Aşk İmiş Her Ne Vâr Âlemde

Şair: Abdülhak Şinasi Hisar

Aşk imiş her ne vâr âlemde İlm bir kîl ü kâl imiş ancak Fuzûlî Sâlik-i râh-i hakikat aşka eyler iktidâ Fuzûlî Vâdî-i vahdet hakikatte makam-ı aşktır. Kim müşahhas olmaz ol vâdîde sultândan gedâ Fuzûlî Cevherinden eylemek cismi cüda âsân değil. Cisimden âgâh olan cân vâsıl-ı cânân değil. Fuzûlî Âlemi pervâne-i şem'-i cemâlün kıldı ışk. Cân-ı âlemsin fedâ her lahza min cândır sana Fuzûlî Aşk derdinin devâsı kabil-i derman değil Terk-i can derler bu derdin mu’teber dermânına Fuzûlî Reh-güzâr-ı ehl-i aşk üzre kılın medfen bana Fuzûlî Aşk bir şem-i ilâhîdir benim pervânesi Hayâlî Her kişi âşık olurdu eğer âsân olsa Taşlıcalı Yahya Bey Fermân-ı aşka cân iledür inkiyâdımız. Hükm-i kazâya zerre kadar yok inâdımız Bâkî Men eyleyemez mes'ele-i aşkı müderris Bâkî Meftûhdur erbâb-ı dile bâb-ı mahabbet Şeyhülislâm Yahyâ Bîgânedir muâmeleniz akl u hûş ile. Gûyâ derûn-ı sînede mihmânsın ey gönül Nedîm Kimden istifsar idem keyfiyyet-i aşkı aceb Ârif-i agâh serhoş vâkıf-ı esrar mest (Meçhûl) Ta kıyâmet fasl olunmaz şûriş-i bilir âşık Hızırağazâde Fehîm Bir şu'leye can vermede pervâne-mizâc ol Yenişehirli Avnî Lisân-ı aşkı bilir terceman bulunmadı hiç Neccar Zade Şeyh Rıza Eğerçi söylemez ammâ neler bilir âşık Hızırağa Zade Said Gûyâki Padişâh olurum milk-i âleme Meşgûl-i şerh-i aşk ü garâm olduğum zeman Yenişehirli Avni Gönlüm belâ-yı aşkı hem ister, hem istemez Hâzım Ben derd-i aşkı söylemesem başka derd olur Fâik Memduh Bir istiyor insan onu bir istemiyor, âh Sevmek dahi doğmak gibi, ölmek gibi bir şey Cenâb Şehâbettin Her derde çâre var güzelim, aşka çâre yok Abdülhak Hâmid Fânilere bir ömr-i müebbed yaşatan aşk Abdülhak Hâmid Şeb-i yeldâda uzar fecre kadar kıssa-i aşk Tâ ki Mecnûn bitirir nutkunu Leylâ söyler Yahyâ Kemâl Ehl-i akl anlamaz efsûs lisân-ı dilden Zanneder âşık-ı divâne muammâ söyler Yahyâ Kemâl HÜSN Ü ÂN Esrâr-i kâinata ezel cür'adan iken Ben hânkah-i aşkta hayrân idim sana Hayâlî Göz ucuyla âşıka geh lûtf eder gâhî itâb Nef'î O şûh âyinede aksiyle eyler güft ü gû Nâbî Bilen söyler nikât-ı râz-ı hüsnü bilmeyen söyler Nâbî Çıkmış henûz hâne-i âyineden o mah Esrâr-ı hüsn ü ânına hayrân olup gelir Nedîm Ben bugün bir nevbahâr-ı hüs nü ân seyreyledim Nedîm Baharı neyleriz ol gülizâr-ı gonce femin Gülüb açılması bin nevbahâra değmez mi? Nâilî’i Kadîm Lâl olur bülbül iştse râz-ı güftârın senin Nâilî-i Kadîm Güzel tasvîr idersin hâl u hatt-ı dilberi ammâ Füsûn u fitneye geldikde ey Behzâd n'eylersin Bahaî Bir az gel bağa, bülbül dinle, gül seyret, açıl cânâ Ki sen dâhî henüz âçılmamış bir gonce-i tersin Nedim Erişip bahâra bülbül yenilendi sohbet-i gül Yine nevbet-i tahammül dili bî-karâra düşdü Gâlib Dede Süzme çeşmin, gelmesün müjgân müjgân üstüne Râsih Hüsn olur kim seyr iderken ihtiyâr elden gider Ziya Paşa Ne zaman istese güzeldir o Abdülhak Hâmid Her âh bir hitâb idi körfez'de dün gece Bin mâh içinde bir meh-i tâbân olan sana