Göz gördü, gönül sevdi seni ey yüzü mâhım
Kurbânın olam var mı benim bunda günâhım
Nahifî
Bir demir dağı delip boynuna almak gibidir
Her kişi âşık olurdu eğer âsân olsa
Taşlıcalı Yahya
Şîrler pençe-i kahrımda olurken lerzan
Beni bir gözleri âhûya zebûn etti felek
Yavuz Selim
Seni candan ziyâde cânânım
Sevdiğimdir, günâhımı bilirim.
Fasih Dede
Alemi pervâne-i şem’i cemâlin kıldı aşk,
Cân-ı âlemsin fedâ her lahza bin candır sana
Fuzûlî
Biz âleme bir yâr için âh etmeye geldik
Yenişehirli Avnî
Gören sanır ki safâdân semâ-ı râh ederim
Döner döner bakarım kûy-i yâre âh ederim
Esrar Dede
Hep seninçündür benim dünya cefâsın çektiğim
Yoksa ömrüm varı sensiz neylerim dünyâyı ben
Bâkî
Meğer sevda imiş canın mayası
Ona mihman imiş yüzün aynası
Nimrî Dede
Vâızın nâr-ı cehennem dediği firkat imiş
Usûli
Gel, gel ki cümle savm ü salâtın kazası var
Sensiz geçen zemân-ı hayâtın kazası yok
Nesimî
Ne şeb ki kûyine yüz sürmesem o dem ölürüm
Ne gün ki kâmetini görmesem kıyâmet olur.
Nef’î
Duramaz yârsız gurbette âdem
Olur dîdârsız cennet cehennem.
Taşlıcalı Yahya Bey
Öyle zaif kıl tenimi firkatinde kim
Vaslına mümkün ola yetürmek sabâ beni
Fuzûlî
Yârdan mehcûr iken düştük diyâr-ı gurbete
Dehr gösterdi yine hicrân hicrân üstüne.
Râsih
Şeb-i yeldâyı müneccimle muvakkıt ne bilir
Müptelâ-yı gama sor kim geceler kaç sâat
Sâbit
Biz bülbül-i muhrik-dem-i gülzâr-ı firâkız
Âteş kesilir geçse sabâ gülşenimizden.
Selim-i S’anî
Sen gelmeyince hâtıra bilsen neler gelir.
Nâbî
Bülbülden işit nâliş-i hasret neye derler
Ragıp Paşa
Yârdan mehcûr iken düştük diyâr-ı gurbete
Dehr gösterdi yine hicrân hicrân üstüne
Râsih
Kış geldi firak açmadadır sîneme yâre
Vuslat yine mi kaldı güzel fasl-ı bahâre
La edri
Su uyur düşman uyur haste-i hicrân uyumaz
Şeyh Galib