O şehir ki, denizlerle donatılmıştır. Körfezinin dip
sularında yosundan hayaletleri dolaşmaktadır anıların. Suyu gözlerinin ışığı misali tertemizdir. Düşlerinin mayosu ile yüzersin bembeyaz aydınlığında…
Dalgaları gençliğinin genç anılarıyla arkadaştır.
Rüzgârının serinliği sevdalarına yoldaştır.
Aklının ucundan dahi geçmez, bir başka zamanda, bir başka şehirde geçireceğin akşamın iç sıkıntısı çünkü…
Rüzgârın oltasıyla tutarsın daha mazot kokusunu tanımamış balıkları… Bir gaz tenekesinin kapağı, ızgarası olmuştur gecelerinin… İki tuğla arasında yaktığın ateşte pişer balıkları geçmiş günlerinin karşılıksız sevdaları…
Aslında düşlerindir ateşin alevinde kavrulan: Gençliğindir.
Ve annenin sabah uyanmadan saçlarını okşar gibi iner şehre akşam…
Aşkından habersiz bir kızın karasevdası yakar yüreğini…
Evi önünden geçersin sevgili niyetine o kızın…
O, pencerededir. Bir tül perdenin ardına saklamıştır yüzünü…
Bir şarkı söylüyordur, bir bardak suya düşürerek hülyalarının gölgesini…
Bir daha geçersin. Bir daha…
Seni görmüş müdür?
Ne mümkün…
Bir sigara yakarsın durup köşe başında: Umutlarını yakarsın.
Sonra çekip gider akşam da, aşklar da…
Şimdi bir başka zamanda, bir başka şehirdesindir.
Gri bir hüzün genzini yakmaktadır.
Çocuklar evlerine çekilmiştir.
Bir adam, somun kokusuyla evinin kapısını aralamaktadır.
Bir kadın, geçen günün hüznünü dokumaktadır yalnızlığının gergefinde…
Sen, bir bardak çayın buğusuyla bir sigaranın derin nefesinde o yalnızlığın girdabına bırakırsın düşlerini…
Ve düşünürsün bir daha: Ben, ne zaman sevdim?
Sevdim mi sahi?
Sahi, nasıl geçer akşamlar ilk kez gidilen bir şehirde?
Refik Durbaş