Yahyâ Kemâl HEVÂ VÜ HEVES Yetmez mi temâşâ-yı cemâl el de sunarsın Ey âşık-ı mihnetzede, buldukça bunarsın Sâmî Mustafa Ben gedâ sen şaha kul olmak yok amma neyleyim Ârzû sergeşte-i fikr-i muhal eyler beni Fuzulî Secdedir her kande bir büt görsem âyinim benim Hâh kâfir, hâh mü’min tut budur dinim benim Fuzûlî Hunkâr şehre geldi deyü seyre çıkdılar Her güşe mehlikâ dolu, Hunkâra kim bakar Vizeli Behişti Uyduk dil-i dîvâneye dil uydu hevâya Rûhî-i Bâğdâdî Mecnûn ne bilir kaide-i nâz ü niyâzı Âşık mı sanır kendin o mecz^b-i mahabbet Nef'î Hevâyı aşka uyub kûy-i yâredek gideriz Nesim-i subha refîkız bahâradek gideriz Nâilî-i Kadim Bir âşina nigâha da mı fırsat olmasın Nedîm-i Kadîm İnsâf olunsa biz de rakibin rakibiyiz Nâbi Bahâne-cûy-i vuslat oldugum yâre duyurmuslar Nifâk etmişler ammâ mânevî himmet buyurmuşlar (Meçhul) Açılır elbet nesîm-i nev-bahâr essin hele Bend-i dîl muhkem değil bend-i nikâbından senin Nedim Ol perçemin nazîrini, hâtırdamı gönül Görmüş idin geçen sene, sünbül zemanları Nedim Bakılmaz hâtır-ı ahbâba hiç dilber hususunda Ragıb Paşa Ruhsat bulunur dâmen-i canân ele girmez Canan bulunur gûşe-i imkân ele girmez Haşmet Hiç akla gelir miydi bu âşıklığım ey dil Kim derdi ki bir gün bana divane desinler (Meçhul) Ne anlıyor acabâ sevdiğim meâlimden Nigâr Osman AYŞ Ü NÛŞ Ben vâr iken gerek bana bû zevk ü bû safâ Bir gün gele ki görmeye kimse turâbımı Adnî (Bâyezid-i Sânî) Öyle ser-mestem ki idrâk etmezem dünyâ nedir Ben kimem sâki olan kimdir mey ü sahbâ nedir Fuzûlî Etse ger Nef’î nola gönlüyle dâim bezm’i hâs Hem kadeh hem bade, hem bir şûh sakidir gönül Nef’i Geh câm-ı bâde nûş ideriz, gâh hûn-i dil Biz ruhsat-ı zemâna göre işret eyleriz Sabri-i Şakir Bir elinde gül, bir elde câm geldin sâkiyâ Kangısın alsam gülü, yâ câmı, yahud ki seni Nedim Ayağın sâkınarak basma aman sultânım Dökülen mey kırılan şişe-i rindân olsun Nedim Bezm o bezm, ahbâb o ahbâb, işret o işret değil Mey o mey, sakî o sakî, hâlet o hâlet değil Pertev Meyhâne yıkıldı, mest ayakda Abdülhak Hâmid Bir kanlı gül ağzında ve mey kâsesi elde Bir sofrada içdik ikimiz aynı emelde Yahya Kemal AŞK Ü GARÂM Hâlini bilmez perişanın perişan olmayan Bursalı Ahmed Paşa Cânıma bir merhabâ sundu ezelden çeşm-i yâr Öyle mest oldum ki gayrın merhabâsın bilmedim Bursalı Ahmed Paşa Ben âşıkım, hemişe sözüm âşıkânedir Fuzûlî Aşkında mübtelâlığımı ayb iden sanur Kim olmak ihtiyâr iledür mübtelâ sana Fuzûlî Göklere âçılmasın eller ki dâmânındadır Fuzûlî Sûfî mecâz anladı yâre mahabbetim Âlemde kimse bilmedi gitdi hakikatim Emri Senin mahzunun olmak bâna şadan olmadan yeğdir Gamınla ağlamak ellerle handan olmadan yeğdir Nev’î Gönüldendir şikâyet, gayrdan feryâdımız yokdur Nev’î Yâreb ne vâdîdir bu kim can teşne cânân teşnedir Bâki Bileli kendimi ben gönlümü âşık buldum Nef’î Neler çeker bu gönül, söylesem şikâyet olur Nef’î Ne şeb ki kûyine yüz sürmesem ölürüm Ne gün ki kametini görmesem kıyamet olur Nef’î Bir cebinin, bir