Kayık

ben suratı asık
ben kayığı karaya oturmuş

karaya oturmuş kayığımla
feryat ediyorum:
“saplandı bedenime azap
bu harap sahilin zorluklarla dolu yolunda
uzak düştüm sudan
yardım edin bana ey dostlar”

oysa al al oluyor yüzleri onların
halime gülmekten:
bu alelade kayığıma,
kuralsız kitapsız laflarıma
haddinden fazla derdime

haddinden fazla derdim yüzünden
bir feryat yükseliyor içimden:
“ölüm vakti geldiğinde
-sade yok olma korkusu ve tehlikesi değildir ki ölüm–
eşek şakaları, sululuklar, iğrenç dedikodular
yanlıştır tabii, ama neylersin!”
yanlışları onların
yanlışa sürüklüyor beni de.
onur kırıcı sözleri acı veriyor bana
kan sızıyor acımın derinlerinden!
nasıl kurutayım bu suyu?
feryat ediyorum.
ben suratı asık
ben kayığı karaya oturmuş
anlarsınız meselemi sözlerimden:
bir elin nesi var derler ya
ihtiyacım var elinize.

feryadım düğümlenirse eğer boğazımda ve eğer
duyarsanız yine de
bilin ki bu feryat hem sizin derdinizedir hem kendiminkine.
feryat ediyorum! feryat ediyorum!

Nima Yusiç