aşk ve ülke: kalınmaz

susulur, orda işte, sesindeki kargaşaya aldanır gönül
bir gün bir çocuk mecbur sorar:
bu nasıl gitmek
kahır, korku, sabır; vedâ bile mahrum bana
yalnız, etten ve kemikten bir ses: gitme!
hüküm soran donuk annedir
öpüp başıma koyduğum bir el
gıyâbında yargılanır kalbim
anlatılır: buymuş sana sebep

kardeşe sızı
dünyaya selam
geriye mektup bırakılır
çünkü ‘yokuş yol’da gece kurşun
gündüz çizme dağıtır devlet
durulur gökyüzü, davullar susar
bir düğün, bir cenâze
her yerde zılgıt, sorulur:
bu nasıl katlanmak.
kayalar yarılır
mezarsız ölüler korusu başlar bende:
erken yaşım, ölüm yaşım
senin vebâlini kim taşır

dönüp bakılır son kez
parmaklardaki şefkat azalır
anımsanmaz hangi kadaya gönül borcumuz kaldığı
anımsanmaz:
hâlâ kısa seyirdir dünyada insan
ağır iyiliğim, sevgilim
uzun ayrılık oldum, öyle farz et
yürüdüm, tükendim
‘her kayanın gediğinde ağladım’
gıyâbında yargılandı kalbim
anladım: buymuş bana kısmet

Kemal Varol

Bir yanıt yazın

E-Posta adresiniz yayınlanmayacaktır.