dahi zülf-i siyehfâmın bilür Dil ne subhun fark ider Billah, ne akşâmın bilür Nedim Sinede bir lahza ârâm eyle gel cânım gibi Geçme ey rûh’i revân ömr-i şitâbânım gibi Nedim Candan geçer de ben yine geçmem niyâzdan Abdülhak Hâmid YÂR İLE CÂNÂN Yârsız kalmış cihanda aybsız yâr isteyen Bursalı Ahmed Paşa Şirler pençe-i kahrımdan olurken lerzân Beni bir gözleri âhûya zebûn itdi felek Yavuz Sultan Selim Kudretim yok hâlimi arzitmeğe canânıma Usûlî Küfr-i zülfün salalı rahneler imânımıza Kâfir ağlar bizim ahvâl-i perişanımıza Fuzûlî Sergeşteliğim kâküli müşkinin ucundan Âşüfteliğim zülf-i perîşanın içündür Fuzûlî Gözüm, canım, efendim, sevdiğim, devletlü sultânım Fuzûlî Kâşkî sevdiğimi sevse kamu halk-i cihân Sözümüz cümle heman kıssa-i canân olsa Taşlıcalı Yahya Bey Dikkatler ile seyr ideriz yâri serâpâ Görmez mi idik biz de eğer olsa vefâsı Bâki Geh âlem-i müşâhade, geh âlem-i hayâl Bir lahza yârsız kalamam, âdetim budur Sâlih Bu gün şâdım ki yâr ağlar benimçün (Meçhul) Görmemek yeğdir, görüb divâne olmakdan seni Sâbit Nesin sen, ben de bilmem, canmısın, cananmısın kâfir Nedim Nâzdan hâmûşsun, yoksa, zebânın duymadan İstesen bin dâsıtan söylesin ebrûlerle sen Nedim Sevdiğim meşk-i nigâh eylersin âhûlarla sen Nedim Nigehin böyle neden hastadır ey şûh senin Gözlerin bezm-i ezelden beri mahmur gibi Nedim Mest-i nâzım kim büyütdü böyle bî pervâ seni Kim yetişdirdi bu gûne servden bâlâ seni Nedim Yârimi gördüm, bu gün dünyâ görünmez dîdeme Hayri Çeşmini gördüm, unutdum derdi de, dermânı da Gâlib Dede Gizlesem de, âşikâr itsem de, cânımsın benim Gâlib Dede Kâilim didârını rüyâda olsun görmeğe Pertev Mâhitâba bakamam yâr gelür hâtırıma Zekâî Görsem seni helâk olurum, görmesem helâk Vâsıf-ı Enderûnî O gül endâm bir âl şâle bürünsün, yürüsün Ucu gönlüm gibi ardınca sürünsün, yürüsün Vâsıf-ı Enderûnî Biz âleme bir yâr içün âh itmeğe geldik Yenişehirli Avni ÂH MİN EL-AŞK Bende Mecnûndan füzûn âşıklık isti’dâdı var Aşık’ı sâdık benim, Mecnûnun ancak âdı var Fuzûlî Cânı cânan dilemiş, vermemek olmaz ey dil Fuzûlî Âşık oldur kim kılur cânın fedâ cânânına Meyl-i cânân itmesün her kim ki kıyamaz cânına Fuzûlî Cânımı cânan eğer isterse minnet cânıma Can nedir kim anı kurbân itmeyem cânânıma Fuzûlî Min cân olaydı kâş men-i dilşikestede Tâ her birile bir gez olaydım fedâ sana Fuzûlî Gönül derler ser-i kûyünde bir divânemiz kaldı Hayâlî Biz ol âşıklarız kim dâğımız merhem kabûl itmez Ol gülzarız ki âteşdir gülü şebnem kabûl itmez Râmî Mehmed Paşa Böyle bî-hâlet değildi gördüğüm sahrâ-yı aşk Anda Mecnûn bîdler divâne cûler vâr idi Nedim Zülfün görenlerin hep bahtı siyah olurmuş Tek zülfünü göreydim, bahtim siyâh olaydı Bayburtlu Zihni KELÂL Ü MELÂL Yok bu şehr içre senin vasf etdiğin dilber, Nedim Bir peri-rüret görünmüş, bir hayâl olmuş sanâ Nedim Derd oldu şimdi bâşıma dermân sandığım Bir âfet oldu cânıma cânân sandığım Halimgiray Gönül mahabbetli bir âdet eylemiş yoksa Ne bende aşk, ne sende cemâl