– Ben eskiden bilirdim tiryaki bir aktar vardı
uzun birtakım saplar ve hazin kokular satardı
bir aşktı günden geceye hazırlayıp durduğu
sağlam aşkları ahşap bir duman olarak savurduğu
elleri üç-beş yüz insanın nemli karanlık gecesinde
oysa o nemlerle ne renkler parıldardı bir yol gecesinde
Haritasız bir coğrafya henüz, kansız bir aracılık
çünkü Akdeniz acemilere ve büyük odalara açık
Kervanlar gümüş bir ağıt gibi İllirya’dan Anadolu’dan
atlar, tüccarlar ve kılıçlar hiç köprüsüz geçerlerdi sudan
Ey canım büyük suların ve geniş yolculukların adı
dantelli kadınların ve adamların ağzında bir iklimin tadı
– Ve aktarın düşlerinin birleşmesi büyük başkentlerle
sivri burunlu ve para kesesi kullanan bazı kişilerle…
Dantel ve aranış, zencefil ve tarçın ve misk ü amber
bir kaleyi almaya, bir bayrağı kaldırıp indirmeye yeter
Herkesin önce bir cinselliğe yatkın cömertliği
havalandırırdı odaları, söylevleri, kervansarayları ve her
Anadolu bir geçiş, Pers bir yenilgi, Hint bir varıştı
ey canım ay başka, otlar adam boyu, ağaçlar bir karıştı
Herkesin ağzında Avrupa’da bir yabancı acılık
ve Akdeniz bütün tüccarlara ve el değmemişlere açık
Kervanlar sevinçli bir tunç olarak Anadolu’dan
develeri ve uzun saçlarıyla köprüsüz geçerlerdi sudan
Önce Bizans, sonra İznik, sonra ovalar belki
hepsinin bir pusula ve bir varıştı akimdaki
Aldılar geldiler giysileri ve at kişnemeleriyle
keselerinde altın ve bol ceplerinde kişnişleriyle
—Aktarın büyükbabası da kendi gibi aktardı
ahşap bir dükkânda bir yol bulmayı satardı…
Adalardan adalara, aktarlardan aktarlara ve bir rüzgâra
karıştılar müslüman Mezopotamya ve hıristiyan Roma
Anadolu bir geçitti amansız bir sultan buyruğuna
birisi kırkbirinci düğümü atarken bir kısrağın kuyruğuna
Bir dağın arkası güç aşılırdı, aşklar da aşılırdı
tarçınla, büyük güneşlerle mavi pilâvlar pişirilirdi
Bir ülkede bir kraliçe bir mektubu okurdu
mektupta firengili aşklar ve yeminler olurdu
Güzel kelimeler, solgun yüzler ve fetihler çağı
hepsinin gönderlerinde bol geçmişli bayrağı
Bir şövalye çelik zırhında gerinirdi hızla
kuzeyde aşk da geçerdi mevsim de hızla
Kraliçe büyük hışırtıları ve yanında şairleri
dokuz bölümlü şatolarında bir ileri bir geri
Baharat Yolu bir gün elbet daha da kısalacaktı
o sıcak ülkeler ve baharları onların olacaktı
Suyu alınmış yemişler, güneşte kurutulmuş nesneler
koyu yeşiller, asya kırmızıları, gecelerle tükenmeyen kösnüler
– Ve aktarın düşlerinin birleşmesi büyük başkentlerle
sivri burunlu ve para kesesi kullanan bazı kişilerle
Büyük macerası insanoğlunun büyük kalma tutkusu
ey canım ey yengeç dönencesinin büyük tutkusu
Büyük avcılarla kaplan dişi ve pazar toplayan
kadınlarını ve çocuklarını azar azar toplayan
Neyin varsa gitti gidecek kadirbilmez metropollere
şimdi ananasa, bibere, daha sonra petrollere
Hazırla artık büyük ve geniş o mavi elbiseni
her şeyin öyle eski öyle köklü öyle koruyor seni
Senin hüznün bir yazgıdır bir eski zamandır
büyüksün artık büyük dirimine beni inandır
Ellerin hep insancıl ve beceriksiz nereye koysan
kıpır kıpır her şeyini biriktirir parmakların bir duysan
Mavi yeşil bir hançersin hiç kınında durmaz
bir çocuğun yeşil mavi gözü, bakar yorulmaz
Bir değişmezlik sanırsın çoktan beri her şeyi oysa
bir vakitler güneyde öyle kötü kullanılmış ki
Ovaya yayılır, dağda toplanır, sevdanı çiçeklersin
Şattülarap’ta bir gece ay tutulmasını beklersin
Ve kervanlar ordu olarak dörtnala Orta-doğu’dan
azgın bir yenilgi gibi köprülerle geçerdi sudan
Bakırçayı kendini bildi bileli Marmara’ya akardı
kuzey güney iki kıyısında insanlar yatardı
Bir okşamaydı koca gözlü Akdeniz’in rüzgârı
zeytinleri karartırdı bir Celâlinin hassas topukları
Ve İstanbul’da Haliç’in kıyısında, tahmis çarşısında
bir sinagog, bir kilise, bir cami karşısında
– Bir aktar vardı bir topaç gibi Sakız şimşirinden
kaytanı İngiliz, dönüşü Hindistan güneşinden
Büyük avcılar gibi kaplan dişi ve pazar toplayan
bir ülkenin sıcağını azar azar toplayan
İncelik ve zencefil ve firengi, petrol ve bakır
önce Akdeniz yöresini ve sonra her yeri sardı
Sonunda yeniden geldiler, ekmek ve şirkettiler
çok uzak gittiler, Baharat Yolu’nun başına gittiler
Papazlar, krallar ve Avrupa’nın bütün kopukları
gökleri sevmenin ve gülleri sevmenin ülkesine vardı
Artık bir okşama değildi koca gözlü Akdeniz’in rüzgârı
bütün rüzgârlar Konya’dan aşağı Kilikya’dan yukarı
Rüzgâr hep o rüzgâr, Hint denizinde kaldırır suları
sevindirir kuytu limanlarda kadınsız korsanları
Baharat Yolu korsanlarla uzadı, kanallarla kısaldı
sonunda ne kaldı, bahar görmemiş ölülerden başka, ne kaldı
Suları gemilerle geçtiler birçokları boğuldu
kalanlar kurtuldu, ölenler bir eski hikâye oldu
Irmaklar, aktarlar, askerler ve bir akşamın yarısı
ırmaklar, aktarlar ve bir akşamın sadece yarısı…
Turgut Uyar