Aşk

Aşk, sanırım insanın en kolay olduğunu sandığı en çetrefil yaşantılarından birisi. Gündelik hayatın en kolay yaraladığı bir duygu. Her zaman biricik olduğundan, hiçbir deneyimin ‘ustalık’ kazandıramadığı bir güzel acemilik. Başlarken de biterken de acı verir. İnsana insan olduğunu duyumsatan en büyük imkândır. Zaaflarımızı büyüten bir erdemdir. Güçsüz düşürür bu yüzden. Kendisine özgürlük isterken, sevdiğinin üstüne kapanan bir paradokstur. Her şeyin ayak üstü yaşandığı bir dünyada, bu karmaşık duygu da ne yazık ki payını almış ve ikinci cümleden sonra yüke dönüşmüştür. İnsanı hoyrat kılan bir sonuçtur bu. Hemen her ilişkimize yansıyan bir sığlığa, bir saygısızlığa götürür bizi…

Aragon diyor ya, ‘Aşk, bize güç veren tek özgürlük yitimidir.’ İlk gençliğin telaşı geçti. Elli altı yaşımdayım. Aşksız hiçbir iyiliğin, inceliğin ve verimin olamayacağını, belki biraz pahalı, öğrendim. Ne şiir, ne bilim, ne kavga… Nefret bile aşktan doğar. Büyük heyecanların ve yaratıların ateşleyicisidir aşk. Onu yatıştıran, dingin bir genişliğe taşıyansa sevgidir. Aşk özgürdür, sevgi evcil. İlki kekeme bir hecedir, ikincisi cümle. Bu yüzden ilkinin kuralı yoktur, ikincisi, özne-tümleç-yüklem gibi bir yapı ister. Seçim bize öğretilene, bizim kişiliğimize, öğretilenle olan ilişkimize bağlıdır. Aşktan sevgiye gidilebilir ama hiçbir sevgiden aşka gidilemez. Bu yüzden biri diğerinin yerine ikâme edilemez. Şiire ve insana ikisi de gerekli. Yoksa yaşamak tam bir cehenneme dönerdi. İnsan, ne sürekli bir aşk halini, ne de sevginin edilgen sürekliliğini kaldırabilir…

Şükrü Erbaş
Bütün Hatıralar Islaktır / Sıddık Akbayır / Ferfir Yay.

Bir yanıt yazın

E-Posta adresiniz yayınlanmayacaktır.