kalmışdır (Meçhul) Güller âhir râm olur ammâ hezâr elden gider Ziya Paşa Sende mi hâlâ esir-i zülf-i yâr olmakdasın Uslan ey dil, uslan artık, ihtiyâr olmakdasın Recâi zade Ekrem KÂM Ü VUSLAT Gel, gel ki cümle savm ü salâtın kazası var Sensiz geçen zamân-ı hayâtın kazası yok Nesîmî Arzû-yi vasl-ı cânân câna âfetdir gönül Fuzûlî Yakmağa beni yeter hayâlin Yokdur bana tâkat-ı visâlin Fuzûlî Gerçi cânândan dil-i şeydâ için kâm isterem Sorsa canân bilmezem kâm-ı dil-i şeydâ nedir Fuzûlî Yâr ile hem-halvet ol cisminde cânın duymasın Hâlet-i aşkı hikâyet kıl zebânın duymasın Hayâlî Kadem kadem, gice, teşrîfi, Nâilî, o mehin Cihan cihan elem-i intizâre değmez mi Nâilî-i Kadim Gelmez hayâl-i vuslat ile hâb bir yere Fasîh Dede Şâm-ı vasla ne kadar dense sezâ Şâm-ı şerîf Nâbî Lal-i yâr ağzında ammâ vâ-pesin olmuş nefes Âşık-ı bîmârı gördüm cân verip c^n almada Nedîm Bûs-ı la'lin şöyle sîr-âb-ı zülâl eyler beni Kim gören âb-ı hayât içmiş hayâl eyler beni Nedîm Bakıp o şûh ile nâz û niyâza meşk ederiz Gülün tebessümüne bülbülün terânesine Nedîm Şöyle pinhân gidesin kûyıne cânânın kim Râh ola hemdemin ammâ o da hâbîde gerek Nedîm Cânâ sabâh eriştiği hâtır-nişan mıdır Senden Nedîm-i zâr dahi kâmın almadan Nedîm Gönül pervânesine vuslat âteş intizâr ateş Gâlib Dede Dil-i gam-didenin bir kerre handân olduğun gördük O naşâdın hele bir kerre şâdan olduğun gördük (Meçhul) Yâre faş'it râzını amma zebanın duymasın Güftü gûyi vuslat-ı ruhi-î revanın duymasın Yenişehirli Avnî Öyle bî-hûş ol kemâl-i mestî-i vuslatla kim Yâr âgûşunda yatsun cism ü cânun duymasun Yenişehirli Avnî Birlikte öyle tatlı zamanlar geçer ki rûh İster seninle bir ebedî zevk-ı imtizâc Tevfik Fikret Hoş geçen her dem-i sevdâ ebediyyet sayılır Tevfik Fikret İşveyle, fısıltıyla, gülüşle Olmuş şeb-i sevdâ yine bî-hâb Ahmed Hâşim Uçmakta bu âteşli havâda Vuslat demi, bir kuş gibi bî-tâb Ahmed Hâşim Hayât-ı vaslını görmekle kanmıyor nazarım Hayât-ı vaslının üstünde bir hayât ararım Cenâb Şehâbettin Bülbülden o eğlencede feryâd işitilmez, Gül solmayı mehtâb azalıp bitmeği bilmez Yahyâ Kemâl Ömrün bütün ikbâlini vuslatda duyanlar Yahyâ Kemâl Ey vuslat! O aşıkları efsununa ram et Ey tatlı ve ulvi gece! Yıllarca devam et! Yahyâ Kemâl FİRÂK VE HİCRÂN Vâızın nâr-ı cehennem dediği firkat imiş Usulî Nezr etmişim firâkına kim yok nihâyeti Nakd-i sirişkimi ki tükenmez hizânedir Fuzûlî Öyle zaif kıl tenimi firkatinde kim Vaslına mümkin ola yetürmek sabâ beni Fuzûlî Gözü yaşlıların hâlin ne bilsin merdüm-i gâfil Kevâkib seyrini şeb-tâ-seher bîdâr olandan sor Fuzûlî Zulmet-i hicr etdi çok mübhem işi rûşen bana Fuzûlî Biz bülbül-i muhrik-dem-i gülzâr-ı firâkız Âteş kesilir geçse sabâ gülşenimizden Selîmî ( Selîm-i Sânî) Dâr-ı dünyâ deli gönlüm gibi virân olsa Ne cihân olsa, ne cân olsa, ne hicrân olsa Taşlıcalı Yahya Bey Güşad-ı gonce-i dil kaldı bir bahâra dahi Zâmîrî Şayet görüp terahhum ede hâksârını Ömrüm geçince bekleyeyim reh-güzârını Cevrî İstemem