I-
hâsılım yoh ser-i kûyunda belâdan gayrı
garazım yoh reh-i aşkında fenâdan gayrı
-fuzûlî-
zamana savrulmuş sevdanın arzusuyla
bilirim eski yaralarda kanar anılar değdiğinde
gökyüzünde ne kadar uzak yıldız varsa
o kadar aşk tutuşup yanmıştır ellerimizde
gözlerimiz o kadar vuslat olmuştur ki
uzak ülkeler gibi bakılır şimdi aşka
lakin söylenmez bir aşkı yıkan nedir
yine aşkın kendinden başka
hicran neyin sebebidir
bizi böyle takatsiz kılan zamanın elleridir
ve hiçbir aşk kafiye düşmez zamansız ayrılığa
-II-
ehl-i temkinem beni benzetme ey gül bülbüle
derde sabrı yok anın her lahza bin feryadı var
-fuzûlî-
ne kadar tutunsam olmuyor ne kadar sussam eksiğim
yine kopup gidiyorum kendimden geceye
uzanıp uyusam diyorum yalnızlık döşeğine
bir feryat ile düşüyor karabasan düşlerim
bu kalabalıklar bir gün beni boğacak
kollarımdan tutup çekecekler boşluğa
korkarım kalbim eksilerek bir acıya sığacak
ey aşk şehrinin sahibi hicran söyle
bu yaşamak hangi uçurum özlemiyle son bulacak
nedensiz bir yürümek telaşımı ayaklarımda gece
bu koyu karanlığın pasını hangi beklemek silecek
-III-
dâr-ı dünya deli gönlüm gibi virân olsa
ne cihân olsa, ne cân olsa, ne hicrân olsa
-taşlıcalı yahya-
kavlime sadığım hiçbir dikene kanamadım
hiçbir acıya savrulmadım senin acından başka
ne gülüşüm eski gülüş şimdi ne düşüm yürüdü aşka
dilimden düşmeyen arzu ile adını andım
ama hayır yüreğim yetmiyor buna dayanmaya
şiir okumaktan kuruyan dudaklarımda susuyor artık
gecemizi çığlıklarıyla çoğaltan martılarda
susuyor bütün dünya tren sesleri ve sevda
susuyor her şey sözleri yok sayarak
her şeyimi aldın her şey yitirildi bari susmayı bırak
bana yalnız o kalsın bu susuz yangında
-IV-
zülfüne dil vermeyen bilmez gönül ahvâlini
anlamaz hal-i perişanı perişan olmayan
-ziya paşa-
herkes bir şaşkınlıkla bakıyor yüzüme
anlaşılmıyor gözlerimden içimdeki fırtına
Allah’ım bana aşktan daha büyük acı verme
benim acımdan daha büyüğünü başkasına
çünkü yeryüzünden daha büyük bir dünya
yalnız kendini yok ederek silinir sıkılmaktan
eksilmek bazen en iyisidir ya
bu dinginlik hasreti çoğaltır durur
büyütüp durur geceyi kendinden sakınmaktan
baktığım her yerde gökyüzü bir yalnızlık olur
boşalır yağmuruyla yeryüzüne sürgün edilip susmaktan
-V-
ne beyân-ı hâle cür’et ne figaana takatim var
ne recâ-yı vasla gayret ne firaaka kudretim var
-enderunlu vâsıf-
zaman diyorum hep zaman akıp gidiyor ya
bizde bu zamanın nehrinde birer yaprağız
ölüm denizine sürüklenerek varmaya
onda kendimizi bulmaya ve yok olmaya hazırız
peki ya sevdamız neden eksiltir bizi
yahut eksilen biz miyiz ki çığlığımız çoğalır
peki ya sen ey hasret şehrimin mimarı aşk
bir acının yanına bunca benzer acı gelir mi
bunca hüzünlü gece daha başka neyi sağaltır
ve sen ey şehrimde büyümüş nar çiçeği
sen çıksan senden sana daha ne kalır
-VI-
şirler pençe-i kahrımda olurken lerzan
beni bir gözleri ahuya zebun etti felek
-yavuz sultan selim-
isyan etmiyorum mutluyum bunları yaşamaktan
yalandan uzak bir sözle başkasına söylenmeyen
tek yüzüyle sevgiye sadık bir aşkta kalmaktan
mutluyum diyorum yalandan kaçarak yeniden
ama bu hiçbir şeye kar etmiyor biliyorum
şarkılar düşüyor dilime sana söylenmemiş şarkılar
aşk sokağa çıkıyor geziniyor bütün istanbulu sesiyle
bu şarkıları dinlemelisin sesimden dinlemiş kadar
şarkılar düşüyor dilime başladığı yerde biter
“bir tek dileğim var
mutlu ol yeter”