sensiz olan sohbet-i yârânı bile Neşâtî Sen gelmeyince hâtıra görsen neler gelir Nâbî Şeb-i yeldâyı müneccimle muvakkıt ne bilir Mübtelâ-yı gama sor kim geceler kaç sâ'at Sâbit Ey şâm-ı hicr hiç seherin yok mudur senin Çelebizâde Âsım Belâ-yi keşmekeş-i intizârı benden sor Nedim Yârdan mehcûr iken düşdük diyâr-ı gurbete Dehr gösterdi yine hicrân hicrân üstüne Râsih Mir'ata bakma bir iki gün eyle tecrübe Sabreylemek firâkına müşkil değil midir Nahîfî Bülbülden işit nâliş-i hasret neye derler Râgıp Paşa Gören sanur ki safâdan semâ-ı râh iderim Döner döner bakarım kû-yi yâre âh iderim Esrar Dede Ağlatmayacakdın, yola bakdırmayacakdın Ol va’de-i tekrâr-be-tekrârı unutma Esrar Dede Su uyur, düşman uyur, haste-i hicrân uyumaz Gâlib Dede Değil vuslat murâdı firkati tecdîde gelmiştir Gâlib Dede Yârin bize bir selâmı yok mu Gâlib Dede Banâ duzehden ey meh dem urur gülzârlar sensiz Diraht âteş, nihâl âteş, gül âteş, berk ü bâr ateş Gâlib Dede Görsem tahammül eyleyemem bâri görmesem Vâsıf-ı Enderûnî Bana bin saat olur bir şeb-i yeldâ sensiz Şeref Hanım Kış geldi firâk açmadadır sîneme yâre Vuslat yine mi kaldı güzel fasl-ı bahâre (Meçhul) İmkân yoğimiş çünki telâkiye bütün gün Göndermeliyim almalıyım bir haber olsun Recâizâde Ekrem Geldi ammâ neyleyim, sensiz behârın şevki yok Recâi Zade Ekrem Hicrân biter mi, girye-i hicrân diner mi hiç Tevfik Fikret Eyvâh ne yer ne yâr kaldı Gönlüm dolu âh ü zâr kaldı Abdülhak Hâmid Ötme ey bülbül-i avâre ki hicran uyusun Fâik Âli YÂD VE TAHATTUR Hayfâ ki geçdi bilmedik ol hoş zamân idi Şehzâde Cem Hâb-ı gafletde geçen ömrümü rü'yâ gördüm Zâtî Hayâlile tesellidir gönül meyl-i visâl itmez Gönülden taşra bir yâr olduğun âşık hayâl itmez Fuzûlî Geçmiş zemân olur ki hayâlî cihan değer Hayâlî Hayâl-i yâr gibi varmı bir refik-i şefik Ruhi-i Bağdâdî Gözümde kaldı o demler misâl-i hâb ü hayâl Nazîm Gel söyleşelim cümle geçen demleri cânâ Sâmî Kani ol gül gülerek geldiği demler şimdi Ağlarım hâtıra geldikçe gülüşdüklerimiz Şinâsi-i Kadim Ömr âhir olur sohbet-i dildâre doyulmaz Yenişehirli Avni Civanlık âlemin yâd etmeyen bir pîr yokdur yok Hersekli Ârif Hikmet Ağlarım, ammâ niçün, bilmem kiminçün ağlarım Recâizâde Ekrem Seni söyler bana dağlar, dereler Recâizâde Ekrem Yâd et beni gizli gizli yâd et Recâizâde Ekrem Bize bir zevk-i tahattur kaldı Bu sönen gölgelenen dünyâda Ahmed Hâşim Gel söyleşelim seninle ey yâr Geçmişdeki mâcerayı tekrâr Abdülhak Hâmid Mâzim ile âşinalığın var  Abdülhak Hâmid Kalbim yine üzgün, seni andım da derinden Geçtim yine dün eski hazân bağçelerinden Yahyâ Kemâl Yâd et ki sevişdikti ilâhî adalarda Yahyâ Kemâl Sen nerdesin ey sevgili, yaz günleri nerde Yahyâ Kemâl Mehtâb iri güller ve senin en güzel aksin Velhâsıl o rü'yâ duruyor yerli yerinde Yahyâ Kemâl Aşk İmiş Her Ne Vâr Âlemde Aşka Dair Seçilmiş Mısralar ve Beyitler Abdülhak Şinasi Hisar / YKY Yayınları 2012 (İlk Baskı 1955)bercestem
Kategori: Şiir Türk Şiiri
Yayınlanma: 20.06.2016